Gaziantep'in neyi meşhur? Gaziantep'te ne yenir, ne alınır, neresi gezilir?
Mezopotamya ile Akdeniz'in kesiştiği noktada, binlerce yıllık birikimiyle sadece bir şehir değil, başlı başına bir lezzet ve tarih abidesi olarak yükselen Gaziantep, Anadolu'nun en ışıltılı mücevherlerinden biridir. İpek Yolu'nun kalbinde yer alan bu kadim topraklar, asırlardır kervanların getirdiği zenginliği, ustalıkla harmanlanmış bir kültür mirasına dönüştürmüştür.
Bakırcılar Çarşısı’ndan yükselen ritmik çekiç sesleri, sabahın erken saatlerinde sokağa yayılan beyran kokusu ve fıstığın yeşilini bir mücevher gibi taşıyan baklavalarıyla bu şehir, ziyaretçilerine her duyuda hitap eden bir şölen sunar. UNESCO tarafından gastronomi alanında yaratıcı şehirler ağına dahil edilen dünyadaki sınırlı şehirlerden biri olması, Gaziantep’in mutfak kültürünün ne denli evrensel ve köklü olduğunun bir tescilidir.
Gaziantep, sabahın ilk ışıklarıyla uyanan ve bereketini günün her saatinde hissettiren canlı bir ruha sahiptir. Şehre adım attığınızda sizi karşılayan baharat kokulu hanlar ve asırlık çınar ağaçlarının gölgesindeki kahvehaneler, buranın yaşayan bir tarih olduğunu kanıtlar. Antep, sadece görülmesi gereken yerleriyle değil, aynı zamanda her bir tabağında gizli olan yüzlerce yıllık tarifleri ve zanaatkarlarının el emeğiyle hafızalara kazınır.
GAZİANTEP'TE NE YENİR?
Gaziantep mutfağı denince akla gelen ilk ve en görkemli lezzet şüphesiz Antep baklavasıdır. İncecik açılan kırk kat yufkanın arasına serpiştirilen taze boz fıstık ve üzerine gezdirilen sade yağın fırında altın sarısına dönüştüğü bu tatlı, bir mutfak sanatıdır. Şehrin her köşesinde farklı bir ustalıkla sunulan baklava, sadece bir tatlı değil, Gaziantep’in dünyadaki en güçlü imzasıdır. Ancak bu mutfağın derinliği kahvaltı sofrasından başlar. Sabahın çok erken saatlerinde tüketilen beyran çorbası, kuzu eti, pirinç ve bol sarımsakla hazırlanan, acısıyla ve sıcaklığıyla güne enerjik bir başlangıç yaptıran benzersiz bir lezzettir. Bir diğer kahvaltı klasiği olan katmer ise kaymak, fıstık ve şekerin incecik hamurla buluştuğu, damaklarda unutulmaz bir iz bırakan bir başka sanat eseridir.
Kebap kültürü konusunda Gaziantep, sınırsız bir çeşitlilik sunar. Zırhla çekilen kıymadan yapılan tike kebabı, kuşbaşı etin en yumuşak haliyle sunulduğu şiş kebap ve özellikle mevsiminde taze meyvelerle hazırlanan yenidünya veya keme kebabı bu zenginliğin parçalarıdır. Ancak Gaziantep mutfağını diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri de tencere yemekleri ve lahmacundur. Antep lahmacunu, bol sarımsaklı ve sebzeli harcıyla taş fırınlarda çıtır çıtır pişerek servis edilir. Yöresel adıyla yuvalama ise bayram sofralarının baş tacı olup, minik köftelerin nohut ve etle yoğurtlu bir suda buluştuğu, yapımı oldukça zahmetli ama tadı eşsiz bir yemektir. Alinazik, patlıcanın köz tadıyla etin lezzetini birleştiren bir klasik iken; içli köfte ve dolma çeşitleri, özellikle kurutulmuş sebzelerle yapılan kuru dolma, bu mutfağın neden dünya mirası kabul edildiğini özetler. Yemek sonrası içilen ve yabani fıstık ağaçlarından elde edilen menengiç kahvesi ise bu lezzet şölenini tamamlayan, hazmı kolaylaştıran bir ritüeldir.
GAZİANTEP’TE NERESİ GEZİLİR?
Gaziantep seyahatinin en büyüleyici ve dünya çapında öneme sahip durağı, Zeugma Mozaik Müzesi’dir. Fırat Nehri kıyısındaki antik kentten kurtarılan mozaiklerin sergilendiği bu müze, Çingene Kızı mozaiğinin o gizemli bakışlarından devasa taban mozaiklerine kadar Roma döneminin estetik anlayışını gözler önüne serer. Müzenin atmosferi, ziyaretçilerini binlerce yıl öncesinin görkemli villalarında bir yürüyüşe çıkarır. Şehir merkezinde yükselen Gaziantep Kalesi ise şehrin binlerce yıllık tarihinin sessiz tanığıdır. Milli Mücadele dönemindeki kahramanlıkların anlatıldığı müze bölümüyle kale, hem görsel hem de tarihi bir derinlik sunar. Kalenin hemen eteklerinden başlayan Tarihi Bakırcılar Çarşısı ve Zincirli Bedesten, el emeğinin ve zanaatın hala canlı tutulduğu, dükkanlardan gelen çekiç seslerinin bir müzik gibi yankılandığı otantik mekanlardır.
Doğa ve kültürün iç içe geçtiği bir diğer önemli nokta ise Fırat Nehri kıyısındaki Rumkale’dir. Sarp kayalıklar üzerine kurulu olan bu kale, tekne turlarıyla gezilebilen ve sular altında kalan köylerin hüznüyle harmanlanmış muazzam bir manzara sunar. Şehir içindeki Tarihi Antep Evleri ve Bey Mahallesi, dar sokakları ve taş mimarisiyle Osmanlı döneminin nezaketini günümüze taşır. Mutfak kültürüne meraklı olanlar için Emine Göğüş Mutfak Müzesi, dünyanın ilk mutfak müzesi olmasıyla bölgenin yemek geleneğini tüm detaylarıyla aktarır. Ayrıca Gümrük Hanı, asırlık çınar ağacının altında içilen dibek kahvesiyle yorgunluk atmak için en ideal duraktır. Çocuklu aileler ve doğa severler için ise Türkiye’nin en büyük, dünyanın sayılı hayvanat bahçelerinden biri olan Gaziantep Hayvanat Bahçesi, oldukça geniş ve düzenli bir alan sunar.
GAZİANTEP'TEN NE ALINIR VE NELER YAPILIR?
Gaziantep seyahatinden dönerken yanınıza alabileceğiniz en değerli hediyeliklerin başında, Bakırcılar Çarşısı’ndan alınan el emeği bakır ürünler gelir. Cezveler, tepsiler ve sahanlar, asırlık bir zanaatın en şık hatıralarıdır. Ayrıca kentin bir diğer önemli simgesi olan kutnu kumaşı, ipek ve pamuğun birleşimiyle dokunan ve padişah kaftanlarında kullanılan bu özel kumaştan yapılan kravat, şal veya aksesuarlar, Gaziantep’e has zarif seçeneklerdir. Gastronomik bir alışveriş için ise Antep fıstığı, kuru dolmalık sebzeler, meşhur acı pul biber (isot) ve nar ekşisi mutfağınıza Gaziantep’in lezzetini taşıyacaktır. Ayakkabı tutkunları için geleneksel yöntemlerle deriden yapılan ve çok sağlıklı olan yemeniler de hem kullanışlı hem de otantik birer hatıra niteliğindedir.
Gaziantep’te mutlaka yapılması gerekenlerin başında, sabahın ilk ışıklarında bir beyran salonuna girip o acı ve sıcak çorbanın tadına bakmak gelir. Bakırcılar Çarşısı’nda zanaatkarların çalışmasını izlemek, Zeugma Müzesi’nde Çingene Kızı ile göz göze gelmek ve Gümrük Hanı’nda iki renkli içilen meşhur kahveyi denemek bu gezinin olmazsa olmazlarıdır. Bir akşam yemeğinde patlıcanlı kebap veya yuvalamanın tadına bakmak, üzerine fıstıklı sıcak bir baklava yemek ve kordon boyunda yürüyüş yapmak şehrin ruhunu hissetmenizi sağlayacaktır. Rumkale’de Fırat’ın serin sularında tekne turuna çıkmak ve Antep Kalesi’nden şehri izlemek de bu kadim kenti tam anlamıyla yaşamanızı sağlar.