'Selvi Boylum Al Yazmalım', çeşitli dönemlerde yapılan anketlerde ‘Hababam Sınıfı' ile birlikte Türk sinemasının en çok sevilen filmi çıkıyor.
Filmin her sahnesi, her diyaloğu biliniyor.
Defalarca izlenmesine rağmen her yeni izleyişte keyif veriyor.

Ne var ki Türkan Şoray, Kadir İnanır, Ahmet Mekin ve Elif İnci'nin başrollerini paylaştığı 'Selvi Boylum Al Yazmalım'ı kimin yönettiği pek bilinmez.
Filmin yönetmeni Atıf Yılmaz.
Ve filmin senaryosunu kimin yazdığı da pek bilinmez.
Filmin senaristi Ali Özgentürk...

Ali Özgentürk 1945'te Süleyman Özgentürk ile Cemile Özgentürk'ün ilk çocukları olarak Adana'da doğdu.
İlkokul yıllarında babasının berber dükkanında çıraklık yaptı.
Daha çocuk yaşlarındasınız.
Berber babanızın müşterilerinden ikisi Yaşar Kemal ile Abidin Dino.
Kültür ve sanat sağanağı altında edebiyata yönelmemeniz mümkün mü?

Ali Özgentürk, o sağanak altında şemsiyesini ters çevirdi.
Yaşar Kemal ve Abidin Dino başta olmak üzere babasının müşterisi olan dönemin aydınları Ali Özgentürk'ün düşünce dünyasının şekillenmesinde büyük rol oynadı.
Ortaokul sıralarındayken şiirler ve hikâyeler yazmaya başlayan Ali Özgentürk, sesinin gürlüğü nedeniyle okuldaki müsamerelerin baş aktörü oldu.

Ali Özgentürk, çocukken berber dükkanında sırtındaki kılları fırçaladığı Yaşar Kemal ile gençlik yıllarında dost oldu.

Bir gün yolda yürürken gördüğü Adana Devlet Tiyatrosu'nun 'Çocuk oyuncular aranıyor' ilanı üzerine seçmelere katılarak 'Tom Sawyer'ın Maceraları' adlı oyunla tiyatroya ilk adımını attı. 
Adana Devlet Tiyatrosu'nun çocuk oyuncuları arasına giren Ali Özgentürk, daha sonra öğrenim gördüğü Adana Erkek Lisesi'nde birçok oyun sahnelerken Adana Kız Lisesi'ndeki öğrencilere tiyatro konusunda yardımcı oldu.
Bu dönemde Adana Devlet Tiyatrosu'nun kadrosuna dahil olan Ali Özgentürk, ilk maaşını kardeşlerinin iyi bir eğitim görmesi için babası Süleyman Özgentürk'e verdi.

Süleyman Özgentürk, 'Bizim oğlan gitti oyuncu oldu' diyerek oğlunun oyuncu olmasını istemese de başarısından dolayı büyük gurur duydu.

Ali Özgentürk, aynı yıllarda Adana Gençlik Kültür Derneği Tiyatrosu'nu kurarak küçük semtlerde ve köylerde arkadaşlarıyla birlikte çeşitli oyunlar sahneledi.
27 Mayıs 1960 İhtilali'nin ardından Ocaklı Köyü'nde 'Pusuda' adlı oyunu sahnelerken henüz 15 yaşındayken jandarmalar tarafından gözaltına alınarak bir hafta nezarette kaldı.

Ali Özgentürk’ün çektiği ilk belgesellerden biri.

Pandomim grubuyla birlikte Adana'ya giden Oğuz Aral ve Osman Arolat ile tanışması Ali Özgentürk'ün hayatında yeni bir sayfa açtı.
Osman Arolat dedi ki; "Ali, İstanbul'a gelirsen beni mutlaka arayacaksın. Söz mü?"
Ali Özgentürk, 1966'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe - Sosyoloji Bölümü'nü kazandı.
İstanbul'a ayak basar basmaz da aradığı Osman Arolat'ın "Ali, Krepen Pasajı'ndaki Yorgo'nun Meyhanesi'ne gel, gerisine karışma" demesiyle akşamı zor etti.
Masadaki kişiler; Sermet Çağan, Oğuz Aral, Selahattin Hilav, Ömer Uluç, Cevat Çapan ve Can Yücel.

Henüz 22 yaşındaki Ali Özgentürk, ülkenin en önemli edebiyatçıları ve düşünürleriyle aynı masada...
Türkiye Öğretmenler Sendikası Tiyatrosu TÖS'ü kuran Fakir Baykurt ve Sermet Çağan, iş aradığını öğrendikleri Ali Özgentürk'e el uzattı.
TÖS'ün oyunlarından biri olan 'Ayak Bacak Fabrikası'nda rol alan Ali Özgentürk, aynı zamanda Sermet Çağan'ın da asistanlığını yaptı.
Kısa sürede tiyatro dünyasında bilinen bir isim olan Ali Özgentürk, daha sonra Ulvi Uraz Tiyatrosu ve Arena Tiyatrosu'nun oyunlarında sahneye çıktı.
Fakir Baykurt'un romanından sahneye aktarılan 'Yılanların Öcü'nde 'Haceli'yi canlandırmasının istenmesi Ali Özgentürk'e duyulan güvenin ve ne ölçüde gelecek vaat ettiğinin göstergesi oldu.

Aynı dönemde Türkiye Milli Talebe Federasyonu Kültür Komisyonu'nda tiyatro başkanlığı yapan Ali Özgentürk, 1968'de tiyatroyu sokağa taşıdı.  İşçilere, köylülere onların da hakları olduğunu, haklarına sahip çıkmaktan daha doğal bir şey olamayacağını tiyatronun insan ruhuna olan etkisini göstermek amacıyla Türkiye'nin ilk sokak tiyatrosu olan Devrim İçin Hareket Tiyatrosu'nu da kurdu. Tiyatronun oyuncu kadrosunu ise Can Yücel, Kuzgun Acar, Sadık Karamustafa, Doğan Soyumer, Engin Ayça ve daha sonra evleneceği Işıl Türkben'den oluşturdu. Özgentürk, oyunları işçi ve köylülerle konuşarak onların sorunlarını öğrendikten sonra yazdı.
Ali Özgentürk'ün aynı zamanda bir okul haline getirdiği Devrim İçin Hareket Tiyatrosu'nda cuma ve pazar günleri Selahattin Hilav, Fethi Naci, İdris Küçükömer, Vasıf Öngören ve müzisyenler, edebiyat kuramı, şiir analizi, estetik, felsefe, siyaset bilimi dersleri verdi.

1966'da 8 mm'lik bir kamera edinerek 'Özel Okulları Protesto' adlı 300 üniversiteli gencin İstanbul'dan Ankara'ya yaptığı 13 günlük yürüyüşü, 9 dakikalık 'Uzun Yürüyüş' adıyla belgesel film haline getirdi.
68 kuşağının heyecanıyla sokaklarda tiyatro oyunlarının sayısını artıran Ali Özgentürk ile arkadaşları birçok kez, halkı kışkırtmak suçundan gözaltına alındı.
Geceyi nezarethanede geçirdikten sonra ertesi gün oyunlarını yeniden sahnelediler.
Sonra yeniden göz altına alındılar, serbest bırakılınca yeniden oyun sahnelediler, sonra yeniden göz altına alındılar.
O dönem Ali Özgentürk'ün yaşantısı böyle devam edip durdu.

Ali Özgentürk’ün çektiği ilk belgesellerden diğeri.

Bu dönemde hem kendi geçimini sağlayabilmek hem de tiyatronun giderlerini karşılayabilmek için MADEN-İŞ sendikasında kültür müdürü olarak çalışmaya başlayan Ali Özgentürk, aynı zamanda MADEN-İŞ Gazetesi'ni çıkardı. Ancak 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası'ndan onra gazeteye attığı manşet nedeniyle sendikadan kovuldu.
Yetmezmiş gibi Devrim İçin Hareket Tiyatrosu kapatıldı.

Tiyatro kariyeri sona eren Ali Özgentürk, sinemaya yönelmeye karar verdi.
'İyi film yapmak için önce kamerayı öğrenmem gerek' diyerek Erman Han'da kamera asistanı olarak çalışmaya başladı.
Ali Özgentürk, 1973'te çektiği 'Ferhat' ile Polonya Krakow Film Festivali'nde 'En İyi Kısa film Ödülü'nü kazandı.

Ali Özgentürk, 1974'te diğer kısa filmi 'Yasak' ile ise Moskova Festivali'nde 'Büyük Ödül'e layık görüldü.
Moskova Film Festivali, Ali Özgentürk'ün ödül aldığı bir festival olmasının ötesinde çok daha büyük bir anlam taşıdı.
'Selvi Boylum Al Yazmalım'...

Atıf Yılmaz - Ali Özgentürk

Ali Özgentürk, Moskova Film Festivali'nde kariyerinin akışına ivme kazandıracak olan Atıf Yılmaz ile tanıştı.
Cengiz Aytmatov'un 'Selvi Boylum Al Yazmalım' adlı romanının film haline getirilmesi fikri ilk kez Moskova'da oluştu.
Festivalde bulunan Cengiz Aytmatov, film fikrini Moskova Film Festivali'nde Türkan Şoray ve Atıf Yılmaz paylaştı.

Cengiz Aytmatov - Türkan Şoray - Kadir İnanır

Festival dönüşünde Atıf Yılmaz, Ali Özgentürk'ten 'Selvi Boylum Al Yazmalım'ın senaryosunu yazmasını istedi.
Düşünün; Atıf Yılmaz gibi bir üstat, daha önce hiç senaryo yazmamış birine filminin en can alıcı noktasını teslim ediyor.
Görünen o ki tiyatrocuların Ali Özgentürk'te gördüğü cevheri Atıf Yılmaz da gördü.
1,5 yıl süren senaryo yazımı sonrasında Ali Özgentürk, aynı zamanda filmin yönetmen asistanlığını da yaptı.
Bu arada Cengiz Aytmatov'un 'Selvi Boylu Al Yazmalım'ı ile Ali Özgentürk'ün 'Selvi boylum Al Yazmalım'ı birebir aynı değildir.
Cengiz Aytmatov, bir röportajında "Ali Özgentürk'ün hikâyesiyle benim hikâyem arasında sadece % 10 benzerlik vardır. Ali'nin hikâyesi benimkinden daha güzel" dedi.

Cengiz Aytmatov'un hikâyesinde filmin mottosu olan bu söz yoktur;
'Sevgi emektir.'
Ali Özgentürk, günümüzde atasözü haline dönüşen 'Sevgi emektir' sözünü ilk kızı Dünya'ya baktığı sırada türetti.
Eşi Işıl Özgentürk düzenli bir işte çalıştığı için Dünya'ya bakma görevi Ali Özgentürk'teydi.
Ali Özgentürk, bir çocuğa bakmanın ağır sorumluluğunu ve yoruculuğunu bir gün kendi kendine 'Sevgi emektir' sözüyle tanımladı.
O sözünü de Selvi Boylum Al Yazmalım'da kullandı.

'Selvi Boylum Al Yazmalım' ile bıraktığı etki,Ali Özgentürk'ün kariyerinde sıçrama yapmasına neden oldu.
Ali Özgentürk, 1979'da Türkan Şoray ile Talat Bulut'un başrollerini paylaştığı 'Hazal' ile ilk kez uzun metrajlı bir filmin yönetmenliğini yaptı.
'Hazal'ın kazandığı ödüller, Ali Özgentürk'ü sinema sektöründe üst sıralara taşırken sinemada 'Ali Özgentürk tarzı' oluştu.

1980'de Asya Film'i kuran Ali Özgentürk, senarist - yönetmen - yapımcı olarak ürettiği filmlerle Türkiye'de ve yurt dışında birçok ödül kazandı.
Senaryosunu yazdığı, yönettiği ve yapımcısı olduğu filmlerle kendine özgü hikâye anlatımını beyazperde aracılığıyla izleyicilerle paylaşan, Türkiye'de ve yurt dışında birçok ödül kazanan Ali Özgentürk, 2010'da sinemayı bırakmak zorunda kaldı.

Ünlü Macar besteci Bela Bartok'un 1936'da Anadolu'daki müzik türlerini araştırmak için Türkiye'ye gelmesini konu edinen 'Görünmeyen'de başrolde Oscar ödüllü ünlü oyuncu Udo Kier vardı.
Ali Özgentürk, bir şirketten kamera kiraladı.
Şirketin görevlendirdiği kamera teknisyeninin hatası sonucu 17 günlük çekimler tekrarlandı.
Tekrar demek çok para harcamak demek.
Ali Özgentürk, bütün parasını çekimlerin tekrarı için harcayınca maddi sıkıntı içine girdi.
Ve o tarihten itibaren film çekemedi.

Ali Özgentürk, Udo Kier ile Kubat'a çekecekleri sahneyi anlatıyor.

Babası Süleyman Özgentürk'ün çocuklarını okutma arzusundan yola çıkarak hikâyeleştirdiği 1981 yapımı 'At', Ali Özgentürk'ün çektiği bütün filmlerin ve henüz filme çekilmemiş 70'in üzerindeki senaryosunun gelirini bir süre önce Darüşşafaka Cemiyeti'ne bağışlamasına vesile oldu.
Nasıl mı?

Ali Özgentürk, İstanbul Aksaray'daki Darüşşafaka Cemiyeti'nin bahçesinde 'At'ın çekimlerini yaparken öksüz veya yetim çocukların okutulması için cemiyetin yaptığı çalışmaları yakından görme şansına sahip oldu. Okuma - yazmayı askerde öğrenen babası Süleyman Özgentürk'ün çocuklarını okutmak için gösterdiği çabanın hissiyatıyla 'Hayatım' olarak tanımladığı bütün filmlerinin ve henüz filme çekilmemiş 70'in üzerindeki senaryosunun tüm gelirlerini geçtiğimiz aylarda Darüşşafaka Cemiyeti'ne bağışladı.

Ben derim ki;
Paranız olmadığı halde tiyatro kurup oyunlar sahneleyen siz değil miydiniz?
Paris'ten Moskova'ya 5 kuruşsuz gidip ödül kazanan siz değil miydiniz?
'Selvi Boylum Al Yazmalım'ın senaryosunu göstermek için Atıf Yılmaz'ın evine gitmek için bakkalınızdan borç yol parası alan siz değil miydiniz?
Siz bir Ali Özgentürk'sünüz.
Bir yolunu bulup 70'in üzerindeki senaryolardan en azından birini filme çekemez misiniz?

Ali Özgentürk,Habertürk HT Stüdyo'da Mehmet Çalışkan'ın konuğu oldu.

'Selvi Boylum Al Yazmalım'a olan ilgi 42 yıldır sizce neden sona ermiyor?
Ben sosyoloji okudum ama bu soruya başka sosyologlar daha iyi cevap verebilir. İnsanın kendi eseri üzerine konuşmasının, kendisinden söz etmesinin ayıp olduğu yönünde terbiye aldım.

TÜRKAN ŞORAY'LI TAKTİK DE İŞE YARAMADI
Senaryoyu yazma teklifini nasıl aldınız?
1974 yılıydı Paris'te bir arkadaşım Mehmet Ulusoy ile birlikte tiyatro yapmıştım. Oradan Stalin'in treniyle Moskova'ya hareket ettim. 5 kuruş param yoktu. Çantamda sadece 4 tane muz vardı. Şanslıydım, kompartımanda 5 rahibe vardı. Onlar bana yemek verdi. 6 - 7 günde Moskova'ya vardık. Moskova Film Festivali vardı. Benim kısa filmim yarışma bölümüne kabul edilmişti. Dünyanın en büyük festivallerinden biri. Festivali komünist parti düzenliyordu. 'Baba'nın yönetmeni Francis Ford Coppola ve oyuncusu Robert de Niro da oradaydı. Düşünebiliyor musun? 'Vay anasını. Sinema müthiş bir şey' dedim. Yanlarına gidip tanışmak istedim. Polis izin vermedi. Türkan Şoray'a gidip koluma girmesini, o zaman polisin geçmemize izin vereceğini söyledim. Türkan Şoray, kabul etti. Koluma girdi, masalarına doğru giderken polis gelip yine Francis Ford Coppola ve Robert de Niro'nun yanlarına gitmemize izin vermedi.

Ali Özgentürk, 50'nci Sanat Yılı Gecesi'nde Türkan Şoray'ı ağırlamaktan büyük mutluluk duydu.

Sonra ne oldu?
Dur anlatıyorum. İngiliz sinemacılar, en beğendiğim yönetmenler.... Herkes orada. Bir baktım masanın birinde Türk bayrağı var. Masadakilere baktım. Fatma Girik, Türkan Şoray, Atıf Yılmaz, Zeki Ökten ve Münir Özkul... Onların arasına bir bebek gibi düştüm. Ünlü Yeşilçam oyuncuları ve Atıf Yılmaz. Bense o zamana kadar sadece kısa film yapmış genç bir adamım. Münir Özkul ile hemen dost olduk. Münir Ağabey, beni kendisine benzetirdi. Mekânı cennet, toprağı bol olsun.

Ali Özgentürk, Nazım Hikmet'in eşi Tera Tulyakova ile görülüyor.

MOSKOVA'DAN BÜYÜK ÖDÜL BAKKALDAN YOL PARASI İÇİN BORÇ ALDI
Atıf Yılmaz'ın dikkatini nasıl çektiniz?
Orada Cengiz Aytmatov da vardı. Masaya yaklaşıp Türkan Hanım ile bir şeyler konuştu. Türkiye'ye döndükten sonra Atıf Ağabey ile çok sohbetlerimiz oldu. Cengiz Aytmatov'un romanını film yapmaya karar vermiş. Bir gün 'Senaryoyu sen yazacaksın' dedi. Ben yazmaya başladım. Yazdığım bölümleri Etiler'de oturan Atıf Ağabey'e götürüyordum. Bense Göztepe'de oturuyordum. Bir gün, hiç param yok. Göztepe'de bakkal Osman Efendi'den borç yol parası alarak Atıf Ağabey'in evine gittim. Orada ilginç bir durum var; Atıf Ağabey'in de maddi durumu iyi değildi. Komşusu olan dönemin ünlü dansözlerinden Özcan Tekgül bize yemek getirirdi. Bu durum bu şekilde 1,5 yıl sürdü. Atıf Ağabey, büyük bir sinemacıydı. İnanın bana Hollywood'da olsaydı oranın en baba yönetmenlerinden biri olurdu. Atıf Ağabey olmasaydı'‘Selvi Boylum Al Yazmalım' olmazdı. O içtenliğini, duygusallığını filme yansıttı. Filmin çekimleri sırasında beni yönetmen asistanı da yaptı. Sinemacı olabildiysem Atıf Ağabey'in sayesindedir. 'Selvi Boylum Al Yazmalım'ın insanlar üzerinde bu kadar etki bırakmasının nedeni şudur.

Nedir?
Birincisi çocuk. Bir ailenin baş tacı, motoru çocuktur. Filmin çocuk üzerine naif ve masum bir meselesi vardı.
İkincisi aşk. Film, gerçek bir aşkı Yeşilçam duyarlılığında ele aldı.
Üçüncüsü güç ve şefkatin ölçülü bir şekilde sinemalaştırılması.
Ve elbette Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin'in olağan üstü oyunculukları.
Ve elbette Atıf Yılmaz'ın bütün bu unsurları olabilecek en iyi şekilde bir araya getiren yönetmenliği.

'Selvi Boylum Al Yazmalım'ın senaryosunu yazdınız. Bol ödüllü birçok filmin de senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptınız. Hayalinizdeki filme ulaşabildiniz mi?
Her yönetmen kafasında cenin halindeki filmlerle ölür. Şu anda filme çekilmeyen 70'ten fazla senaryom var.

O senaryoları neden filme çekmediniz, çekmiyorsunuz?
2010'da Bela Bartok'un 1936'daki Anadolu yolculuğu üzerine bir film çektim. Adı da 'Görünmeyen'di. Hatırlarsan sen, başrol oyuncusu Oscar ödüllü Udo Kier ile röportaj yapmıştın. Kamerayı kiraladığım şirketin gönderdiği teknisyenin hatası yüzünden 17 günlük çekimi bir daha yaptık. Yani bu nedenden dolayı büyük maddi zarara uğrayınca yapımcılık hayatım bitti. Başka bir neden daha var.

Ali Özgentürk, Japon yönetmen Shohei Imamura ile görülüyor.

'ARTIK HİKÂYE SİNEMASI GEÇERLİ DEĞİL'
O başka neden nedir?
Bugün var olan tabloyu o günlerde görmüştüm. Artık hikâye sinemasının geçerli olmadığı bir dünyaya geldik. Mesela şimdi Fransa'da da Almanya'da da Hollywood'da da hikâye sineması yok. Bilgisayar efektleriyle çekilen filmler ağırlıkta. Az sayıda çekilen hikâyesi olan filmler izlenmiyor. Genç meslektaşlarım hikâyesi olan filmler çekiyor, ödüller kazanıyor. Bir bakıyorsun 2 bin kişi izlemiş. Böyle olduğunu bile bile tutamadım kendimi. 70'in üzerinde senaryo yazdım. Bir de roman yazıyorum.

O senaryolar ne olacak?
Çektiğim bütün filmlerimin ve 70'in üzerindeki senaryomun maddi ve manevi haklarını Darüşşafaka Cemiyeti'ne bağışladım.

İNGİLİZLER BÜYÜK DEDESİNİ MISIR'DAN İŞÇİ OLARAK ÇUKUROVA'YA GETİRDİ
Evet, geçtiğimiz günlerde genel yayın yönetmenimiz Yavuz Barlas yazmıştı. Neden bağışladınız?
Önümüzdeki yıllarda birileri o filmleri çekerse gelirinin Darüşşafaka Cemiyeti'ne kalmasını istedim. İnşallah çekilir. Darüşşafaka Cemiyeti ile benim bilinç altı bir bağım var. O da şöyle; babamın sülalesi pamuk işçisidir. Dedemin dedesi İngilizler tarafından Mısır'dan Çukurova'ya getirilen pamuk işçisiydi. Babam ilkokula bile gitmemiştir. Okuma yazmayı ve berberliği askerdeyken öğrenmiştir ama 'At' filmimdeki kahraman gibi çocukları okutma delisiydi. Adana'da evimizin olduğu bölgede kızlarını okula gönderen tek adam babamdı. Darüşşafaka Cemiyeti'nin bahçesinde 'At'ın bir bölümünü çekmiştim. Darüşşafaka Cemiyeti'nin misyonunu o günlerde öğrenmiştim. Babamdan gelen hissiyatla da Darüşşafaka Cemiyeti için bir şeyler yapmak istedim. Adana'da babamdan kalan tek bir ev vardı. Kardeşlerimi ikna edip onu da TEGEV'e verdik. Şimdi o evde yoksul ailelerin çocukları çeşitli kategorilerde eğitim görüyor. Örneğin piyano, matematik gibi...

Ali Özgentürk'ün yazdığı şiirlerden biri.

'BATI'DA İSLAMOFOBİ VAR. MEVZU BAHİS VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR'
Bu senaryoları yapımcılara gösterdiniz mi?
Hayır çünkü bizler Yeşilçam terbiyesiyle dizayn olduk. Sevdikleri için değil, vergileri, faturalarıyla ilgili meseleleri olduğu için film çekenlerle diyaloğum olmaz. Şimdi verirsiniz senaryoyu, onun o senaryoyu değerlendirecek kapasitesi yok ki. Bak başka bir şey söyleyeyim; bir ara devlet dizilere büyük yardım yapacağını açıklamıştı. Bu diziler Fransa'da, Almanya'da ana kanallarda yayınlanmıyor. ABD'nin, Güney Amerika ülkelerinin bilmem ne kanalında yayınlanıyor. O dizilere bakıyorsunuz, erkekler kadınları dövüyor, aşağılıyor. Şiddet var. O diziler toplumumuzun aleyhine olduğu için dışarıda tutuyor. Açıkça söylüyorum, düşüncem bu. Diziler bizim lehimize çalışmıyor, aleyhimize çalışıyor. Yurt dışında birçok ödül aldım. Cannes Film Festivali'ne ilk giden filmlerden biri benimdi, bir de Yılmaz Güney'in 'Umut'u. Orada o zamanlar şöyle bakılırdı; 'Filmlerinizde Türkiye ile olumsuz bir anlatım var mı?' Hakikaten eğer öyle anlatıyorsan ödül alıyordun. Ben ve bazı arkadaşlarımın filmleri bu nedenle ödül alamadı. Emin olun Batı'da İslamofobi var. Burada siyasi görüşleri bir yana bırakmamız lazım. Bu ülke hepimizin. Burada 'Sen şu siyasi görüştesin, şu partidesin' gibi palavraları bırakmak lazım. Buradaki soru 'Sen bu ülkenin adamı mısın yoksa değil misin?'dir. Ülkemize zarar veren her şey birey olarak hepimize zarar veriyor. En güzel şekilde şöyle anlatılmış zaten. 'Mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır.'

'YENİ KUŞAK HİKÂYE ANLATAMIYOR'
Yeni dönem sinemacılar, Yeşilçam sinemasından yeterince faydalanıyor mu?
Faydalanmıyor. Nuri Bilge Ceylan ve Andrey Tarkovski'yi çok beğeniyorum. Başka Nuri Bilge Ceylan gelmez. Gerçekten olağanüstü bir sinemacı. Kendi sinema alfabesini kurdu. Yeni kuşağın en önemli dezavantajlarından biri hikâye anlatamamaları. Romanlarda da öyle. Yeni yazarlar var, romanlarını alıyorum. 15 sayfa okuyorum ve hemen kapatıyorum. Çünkü 15 sayfa tasvir yapılmaz. Karınca kararınca şunu söyleyeyim; bazı çevrelerin saçmaladığı gibi Orhan Pamuk Ermeniler ile ilgili düşüncesinden dolayı Nobel Ödülü almadı. Matematiği en kuvvetli romancımız Orhan Pamuk'tur. Endonezya'da da okunur İngiltere'de de. Kimse kimsenin romanını durduk yerde o kadar lisana çevirmez. Romancılığımız da ne yazık ki tıpkı yeni sinemacılığımız gibi eksiktir. Şimdi isim vermeyeyim; bir yazar, bütün sevgilileriyle ayrı ayrı nasıl seviştiğini yazmış. Onu magazine meraklılar alır okur. Mesela Sait Faik'i o şiirsel dilin yoğunluğuyla okuruz. Bizi adaya öyle bir götürür ki... Adanın iklimine, oradaki kendi kahramanlarına... Şiir ile sahiciliği ve anlattığı hikâyenin iklimini o kadar iyi yazmış ki. Ve Sabahattin Ali ve daha birçok şairimiz veya yazarımız...

Ali Özgentürk, adına açılan sergide çalışmalarını konuklarına gösterirken görülüyor.

'TORONTOLULAR ÜZERİNE SENARYO YAZDIM'
Toronto Film Festivali'nde jürideydiniz. Sizi orada nasıl karşıladılar?
Orada 1 ay kaldım ve Torontolular üzerine bir hikâye yazdım. Türkiye'ye dönünce de senaryolaştırdım. ABD'li bir yapımcıyla Kanadalı bir meslektaşı o senaryoyu film haline getirmek istiyor. Hazırlıklara başladılar. 2020'nin temmuz veya ağustos ayında çekime girecekler.