Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Amerika'daki Osmanlı hanedanı: Türkiye Osmanlı’ya değil, Osmanlı Türkiye’ye ait

        CEMİL ÖZYURT/ GAZETE HABERTÜRK

        1960’ta Atatürk Havalimanı’na indiğinde kalbi heyecandan yerinden fırlayacak gibiydi. Osmanlı Hanedanı için alınan sürgün kararı henüz kalkmamıştı. Ancak o Kahire’den İstanbul aktarmalı olarak Londra’ya uçuyordu ve bir gece İstanbul’da kalacaktı. 1924’te sürgüne gönderilen babasının doğduğu toprakları, dedelerinin hüküm sürdüğü şehri ilk kez görecekti. Eski İstanbul’u çevreleyen surların üzerinde dalgalanan Türk bayrağını gördüğünde, gözyaşlarını tutamadı Şehzade Cengiz Nazım Efendi. Riskli bir ‘kaçamak’ da olsa, sürgünü delmiş, babasından dinlediği vatanıyla hasret gidermişti. Gerçekte ise Hanedan’ın sürgünü, o geceden tam 14 yıl sonra 1974’te bitti

        Şehzade Cengiz Nazım Efendi, o geceden sonra, Türkiye’yi ikinci kez görmek için 7 yıl beklemek zorunda kaldı. Ama yine ‘Osmanlı’ olarak girememişti ülkeye, ona Türkiye’nin kapılarını açan Amerikan pasaportuydu. “Ya ülkeye girişte sorun çıkarıp almazlarsa” diye düşündü, “Almazlarsa döner gelirim en fazla’’ dedi. Ancak Türkiye’ye girişte herhangi bir sorun yaşamadı. İlkinden daha rahat bir ruh haliyle gezdi vatanını.

        SÜRGÜN SONRASI TÜRKİYE’DE ÖLEN İLK ŞEHZADE

        Şehzade Cengiz Nazım’ın dedesi, 35. Osmanlı Padişahı V. Mehmed Reşad’ın büyük oğlu Şehzade Mehmed Ziyaeddin Efendi’ydi (1873-1938). Mehmed Ziyaeddin Efendi, şehzade olmasının yanı sıra asker, doktor ve müzisyendi. Nişan-ı Âli-i İmtiyaz ve Prusya Kara Kartal Şövalye Nişanı sahibiydi. Şehzade Cengiz Nazım’ın babası Mehmed Nazım Efendi, sürgün sonrası Türkiye’de ölen ilk şehzade oldu. 1984’te vefat etti ve İstanbul’a dedesi Sultan Reşad’ın yanına defnedildi.

        Sultan V. Mehmed ve Alman İmparatoru II. Wilhelm.

        GÜNDÜZ OKULA GİTTİ, AKŞAM PİZZA DAĞITTI

        Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtında 1909-1918 yılları arasında oturan V. Reşad’ın torunu Şehzade Mehmed Nazım Efendi’nin üç oğlundan ilki olarak 1939’da Kahire’de doğan ve bugün 75 yaşında olan Şehzade Cengiz Nazım Efendi, hayattaki şehzadeler arasında en yaşlı dördüncü şehzade. 21 yaşına kadar Mısır’da hayatını sürdürdü. Abdülnasır öncesi dönemde Mısır’da sorunsuz kaldıklarını ama darbe sonrası sıkıntılı günler geçirdiklerini anlatıyor. Mısır’da ortam karışınca, üniversite eğitimi almak için 1960’da ABD’ye geldi. Oklahoma’ya yerleşen Şehzade Cengiz Nazım Efendi, annesi, üvey babası Gazeteci Mithat Perin ve amcası Kemali Söylemezoğlu’nun desteğiyle üniversite okudu. Ancak geçinmek zordu. Hem okula gitti, hem pizza dağıttı. Başlangıçta kimya mühendisi olmak istiyordu. Sonra havayolu şirketinde kariyer yapmayı kafasına koydu. Zaman içinde, kardeşlerinin, Emirates Havayolları’nda pilotluktan emekli olan Şehzade Ziya Efendi’nin, 2010 yılında vefat eden Şehzade Hasan Efendi’nin de ABD’ye gelmesine vesile oldu.

        Okul bittikten sonra Oklahoma’dan ayrılıp California’ya yerleşti. 1971’de havayolu işini tamamen bıraktı. Bir taşıma şirketinde satış müdürü olarak işe başladı. Sonra Texas Star Express adıyla kendi taşıma şirketini kurup, sıfırdan 130 kamyonluk bir filoya ulaştı. Yılda 18 milyon dolar ciro yapar hale gelen Texas Star Express’i, Epes adlı şirkete 1991’de sattı, kendisi de Epes’te üst düzey yönetici olarak çalıştı. Eşi Suzanne Hanımefendi’yle de 1997’de burada tanıştı. Ertesi yıl evlendiler.

        ANNESİ HALEN BEBEK’TE YAŞIYOR

        Ziyaeddin Efendi, babası Şehzade Cengiz Nazım Efendi ve Hanedan Reisi Şehzade Osman Bayezıd Efendi’den sonra soy ağacında yaşayan üçüncü sıradaki şehzade. Şehzade Cengiz Nazım Efendi’nin 1918 doğumlu annesi Perizad Söylemezoğlu Osmanoğlu, halen İstanbul Bebek’te yaşıyor.

        ‘BİZİM SARAYIMIZ DAHA GÜZEL'

        Babasının, Dolmabahçe Sarayı’nda doğduğunu, ancak kendisinin Beylerbeyi’ni daha çok sevdiğini söyleyen Şehzade Cengiz Nazım Efendi’ye “Dedelerinden kalma eserleri ilk gördüğünde ne düşündüğünü” sorduğumuzda “Çok güzel bir histi. Atalarımızla gurur duymanın bir sakıncası yok” diyor. Dolmabahçe Sarayı’yla ilgili bir anısını da gülümseyerek anlatıyor: “Kızım Ayşe küçükken, beraber önce Dolmabahçe’yi, ardından Paris’te başka bir sarayı gezmiştik. Ayşe, Paris’teki sarayı görünce, ‘Baba, bizim sarayımız daha güzel’ demişti.”

        ‘BABAM ‘EN ÖNEMLİSİ TÜRK BAYRAĞI’ DERDİ’

        Sürgünde bile olsa vatan ve bayrak sevgisiyle büyüdüklerini belirten Şehzade Cengiz Nazım Efendi, “Babam bize hep hayatta en önemli şeyin Türk bayrağı olduğunu anlatırdı. Bizim için, Türkiye Osmanlı’ya değil, Osmanlı Türkiye’ye aittir” diyor.

        "ANNEMİN EN MUTLU ZAMANLARI FRANSA'DAKİ SÜRGÜN GÜNLERİYDİ"

        Sultan Abdülmecid Han’ın dördüncü kuşak torunu olan Necla Chawky Hanımsultan, 36 yıl çalıştığı Birleşmiş Milletler’den (BM) emekli oldu. Kökleriyle hep gurur duydu, ama BM’de çalıştığı süre boyunca Osmanlı geçmişi hakkında hiç konuşmamayı tercih etti. “Annem kendini Türkiye’ye ait hissetmiyordu, ama ben Türkiye’yi hep anavatanım gördüm” diyor

        Necla Hanımsultan, babası Mısır’ın Brezilya Büyükelçisi’yken Rio’da 1951’de dünyaya geldi. Gençlik yıllarında Birleşmiş Milletler’de başladığı kariyeri 36 yıl sürdü. Görev yaptığı dönemde, iş gereği Türk diplomatlarla da yakın çalıştı. Ancak Osmanlı kökleri hakkında, kimseyle konuşmamayı tercih etti. “Köklerimle hep gurur duydum, ama insanlara bahsetmek istemedim” diyor. Hayatı Rio, Bükreş, Kahire, New York hattında geçen Necla Hanımsultan, sorularımızı cevapladı:

        -Annenizi nasıl hatırlıyorsunuz?

        Açık fikirli, sevgi dolu, kibar, mütevazı, kültürlü, şefkatli ve pragmatik biriydi. Beni de kimseye bağımlı olmayan, her fikre ve kültüre saygılı biri olarak yetiştirmeye çalıştı.

        -Uzun yıllar Mısır’da yaşayıp ABD’ye taşınmıştı anneniz, Amerikan kültürüne alışabilmiş miydi?

        New York annemi gençleştirip, canlandırıyordu. Farklı kültürleri tanıma noktasında, New York’ta olmaktan mutluluk duyuyordu. Baleyi, konserleri, Central Park’ta yürüyüş yapmayı, şehrin gastronomik zenginliğini seviyordu.

        -Türkiye’ye karşı bir kızgınlığı var mıydı?

        Sürgün hakkında çok konuşmazdı. Pragmatik bir insan olarak geçmişi değil günü yaşardı. Kendini, doğduğu ancak çok küçük yaşta ayrılmak zorunda kaldığı Türkiye’ye ait hissetmiyordu. “Türkiye, olması gerektiği yerde değil. Ülkemizden sürüldük ve bugün bizim konuştuğumuz Türkçe bile bugünkü Türkiye’de konuşulan Türkçe’den farklı’’ derdi. Ama 30 yıldan fazla yaşadığı Mısır’a da kendini ait hissetmedi. Hayatının en mutlu zamanları, sanırım Güney Fransa’daki sürgün günleriydi.

        ‘SULTAN VAHİDEDDİN’İN VEFATINDAN 10 GÜN SONRA DEDEM DE ÖLDÜ’

        O daha 5 yaşındayken babası Şehzade Mehmed Abdülhalim’in 32 yaşında ölümü, aile için büyük bir trajediydi. Sultan Vahideddin’in San Remo’da 16 Mayıs 1926’daki vefatından sadece 10 gün sonra dedem Şehzade Mehmed Abdülhalim de öldü. O yıllarda Güney Fransa’da sürgünde olan son halife II. Abdülmecid’in oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi, her iki cenazenin birlikte Şam’a gönderilmesini organize etti. Osmanlı Hanedanı üyelerinin Müslüman topraklara gömülmesi için, Sultan II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın o dönem Suriye Cumhurbaşkanı olan eski eşi Ahmed Nami Bey yardımcı oldu. Sultan Vahideddin ve dedem Şehzade Mehmed Abdülhalim, Şam’daki Sultan Selim Camii’ne defnedildi. Daha sonra sürgünde ölen pek çok aile üyesi buraya gömüldü. Dedemin vefatının ardından annem, o zaman altı aylık olan dayım Şehzade Cengiz ve anneannem çok zor şartlar altında yaşadılar. Özellikle de 2. Dünya Savaşı yıllarında. Ama tüm zorluklara rağmen annem Nice’deki günlerini özlemle anardı.

        -Anneniz Türkiye’ye ilk ne zaman gitti?

        Türkiye’yi sadece bir kez ziyaret etti, o da 1960’lı yılların başında. Sultan Abdülaziz’in torunu Hatice Şükriye Sultan’ın (1906-1972) evinde misafir kaldık. O ziyaret esnasında annem ailenin pek çok üyesi ile tanıştı.

        -Sürgünde Osmanlı Hanedan fertlerinden yakın olduğunuz kimler vardı?

        Mısır’da Neslişah Sultan, kızı İkbal, Safvet Neslişah Sultan, Şükriye Sultan, Mükbile Sultan, Necla Sultan, Lütfiye Sultan, Adile Sultan ve oğlu Şehzade Kubilay vardı. Ayrıca Şehzade Ömer Faruk Efendi ile de çok sık görüşürdük. Ali Vasıb, Mehmed Nazım ve oğulları Şehzade Ziyaeddin ile Şehzade Hasan; benim için hepsi amca, teyzeydi, genç nesiller de kuzen.

        -Sizin çocukluğunuz nasıldı?

        Doğduğumda babam Dr. Hüseyin Chawky, Mısır’ın Brezilya Büyükelçisi’ydi. 4 yıl Rio’da geçirdik. Sonra Bükreş’te 5 yıl... Babam emekli olunca, ben de Kahire’deki İngiliz okuluna kayıt oldum. O tarihe kadar evde Fransızca konuşulduğu için İngilizce ve Arapça bilmiyordum. Başta çok zorlansam da, iki dile de alıştım. Sonra burslu olarak Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi okudum. Mısır’da çok güzel anılarım oldu. Fakat Türkiye’yi daima anavatanım olarak gördüm.

        Fatma Samire Sultan, kardeşi Şehzade Cengiz Efendi’yle.

        ‘BM’DE OSMANLI GEÇMİŞİMİ HİÇ KONUŞMADIM’

        -BM’de çalıştığınız yıllarda Türk diplomatlarla temasınız oldu mu?

        Hanedan’dan olduğunuzu öğrendiklerinde ne tepki veriyorlardı? İlk işim Kahire’deki Birleşmiş Milletler (BM) misyonundaydı. Mısır’dan 1980’de ayrıldıktan sonra da New York’ta BM merkezinde çalışmaya başladım ve 36 yılın sonunda emekli oldum. BM’de çalıştığım yıllar boyunca Osmanlı geçmişim hakkında asla konuşmadım. Osmanlı mirasım ve unvanım ile her zaman gurur duydum, duyuyorum. Ancak bu konuyu halen sadece aile üyeleri arasında ya da çok yakın arkadaşlarımla konuşuyorum.

        ŞEHZADE DAYISI GEÇİNMEK İÇİN ÇIKTIĞI BOKS MAÇINDA ÖLDÜ

        Osmanlı Hanedanı’nın sürgünde yaşadığı en büyük trajedilerden biri, Necla Hanımsultan’ın dayısı Şehzade Cengiz Efendi’nin ölümüydü. Fransa’da gündüzleri Renault otomobil fabrikasında çalışan Şehzade Cengiz Efendi, geceleri de para kazanmak için boks maçına çıkıyordu. Son maçında kafasına aldığı darbeler nedeniyle beyin sarsıntısı geçirerek 25 yaşında vefat etti. “Dayım Şehzade Cengiz’in 25 yaşındayken bir boks maçında ringte dövüşürken ölmesi annemin ruhunda derin yara açtı. Ömrü boyunca boks sporundan nefret etti” diyor Necla Hanımsultan.

        YARIN: MEKSIKA’DA BIR OSMANLI PRENSESI MEDIHA NAMI MARTINEZ. ŞEHZADE ABDÜLKERIM’IN ABD’DE OTEL ODASINDAKI INTIHARININ SIRRI NEDEN ÇÖZÜLEMEDI? ŞEHZADE BURHANEDDIN, NASIL NEW YORK SOSYETESININ GÖZDESI OLDU?

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ