Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam Kanser olan rektöre 'Türban taktı' dedikodusu

        Bir üniversite rektörü düşünün, üstelik kadın... Türkiye'nin en önemli üniversitelerinden birinin, Boğaziçi Üniversitesi'nin ilk kadın rektörü...

        Prof. Dr. Ayşe Soysal'dan bahsediyorum elbette...

        Başörtülülerin derslere girmesine göz yumduğu için...

        Ermeni konferansına kapılarını açtığı için... Hakkında söylenmedik kalmamıştı... Hatırladınız mı?

        Birileri onu "Türbansever" olarak yaftalamaya çalışırken... Birileri de "Ermeni şakşakçısı" olarak hedef gösteriyordu...

        Bütün bunlar olup biterken meğer Ayşe Soysal kanserle boğuşuyormuş...

        Birkaç gün önce bir araya geldik, kısacık kestirdiği saçlarını sorunca ortaya çıktı... Bu arada kısacık ve bembeyaz saçların ona çok yakıştığını da söylemeden geçemedim. Aldığım cevap son derece insanca, kadıncaydı: "İnan bu kadar beyazım olduğunu hiç fark etmemiştim."

        Ayşe Soysal rutin kontrollerinden birinde meme kanseri olduğunu öğrenmiş. Doktor, "Hemen ameliyat" deyince, bir an bile paniğe kapılmamış.

        "Anladım ki" diyor, "Kanserle mücadelede en önemli etken doktora güven. Eğer bir hasta doktoruna güvenirse ve iyileşeceğine inanırsa, bu hastalığın yüzde ellisini halletmek demek".

        Ayşe Soysal kanseri, tedavi sürecini, nasıl başa çıktığını Söz Sende'de anlattı zaten. Bugün ondan bu köşede bahsetmek isteyişimin sebebi başka... Ayşe Soysal bir taraftan yazdığım bütün bu saldırılar, hatta aldığı tehditlerle, hastalığıyla uğraşadursun, bir taraftan da yakın çevresinden görüşleri yüzünden inanılmaz bir "mahalle baskısı" görmüş... "Ne kadar ağırdı, nasıldı?" diye sorunca, "Sana sadece bir örnek anlatacağım" dedi. "Anlatacağım çünkü mahalle baskısının boyutunu ancak bu yaşadığım gösterir."

        Ayşe Soysal meme kanseri tanısı konulduktan sonra hemen ameliyat olmuş. Ardından kemoterapi seansları gelmiş.

        "Bir gün saçlarım dökülmeye başladı... Aslında bununla ilgili bir problemim olmadı. Herkesin yaşadıkları. Çok yakınlarımın yanında tamamen kel geziyordum. Ama sokağa kel çıkmayı tercih etmedim; çünkü öncelikle çocukları korkutabiliyorsun o halinle, sana bakıp ağlamaya başlıyorlar. Ben de zaman zaman bir şapka, zaman zaman bir bone ya da başörtüsüyle çıkmaya başladım. O ara benim Boğaziçi'nden arkadaşlarım birbirlerine telefon edip, 'Ayşe kapandı mı, sonunda oldu mu' diye konuşmuşlar!"

        Dedikodu almış başını yürümüş, taa kanserle boğuşan Ayşe Soysal'ın kulağına kadar gelmiş. Peki ne yaptınız? Öfkelendiniz mi?

        "Kahkaha attım!" diye cevap verdi. "Böyle bir şeye öfkelenilmez ancak gülünür!" "Hastalığımın iyi bir yönü vardı aslında biliyor musun?" diye gülerek devam etti: "Yakın arkadaşlarımla siyaset konuşamaz olmuştum. Kanser olduktan sonra ben onlara vıdı vıdı hastalığımı anlattım, konu hiç siyasete gelmedi!"

        Bu arada yanlış anlaşılma olmasın, başörtüsü takmak ya da biri hakkında "türban taktı" diye dedikodu yapmak hakarettir gibi bir anlam çıkmasın.

        Ayşe Soysal ve onun gibiler, sadece düşüncelerinden ötürü birtakım yaftalamalara, ocu, şucu gibi nitelendirmelere maruz kaldılar. Sadece hak ve özgürlükleri savundukları için, sanki birilerinin adamı olmuş, "İktidara yaranmak için başörtüsü takmış" dedikodularını yaşadılar.

        Bu yazı kendini "laik" gören kişilerin diğerlerinin üzerinde uyguladığı mahalle baskısını anlatmak içindir, önemli bir örnektir diye düşünüyorum! Bir akademisyen, bir kadın, eski bir rektör, zor hastalığının iyi yönünün çevresiyle siyaset konuşmamak olduğunu söylüyorsa, orada durup biraz düşünmemiz gerek!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ