Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ümran Avcı, uavci@htgazete.com.tr - 2123136786

        "Şebnem İşigüzel'in Avrupa edebiyat tarihinde bir yeri olduğu aşikâr." On bir yaşında bir kız çocuğunun yaşadığı cinsel istismarı ve akıl almaz olayları anlattığı "Kirpiklerimin Gölgesinde" yayımlandığında bu yorum yapılmıştı Alman Frankfurter Rundschau gazetesinde. İşigüzel yine iddialı bir romanla çıktı okunun karşısına.

        "Venüs / Bir Aile Tarihçesi, Bir Yaşamöyküsü" eğlenceli ama bir o kadar da sert bir roman. Okuma sırasında yüzünüz tam tebessüm halini almışken, ardından karnınıza bir yumruk yiyorsunuz. Yine de romanlarındaki sertliğe alışkın okurunu "Venüs'te şaşırtıyor Şebnem İşigüzel. "Bu romanda okura şefkat gösterip, kocaman sarılmak istedim" diyen İşigüzel ile bir aile hikayesinin anlatıldığı yeni romanını, edebiyatı ve delirtilen kadınları konuştuk.

        - Sizden hep çok sert romanlar çıktı. En son Kirpiklerimin Gölgesi'nde çocuk istismarı vardı. Bu romanda mizah ve sertlik at başı gidiyor. Daha dengeli. Ararat'ın etkisi mi bu?

        Belki doğurmak hani deli hayvanları yatıştırır ya onun gibi bir şey olmuş olabilir. 38 yaşında yeniden anne olmak sakinleştirmiş olabilir beni. Kucağımda bir bebek varken, onu pişpişliyorken çok sert şeylere elim varmadı. Bu romanda okura şefkat gösterip, kocaman sarılmak istedim. Aslında benim hayattaki halim gibi. Yazdıklarımla çok tezat, neşeli bir insanım. O halimi kusacağım bir roman bekliyordum ve o da buydu. Roman kendini yazdırmak için uzun süre bekledi, zamanı geldi ve kendini yazdırdı.

        - Arnavut bir ailenin hikayesi anlatılıyor romanda. Ki siz de Arnavutsunuz. Ailenizden esinler de var mı?

        Ailem bana ilham verdi. Tıpkı romandaki aile gibi 1894'te İstanbul'a geliyorlar ve deprem oluyor. Tıpkı romandaki aile gibi onlar da Pera Palas oteli yeni açılmış orda kalmışlar. Üsküdar'da büyük dedemiz bir çiftlik almış. O çiftlik ilham verdi. Yine Boğaz'ın tam ortasında bu romandaki gibi doğan, doğmak üzere olan bir bebek vardır ailede. Babamın büyük amcası, ninemizin suyu gelmiş sandalda. Üsküdar'da toprak alıyorlar ve getirdikleri toprağı da oraya serpiyorlar. Tekrar Pera Palas'a dönerken suyu geliyor yolda. Bunlar ilham verdi. Babamın dedesi romandaki gibi kahveyi para yaktırarak yaptırırmış.

        - Şekina Hala karakteri muhteşem. Ete kemiğe bürünse de hayatımıza karışsa dedirten cinsten.

        Adı da ona çok uydu. Adını vermekte çok güçlük çektim başladığımda sonra bu isim ona o kadar oturdu ki o isimle onu vaftiz ettim. Romanda da bir kahraman "İnsanlar isimlerine benzer, isimler tuhaf olursa bu vücuda giren garip mailer gibi insanı zehirler. " diyor ya, bunlara ben de inanırım. O yüzden kahramanlarımı doğru isimlendirmek isterim. Bazılarının isimleri anında çıkar, bazılarında zorlanırım. İsmini sanki bana kendisi fısıldadı. Çok yakıştı ona bu isim.

        - Bir tek anlatıcının ismi yok. 'Çiçeklerin üstündeki su damlası' diye bir ipucu veriliyor yalnızca

        Evet yok ama aslında onun adı benim adım. Çünkü gece nemi, gecenin gözyaşları şebnem. Benim adımın anlamı o. Demek ki ailemin kadınlarından bana esintisi gelen hikayeyi anlattığım için anlatanı da kendi adımla var etmek istedim. Her romanıma bir şekilde girerim bilirsiniz. İsim olarak geçiririm kendimi. Çöplük'te isim olarak varım. Sarmaşık'ta, Kirpiklerim'in Gölgesi'nde kız benim kitabımı okur. Burada da bu şekilde olmak istedim. Kızın göbek adını da da hep Venüs olarak hayal ettim.

        Fotoğraf: Sinan Bilgenoğlu

        -Delirtilen kadınlara gelmek istiyorum. Roman kahramanı olan ve cinnet getirip de çocuklarını öldüren kadını okuyunca bayramda çocuğunu bırakıp tatile giden ve bebeği açlıktan ölen kadın geldi aklıma.

        O kadın da hastalanmış, hastalandırılmış. Çok ilginç biçimde denk düştü. Roman kahramanım çocuklarını çok seviyor. Gitmek zorunda olduğunda onlara bir süt anne tutuyor ama cinnet geçirdiği bir an var. Evet kadınları delirten erkekler. Bir toplum, cemiyet, gelenekler, din, baskı, burada biz aslında bebeğini bırakıp ailesini görmeye giden kızcağızın, o talihsiz annenin hikayesini hepsini gördük. Normal değildi, hastaydı ama onu hastalandıranlar suçlu aslında. Eve gelip koşa koşa bebeğe mama hazırlıyor Biberonu ağzına verdiğinde onu emmediğini fark edip çok üzülüyor. Hala onun yaşabildiğini düşünüyor. Ve bu kadının bu şekilde dağılmasını kimsenin görmemesi, toplumun körleşmesi çok korkunç. Erkekler cinnet geçirmiyor bu toplumda. Hep kadınlar geçiriyor. Üzerlerinde çünkü dayanılmaz baskılar var. Masa başında bunları yazarken, bunları ete kemiğe büründürürken değil de o gerçeği gördüğümde hırpalanıp dağılıyorum. Ben de kahramanımdan hiç öyle bir cinnet gecesi beklemiyordum. Çocuklarını boğmaya teşebbüs etti, sonra kendini vurmak istedi ve kendini kuyuya attı. Ben o bölümde dağıldım. Kendini kuyuya attığında sekiz ay romanı yazamadım. Koptum.

        - Neden öyle oldu?

        Ben de bu soruyu kendime sordum. Kocama "yazamayacağım" dedim. Çünkü ben de onun gibi kendimi kuyunun dibinde bulmuştum. Aslında "o" olmuştum. Onunla aynı acıları yaşıyordum. Sonra toparlanıp çıktım o kuyudan ve romana devam ettim.

        - "Bazen hayatımızın biricik anında kalmak isteriz. Hatıralarımızın en korunaklı kıyısında" diyor kahraman. Öyle sığınıp kalmak istediğiniz bir anınız var mı?

        Uyku halini severim. Gizemli bir şey. Hem bu dünyadasınız, hem değilsiniz. Hem bilinciniz yerinde hem değil. O yüzden depresyon insana çok ağır uykular veriyor. Küçükken karda donma tehlikesi geçirmiştim. Annem çok paniklemişti. Orada da bir uyku hali hissetmiştim. 5 yaşlarımdaydım. İnsana çok huzur veren bir an hissediyordum. Bana "uyuma" deniliyordu. Hem ölüm, hem yaşam kıyısında, hayallerin ortasında.

        - İnsanın kendisini anlatması ne kadar zordur, ne kadar yalan otobiyografilere mesafeli misiniz? İnsanlar samimi bir şekilde yazabilirler mi kendilerini?

        Aksine bayılıyorum. Ama insanların samimi bir şekilde kendilerini yazması mümkün değil. Herkesin çok derinine gömdüğü, gömmek istediği sırları vardır muhtemelen. Öyle ya da böyle herkes kendisini sever, koruyup kollamak ister ve herkes de sizi sevsin ister. Bu yüzden bütün açıklığıyla yazmak bence çok zor olmalı.

        - "Yazmak ruhumuza çakılmış ve pas tutmuş çivileri teker teker sökmek gibidir" diyor anlatıcı. Yazmak böyle bir şey mi sizin için de?

        Evet biraz onu psikanaliz için de kullanabilirim. Anlatmak çünkü en temelde bu. Herhalde yazmasaydım çok sağlıksız bir insanda olabilirdim. Ailemin kadınlarında da hep o yazma güdüsünün olduğunu, onların baskılandığını düşünmüşümdür. Hatta tanımadığım o kadın atalarımda bile bunun olabileceğini hissetmişimdir. Yazmak içinizi boşaltmak, dökmek anlamına geliyor. Başka bir kahramana bakanken aslında siz kendi yangınlarınızı, eksiklerinizi, kendi deliklerinizi, kendi perişanlığınızı da görüyorsunuz. Bunu görmek de açıkçası önce sarssa da iyi geliyor insana. İnsanlar romanlarda teselli bulabilirler. Bir de romanlar insanlara hayatın ipuçlarını veriyorlar.

        - Kızlar manifestosu hazırlamışsınız, tam 31 madde. Sizin ilk üçünüz nedir?

        Kızlar ana babalarının sözlerini çiğneyebilmeli, kızlar istediklerini öpebilmeli, kızlar içini yakana laf atabilmeli... Çünkü bizim yetiştiğimiz zamanlarda laf atma durumu vardı. Şimdiki kuşak bunu bilmiyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ