Haftanın Kitapları
Biyografiden öyküye, araştırmadan romana, anıdan şiire bu hafta da pek çok kitap okurla buluştu. İşte yeni çıkan kitaplar arasından sizin için seçtiklerimiz... Keyifli okumalar...
TV VE SİNEMADA KEMAL SUNAL GÜLDÜRÜSÜ
(Kemal Sunal)
Kemal Sunal’ın yüksek lisans tezi olan “TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü”, yalnızca bir sanatçının kendi serüvenini anlattığı bir kitap değil; Türkiye’nin toplumsal değişimini, Yeşilçam’ın dönüşümünü ve güldürünün aydınlatıcı gücünü derinlemesine inceleyen akademik bir çalışma. Sunal, sinemaya adadığı yirmi beş yılın birikimini bu tezde güldürü türlerinin tarihsel gelişiminden, Türk toplumunun 1970’lerden 1990’lara uzanan sosyo-ekonomik dönüşümüne; kendi filmlerinin ortaya çıkış koşullarından, televizyon çağında şekillenen komedi anlayışına kadar geniş bir alanı titizlikle ele alıyor. Sanatçı filmlerini; eleştirmenler, akademisyenler, gazeteciler ve meslektaşlarının görüşleriyle birlikte inceleyerek, güldürünün toplumsal işlevi üzerine çok yönlü bir perspektif sunuyor. İnkılap Kitapevi'nden çıkan kitap bu yönüyle yalnızca Kemal Sunal sinemasına değil, Türkiye’de güldürünün toplumsal hafızadaki yerine dair kapsamlı bir kaynak niteliği taşıyor.
47 NUMARALI KAMARA
(Hikmet Hükümenoğlu)
Otuz yılı aşan hizmetinin ardından hurdaya ayrılacak olan Efes gemisi, Akdeniz’den İstanbul’a uzanan son yolculuğunu gerçekleştirmektedir. Issız koridorları, boş kamaraları ve bir avuç yolcusuyla yol alan gemide, aynı masaya oturanlar arasında görünenden fazlası vardır: Ünlü yazar Hikmet Bey, onun kalemini taşıyan asistanı Murat ve suyun karanlığına gömülmüş bir sır… Her şeyi en ince ayrıntısına kadar gören anlatıcı, bu tekinsiz yolculuğun sonunda gerçekle kurgu arasındaki sınırları kaldıran, çözülmesi güç bir oyun kurar. İthali Yayınları’ndan çıkan 47 Numaralı Kamara; kimliğin, başarının ve aşkın ne kadarının bize ait olduğunu sorgulatan bir hayalet hikâyesi: “Artık hayal kırıklıklarının en kötüsüne bile alışmış olması gerekirdi ama öyle değildi işte, her seferinde yeniden içinden bir şey kopup eksiliyordu. Hiç olmazsa canı yanmıyordu uzun süredir, fiziksel acılar kadar, içindeki sızılar da anlamını yitirmeye başlamıştı."
MUSASHİ: KILIÇ VE DELİKANLI
(Eiji Yoshikawa)
Klasik Japon edebiyatını geniş kitlelerle buluşturan eserleri ve özgün romanlarıyla yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Eiji Yoshikawa’nın klasik epiğinin ilk cildi Musashi: Kılıç ve Delikanlı şubat ayında Can Yayınları etiketiyle raflarda. Japonya'da tüm zamanların en çok okunan romanlarından olan Musashi: Kılıç ve Delikanlı, insanın kendine rağmen mükemmelin peşinden koşmasını anlatırken aynı zamanda Japonya’nın içsavaşlarla sarsıldığı Sengoku döneminin de çarpıcı bir portresini sunuyor. Takezō-Musashi, Japonya’nın en büyük kılıç ustası olma hayalleri kuran genç ve vahşi bir savaşçıdır. Sekigahara Savaşı’ndan yaralı ve onuru kırılmış halde çıktıktan sonra, bir daha benzer bir utancı yaşamamak için kendini geliştirme ve aydınlanma yolculuğuna koyulur. Bu yolculuğu onu her anlamda sınayacak, bilge dostlarla ve ezelî düşmanlarla karşılaştıracaktır...
MUALLA
(Günay Çetao Kızılırmak)
“Mualla bir yetişkin, gelmek isterse gelir, kalmak isterse kalır, ölmek isterse ölür, dirilir dirilir gelir, mahşer gününde hesap verir.” Günay Çetao Kızılırmak, İletişim Yayınları’ndan çıkan kitapta bir yasın izini sürerken hayat ile ölüm arasındaki çizginin ne kadar silik olduğunu hatırlatıyor. Kahramanımız, ölüme bir başlangıç ya da bir son anlamı yüklemeden; ablası Mualla’nın çocukluk, gençlik ve evlilik yıllarını, koşar adım intihara sürüklendiği günleri ve ardından tutulan yasın ağır zamanlarını, bir bütünün parçaları gibi görüp yan yana getiriyor. Hissetmenin de anlamak kadar önemli olduğunun her an farkında... Bir rüyanın, bir hayalin adı Mualla.
OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E ŞİİR ANTOLOJİSİ
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Şiir Antolojisi, geç dönem Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan çizgide Türk edebiyatının nasıl dönüştüğünü, hangi isimler ve odaklar etrafında şekillendiğini merkeze alan bir çalışma olarak gün yüzüne çıktı. Âkif Paşa, Şinasi, Namık Kemal'le başlayan çizgide giderek şekillenen ve yeni bir şiir anlayışını beraberinde getiren bu süreç, nihayetinde 20. yüzyılda bambaşka bir istikamet almış, gerek toplumsal gerekse kültürel olarak yeni düşünceleri beraberinde getirmiştir. Tanzimat'la başlayan süreçte yeni Türk şiirinin izini süren bu antolojide okurlar devrin önde gelen şairlerini ve artık onlarla özdeşleşmiş şiirleri bulabilirler. Şairlere dair açıklayıcı notlar, orijinal ve günümüz Türkçesi şiirlerle Can Yayınları’ndan çıktı…
TARİHTEN TARİFLER
(Ebru Omurcalı)
Gastronomi ve tarih tutkunlarını eşsiz bir lezzet yolculuğuna çıkaracak Tarihten Tarifler: Antik Çağlardan Günümüze Lezzet Yolculuğu Alfa Yayınları'ndan çıktı. Usta şef ve yazar Ebru Omurcalı’nın kaleminden çıkan bu kapsamlı eser; Hititler ve Antik Yunan’dan Roma’ya, Abbasilerden Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, insanlık tarihinin damak tatlarını mutfaklarımıza taşıyor. Sadece bir yemek kitabı olmayan bu eser; çorbalardan ana yemeklere, mezelerden ekmeklere ve antik şerbetlere kadar tarihe damga vurmuş medeniyetlerin yeme-içme kültürünü eşsiz reçetelerle inceliyor. Tarihten Tarifler’i alanındaki diğer çalışmalardan ayıran en büyük fark, salt bir tarihi reçete derlemesi veya akademik bir çeviri olmaması. Omurcalı, antik metinlerdeki –örneğin Apicius’un ünlü eseri De Re Coquinaria'daki– tarifleri mutfağa girerek oğluyla birlikte bizzat denemiş ve modern mutfaklarda uygulanabilir hale getirmiş.
İSİMLER
(Florence Knapp)
Bir isim, hayatın akışını değiştirebilir mi? Cora, yıkıcı bir fırtınanın ardından, dokuz yaşındaki kızı Maia'yı yanına alıp yeni doğan oğlunun nüfus kaydını yaptırmak üzere yola çıkar. Kocası Gordon toplum gözünde saygın bir doktor, evinin duvarları arasında ise buyurgan bir zorba kararını vermiştir: Oğluna kendi adı verilecektir. Ama nüfus memuru, "İsmi ne olacak?" diye sorduğunda, Cora duraksar. Yedi yıl sonra. Çocuğun adı kız kardeşinin istediği gibi Bear'dır. Gelişi doğduğu geceki fırtına kadar sert vurmuştur aileyi. Ya da adı Julian'dır. Tam da kendi seçtiği hayatı yaşayacak bir erkek ismi diye düşünmüştür bu ismi verirken annesi. Ya da aile geleneği kazanmıştır ve babası gibi Gordon olmuştur adı, şimdiden her şeyiyle onun kopyası... Yine de bu buyurgan mirası kırmanın belki vardır ihtimali. Domingo Yayınevi'nden çıkan sarsıcı ve bir o kadar da umut dolu İsimler, üç ismin, bir hayatın üç ayrı halinin ve tek bir kararın tetiklediği sonsuz ihtimallerin hikâyesi...
ONU BEKLERKEN
(Halid Ziya Uşaklıgil)
Esere adını veren Onu Beklerken isimli ilk hikâyede ailesinden koparılmış ve özgürlüğü elinden alınmış bir siyahi cariyenin, tek dostu, özgür günlerinin tek tanığı olan “ay” ile dertleşmesi anlatılıyor. Bu hüzünlü hikâyenin yüreğinize tesir etmesi kaçınılmaz. Yürekten Dost, hayatınızın her alanını didikleyen, bu sebeple kendisinden kaçma hissi veren “dost”lardan bahsediyor. Çok az kişi böyle bir dosta sahip olmayacak kadar talihlidir. Şemsa Hanım’ın Eski ve Yeni kocalarını birbirine dost kılan ortak kederi merak edeceğinizi sanıyoruz. Deliler Evinde’ki dostunu ziyarete giden yazarın, Doktor Charcot rolüne soyunarak hastalarla ilgilenen kişinin de bir deli olduğunu anladığında akıllılık ve delilik arasındaki sınırı sorgulaması kaçınılmazdı. Kin ve hasedin cisimleşmiş şekli olan Dişlek Zehra, kitaptaki en güçlü karakter. Halit Ziya’nın onu müstakil bir roman olarak yazmayışına hayıflanmamak elde değil. Türk Eri ve Bir Gün İçinde Balkan Savaşlarında Türk askerinin maddi sefaletine rağmen ruh yüceliğini resmeden hazin hikâyeler. Halid Ziya Uşaklıgil’in Kule Kitap’tan çıkan hikayelerinin hepsi birbirinden güzel…
YÜZLEŞEBİLİMLEK
(Sibel Uzun)
İnsan, kendi iç sesini duyduğu anda dönüşür. Benlik sabit bir kimlik değil; yaşadıkça, fark ettikçe, yüzleştikçe yeniden şekillenen bir iç mimaridir. Sibel Uzun'un İndigo Kitap'tan çıkan eseri 'Yüzleşebilmek' o mimarinin kapılarını açıyor. İç sesin nerede sustuğunu, duygunun hangi izde sıkıştığını, rollerin hangi yüzü gölgelediğini görünür hale getiriyor. Her bölüm benliğin derin katmanlarına inen bir ışık yakıyor. Jung’un gölgesi, Goffman’ın sahnesi, Erikson’un gelişim çizgisi ve kalbin tasavvufi bilgeliği aynı noktada birleşiyor. Bu birleşim sizi kendinize döndüren güçlü bir rehbere dönüşüyor. Yirmi bir günlük içsel çalışma benliği yeniden kuran bir yolculuk sunuyor. Bu yolculuk zihni berraklaştıran, kalbi genişleten, sınırları yeniden tanımlayan bir dönüşüm yaratıyor.
ARSEN LÜPEN: ESRARENGİZ KONAK
(Maurice Leblanc)
Arsen Lüpen’in, gölgesinin bile adli makamları geride bırakacağı yeni bir maceraya hazır olun. Bu kez sahnede, ustaca seçtiği kimliğiyle Jean Enneris var. Ne polis ne de adliye, yaşanan olayların karanlık sırlarını aydınlatmayı başaramamıştır. Sadece aklına ve sezgilerine güvenen Enneris, esrarengiz bir konağın sırlarını bulmaya kararlıdır. Kayıp elmaslar, açıklanamayan bir cinayet ve herkesin birbirine şüpheyle baktığı bir labirent... Elips Kitap’tan çıkan, Maurice Leblanc’ın kaleme aldığı Esrarengiz Konak’ta Arsen Lüpen, kendisini bile şaşırtacak karmaşık bir olayın içine çekilir. Bu gizemli konakta, kuralları yine o koyacak ve Lüpen’in yolundan çekilmedikleri sürece gerçek ortaya çıkmayacak. Arsen Lüpen, kendinden başka kimsenin emrini dinlemeyen, aklına eseni yapan ve canının istediği gibi yaşayan bir insan demektir.