Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Bülent AYDEMİR/ GAZETE HABERTÜRK

BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu dün 5 günlük Avrupa gezisinin ilk durağı İngiltere’deydi. İşadamlarıyla Londra’ya çıkarma yapan Başbakan ile Londra yolunda uçakta ağırlıklı olarak iç siyaseti ve terörle mücadele konusunu konuştuk. Davutoğlu, Güneydoğu’daki terörle mücadele operasyonlarının tamamlanmasının ardından hayata geçirilecek ve Bakanlar Kurulu’nun gündemine de gelmesi beklenen Master Plan’ın detaylarını anlattı.  

Davutoğlu şunları söyledi:

ÜÇ AYAKLI PLAN: Bizim sistematik olarak genel yaklaşımımız şu: 1-Operasyon öncesi, 2-Operasyon süreci, 3-Operasyon sonrasında atılacak adımlar. Bunlar birbirini tamamlayan adımlar. Operasyon öncesi iyi planlanmazsa bu, sivil kayıplara yol açar. Birçok sıkıntı doğar, hizmetler aksar. Operasyon süresince iyi bir koordinasyon olmazsa istenilen netice hasıl olmaz. Operasyon sonrasında iyi bir planlama yapmazsanız 3 ay sonra bir operasyona daha ihtiyaç hissedersiniz.

SİLOPİ’DE TAMAM: Hedef, hiçbir illegal yapının, tekrar hiçbir sokağı dahi kontrolü altına alamayacağı, hayatın normal akacağı bir kamu düzenini tesis etmek. Mesela Silopi’de şu anda operasyon süreci büyük ölçüde tamamlandı ve bütün mahalleler, bütün sokaklar temizlendi. Barikatlar kaldırıldı, çukurlar kapatıldı.

YENİ YAPILANMA: Eskiden olduğu gibi sokaklar temizlenip geri çekilmeyecek, daha düzenli işleyen bir güvenlik varlığı söz konusu olacak. Sonraki aşama hayatın normale dönmesi, okulların açılması. Silopi için planlandı. Cizre’de de büyük ölçüde bu aşamaya doğru geliniyor. Sur’da da aynı şekilde. Yavaş yürümesinin sebebi... Açıkçası çukurlarda, o barikatlarda mayınların yerleştirilmesi sebebiyle sivil kayıpların en düşük seviyede tutulması için adım adım gidiliyor bazı yerlerde.

SUR’A 5 MİLYON TL: Normalleşmenin önemli bir göstergesi olarak Habur açıldı. 2 bin TIR, Silopi’den eskiden by-pass yoluyla geçiyordu bugün rahat şekilde seyrüsefer sağlanıyor. Sonrasında esnafın kayıpları karşılanacak. Buraya gelmeden önce Sur’a tekrar 5 milyon lira gönderdik.

MART İSTİHBARATI: Militanlarını ayakta tutmak için ‘Marttan sonra başka yerlerde de bu işlere kalkışacağız’ diyorlar. Van’da öyle bir niyeti hissettiğimiz anda Edremit’te bir baskında ne kadar yoğun silah yakaladık. Arkadaşlara, ‘Cizre’ye, Sur’a yoğunlaşıp diğer yerleri ihmal etmeyelim’ demiştik. Zaten başarılı gittiği için Çınar’daki saldırıyla dikkatleri başka yere çekmeye çalıştılar. Bu noktada ciddi başarı sağlandı. Yani izole ettik, marjinalize ettik, o mücadele yürüyor.

CENAZE GENELGESİ: Güneydoğu’daki vatandaşlarımıza müteşekkiriz, bir kitle desteği sağlayamadılar hiçbir yerde. Mesela haince bir plan yaptılar ki Silopi’de 7 cenaze vardı, sonra belki bir iki artmış olabilir. Israr ettiler, ‘Bize teslim edin’ diye. 15 gün biz tutup ailelere veriyorduk. Sonra genelgeyi imzaladım. 3 gün tutulacak, 3 gün sonra aile gelip almıyorsa defnedilecek ve aileye yeri haber edilecek ‘Cenazeniz şurada’ diye. Çünkü istismar ediyorlar, ‘Cenazelerimizi gömemiyoruz’ diye. Belediye almıyor, aile almıyor, devlet ne yapsın? O genelge çıktı, ertesi gün geldiler, aldılar. Alan ailelere bu sefer baskı yapıp cenazeleri mezbahaya götürdüler. Mezbahaya cenaze götürülür mü? Düşünebiliyor musunuz? Bu kadar haince, alçakça bir şey olur mu?

ÜÇÜNCÜ BAŞARI: Üçüncü önemli başarı, asker-polis işbirliği ve koordinasyonu mükemmel. İlk defa bu kapsamda bir harekâtı birlikte yapıyorlar. Silopi ve Cizre’de askerin de ekspertizini gerektiren şeyler var, mayınlar vesaire alanlarla ilgili. Ben her hafta Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, İçişleri Bakanı’nı da çağırıp üçünden de bilgi alıyorum. Hiçbir koordinasyon eksikliği yok. Şimdi yapacağımız hayat akışını normalleştirmek, ekonomik hayatı canlandırmak. Yeni güvenlik unsurlarıyla hiçbir mahalle -mesela Cizre’nin Nur Mahallesi zaten 80’li 90’lı yıllardan beri girilmezdi- şimdi yok. Her mahallede bunu gerçekleştireceğiz. Orada yeni karakollar gerekirse yeni güvenlik yapılanmalarıyla bunu yapacağız.

TARİHİ DOKU: Gereken yerde kentsel dönüşüm yapacağız. Yalnız kentsel dönüşüm denilince akla hemen imar dönüşümü gelmesin. Mesela Sur’da tarihi doku niteliği taşımayan, virane yapılar tasfiye edilip tarihi dokuya uygun yapılar söz konusu...

İDARİ YAPILANMA: İdari bazı tasarruflarımız olabilir. Cizre’nin ve Yüksekova’nın il merkezi haline dönüşmesi gibi, çünkü dokuları buna çok uygun. Şırnak’ta Cizre’nin, Hakkâri’de Yüksekova’nın bu anlamda Yüksekova Havaalanı ve şehrin yayılması da dahil olmak üzere bunları da çalışıyoruz yani idari yapı itibarıyla... İl merkezinin değişmesi. İçel ve Mersin denir ya mesela. Şırnak’a gidenler bilir, ben gittiğimde de çok dar bir şeyin içindedir. Halbuki Cizre çok geniş bir alan. Aynı şekilde Hakkâri’nin genişlemesi zor, Yüksekova genişliyor fakat vilayet yapılanması haline dönüşmediği için de o genişlemeye uygun bir güvenlik ya da hizmet altyapısı olmuyor. (Yani şehir merkezi taşınacak.) Bunu planlıyoruz, üzerinde çalıştığımız hususlardan biri...

ANAYASA SÜRECİ

- Bu Meclis’in, ya da bizim hükümetimizin, ya da şu andaki AK Parti’nin bütün hizmet silsilesi ne olursa olsun eğer bir sivil Anayasa yapımını gerçekleştirirse tarihe onunla geçer. Onun ağırlığı bütün icraatın ağırlığından daha fazladır. Onun için her şeyi denemeye değer. Görüşmelerdeki nezaket ortamı, konuyu ele alış biçimi beni ümitlendirdi. Mesela Sayın Kılıçdaroğlu’nun ifadesi ‘Darbe hukukunu tümden yıkalım.’ Benim altına hemen imza atacağım bir söz. Bu önemli bir sözdür, reform paketlerine sağlanan destek önemli bir sözdür. Bunlar güzel bir ortam oluşturdu.

- Son bir hafta içinde bu pozitif atmosferi zehirleyebilecek nitelikte açıklamalar oluyor. Nedense bir el Türkiye’de tansiyonun düşmesini ve rasyonel, makul, karşılıklı saygı ve nezaket kuralları içinde bir fikir alışverişini bozmaya dönük hamleler yapıyor. Anayasa’da da böyle bir şey geçerli. Bence meselenin yüzde 70’i psikolojiktir. Yüzde 20-25’i siyasi iradedir. Teknik detay yüzde 5-10 düzeyindedir. Mesela başka bir konjonktür olsaydı 20 sene önce bunu tartışıyor olsaydık muhtemelen MHP başkanlık lehine konuşuyor olurdu.

- Mesela dün Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları, üzücü açıklamalar. Heyetler arası görüşmede ‘dikta’ filan demişti. Ben de ‘140 yıldır bizde parlamenter sistem tam anlamıyla falan uygulanmadı. Parlamenter Sistem Milli Şef gibi bir kavram üretiyorsa bu diktanın kendisi.’ ‘Herhalde’ dedim ‘siz milli şef kavramını savunmayacaksınız’. ‘Doğru, biz de o kavramı benimsemiyoruz’ dedi. Bütün bunlar üzerinden daha 1 sene önce halkın yüzde 52’sinin desteğini almış, Cumhurbaşkanı seçilmiş birini sen dikta diye suçlarsan tartışmayı başlatmayız, tartışmayı sürdürmeyiz. Akademisyenlerin bildirisi, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı kongre konuşması bir anda kutuplaştırıcı ortam çıkardı. Tehlike burada.

- Birilerinin bize yönelik ithamı: ‘Aslında anlaşmaya niyetleri yok, sonunda 14 milletvekilini bir şekilde kazanacaklarını düşünüyorlar.’ Böyle bir şeye ben izin vermem.

"SURİYE'DE TÜRKİYE'SİZ ÇÖZÜM OLMAZ"

“ABD Genelkurmay Başkanı ile uzun, faydalı bir görüşme yapmıştım. Döndüğümüzde de Biden gelmiş olacak. Kendisine de, Sayın Obama’ya da daha önce ifade ettim. Önemli olan Türkiye ile ABD’nin aynı perspektiften olaya bakmasını temin etmek. Yani eğer bir karşılıklı güvensizlik hali olursa bu her iki ülkenin de çıkarlarına aykırı. Bölgeye de en fazla zararı verecek olan husus budur. Yani Türkiye hele Suriye konusunda şüphesiz ABD’lilerin ve dünyadaki en önemli ülke. Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gözetmeyen bir çözüm Suriye’de yaşayamaz. Türkiye ile iyi geçinmeyen bir rejim de Suriye’de rahat edemez.”

AKADEMİSYENLER BİLDİRİSİ

“Ben bu metnin söylediği şeylerin sonucundan daha çok metnin arkasındaki zihniyeti deşifre etmeye çalıştım. Birçok akademisyeni özeleştiriye zorlamamız lazım. Yoksa bugün bu dosya kapanır yarın başka bir dosya açılır. Benimle hesaplaşmak istiyorlarsa ben buna hazırım. O metin kesinlikle bu akademisyenlerin elinden çıkmamıştır. O metin bir yerden çıktı, onlar da imza attı. Aydının en önemli vasfı sürü psikolojine kapılmamasıdır. Ben bu metne imza atanların özeleştiri yapacaklarına inanıyorum. Bu akademisyenler ‘Bu metin doğrudur’ diye savunmadıkça ben onların okuyarak ciddiyetle imza attıkları kanaatinde değilim. Ümit ederim ki bu tartışma zihniyet düzeyinde kalır.”