Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
Bülent Aydemir

Koronavirüsle mücadele kapsamında, katı tedbirlerin alınmaya başlandığı 16 Mart tarihinden neredeyse her alanda normalleşme adımlarının atıldığı 1 Haziran'a kadar geçen sürede, siyasetin yüksek nabzı da düşmüştü. Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı, hayatın akışının yavaşladığı, kalabalıklardan ve toplu mekanlardan uzak durulduğu bu dönemde siyasiler de bu kısıtlamalara uydu. Oturumlara 16 Nisan'da ara veren Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2 Haziran'da tekrar çalışmalarına başladı.

Siyasetin gündeminde ilk günlerde koronavirüs vaka sayılarıyla ilgili verilerin doğru açıklanıp açıklanmadığına ilişkin bir tartışma vardı ancak Sağlık Bakanlığı, İlaç Takip Sistemi, Hasta Takip Sistemi ve Ürün Takip Sistemi'nde olduğu gibi verilerin şeffaf şekilde açıklanması konusunu da ustalıkla yönetti.

Hükümet, birçok ekonomik tedbiri hayata geçirirken, Cumhurbaşkanlığı pandemi nedeniyle, "Biz Bize Yeteriz Türkiyem Milli Dayanışma Kampanyası" başlattı. Özellikle CHP'li belediyelerin başlattığı kampanyalar nedeniyle hükümetle bu belediyeler arasında yardım toplama tartışması yaşandı. Belediyeler ara formüller bularak, temin edebildikleri kaynaklarla koronavirüsten etkilenen yoksul vatandaşlara yardımlarını devam ettirdi.

SUNİ GÜNDEM MADDELERİ

Sonra, nereden çıktığı belli olmayan bir darbe tartışması başladı ve neredeyse iki hafta ülkenin gündeminde kaldı. Bu arada; sosyal medyada boy gösteren tuhaf tipler, kendilerince bir yerlere ayar verip, sistemi ve kişileri korudukları gerekçesiyle tehditler yağdırdı. Mafyanın birbirlerine video gönderip sosyal medya üzerinden hesaplaşmasına da tanık olduk.

Suriye'de birçok cephede Mehmetçik sahada iken, Türkiye Libya ve Doğu Akdeniz'de mücadele verirken, içeride ve dışarıda terörle mücadele kesintisiz devam edip bugüne kadar görülmemiş başarılar sağlanırken, devlet kurumları koronavirüsle mücadele için çalışırken; vatandaşlar hem virüsten korunmak için çaba sarf edip diğer yandan ekonomik gelecekleriyle ilgili kaygılarını giderme yolları ararken spekülatif, provokatif ve kışkırtıcı bazı gelişmeler yaşandı.

Van'da terör örgütünün, Vefa Sosyal Destek Grubu'na saldırısında iki vatandaşımız şehit oldu. Adana Yüreğir'de yine yardım dağıtımında yaşanan tartışma nedeniyle CHP Gençlik Kolları Başkanı Eren Yıldırım tutuklandı. Bu konu da siyasetin gündemine Van'daki olayla birleştirilerek taşındı. Eren Yıldırım, hakkında 5 yıl hapis istemiyle dava açılarak tahliye edildi. İzmir'de cami hoparlöründen Çav Bella çalınması, Ankara Etimesgut'ta öldürülen Barış Çakan adlı gencin eski-yeni bazı HDP'li vekillerce sosyal medyada, "Kürtçe şarkı dinleyenlere müdahale etti" denilerek asılsız bir zeminde provokasyona açık bir hale dönüştürülme çabalarını da izledik.

Çok şükür ki Türk halkı tüm bu olup bitenlere karşı uyanık ve duyarlı... Meşru zeminde siyasete her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğu bu dönemde, Anayasanın verdiği hakla kurulmuş siyasi partiler ve onların temsilcileri, fırsat buldukça görüşlerini dile getiriyorlar; halkın karşısında eleştirilerini ve savunmalarını yapıyorlar.

ERKEN SEÇİM TARTIŞMALARI

Bu arada sokağa çıkma yasağının uygulanmaya başladığı ilk günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun sosyal medyadan istifa ettiğini duyurması, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın istifasını kabul etmeyerek Soylu'nun görevden kalmasını sağladığı bir gelişme de yaşandı. Bu konu gündemde çok fazla yer tutmadı. AK Parti'nin, yüzde 51'lik seçim şartının düşürülmesi, Anayasa'nın değiştirilmesi konusunda CHP ile örtük şekilde görüşmeler yaptığına dair bazı haberler çıktı ancak bunları doğrulayan ya da yalanlayan olmadı. Cumhur İttifakı partilerinde görüş ayrılığı bulunduğuna dair ifadeler kullanılacaktı ki hem MHP lideri Devlet Bahçeli hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan en üst seviyede ittifakın sağlamlığına ve devamına yönelik iradeyi en üst seviyede teyit eden açıklamalar yaptı. Bunun aksine savunanlar fitneyle suçlandı.

Sonra birdenbire erken seçim tartışması başladı. Erken seçim söylemi yine siyasiler tarafından dile getirildi. Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem MHP lideri Bahçeli, böyle bir niyetlerinin olmadığını ifade etti. Bahçeli, "Erken seçim söylemi ayıplı bir tuzaktır; kirli bir tertiptir; dibi uçurum olan bir tezgahtır" diyerek geçmiş deneyimleri hatırlatıp, erken seçim isteyebileceğini söylenenlere kapıyı sert şekilde kapattı.

DÜNYA ATEŞ ÇEMBERİNDEN GEÇİYOR

Hem niçin erken seçim olsundu ki? Koronavirüs salgını nedeniyle dünyayı kasıp kavuran kriz, ölümler; ABD gibi bir dünya devinde toplumsal olayların çıkmasına yol açmıştı. Dünya böyle bir kriz döneminden geçerken, güçlü bir hükümet 2023'e kadar işbaşında iken, toplumsal destekte ve temsiliyette herhangi bir değişiklik yokken, MHP'nin Cumhur İttifakı'na desteği devam ederken, ülke niçin seçim macerasına atılsın ki?..

Örnekleri sıralamaya devam edersek; dış politikada herhangi bir kriz yok. Suriye'de Moskova mutabakatı nedeniyle ateşkes ve stabil bir durum var. Libya'da ve Doğu Akdeniz'de Türkiye gerçekten şapka çıkarılacak ölçüde başarılı politikalar izliyor. İçeride ve dışarıda terörle mücadeleden başarılı sonuçlar alınıyor. Belki de son yılların en başarılı dönemi; bunu terör örgütünün verdiği üst düzey kayıplardan, örgütün kırsaldaki eleman sayısının 400'lü rakamlara düşmesinden de anlıyoruz.

O zaman şu sonuca varıyoruz: Bu şartlarda, zamanından önce yapılacak bir seçimin kimseye faydası yok. Hem parlamento aritmetiği hem de Cumhur İttifakı'nın güçlü iktidar desteği açısından baktığımızda bir erken seçim ancak AK Parti ve MHP isterse olur. Seçimin olup olmayacağına ya da zamanına onlar karar verecekler. Dolayısıyla bu tartışmanın yapılmasının aslında hiçbir anlamı yok. Hükümet kendisini ve göstergeleri en güçlü hissettiği anda seçime gidecektir. Sonuçta ittifaklar var ve yüzde 51'i alan Cumhurbaşkanı seçiliyor...