Obama'nın damaklarda bıraktığı buruk tad
ABD Başkanı Barack Obama, Kaide lideri Usame bin Ladin'i ortadan kaldırmış olmanın özgüveniyle 'Arap baharı ve Ortadoğu' temalı bir konuşma yapınca dikkat kesilmemek mümkün değil. Gel gör ki, 2009 Kahire konuşmasından bu yana yaptığı en kapsamlı konuşma tam 45 dakika sürse de damaklarda sadece buruk bir tad bırakabildi
ABONE OLCEYDA KARAN
ckaran@haberturk.com
Peki ne dedi Obama? Hemen özetleyeyim. Güvenlik temalı başladı; Irak’tan çekilme çabasını, Taliban’la mücadelelerini filan anıp lafı Bin Ladin’in öldürülmesine getirdi. Müslümanların ‘bireysel’ haklarını savunduklarını söyledi. Oradan Tunus’la ve Mısır’la birlikte ‘Arap baharı’na atladı. Ortadoğu’da ‘kendi kaderini eline almak isteyen ahalinin onurlu başkaldırışından’ söz etti. Ülkesinin ‘liberal demokrasi’ gündemine gayet de münasip düşen vurgulara yer verdi. Libya’yı sadece ‘Kaddafi kaynaklı şiddet vakası’ olarak sundu. Petrol meselesine, Fransız ve İtalyan ortaklarının bu petrole olan alakasına değinecek değildi elbette. Hem Kaddafi’nin BM kararında da yer alan ateşkes çağrılarının niçin yanıtsız bırakıldığına yahut Libya’da aslında hedefin rejim değişikliği olduğu mevzusuna girmesini beklemek zaten fazla olurdu… Nihayetinde bu fasılda vaadi Tunus ve Mısır gibi değişim sürecine giren ülkelere yönelik kesenin ağzını açmak oldu. Mısır’ın 1 milyar dolarlık borcunu silip, yeni yeni kredicikler açılacağını müjdeledi. Tıpkı Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası Doğu Avrupa’yı demokrasiye çekecek mali teşvikler misali. Uluslar arası basında anıldığı üzere bir nevi ‘Marshall Yardımı’…
BU STATÜKO NASIL BÖYLE DEVAM EDEBİLDİ?
ABD Başkanı, Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında ‘statükonun sürdürülemez olduğunu’ belirtse de, kafalarda oluşan ‘Kardeşim bu statüko yıllardır ABD desteği sayesinde devam etmiyor mu? Bu diktatörler nasıl oldu da ayakta kalabildi’ sorularını baki bıraktı. Aşina olduğumuz şeyler söyledi. Ortadoğu’daki isyanları ‘yerine ve durumuna’ göre ele alacaklarını, bölgeye demokrasi ve insan hakları ilkeleri bazında bakacaklarını filan. İran rejimini 2009’daki isyanı kanla bastırırken; şimdi bir yandan Arap isyanlarını destekler görünüp diğer yandan Suriye’de Esad rejimine koltuk çıktığı için haklı olarak ‘ikiyüzlülükle’ itham etti. Tabi Yemen ve Bahreyn için kendilerinin de aynı ‘ikiyüzlülükle’ davranmak durumunda olduklarını söyleyecek değildi. Dolayısıyla Esad’ın payına ‘ya değişime önderlik edersin yahut da gidersin’ tehdidi düşerken; Yemen ve Bahreyn diktatörlerine ‘muhalefetle diyalog’ telkinini kafi bulması doğal olsa gerek!