Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
İşte yerli Ar-Ge'nin yarım yüzyıllık hikayesi
0:00 / 0:00

Türkiye’nin son yarım yüzyıldaki haberleşme, telekomünikasyon ve Ar-Ge serüvenine eşlik eden Netaş’ın hikayesi kitap oldu. “Zoru Başarmak 10 Bin Kişinin Yolculuğu Netaş” adlı kitapta, Türkiye’de teknoloji alanında yerli ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi süreci 1967 yılında kurulan Netaş’ın tarihi ekseninde ele alınıyor.

Vatandaşların telefon bağlatmak için aylardır beklemek zorunda kaldığı 1960’ların en temel sorunlarından biri haline gelen telefon başvurusunda bulunan yurttaşların umutsuzluğu ve kızgınlığı ile çıkılan Türkiye’nin Ar-Ge yolculuğuna ışık tutan kitapta, 31 Mart 1967 tarihinde Northern Electric Company ve PTT ortaklığıyla kurulan Netaş ile Türkiye’nin Ar-Ge tarihi tanıklarla işleniyor

BELGESELİ DE HAZIRLANDI

Yabancı devlere karşı Türkiye’nin yerli Ar-Ge mücadelesine ışık tutan “Zoru Başarmak 10 Bin Kişinin Yolculuğu Netaş” adlı kitapla birlikte hazırlanan belgeselde de şirketin 53 yıllık geçmişine tanıklık edenler, tarihi belgeler ve anektodlarla birlikte sunuluyor.

Kitapta, 1967 yılında telefon imalatı yapmak için dönemin başbakanı Süleyman Demirel tarafından Ümraniye’de temeli atılan ve 29 Mayıs 1969 tarihinden düzenlenen törenle açılan fabrikanın ilk üretim süreciyle ilgili şu anektod paylaşılıyor

“THOMAS GÖSTERDİ, BİZ YAPTIK”

 

“Osman Atakan Tekin işe alınan ilk mühendislerden biriydi. 23 yaşındaydı. Nortel’in Polonya kökenli mühendisi Jean Olinik ile Kanada’dan gelen ve rahatlıkla bir insan boyunda olan tahta sandıklardaki teçhizatı açarak siftahı yapan ekip arasındaydı. Şöyle anlatıyordu: “Santralin bir salonuna masa, sandalye koyduk. Parçaları monte edecek tezgâhlar yapıldı. Kanada’dan sandıkları yüklemişler. Onları açtık, parçaları çıkarttık, telefon parçaları vardı. İlk telefonu deneyimli bir mühendis olan Mr. Thomas gösterdi ve orada yapmaya başladık. Derken bir süre sonra diğer arkadaşlar gelmeye başladılar. Reyhan ve Rukiye’yi hatırlıyorum. Sonra Yılmaz Tezcan geldi. 5-6 kişi olduk. Santralin aşırı gürültülü ortamında bir yandan telefon üretimi yapılıyor, diğer yandan işçilere Türkçe’ye henüz çevrilmiş üretim şemaları üzerinden ilk eğitimleri veriliyordu. Reyhan Ege bu şemalarla Kanadalı bir işçinin 17 parçalık bir switch’i 45 saniyede yaptığını hatırlıyordu. O ise aynı switch’i 23 saniyede yapmakla övünüyordu.

O yıllarda telefonun yanısıra PTT’nin haberleşmede ihtiyaç duyduğu altyapı ve santrallerin kurulmasına da başlayan Netaş’ın çalışan sayısının 1973 yılı itibariyle ilk kez bin kişiyi aştığı bilgine yer verilen kitapta, aynı yıl Ar-Ge’ye de adım atılarak, Türklerden oluşan bir dizayn ekibinin kasaba tipi santral üretimi için çalışmalara başladığı da belirtiliyor.

YIL 1969: İSTANBUL’DA 90 BİN ABONE VE 90 BİN BEKLEYEN VAR…

Kitapta yer alan dikkat çekici bazı tarihi notlar şöyle:

“Netaş’ın üretime başladığı 1969 yılında İstanbul’da 90 bin abone ve 90 bin telefon bekleyen varken, İstanbul Telefon Başmüdürü Sezai Ersöz’ün verdiği bilgiye göre, 1975 yılı itibarıyla  230 bin abone ve 350 bin telefon bekleyen sayısına ulaşılmıştı. Yani üretim ve yatırımlar ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktı.”

“Netaş 21 Kasım 1979’da bir milyonuncu telefonunu üretti. Bu tarihi anı ölümsüzleştirmek için bu telefonun bazı aksamlarının altın olması öngörülmüştü. Bu telefonun montajını ise ilk telefonun montajını da yapmış olan Reyhan Ege gerçekleştirdi. ‘Çok duygusal ve tarihi bir andı’ diyordu.”

YERLİLİKTE YÜZDE 74’LÜK ORAN

“Şirketin kurulduğu tarihten itibaren üretimde yerli malzeme payını artırması bir hedefti ve Netaş üretimde yüzde 23 yerli malzeme ile başladığı bu süreci 12. yılın sonunda yüzde 74’e çıkarmıştı.”

1981’de yıllık üretim rekoru kırılmış, 118 bin otomatik telefon ve 4 bin 315 çatı ve 160 şehirlerarası operatör konsolu üretilmişti. 1981 yılının bir başka önemli kilometre taşı Netaş’ın ortaklık yapısındaki değişimdi. Şirketin yerli sermaye oranının geliştirilmesine yönelik olarak 1975’te Nortel, hisselerinin yüzde 20’sini ‘makul fiyat veren’ üç yeni ortağa sattı. Bunlar yüzde 15 ile Türk Deniz Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, yüzde 2.5 ile PTT Biriktirme ve Yardım Sandığı ve yüzde 2.5 ile Yavuz Kireç olmuştu. Böylece şirketin kurucu ortağı Nortel’in hisse oranı yüzde 31’e inmiş oldu.”

"ONLAR 45 SANİYEDE, TÜRK MÜHENDİSİ 23 SANİYEDE YAPTI”

“Türk mühendislerinin, ustalarının ve işçilerinin bilgi ve birikimini ‘teknik resimlere’ sığdıran bir anlayışa karşı alternatif bir seçeneğin varlığı hatırlatıldı. Kanadalı işçi o telefonu 45 saniyede monte ediyorsa, Türk işçisi 23 saniyede monte etti. ‘Teknik resim ya da mikrofilmlere göre hareket edilmeli, değişiklikler 7838 kilometre ötedeki Kanadalı mühendislere sorulmalı’ yönergesi, ‘Ama o teknik resimlerde hata var’ itirazı ile başlayan ve üretimin aksamaması için Türk mühendislerce geliştirilen çözümlerin Kanadalılar tarafından ‘de facto’ kabul edilmesiyle süren bir yeni aşamanın kapısını araladı..."

AR-GE, GENÇ MÜHENDİSLERİN İTİRAZIYLA DOĞDU

“Postacılık” Kanada ile Ümraniye arasındaydı. Kanadalılar sahip oldukları “know-how”u tekellerinde tutmak için bu ara istasyonu gerekli görmüştü. Ümraniye’de üretim aşamasında yaşanan bir sıkıntı Esentepe’ye bildiriliyor, Esentepe’deki mühendis ve teknisyenler de bu sıkıntının çözümü konusunda doğrudan Kanada ile iletişime geçiyordu. Bu, bir yandan zaman kaybı yaratan, diğer yandan ise Esentepe’de istihdam edilmiş teknik kadroların bilgi ve birikiminin kullanılmadığı bir çözüm yöntemiydi.”

“Ancak bu ofiste çalışan mühendis ve teknisyenlerin böylesi bir iş yapma düzenini kabul etmedikleri görülüyordu. Netaş’ın iki ana üretim dalı, telefon cihazı ve santraldi. Santral crossbar olarak bilinen mekanik santrallerdi. Elektronik değildi. Esentepe’deki ofiste bu santrallerin devasa büyüklükte teknik resimleri bulunuyordu. Ekip bu teknik resimleri önüne koyarak yavaş yavaş hem teknolojiye vakıf oluyor hem de çözümleri kendiliğinden buluyordu. Yani Kanada’ya sormaya gerek görmüyordu. Ümraniye’den gelen soru ve sorunların çözümünü giderek artan teknik bilgi ve formasyonla kendiliğinden yanıtlar hale gelmişlerdi. Daha da önemlisi Kanada’dan gelen teknik resimlerde hata ve noksanlar bulmaya ve bu zafiyetleri önleyecek kararlar almaya başlamışlardı. İşte bu aşamadan itibaren Netaş tarihinde dönüm noktası olarak tanımlayabileceğimiz gelişmeler yaşandı. Kanadalılar Türkiye’den kendilerine daha az danışılmasını ve daha az sorun yansıtılmasını şüpheyle karşılamıştı. Türkiye’de bir şeyler oluyordu. Kontrol ellerinden gidiyor muydu?”

'ZORU BAŞARMAK: 10 BİN KİŞİNİN YOLCULUĞU...'

“İşte bu soruların yanıtını öğrenmek için, sonraki yıllarda Netaş Genel Müdürü olan Roger Lawton Türkiye’ye geldi. ‘Kendinize verilmeyen bu sorumluluğu nasıl alırsınız? Kurallara niçin uymuyorsunuz?’ diye bize hesap sormaya gelmişti. Sonraki yıllarda Netaş’ın ilk Türk Genel Müdürü olacak olanTanju Argun muhatabını verimlilik ve maliyet üzerinden ikna edecek bir konuşma yaptı ve ‘Sorunları Kanada’ya yansıtmak ve cevap almak çok zaman alıyor. Hem sizde işçilik çok pahalı. Bunun için mühendis çalıştırıyorsunuz. Sizi meşgul ediyoruz. Boşu boşuna kârınız azalıyor. Oysaki biz burada o sorunu beş dakikada çözüyoruz, hem de zamandan tasarruf ediyoruz’ dedi.”

“Lawton, düşündü ve izahı mantıklı gördü. Daha da önemlisi Esentepe ekibine teknik resimleri kontrol etme yetkisi verdi. Artık teknik resimlere müdahale edebilecek ve doğrudan inisiyatif kullanabileceklerdi. 1973 yılında Kanadalıların Türk mühendis ve teknisyenlerine verdiği bu yetki Netaş tarihi açısından Ar-Ge faaliyetlerinin önünü açan bir dönüm noktasıydı. Zira Türk mühendisleri kendi teknik bilgi ve birikimlerini oluşturacak bir özgürlük alanına sahip olmuştu. ArGe’nin nüvesini oluşturacak olan yeni bölümün adı önce ‘Dizayn Kontrol Şefliği’ ve sonraki aşamada da ‘Dizayn Kontrol Mühendisliği’ oluvermişti.”

Kuruluş sürecinde planlanmayan ancak 70’li yıllarda genç mühendislerden gelen taleple ortaya çıkan Ar-Ge birimi, 1981 yılı itibariyle varlığını kanıtlamış; yönetim Ar-Ge’ye özel ilk binanın yapılmasına karar vermişti.

'VİSA PROJESİYLE DAKİKALAR SANİYELERE DÜŞTÜ'

“O yıllara kadar telefon haberleşmesi santral memureleri üzerinden yapılıyordu. Ankara, Eskişehir ve Antalya’da üç tane merkez vardı. Bu merkezlerde yüzlerce santral memuresi, ellerindeki jak adı verilen kablolarla şehirlerarası konuşmaları bağlarlardı. Şehirlerarası aramada operatöre, aramak istenen numara verilirdi. Operatör bir jak ile istenen numaraya girer ve tarafları bağlardı. Visa bu eşleşmeyi tamamen bilgisayar ortamına çevirmeyi amaçlıyordu. Çözüm tümüyle otomatik değildi. Yine santral memuresi oturacak ama karşısında fişler, jaklar yerine bir bilgisayar ekranı, önünde tuşlar olacaktı. Gelen aramayı görecek, tuşlarla yazacak, ardından bir düğmeye basarak iki tarafı birbirine bağlayacaktı. Çok önemli bir zaman kazanımıydı. Önceki uygulamada 3-5 dakika olan bir süreyi saniyeler mertebesine indiriyordu. Proje ilk olarak Ankara Ulus’taki santralde denendi. Tabii ki uygulamadan kaynaklanan aksaklıklar eksik olmadı. Santralin bir bölümüne Visa Projesi uyarınca bilgisayarlı ekranlar konmuştu. Diğer tarafta ise jaklardan oluşan eski sistem vardı. Visa’da bir arıza olduğunda 400-500 santral memuresi koşturarak kablolu eski sisteme gidiyordu. Aksaklık düzelince yeniden Visa sistemine dönüyordu."

BODRUM, SİDE, DİDİM, İZNİK...

“Ar-Ge kolları sıvamış, peş peşe yeni telefon setleri tasarlıyordu. Tuşlu telefon SİDE (1984),hafızalı, göstergeli telefon BODRUM (1984),DİTTO (1987),DİDİM (1991),sonraları DECT, İZNİK gibi Netaş telefonları piyasada tasarımları ve renkleriyle rağbet görmüştü. Ürünlerin ihraç edilmesi de planlandığından telefonlara verilen isimler, Türkiye’nin turizm açısından kıymetli yörelerinin isimlerinden oluşuyordu. Telefon isimleri, bizatihi Netaş çalışanları tarafından öneriliyor; isim önerisi kabul gören çalışan ufak bir hediye ile ödüllendiriliyordu.”

BİR TUŞLA HESABA GELEN 2 MİLYON DOLAR

Netaş Ar-Ge’sinde hazırlanan bir yazılım paketi; tuşa basılıp, çatıdaki çanak aracılığıyla uydu üzerinden o dönem için müthiş bir hız olan 128 kb/s ile İngiltere Nortel’e yollandı. Karşılığında 2 milyon dolar da Netaş’ın bankadaki hesabına geldi. Bu, ekibe müthiş bir motivasyon kaynağı olmuştu. Herkes mutluydu. Tabii ki asıl mutluluk Netaş’ın toplam cirosu içinde çok da büyük bir yer tutmayan o iki milyon dolarlık başlangıç değildi. Netaşlıların sevincinde asıl etken, Türkiye tarihindeki ilk yazılım ihracatını gerçekleştirmeleri, mühendislik yetkinliklerini uluslararası çapta ispat etmeleriydi. Yıl, 1992 idi.” 

TÜRKİYE’NİN İLK YAZILIM İHRACATININ İLGİNÇ HİKAYESİ

Birkaç ay sonra, Maliye’den Netaş’a da geldiler. Şirketi hayali ihracatla suçluyorlardı. Müfettiş konuşmasına, “Şüpheli bir durum var, bunu bir çözüme kavuşturalım” diyerek başladı. 2 milyon dolarlık ihracat yapılan malın ortada olmadığı görüşündeydi. Zira gümrükten mal çıkışı görünmüyordu. O halde bu düpedüz bir ‘hayali ihracat’tı. Netaş, konuyu açıklayabilmek için yeni bir parti yazılım ihracatını müfettişlerle birlikte gerçekleştirdi. Öyle ki yazılımı göndermek için bilgisayarda “enter” tuşuna müfettişler bastı. Ne olduğunu anladılar ama konu bu kez de mevzuata takıldı. Mevzuata göre mallar ülkeden gümrükten geçerek çıkmalıydı. Sonunda yenilikçi bir çözüm bulundu ve 2 milyon dolar değerindeki yazılım iki manyetik banta kopyalanıp, gümrük muamelecisine verildi. Ertesi gün gümrük muamelecisi, bantların olduğu iki zarfla faturayı gümrük memurunun masasına bıraktı. Belge işlemini başlatan gümrük memuru, malları taşıyan kamyonları incelemek istedi. Gümrük muamelecisi zarfları gösterip, ‘Kamyon yok’ dedi. İki zarfın 2 milyon dolar edemeyeceğine hükmeden memur, başvuruyu tamamlamayı reddetti. Bir sonraki aşama mahkemeye gitmekti.”

2 BİN METRELİK YAZILIM

“Mahkemede Netaş, hayali ihracat suçlamasından beraat etti ve bantlar da resmi kabul gördü. Gümrük muamelecisi, iki manyetik bantın değerinin 2 milyon dolar olduğunu gösteren mahkeme kararını alıp yine gümrüğe gitti. Bu kez de gümrük memuru, parça başı fiyat, ürün adedi ve toplam değeri yazarken zorlandı. Mevzuata göre bunlar gerekliydi. Neyse sonunda bir bantın kaç metre olduğunu ölçmeye karar verdiler. Bant başına bin metreden iki bantta iki bin metre vardı. Yani, Türkiye’nin ilk yazılım ihracatı 2 bin metre uzunluğunda ve 2 milyon dolar değerindeydi. Netaş böylece Türkiye tarihinin en yüksek katma değerli ihracatlarından birini gerçekleştirdi: Metresi bin dolarlık yazılım ihracatı."

TECRÜBE, YABANCI DİL, ASKERLİK ŞARTI ARANMADI

Nortel’in tüm küresel Ar-Ge’sini Türkiye’ye taşımaya ikna eden Netaş, Çin ve Hindistan gibi güçlü rakiplerini geçti. Ama bu hiç de kolay olmadı. Netaş’ın en kısa zamanda 1000 mühendis istihdam etmesi ve bu mühendislerden verim alması gerekiyordu. Ancak Netaş belli sayıda mühendisi işe aldıktan sonra alımları durdurdu. Görüşmeler tıkanmıştı. İnsan Kaynakları bölümü istediği nitelikte mühendis bulamıyordu. 

(Netaş’a 1981 yılında adım atan ve son 16 yıldır da şirketin CEO’su olan) Müjdat Altay, bunun üzerine gazetelere verilen “eleman aranıyor” ilanını istedi. İlan şöyleydi: “Netaş, yazılım konusunda mühendis arıyor. Askerliğini yapmış, İngilizce bilen 5 yıl tecrübeli, Boğaziçi, ODTÜ, Yıldız, İTÜ mezunu...”

Altay, eline kalemi aldı ve ilanda “askerliği yapmış” bölümünü çizdi. Ne de olsa askerliğini yapmamış çok sayıda genç mühendis vardı. Sonra anılan üniversiteleri de çizdi. “Bütün Türkiye bizim için değerli” dedi. Bitmemişti. “Sen şu İngilizce’yi de at, burada öğretiriz”.Geriye sadece “tecrübeli” özelliği kalmıştı. Bunu da attı. “Bizde tecrübe etmeyecekse, nerede tecrübe edecek?” diye düşünüyordu.

MÜHENDİSLERİNİ KENDİ YETİŞTİRDİ

 

“Müjdat Altay, ‘O mühendislerin her biri vereceğimiz eğitim sonrası yetişmiş elemana dönecek’ düşüncesindeydi. Sınıfların kurulması yeterdi. Gerisi sadece bir planlama işiydi. Netaş’ın bir bölümü adeta bir okula dönüştürüldü. Tecrübesizlere ‘telekom nedir’ diye başlayan dersler düzenlendi. İngilizce hocaları bulundu ve çalışanlar 7 kişilik masalarda pratik İngilizce öğrenmeye başladı... Böylece Ar-Ge ekibi, 2.5 senede 1000 kişiye çıkarılmış, Mükemmeliyet Merkezi kurulmuştu.

“KİMSE EĞİTMİYOR, KOLAYCILIĞA KAÇIYOR”

“Altay, ‘Şirketlerin üst düzey yöneticilerinin bir araya geldiği toplantılarda, herkes üniversitelerden gelen mühendislerin yetersizliğinden şikâyet eder ama kimse gelen mühendisi eğitmekten bahsetmez. Ar-Ge kuracaklarsa gidip Netaş’tan 50 mühendis alıyorlar. Biz hiçbir zaman böyle bir kolaycılığa kaçmadık, bunun tam tersini yaptık. Aldık, eğittik ve başardık. O nedenle bugün bile Netaş, Türkiye’nin mühendis okulu olarak anılır’ diyordu.”

NORTEL GİTTİ, OEP GELDİ 

“Nortel, 14 Ocak 2009 tarihinde, başta Amerika ve Kanada olmak üzere, faaliyette bulunduğu 27 ülkedeki 260 şirketi için iflastan korunma başvurularında bulundu... 22 Aralık 2010’da OEP (One Equity Partner, JP Morgan Chase’in özel sermaye fonu) Nortel’in Netaş’taki hisselerini satın aldı. Nortel’in Netaş’taki hissesi, Türk hükümetinin koşulu uyarınca 1981 yılında yerli sermayedarlara yaptığı satıştan sonra yüzde 31’e inmiş, sonra PTT’den ve diğer hissedarlardan yapılan alımlarla tekrar çoğunluk payına, yüzde 53.13’e çıkmıştı. Bu hisseler, 68 milyon dolara OEP’nin oldu.”

TÜRKİYE YERLİ 4G İLE TANIŞAN İLK 4 ÜLKEDEN BİRİ OLDU

“Sistem entegratörlüğü alanında PassoLig, Fatih Projesi, Afet Yönetim Karar Destek Sistemi (AYDES) Projesi, SEGBİS, İstanbul Havalimanı Projesi, Otomatik Sayaç Okuma Sistemi (OSOS) Projesi, Vodafone Arena Projesi, Vodafone ve Türk Telekom Altyapı Projeleri ve ULAK Projesi gibi çalışmalara imza atan Netaş, herkesin 3G‘yi konuştuğu günlerde, ‘yerli 4G yapılabilir’ mesajıyla kamuoyunun önüne çıkıyordu. 2011’e gelindiğinde ise Netaş, bu iddiasını gerçekleştirmiş ve Türkiye’yi yerli 4G ile tanıştırmıştı. Netaş, Nisan 2017’de yerli baz istasyonu projesi ULAK için oluşturulan Aselsan ve Argela ile birlikte konsorsiyumda yerini aldı. Böylece Türkiye, ULAK sayesinde 4.5G teknolojisini yerli olarak geliştiren ilk dört ülke arasına girdi.”

ÜÇÜNCÜ DÖNEM KÜRESEL DEV ZTE ORTAK OLDU

“Netaş’ta OEP, 2015’te hisselerini devretme kararı aldı. 2017’de Çin merkezli ZTE, Netaş’ın yüzde 48.04’ünü 100 milyon dolara satın almıştı. Sistem entegratörlüğü kimliğiyle Türkiye'nin dijital mimarlığına soyunan Netaş, sektördeki 50 yılını doldururken, Nortel ve OEP’den sonra bir başka global teknoloji devini Türkiye’ye çekmiş oldu.”

“ÜÇ YABANCI YATIRIM ÇEKTİK”

 

“Müjdat Altay, şirketin Nortel, OEP ve ZTE ile geçen üç dönemini şöyle anlatıyor: Netaş, bugüne kadar küresel çapta üç büyük yatırımı ülkemize çekmeyi başarmış bir teknoloji şirketidir. Kuruluş aşamasında ilk yabancı ortağı dönemin telekom devi Nortel’di. Kısa sürede Nortel’in Ar-Ge’deki gücü olduk. Türkiye’de telekom teknolojilerinde yüzde 60’ın üzerinde bir yerlilik oranına eriştik. Ancak Nortel’in iflasıyla bizim için yeni bir dönem başladı. Büyük mücadele verdik, önemli bir değişim, dönüşüm geçirdik. İkinci ortağımız ise global finans piyasalarında söz sahibi olan yatırım şirketi JP Morgan’a bağlı OEP oldu. OEP döneminde, stratejik bir yatırım yaparak Netaş’ı sistem entegratörlüğünde liderliğe taşıyacak Probil satın almasını gerçekleştirdik. Bu satın almayı takiben bir kritik yatırım daha yaparak telekomünikasyon alanında yazılım geliştiren Kron’a hissedar olduk. O dönemden bu yana, Türkiye’nin stratejik dijital dönüşüm projelerinde yer alarak önemli bir deneyim kazandık. 2017 yılına geldiğimizde ise Netaş’ın yeni ana hissedarı artık ZTE idi. Dünyada yükselen güç olan Çin’den bir teknoloji devini 100 milyon dolar yatırımla ülkemize kazandırdık. Önce Nortel, sonra OEP, şimdi de ZTE... Bu üç önemli yatırımı da yerli mühendislik gücümüzle ve teknoloji sektöründeki derin tecrübemizle çektik.

YERLİLEŞME İLE ÜLKE EKONOMİSİNE 4 MİLYAR DOLARLIK KATKI

"Son 10 yılda ekosistemindeki 3 bin şirket için 1.6 milyar dolarlık bir ekonomi yaratan Netaş, son 16 yılda 800 milyon doların üzerinde teknoloji ihracatı yaptı, 6 kez “Yazılım ihracatı şampiyonu” ve birçok kez “Hizmet İhracat” şampiyonu oldu. Yerlileştirme çalışmalarıyla 4 milyar dolarlık milli sermayenin ülke sınırları içinde kalmasını sağlayan Netaş'ın ortaya atıp, yasalaşması için mücadele verdiği 'Yerinde Ar-Ge" uygulamasından şu anda 1000’in üzerinde firma yararlanır hale geldi."

EN DOĞUDAN EN BATIYA TEKNOLOJİ İHRACATI

"53 yılda dünyanın en batısında ABD’ye, en doğusunda Çin’e teknoloji satar hale gelen Netaş’ın nihai hedefinde Türkiye’yi uç teknolojilerde yakın coğrafyanın üssü yapmak var. Son olarak Dünya Kupası için gittiği Katar’ın önemli bir kısmını akıllı platform üzerine taşımasında rol oynayan Netaş, Çin’e yazılım ihracatına da başladı. 80’in üzerinde Netaşlı bugün Çin’e yazılım geliştiriyor. Netaş, ULAK’taki bilgi birikimi ve 5G’de dünya patent lideri ana hissedarı ZTE ile gerek ortak Ar-Ge çalışmaları gerekse yerlileştirme faaliyetleriyle yakın coğrafyalardaki dijital dönüşüm mimarı iddiasını artırmaya devam ediyor."

Bu haberin seslendirmesi Voiser tarafından yapılmıştır.