Mirkelam'dan evlilik sinyalleri
"Aysen'le çok güzel zamanda birbirimizi yakaladık..."
Pop müziğin bereketli yılarının ortasında, 1995'te "Her Gece" şarkısıyla bir gecede şöhret oldu. O çıkışın psikolojik harp denemesi olduğu bile iddia edildi. Şöhretin titizlikle ve üretkenliğiyle bugünlere taşımayı başardı. Yeni şarkılar üretmek için üç yıl önce İstanbul'dan kaçıp annesinin Burgaz Adası'ndaki evinde yaşamaya başladı. Aysen Sabancı ile ilişkisinden sonra İstanbul'a da çok gelir olsa da evi ve eşyaları hala orada. Haftanın büyük bölümünü orada geçiriyor. Son albümü Denizin Arka Yüzü ile gündemde olan Mirkelam ile Burgaz Adası'nda buluşup ada yaşantısı, şarkılarının felsefesi, evlilik ve çocuk hayallerini kornuştuk.
HT MAGAZİN / BÜLENT İPEK - ÖZEL RÖPORTAJ
Üç yıl önce Burgaz Adası'na taşınmıştınız, adada ne buldunuz?
Caddebostan'da büyüdüm, Göztepe'de, Bostancı'da denize yakın yerlerde oturdum. Karşının çocuğuyum. Burada ilk yaşamaya başladığımda, denize ne kadar yaklaşırsam daha mutlu olduğumu hatırladım. Buradaki her şey gösterişten uzak, daha sade ve naif.
Hayatınız sadeleştirip basitleştirirken amacınız neydi?
O "Her gece" şarkısını bulan 22 yaşındaki çocuğu yakalama denemesi. Ama riskli bir demeydi çünkü hayatınızı değiştiriyorsunuz. Annemin evi vardı burada ve beni onu kullandım.
Burada sıkıldığınız zaman olmuyor mu hiç?
Gece çok fazla aşağı inmem evim yukarıda. Biraz da evinizin çevresinde yaşamınızı oluyor. Alışeverişinizi kendiniz yapıyorsunuz. Herkes birbirini tanıyor selamlaşıyor. Bir dönem gelince sıkılma oluyor ama sonra geçiyor. Herkesin mutlaka zaman harcadığı bir işi var zaten. Kimi balıkçı kimi faytoncu, kimisi ticaretle ilgileniyor.
KEŞKE ROMANCI OLSAYDIM
Son albümünüz 'Denizin Arka Yüzü'. Denizin arka yüzünde ne var?
Felsefe var. Bu biraz farklı albüm oldu. Pop diyemeyiz. Benim amacım aslında müzik yaparak sanat yapmak. Keşke şair, romancı olarak başlasaydım. Onlar daha zor ve emek istiyor. Beni biraz aceleci bir tipim. Çalışkan bir tip değilim. Yaşım ve yaşadıklarım gereği biraz ağır bir albüm. 17 şarkı yaptım üç yıldır ve içinden 11 tanesini seçtim.
Bu şarkılar İstanbul'un içinde bir yerde yazılamaz mıydı?
Farklı bir şey yapmak istiyorsanız bunu yapmak gerekliydi. Getto müziği yapıyorsanız İstanbu'da bir şey çıkar. Biraz feda etmeniz gerek kendinizden. Dünyada aslında bunu yapan yüzlerce insan vardı. Burada da var edebiyatçılar böyle bir köşeye gidip yazıyorlar.
Bu kadar felsefe şarkılar için gerekli mi?
Ben bir öykü kitabı yapacaktım. Ufak öyküler de yazıyorum zaten. Bunlar öykülerin sonundaki şarkıları olacaktı. Film şarkıları gibi. Hikayeler için daha çok zaman ve emek harcamak gerekli. Müzikal fikri de vardı. Bu şartlarda müzikal çok zor görünüyor. Büyük bir müzikal olmasa da müzikli oyun olabilir. Vazgeçmiş değiliz. Sahil kasabasındaki birinin öyküsünü anlatırken onun müziğini de vermek boyut değiştirecek bir fikir. Belki de bir dahaki sefere öyle bir şey yaparım.
ÇOCUK İÇİN EVLİLİK DÜŞÜNÜYORUM
Yazdığınız şarkıların ne kadarı kurgu ne kadarı sizi yansıtmakta?
Onu ayırt etmek çok zor. Mesela 'Bambam' diye bir şarkımda 'Hayal kurulmaz o zaten pilidir' diye laf var. Onu üniversitenin birinci sınıfında yazmıştım. O yıllardan bu albüme geldi. İçinde yaşanmışlıklar var ama kurguyla gerçek iç içe geçmiş.
'Evlenelim gel' şarkınızda 'Kaç yazın kaldı-bunun kaçı ilk bahar' diyerek orta yaşını geçmiş bekarlarda evlilik baskısıını artırıyorsunuz. Ya kendiniz? Bilinen Evlilik ne zaman?
Şimdi şarkılarla benim hayatımı birleştiriyorlar bu da dogal. Ben bu şarkıları üç senede yazdım. Bir de içinde eskiye dayananlar da var. Jull Verne' e sormuşlar mıdır 'Siz Denizler Altında 20 bin Fersah'ı yazarken bunu yaşadınız mı?' diye. Benim yaptığım bir deneme müziği.
Şöyle sorayım, daha önce bir evlilik yaşadınız yeniden evlilik fikri yok mu?
Evlilik düşünüyorum. Çocuk için, mutluluk için. Tek insan delirir. Kalabalık ta delirtir. İşte onun ortasını bulmak lazım. Evet çocuk ta istiyorum.
Çocuğunuzu da Burgaz Adası'nda mı büyüteceksiniz?
Evet olabilir. Ama çok kafasını karıştırmamak lazım. Allah nasip eder de bir çocuğum olursa o da benim yaşadığım fikirler ve çevre içinde kendi mutluluğunu bularak büyüyecek. Ben bir zorlama yapmayacağım. Ona 'adada yaşa iyi olur' dememe imkan yok. Bu benim bulduğum ve doğru olduğuna inandığım bir yöntem doğru da olmayabilir.
Evlilik ve çocuk yakın hedefler mi?
İnşallah olur, bilmem ki, kısmetse. Ben evet desem, hayata bir çok evet dediğimiz şey olmadı. Hayır desem bir çok hayırlar da olmadı. Buralarda kala kala gördüğüm bir şey var. Bir şey olacaksa İstanbul'daki gibi değil kendi doğallığında olmalı. Kendi haline bırakarak. Belki biraz kadercilik ama bana daha iyi geliyor. O doğanın kendi kendineliğine bakıyorsun; Çınar ağacını siz diktiğinizde hemen büyümeyebilir. O kendi yerini bulup yetiştiğinde 250 sene yaşayabiliyor. Biri diktiği zaman kesilebiliyor.
Çok çocuklu bir aile hayali var mı?
Olur, sekiz tane dokuz tane.. (Gülüyor) Ben yalnız büyüdüm. Babam erken vefat etti. Keşke inşallah çok olsa. Biz Güneydoğulu da olduğumuz için öyle kalabalık aile isteriz. Tabi bunlar hep espri hayatın güzel esprileri.
70 yaşınızda bir ada sabahında nasıl bir kahvaltı sofrası hayal edersiniz?
Off ne güzel soru. Eğer yalnızsam da mutlu olabileceğim bir sürü şey bulabilirim diye düşünüyorum. Hayatın bizi nereye götüreceği belli değil. Kalabalıksa da mutlu olabileceğim çok şey vardır zaten. Çünkü çok istediğiniz şeyler de bazen olmuyor. O yüzden kendimi güvene alarak bu cevabı veriyorum. "Şunu istiyorum" deyip te yarın öbür gün olmazsa ben bu gazeteyi çevirdiğimde sizden daha çok üzüleceğim.
AYSEN İNSANIN SIKMAYAN GÜÇLÜ BİRİ
Burada filmlere konu olmuş bir klasik hikaye de var. Kız arkadaşınız Aysen Hanım, Sabancı ailesinin kızı, onun Sabancı soyadı kendinizde sıkıntı yarattı mı hiç?
Bu hep bilinen bir hikaye.Burada bir sürü faktör var. Benim ailem, Mirkelam ailesi de eski bir aile, bunu bozmamanız gerekiyor. Bundan öte onun ailesel faktöründen ötürü onu rencide etmemeniz gerekiyor. Bugüne kadar da bunu benim popülerliğime rağmen iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Aysen bir kere hani müthiş doğal bir kız. Bir erkeğin istediği tüm şeylere sahip. İnsanı sıkmayan, güçlü biri.
Zaten kalıplaşmış "fabrikatör kızı" tanımından çok uzak, değil mi?
Hep dışardan bir şeyler konuşulur. Dışardan insanların mutluluğu için hikayeler kurulur o hikayelerde insanlar başka yerlere gider ve bir kaç dakikalığına olsa da mutlu olur. Ama bu kadardır. Aslında içi öyle değildir. Bir kabadayının içi dışardan göründüğü gibi olmayabilir o kabadayı pamuk ruhlu biri olabilir. İyi kabadayılar öyle kabadayılardır. Bu hikaye için de aslında o geçerli. Biz birbirimize destek oluyoruz. Çok güzel bir zamanda birbirimizi yakaladık. İnşallah, kısmet ederse böyle sürer, mutlu bir şekilde devam eder.
Aileler arası bir sıkıntı olmadığı belli zaten. Tanıştınız mı?
Tabi tanıştık. Hiç sıkıntı yok zaten. Çok oturmuş bir aile olduğu için. O adın değerini verebilecek ve sonucunu gördüğümüz değerde insanlar. Akılla, oturmuşlukla ilgili. Bu ilişkinin buraya kadar gelmesinde benim de kişiliğimin etkisi olmuştur.
Zaten öyle olmasanız 'Bizim popçuya verecek kızımız yok' denebilirdi!
E tabi, bana yıllar önce Göztepe'de ev vermemişlerdi. 'Müzisyenlere ev vermiyoruz' diyerek. Kiralayamamıştık. Biz ne gürültü yapacaksak. Mesleklerin imajı vardır. Gazeteciler için, balıkçılar için de. O işi yapan herkes öyle midir. Bakış açınızla ilgili bir şey. Orada aslınad insanın önce kendine bakması gereken bir durum var.
Turgut Özal'ın "Davulcuya verecek kızım yok" dediği söylenirdi bir zamanlar!
Ama öyle olmuyor işte veriyorsunuz bir şekilde. Bütün insanların amacı iyiye ulaşmaktır. Gül bile öyle açınca iyi kabul edilir. İyiye güzel güzele iyi dersiniz. İyiyse iyidir. Kötüyse zaten kendi içinde kaybolur gider.
"ŞÖHRET YAPILDI" İDDİASI ÇOK SAÇMA
Geçen yıl bir gecede şöhret olmanızın psikolojik harekat dairesi icraatı olduğu da ortaya atıldı?
Hassas bir insanım ve etkilenirim diye albüm yaparken bu söylentilerle uğraşmak istemediğim için üstünde durmadım. Evet öyle bir iddia ortaya atıldı. Bu iddia gazetecilikte sanattır artık. Mantıksız, kötü bir şey anlamında demiyorum, bizim yaptığmız da mantıksız çoğu zaman.
Ama bu bir gazetecinin hayal mahsülü iddiası değildi. Zamanın resmi görevlilerinin konuşmalarıymış. Halkı yönlendirme gücünün sizin üzerinizde test edilmesiymiş.
Arkadaşıma söyledim. "Niye başka yapmamışlar" dedi. Evet böyle bir güce sahip olan bir kişi devamlı böyle bir sanatçı, ressam, dansçı üretebilir o zaman. Burada Türk Silahlı Kuvvetleri'nden bahsediyoruz. Saygısızca konuşmamamız lazım. Popüler müzik iyi bir şey ama popüler siyaset kötü bir şey. Olabilir Roma'dan beri popüler siyaset yapılıyor. Konuşuluyor ertesi gün yok oluyor. Politika dibi olan halka dayanan bir şey. Menajerim söylemişti iddiayı o zaman 'Çok saçma' dedim.
Bir gecede şöhret olmak şimdi daha kolay mı zor mu?
Şimdi her şey daha zorlaştı. Eskinden bir tane televizyon vardı. İnsanlar müzik dinlemek için sinemaya gidiyorlardı. Daha sonra işte müzik kanalı vardı. Orada çıkınca herkes görürdü. Şimdi ile eskiden ünlü olmanın şekli değişik. Eskiden yalnızdınız. Şimdi yalnız değil insanlar etrafı kalabalık. Kalabalıkta her şey daha zor. Bilgisayar yaygınlaşınca herkes müzik yapacak dediler. Herkes müzik yapıyor şu an ama eee? Hani nerede? Kalite artmadı daha da düştü. Eski iyi şarkıların çıkması artık daha zor. Dostoyevski'nin iyi roman yazması o zaman daha kolaydı. Şimdi Dostoyevski de çıkmaz. Çok konuşursanız başkasını fikirlerini alırsınız. O da olmaz.