Türkiye onu beş dakikada tanıdı. 2001’de bir gece bir üniversite öğrencisi herkesi ekranlara kilitledi. Reha Muhtar’ın Ateş Hattı programına çıkan ve Harvard’da okuduğu söylenen bu öğrenci, karşısına aldığı Fransız parlamenterle sözde Ermeni soykırımını tartışıyor, daha doğrusu karşı tarafa “Ben ABD’de tarih okuyorum. Soykırım olmamıştır” diyerek haddini bildiriyordu.

O öğrencinin adı Suna Vidinli’ydi ve Vidinli altı yıl sonra siyaset sahnesinde karşımıza çıktı. Hem de DP’den Samsun birinci sıra milletvekili adayı olarak.

Altı yıl boyunca medyada yönetici kademelerinde görev yapan ve çeşitli TV programlarına imza atan Vidinli ile Levent’teki evinde buluştuk. Vidinli kendini modern, muhafazakâr ve vatansever olarak tanımlıyor. DP’nin kalesi olarak bilinen Samsun’dan birinci sırada aday gösterilmesini cesurca bir karar olarak yorumluyor ve ekliyor: “Mehmet Ağar bana verdiği sözleri tuttu.”




Ruhum Müslüman kanım Türk

DP’nin milletvekili adayı Suna Vidinli, modern muhafazakârlığın kimsenin tekelinde olmadığını söylüyor. ‘Ruhumla Müslüman, kanımla Türk’üm’ diyen Vidinli, şu sıralar harıl harıl partinin reklamcısı Ali Taran’la siyaset çalışıyor

Siyaset gelecek planlarınızda var mıydı, yoksa teklif mi cezbetti?

- Üniversite yıllarında planladığım bir şeydi siyaset, teklif gelince ciddi anlamda düşünmeye başladım.

Nasıl bir teklif geldi?

- Mehmet Ağar’ı gayet iyi tanıyorum. Defalarca CNN Türk ve Kanal D’deki programlarımda ağırlamıştım. Ailemi de tanır, biz eski DP’li bir aileyiz.

Aileniz aktif siyasetin içinde mi?

- Evet, Samsunluyuz ve ailenin geçmişinde DP’liler var. Mehmet Ağar beni Reha Muhtar’ın programında da izlemiş. Türkiye sorunları üzerine tartışma fırsatımız olmuştu.

Yani sizi gözüne kestirmiş...

- Bir yıl önce teklif etti ama o zaman seçim hazırlıkları filan yoktu. Şöyle dedi: “Seni Harvard mezunu, medyada tanıdık bir yüz olduğun ya da üç dil bildiğin için istemiyorum. Modern, muhafazakâr ve vatansever duruşun için istiyorum.”

Mehmet Ağar mı sizi böyle tanımladı?

- Hayır, ben her zaman “Ruhumla Müslüman, kanımla Türk’üm” derim. İnsanların kimlikleri arasında ayrım yapmaya itilmesini de yapay bulurum.

TÜRBAN ŞİMDİ ÇÖZÜLMEZ

AKP’den de size teklif geldi mi?


- Evet, o süreçte bazı partililer teklif ve tavsiyelerde bulundu. Ama ben DP’yi seçtim, çünkü muhafazakâr kesimin temsil tekelinin AKP’de olmadığına inanıyorum. Modern muhafazakâr tanımının belli bir kalıba sokulmasından rahatsızım.

Siz kendinizi bu kalıbın dışında mı görüyorsunuz?

- Evet, belki de ben bir ezberi bozmak için buradayım.

Modern muhafazakâr tanımına türban da girer mi?

- Ben başörtüsü diyorum ama, evet girebilir. Bu konunun çok politize olduğunu düşünüyorum. Takan da takmayan da bu ülkenin insanı. Ancak bu sorunu şu anda çözemezsiniz, çünkü ortam çok gergin. Başörtüsü üzerinden kutuplaşma var.

Ne zaman çözebilirsiniz?

- Ortam yumuşadıktan, gerilim düştükten sonra. Son üç ayda yaşananları yeni Meclis’e taşırsanız bırakın başörtüsünü, hiçbir sorunu çözemezsiniz. Bence bir insan laik de demokratik de dindar da, aynı anda olabilir. Ama Türkiye’deki entelektüel kesimin hem dine hem de kültürel mirasa biraz mesafeli olduklarını görüyorum.

Bu mesafenin temelinde ne var?

- Türkiye’nin kültürel ve tarihi mirasını bir dönem reddetmesi var. Bunu özellikle yurtdışında okuyan gençlerde görüyorum. Dünyanın en iyi eğitimini almış olabilirsiniz ama Türkiye’nin gerçeklerine uzaksanız o diplomanın dekorasyondan öte bir anlamı yoktur.

TEMSİL ETMEK İSTİYORUM

Siz Türkiye’nin gerçeklerine yakın olduğunuzu düşünüyor musunuz?

- Ben Türkiye’ye döndüğümden beri hem yurtiçi hem yurtdışı çok gezdim. Bu noktada gazetecilik kimliği çok yararlı oluyor. Gidip yerinde görebiliyorum.

Medya siyaset yolunda bir ara basamak mıydı?

- Ben kendimi kıdemli ve tecrübeli bir gazeteci olarak görmüyorum. Bu, Türkiye’deki birçok basın emekçisine haksızlık olur. Benim medyadaki görevlerim idariydi. Ankara’daki siyasetin nasıl işlediğini gazetecilik sayesinde gördüm ve fark ettim ki bizim büyük bir temsil sorunumuz var. Zaten medyadaki görevimle yurtdışında Türkiye’yi temsil ediyordum, bunu neden Meclis çatısı altında yapmayayım diye düşündüm.

Beş dakikalık reyting

Ateş Hattı programında Fransız parlamentere çıkışınız ulusalcı bir çizgideydi.
Şu an farklı bir duruştasınız...

- Türkiye’nin sorunlarını bir Fransız yerine Ermeni asıllı bir Türk vatandaşla tartışsam çok farklı olurdu. Ermeni sorunu çok taraflı ele alınması gereken bir sorun. Dışarıdan Türkiye’nin iç işlerine karışılması konusunda son derece milliyetçiyimdir. Fransa Türkiye’ye böyle bir yapay gündem empoze ediyordu. Bu yüzden o parlamentere sert çıktım. Ama Ermeni asıllı bir Türkle asla böyle tartışmam çünkü iki tarafta da büyük trajedi yaşandı. O programa çıkmam benim için çok önemliydi.

Samsunluyum, onun için oradan adayım

Siyaset bir hitabet kabiliyeti vs gerektiriyor. Bir çalışma yapıyor musunuz ısınmak için?


- Evet. Biz parti olarak Ali Taran’la çalışıyoruz. Birebir beraber çalışıyoruz. Stratejimiz konusunda kendisinden yararlanıyoruz. Nevval Sevindi de öyle. Ali Taran’ın yanı sıra Samsun’dakilerden de destek alıyorum.

Oradaki taban sonradan gelip birinci sıraya yazılmanıza nasıl bakıyor?

- Herkes ismim üzerinde uzlaştı. İstanbul’dan da aday olabilirdim ama ailem Samsun’lu, orada doğdum. Samsun’un sorunlarını Türkiye’ye taşıyacağım.

Mumcu’nun ayrılığı DP’yi nasıl etkiler?

- Kimseye kırgınlığımız, kızgınlığımız yok. Ben bunu çöküntü olarak görmüyorum. Hem Ağar hem Mumcu’yu aşan nedenler olabilir. Birileri DP’yi Meclis’te görmek istemiyor olabilir. Ama her işte bir hayır vardır. Uzun vadede birleşme olabilir...

AKŞAM / Nagehan ALÇI