Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ayşe Özek KARASU/ HABERTÜRK PAZAR

Kötü kedi” araştırmalarında sürekli “bozacının şahidi şıracı” durumu hasıl oluyor nedense. Kedilerin ne sevgisiz yaratıklar olduğunu kanıtlamak için ille de köpeklerin ne kadar sevgi dolu varlıklar olduğunu belgelemeye çalışıyorlar.

Köpeklerin kedi aleyhtarlığı için kullanılmasına şiddetle itiraz ediyorum. “Köpek sadık, kedi nankördür” efsanesi yeterince kök salmamış gibi, bir de bilimsel literatürü kabartmak için uğraşıyorlar.

Japonların yaptığı son çalışma da aynı tıynette. Azabu Üniversitesi, BBC belgeseli için kedi ve köpeklerle deney yapmış.

Daha önce kedinin sevgisini ölçmek için bacaklara sürtünme katsayısı, kuyruğu dik tutma açısına filan bakmışlardı farklı araştırmalarda. “Kedi başı sıkışınca sahibine mi herkese mi koşar?” meselesini bile deşmişlerdi. Azabu Üniversitesi’nin araştırmasında bu sefer de kimyasal üzerinden gitmişler.

Geçen hafta Neva Ç. Banes de yazdı; Sevilen bir kişiyle karşılaşıldığında sevginin ağırlığına göre oksitosin hormon miktarı da artıyor. İşte bu veriden yola çıkarak 10 kedi ve 10 köpek alıp tükürüklerindeki oksitosin oranını ölçüyor, sonra da hayvanları sahipleriyle bir araya getiriyorlar.

10 dakika sonra oksitosin oranını yeniden ölçtüklerinde, köpeklerde yüzde 57’lik artış tespit ediyorlar. Kedilerde artış yüzde 12’yi ancak buluyor. Neymiş? Köpekler kedilere oranla 5 kat daha fazla sevgi doluymuş! Aynı deneyi daha önce anne ve çocukları arasında da yapmışlar. Köpeklerden elde ettikleri sonuçlar çocuklarınkiyle eşit.

Bundan çıkardıkları sonuç; Demek ki köpekler sahiplerini bir çocuğun annesini sevdiği kadar seviyorlar. Mantık biliminde “safsata” örnekleri vardır ya; “Kör at nadirdir, nadir şeyler değerlidir, demek ki kör at da değerlidir” gibisinden. Japonların anne-çocukköpek- kedi dörtgeninden çıkardıkları sonuç da kör at safsatasından hallice. Çünkü sevgi hormonu oksitosin göz temasıyla harekete geçiyor.

Anne ile çocuk arasındaki duygu bağını sadece bakışlarla açıklamak yeter mi acaba? Oksitosin ile yapılan ilk araştırma değil bu. Azabu Üniversitesi’nden hayvan davranış bilimi uzmanı Takefumi Kikusui köpeklerin bakışlarıyla insan kalbini nasıl çaldığını da oksitosin deneyiyle ortaya çıkarmış. Köpekle insanoğlu arasındaki bağın sırrı buymuş.

Sonra da kedilerle deneme ilhamı gelmiş. İyi de bizde 2 köpek, 3 kedi var, hepsi de gözümüzün içine bakıyor. Köpek bakışları biraz daha acıklı o kadar.

YOKSA LÜKS KEDİLER Mİ

Bu araştırmaları hangi cins kedilerle yaptıklarına dair bir nota rastlamadım. Pek muhtemeldir ki, Scottish Fold, British Shorthair filan gibi pahalı cinsler de vardır aralarında. Gelin bir de sokak kedileriyle yapın. Sokak kedisi derken, bizim evdeki iki sarmanla tekir hanımı kastediyorum.

Anneleri trafik canavarına kurban gidince, kızımın daha gözleri henüz açılmışken sokaktan kurtardığı Batu ve Kiti kardeşlerle, Vodafone Arena inşaatının çimentoları arasından çekip çıkardığı Tedi’den bahsediyorum. Hepsini de biberonlarla besledi büyüttü.

Akşam eve geldiğimde üçü de gözümün içine içine bakarken oksitosin hormonlarını ölçsem kaç çıkardı acaba. Bir de kedilerin sizi hiç iplemediği, çağırınca gelmediği, okşanmaktan hazzetmediği noktasından hareketle sevgisizlik biçen araştırmalar var.

Evet kediler böyledir, çünkü köpek gibi bağımlı değillerdir. Peki sevgi sadece bağımlılık mıdır? Muhtaç olmak mıdır? İhtiyaçtan kaynaklanan sevginin barındırdığı bağımlılık ile bağlılık arasında hiç mi fark yoktur?