Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Ben Tanrı'nın işine karışmam! Betül Memiş yazdı...

        BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com

        - “Kemanı böylesine aşka getiren üstat kimdir?” diyorum yamacımdaki klasik müzik tutkunu bünyeye…

        - “En miss’inden Jascha Heifetz” cevabını yapıştırıyor hemen. Ardından da şu küçük anekdotu ekliyor: “20. yüzyılın en üstün kemancılarından biri olarak görülen Itzhak Perlman’a sormuşlar: ‘Dünyanın en iyi kemancısı kimdir’ diye? O da, ‘Herhalde benimdir’ demiş. ‘Peki ya Heifetz için ne dersin?’ demişler. Verdiği cevap: ‘Ben Tanrı’nın işine karışmam’ olmuş.

        TRT radyolarının görkemli dönemlerinde, işittiğim-iz melodilerin sahibi Jascha Heifetz (Yasa Hayfets)... Hani şu yay tekniği ve yaya hakimiyeti ile kulaklara olduğu kadar retinaya da ziyafet çektiren! Öyle ki keman için ‘Heifetz öncesi ve sonrası’ diyorlar. Heifetz, klasik müzikte, keman için bir milat-mış, o derece… Benim gibi klasik müziğin melodilerini, çocukluğunun TRT fonu sesinden yakalayanlar için, 20. yüzyılın en büyük kemancısı olarak nitelendirilen Heifetz’in yeri apayrıdır. (Klasik müziği dinleyin-anlayın ya da dinlemeyin-anlamayın; TRT 1’de, Pazar günleri ayin gibiydi. 2001’de kaybettiğimiz, orkestra şefi Hikmet Şimşek’in sunduğu kıvamında “Pazar Konseri” adlı programlar nasıl unutulur?!) Bu arada Heifetz için; kayıt ettiği tüm keman eserlerini normal temposundan en az iki kat daha fazla hızlı çalarak rekorlar kıran dahidir, tanımlamalarını da es geçmeyelim. Merak salıp da izlerseniz, youtube’dan kötü keman öğrencileri ile dalga geçtiği videosunu, enerjisine de şahit olabilirsiniz. 1901 yılında doğup, Aralık 1987’de Los Angeles’ta hayata gözlerini yuman Heifetz, keman çalmaya 2 yaşında başlamış. İlk keman derslerini ise diğer iyi virtüözler gibi babasından almış. 20. yüzyıl, Heifetz ile birlikte üç keman virtüözü daha yetiştiriyor: David Oistrakh (1908-1974), Yehudi Menuhin (1916-1999) ve Isaac Stern (1920-2001). (Bir başka ayrıntı ise dördü de Rus Yahudisi.)

        Yamacımdaki müzik tutkunu bünye, en afilisinden klasik müzik tarihinin babası olunca, tüm bu notları algılamamak ve sonrasında da sizlerle kelamına oturmamak literatüre ters kaçardı diyorum ve geliyorum bu zemini meşguliyetime… Arka fon müziğimizin rengini verdiğimize göre gelelim en temizinden kafa açacağımız güzergâhın inine; zira rotayı Rusya’dan Almanya’ya çeviriyoruz!

        AŞKIN SIRADANLIĞI

        İstanbul Devlet Tiyatroları, bu sezon yeni seyirlikleriyle tiyatro izleklerinin dimağlarını daha da açmaya niyetli gibi! Hafıza dehlizlerinde tadında bir yolculuğa çıkaran seyirliklerden bir tanesi de “Aşkın Sıradanlığı” adını taşıyor. Mevzu damardan aşka bağlanmış gibi görünse de fonda bir döneme damgasını vuran Hitler ve 1930’lu yıllar var. O dönemlere ait ne kadar çok şey söylendi, yazıldı ve yazılmaya da devam ediyor. Yahudiler’in öteki ilan edildiği tarihler… Yine bir filler ve çimenler hafriyatı. Bu bakımdan tarihin sayfalarında, pek de yerini bulmayan çığlıklar, Aşkın Sıradanlığı’nda yerini daha bir buluyor sanki. Tabii bu çığlıkları işitmek isteyenlere!

        İnsan bu dünyaya öylece bırakılmıştır” diyen, 1889 - 1976 yılları arasında yeryüzünü şereflendiren, felsefe profesörü Martin Heidegger ve üniversite öğrencisi olan Yahudi asıllı (1906-1975) Hannah Arendt’in arasında geçen aşkı anlatan “Aşkın Sıradanlığı”, bu sezon devlet tiyatroları sahnesinde endam edecek. Tiyatronun felsefeyle dansına şahit olmak isteyenlere, duyurulur!

        İki perdelik oyunu kaleme alan Savyon Liebrecht, dilimize çeviren Tarık Günersel, yönetmen koltuğunda ise Özgür Yalım oturuyor. Genç kuşak ile usta oyuncuları aynı sahnede buluşturan Aşkın Sıradanlığı’nın oyuncuları ise Nisa Yıldırım, Saydam Yeniay, Deniz Elmas ve Efe Tuncer. Felsefi çalışmalarıyla olduğu kadar, yaşamı ve çeşitli dönemlerde sergilediği politik tutumuyla da tartışma konusu olan, varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden Heidegger ve Arendt’in bu aşkı da diğer aşk öyküleri gibi hesaplaşmalara gebe… Ancak Nazi Almanya’sı öncesi dönemde geçen bu aşk hikâyesi, tüm özgün fikirleri ve yaratımlarına rağmen Hannah Arendt’in hocası, âşığı ve Hitler hayranı Heidegger’in gölgesinde değerlendirilmesine neden oluyor ve tüm hayatını etkisi altına alan bir lanete dönüşüyor.

        KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI

        Yahudi dünyasında, savaş sonrası yazdığı bir kitap ile fırtına koparan, siyaset bilimci-filozof Hannah Arendt, İsrail devleti ve üniversiteleri ile barışmak istemektedir. Çünkü “Kötülüğün Sıradanlığı” adlı kitabı, Yahudi toplumundan büyük tepki almıştır. Eski Nazi Subayı Eichmann'ın İsrail tarafından yargılanması hakkındaki düşünceleri nedeniyle Hannah, İsrail toplumu tarafından dışlanmıştır. Eichmann, Nazi ideologudur ve yaptıklarını yasalar içinde yaptığını söylemektedir. Sınıf sevgisi ve bağımlılığı yerine bireylere inandığını ve sevdiğini dillendirir. “Sıradan olan şey, suçlunun otoriteye boyun eğiş tarzlarıydı. Üzücü olan gerçek şu ki, gaddarlıkların çoğunu yapanlar, hayatlarında hiçbir zaman bilinçli olarak iyi ya da kötü olmayı seçememiş insanlardı. Nazilerin çoğu çocuklarına düşkün babalar, müzikseverler kişilerdi. Ürkütücü olan onların normalliğidir. Kötülüğün sıradanlığı budur işte.” Hannah, tam da bu sırada İsrail Üniversitesi’nde öğrenci olduğunu söyleyen Martin’den bir röportaj teklifi almıştır. Kısa zaman öncesinde geçirdiği kalp spazmı sonrasında, röportajı fırsat gören Hannah, bu şekilde belki düşüncelerini İsrail toplumuna tekrar aktarabilecek ve yanlış anlamaları ortadan kaldırabilecektir. Ancak bu röportaj Hannah'nın geçmişiyle yüzleşmesine ve Heidegger ile yaşadığı aşkı tekrar sorgulamasına neden olacaktır.

        Bİ RAHAT DURUN!

        360 derece döner sahnesiyle dikkat çeken oyunda, platformun bir yarısı geçmişi, diğer yarısı ise yaşanan son dönemi anlatıyor. Döner sahnenin geçişleri biraz ağır olup da zaman kaybını tetiklese de anlatımı zenginleştirdiğini belirtmekte fayda var. Heidegger’i düşüncelerinden dolayı seversiniz yahut hazetmeyebilirsiniz ama yarattığı felsefi akımı yok sayamazsınız. ‘Dil varlığın evidir’ diyen, varlık ve zaman kavramlarına tasalı bir boyut kazandıran, benim pek muktedir filozofum Heidegger’in bu hikâyede sonunu bilmeme rağmen, heyecanla izlememe neden olan, tüm tiyatro ekibinin eline-yüreğine sağlık. Eyvallah! (İçimden geldi not’u: Felsefe ve edebiyatı algılamada sorun eden bünyelere göre bir oyun değil bu! Aşk kelimesine takılıp da yola düşmeyiniz, benden söylemesi… Ön koltukta oturan bir tayfa genç, tüm oyun boyunca beyin loplarında kayma yaşadı-off’lamaları da cabası… Omuzlarına ilişip, ‘bir rahat durun gençlik’ diyesim gelmedi de değil! Bunun yanında alışveriş merkezleri içinde sinema salonundan devşirme tiyatro sahnelerini benimseyemeyeceğimi bir kez daha belirtmeliyim. Öyle ki oyunu izlerken yan salondan dramı yüksek bir sinema filminin sesi yankılanıyordu. Bilahare sinemanın sesi, tiyatroyu bastırdı.)

        ***

        HABERİNİZ OLSUN!

        "Gökkuşağı'nın Altındaki" Filmler

        Türkiye'nin LGBT temalı ilk film festivali Pembe Hayat KuirFest, 17-24 Kasım tarihleri arasında, Ankara'da Büyülü Fener Sineması'nda gerçekleşiyor. 15 ülkeden 50'ye yakın LGBT temalı filmin gösterileceği festivalde, söyleşi ve atölye etkinlikleri de olacak. KuirFest'in son yılların en çok konuşulan ve ödüllü LGBT temalı filmlerini bir araya getirdiği "Gökkuşağının Altında" bölümünde, Almanya'dan Fransa'ya, Portekiz'den Arjantin'e toplam 8 film Başkent’te ilk kez seyircisiyle buluşacak. Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans (LGBT) Dayanışma Derneği'nin düzenlediği festival, LGBT bireylere yönelik ayrımcılığa ve şiddete dikkat çekmeyi, Türkiye'de kuir teorinin ve sanatın konuşulmasına, tartışılmasına olanak yaratmayı amaçlıyor. Bilgi için: festival.pembehayat.org/

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ