Anne İtalyanlar geliyor!
Bir coğrafya düşünün! Yüzyıllar boyu ismimizle yatmış kalkmış. Ne zaman korksalar, sırtları ürperse, bizi anmışlar...
ABONE OLMamma, li Turchi! (Anne Türkler geliyor). Nasıl çıktı bu “efsane”? Akdeniz’i göl eden atalarımızın marifetlerinden. Karaya her ayak basışlarındaki tasarrufları... Şehir efsaneleri sahile yerleşmiş. Sonra? Hinterland’a. Ve “eski kıtanın” tümüne... Abartılmış bir öykü sanmayasınız. “Şehir efsanesi” nam “gerçek ve haleleri” her dönem var oldular. Ve aynı yolu izlediler. İrice bir kartopu düşününüz. Yokuş aşağı... Nasıl? Üzerindeki kar taneciklerini etrafa saçarak. Etraftaki kar taneciklerini ise kendi hacmine kabullenerek. Sonrasına dikkat: Kartopu büyümekte ve hızlanmaktadır. Sadece “olumsuz” anlamda düşünmeyiniz. Her konuda olduğu gibi, sizin nerede durduğunuz ve nereye baktığınız fevkalade belirleyici olacaktır...
Adriyatik’e dönelim. Yüzyıllarca “Akdeniz ticaretini” elinde tutan Venedik cumhuriyeti. Arka bahçesi Bergamo’ya. Tepeye yerleşmiş eski şehir azametiyle orada. Kendilerini “Orta halli idik” diye tarifliyorlar. Ama dikkat! Kime göre? Venedik şehri sakinlerine göre! Rehberimize “Nuh Tufanı’nı” soruyorum. Gözleri büyüyerek soruyor. Nereden biliyorsun?
Oysa Bergamo’daki Tufan tasviri, biz Türkler için çok önemli bir “Rönesans sanatçısının en fiyakalı eseri”. Kilisenin apsis girişindeki dört manzume “Lotto’nun”. Ahşap gibi zor bir malzemeyi kesip biçerek, mitolojik bir tablo yaratıyorsunuz. Malzemeye hâkimiyet. Zanaatkâr yetkinlik. Ve yaratıcılık... Üçü de mükemmel! Peki bu Lorenzo usta, Ağrı Dağı’nı anlattı diye mi, önemli bizler için? Hayır. Lorenzo Lotto’nun kültür tarihimiz için benzersiz ağırlığı şu: Uşak Lotto!