Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
AA

İzleyicinin daha çok 'Asmalı Konak' dizinde canlandırdığı 'Dicle' karakteri ile tanıdığı dizi ve sinema oyuncusu İpek Tuzcuoğlu, 'Düriye'nin Güğümleri', 'Aşk ve Mavi', 'Yalaza', 'Ankara Yazı-Veda Mektubu' gibi pek çok projede yer aldı. Tuzcuoğlu, bale ve dans kariyeriyle başladığı, oyunculuk-sunuculukla devam eden mesleki yaşamı ve kendi dünyasındaki ruhsal yolculuğundan bahsetti.

Oyuncu, son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını ile ilgili, "Alışacağız ama, farklı bir süreç geçiriyoruz hepimiz. Kendimize göre de birçok şey öğreniyoruz. Herkes kendi fıtratı kadar değişiyor aslında. Herkesin nasibi de farklı bu süreçte. Ama dilerim ki herkes olumlu ve iyiye doğru ilerler. Çünkü gerçekten çok zor bir dönem herkes için" dedi.

"MASKE, ELDİVEN VE GÖZLÜK KENDİMDEN BİR PARÇA OLDU"

Bu süreçte gerekli izolasyon kurallarına uyan İpek Tuzcuoğlu, "Her şeyi kendim yapıyorum" diyerek şu ifadeleri kullandı:

Maske, eldiven ve gözlük kendimden bir parça oldu. O kadar içselleştirdim ki onlar olmadan çöp atmaya gitmiyorum. İş noktasında normal şartlarda kostüm sorumlusu, bir makyaj uzmanı, bir kuaför, bir ulaşımı sağlayan arkadaş ve bir asistan gerekiyor. 5 kişilik işi bendeniz yapıyorum. Kostümümü kendim alıyorum, ayakkabılarımı kendim almaya gidiyorum, makyajımı kendim yapıyorum. Bir tek saçımı yapamadığım için kuaför arkadaşımızla maskelerimizi ve baretlerimizi takıyoruz. Uzak uzak fön bile çektirmeden bir tek maşa yaptırıyorum.

3 yaşından 13 yaşına kadar bale yaptığını söyleyen Tuzcuoğlu, "Artık cep telefonları ile çekiyor. Ama eski fotoğraflarım var bazen çok seviyorum eski fotoğraflara dokunmayı ve bakıyorum ne kadar küçücükmüşüm. Annem elimden tutup 3 yaşımda özel bale stüdyosuna götürüyor. Aynur Ressamoğlu’na. Ben İzmirliyim, Karşıyaka’da bale stüdyosu ve yaklaşık 12 sene bale eğitimi alıyorum" dedi.

"OYUNCULUKTA STAR KALMADI, ARTIK SENARYO STAR DİYORUM"

Dizi ve sinema sektöründe geçmiş ile günümüzü kıyaslayan oyuncu duygu ve düşüncelerini şu şekilde anlattı:

Evet, çok iyi hatırlıyorum. Çünkü o işteki bütün karakterleri zaten şiir gibi hikaye olarak yazdı Meral abla rahmetli, Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın Meral Okay. Mahinur Ergun da onları çok güzel süsledi senaryosuyla. Çağan da harikalar yarattı. Aslında bize de çok fazla iş düşmedi açıkçası. İyi bir hikaye, senaryo ve yönetmenlik oyuncuyu her zaman parlatan bir şeydir. Benim son zamanlarda söylediğim bir şey var, "Artık senaryo star" diyorum.

Yani oyunculukta starlık kalmadı. İşte yurt dışı satışları için, bazı isimler yurt dışından talep gördüğü için daha çok göz önünde olsalar dahi, o insanlarla ilgili bile doğru hikaye, doğru senaryo, doğru reji kurgulanamazsa onların işleri bile kalkıyor dikkat ederseniz. O yüzden artık başrol senaryonun diyorum ben. İyi bir hikaye ve senaryo olması gerekiyor.

"SERENAY SARIKAYA'YI BEĞENİYORUM"

Yeni jenerasyon oyuncular arasında Serenay Sarıkaya'yı çok beğendiğini söyleyen Tuzcuoğlu, "Daha değişime dönüşüme, daha toplumsal bir takım yaraları sorgulamaya yönelik oyunlar var. Bendeniz biraz nostaljiyi, eski şeyleri seviyorum. Keşke Hisseli Harikalar Kumpanyası yapılsa. Zeki-Metin’i, Devekuşu Kabare’yi çok özlüyorum. Şimdi mesela Alice’i yaptılar, gerçi seyredemedim ama Serenay’a (Sarıkaya) bayılıyorum. Çok beğeniyorum, en beğendiğim oyunculardan bir tanesi. Keyifle takip ediyorum Serenay’ı" dedi.

İpek Tuzcuoğlu, Sarıkaya'dan sonra "Farah Zeynep Abdullah’ı, Serenay Sarıkaya’yı ve bir de Bergüzar Korel’i çok beğenirim. Bergüzar da benden çok küçük zaten. Bunlar benim üçlüm" şeklinde sıraladı.

"SETTE ÇAY DAĞITTIM"

Mesleki hayatında yer aldığı projelerde kendisini objektif bir şekilde değerlendiren Tuzcuoğlu, şunları söyledi:

Tabii ki her dönemin kendi zorluğu var. Aslında zamanın ruhu diye bir tanımlama vardır ya, zamanın ruhuna göre her şey de değişim gösteriyor. Benim 33 yıl oldu. Dolayısıyla Yeşilçam’ı yakalayan nadir oyunculardan biriyim. Yeşilçam’daki ustalarla çalışma imkanım oldu. Çalıştığım bütün yönetmenler vefat etti. İşte Memduh Ün’den Osman Seden’e kadar, Orhan Elmas, Ayhan Önal gibi o kadar kıymetli insanlarla çalıştım ki, bu işin aslında tam ‘A’sını öğrendim. Sette çay da dağıttım, şaryo da kurdum, makyaj malzemelerini de temizledim.

Bildiğin okul gibiydi benim için. Usta-çırak ilişkisindeki o ahlak, o edep, o saygı çok içimize sindi bizim. Bizim kuşak biraz böyledir. Dolayısıyla biz yönetmen yardımcısının karşısında bile hazır olsaydık, bırak yönetmeni. Şimdiki gençler çok daha şanslı. Çünkü yönetmenle birebir iletişim kurma şansları var. Bizim dönemimizde yoktu. Bizim dönemimizin yönetmenleri biraz daha tatlı sertlerdi ama daha mesafelilerdi. Despottu onlar biraz.

"ÇALIŞTIĞIMIZ EVLERİN İÇİNDE TUVALET OLMAZDI"

Şimdikilerle tabii ki arkadaş gibisin. Ama yine de set ahlakı ve set etiğini hala öğrenemeyen birçok arkadaş var. Lakaytlar. Yönetmenle konuşma şekilleri çok hoş olmuyor. Tabii nereden öğrenecek ki? O kadar çok dizi, kanal ve yönetmen var ki. Kim kime neyi öğretecek? Dolayısıyla biz çok şanslıyız.

Mesela bizim hiç karavanımız filan olmadı. Şimdilerde var. O zamanlar köylerde, kasabalardaki evlere rica ediyorduk. Çalıştığımız yerlerde hiçbir zaman evlerin içinde tuvalet olmazdı. Düşün yani ne kadar eskiden bahsediyorum. Tuvaletlerle evler ayrı oluyordu yani çalıştığımız yerlerde. Hakikaten bu işin cefasını çeken gruptan oldum.

"ÇOK İNANÇLIYDIM"

Fiziki zorlukları vardı ve tabii bu ister istemez psikolojik anlamda da zorluyordu seni. Ama onun dışında büyük travmalar, büyük acılar yaratacak bir şey yaşamadım açıkçası. Çünkü çok inançlıydım. Hep inandım kendime, iyi bir yere gelebileceğime. Çok hatalar, yanlışlar kendi içimde yaptım, özel hayatımda da mutlaka yaptım ki, iyiye ancak öyle gidebilirdim.

Tökezledim, ayağım takıldı, düştüm, kendi merhemimi kendim sürmeye çalıştım. Gayret ettim. Her şeyi kendim öğrendim aslında. Belki de benim en büyük eksiklerimden bir tanesi yanımda çok doğru insanların olmamasıydı kariyer noktasında.

"İNSANLARIN HAYATINA MEZE OLUYORSUN"

Çünkü bu 33 senede her şeyi kendim öğrendim diyebilirim. Öyle büyük şanslar olmadı hayatımda. Röportajlar noktasında da öyle. Hiçbir zaman kimse desteklemedi beni. Rabbim nasip etti, o nasibin sonucunda sizler benimle röportaj yaptınız. Tamamıyla amatör bir ruhla ilerledi benim kariyerim. Daha sonra büyüdükçe, geliştikçe, olgunlaştıkça anladım ki bu magazinin, özel hayatı konuşmanın hiçbir faydası yok. Tam tersi senden götürüyor, senden alıyor. Amiyane olacak ama insanların masasına meze oluyorsun.

Bu tavır, bu şekil benim meşrebime hiç uymadığı ve gözüm açıldığı için, tabii insanın önce kalp gözü açılıyor biliyorsun, kalbi açıldı mı, zihne de o yansıma oluyor. Dedim ki bir dakika. Ben bazı yerlerde hatalar yapmışım. Evet, yanlışlarım olmuş, bunları düzelt. Bu düzeltmeler de büyük emek isteyen düzeltmeler oluyor. Şahsen de şunu soruyorlar, "Niye magazin programlarında yoksun? Niye daha çok röportaj vermiyorsun?" bu, kendi isteyerek yaptığım tercih, bir ilkesellik ve bir prensip. Dolayısıyla artık beni çok görmüyorlar.

"ZÜMRÜDÜANKA GİBİ YENİLENME YAŞADIM"

Sadece iş noktasında, iş yaptığım zaman röportajlar yapıyorum. Bir seneye yakındır da hiç kimseyle röportaj yapmıyorum. Bir yenilenme yaşadım. Bir Zümrüdüanka gibi. Mutluyum, huzurluyum. Kendi ruhumla bu sanatçılığımı, oyunculuğumu buluşturacak alan yakaladım. Ve o alanda çok mutluyum. Yani gerçek İpek bu aslında. Biraz uzun oldu ama.

KORONAVİRS SON DAKİKA HABERLERİ İÇİN TIKLAYINIZ!

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri