"Ayşe Arman, çatlak kız olmaktan vazgeçince.."
Ece Temelkuran: 'Erkek medya' 40 yaşından sonra kadınların ne dediğini çok da merak etmiyor
Başarılı gazeteci ve yazar Ece Temelkuran ile siyaseti, genç gazetecilerin iktidara nasıl yaklaşmaları gerektiğini, darbeleri, Deniz Feneri davasının AKP’yi ne kadar yıprattığını, Deniz Baykal’ın neden sürekli bu kadar ağır eleştirildiğini, Türk medyasındaki erkek egemen yapıyı ve sadece giysilerinin markalarını yazmaya odaklanmış kadın yazarları, medyanın olmazsa olmaz polemiklerini ve elbette edebiyatı konuştuk. Bu uzun ve keyifli sohbette belki de en can alıcı nokta Ece Temelkuran'ın son kitabı Ağrı'nın Derinliği'ni yazarken içinde bulunduğu durumu açık yüreklilikle anlatması oldu. İçinde yaşadığımız ülkenin yazmaya müsait bir ortam barındırmadığını ve bu nedenle bu ülke hakkında yazabilmek için biraz uzaktan bakmak gerektiğinin altını ısrarla çizdi.
"NORMAL BİR ÜLKEDE DEĞİLİZ, HAFTADA 3 KERE YAZACAK KADAR SÜPER FİKRİM OLUYOR"
Ece Temelkuran’ ın iktidarla hastalıklı bir ilişkisi mi var? Çok genç olmanıza rağmen soldan koşuyorsunuz. Ailenizden gelen bir şey mi bu?
Bilakis, şahsen iktidarla son derece sağlıklı bir ilişkim olduğunu düşünürüm. Yüzlerce kez test edilmiş bir ilişkidir üstelik. Solla mı alakalıdır yoksa bizatihi kişiliğimle mi bilmiyorum ama genellikle kaybedecek bir şeyim olmadığını düşünürüm. Bu efelik bana bazen kaybettirir ama gece rahat uyurum. Genç gazetecilere böyle bir kurs verilmeli belki: gece rahat uyumak için meslek etiği!
“Darbeler, toplumların sadece gençlerini öldürmez, gençliğini de öldürür” demiştiniz. Batı ülkelerinin çoğunda 'darbe' sözcüğü unutulmuş durumda. Bizde ne zaman tedavülden kalkacak?
Darbeden daha kötüsü darbe korkusuyla yaşamak. Ama en kötüsü bir darbenin üzerinde oturup sonra da demokrasi havariliği yapmak. Darbe sözcüğünün tedavülden kalkması için Marmaris paşası başta olmak üzere bütün sorumluların yargılanması gerekir. Bazı gazeteci arkadaşlar bu paşaların ellerini öpüp çocuklara bu suçluları alkışlatırken, zor tabii. Ergenekon davasını gayrı ciddi kısmıyla da bazı başka arkadaşlar dikkat dağıtıyorlar. Yani en başta bağırıp bu işin bayrağını taşıması gerekenler bile darbe yapmış paşaları yargılama fikrini demode buluyor. Bazen şöyle düşünüyorum. Bugün Türkiye'deki derin devleti Ergenekon çetesine ve demokratlığı Ergenekon taşlamasına indirgemek isteyen arkadaşlar belki de sadece bazı darbelere karşı.
'Bütün kadınların kafası karışıktır' adlı kitabınızı bir çırpıda okumuştum. Şimdi edebiyatta daha da üretken oldunuz. Kitaplarınız gittikçe çoğalıyor. Bir edebiyatçı olarak kendinize dönüp baktığınızda neler söylersiniz?
Bu ülkeden başımı kaldırıp yazmam gerektiğini! Normal bir ülkede olsaydık hiçbirimiz bu kadar çok konuşmuyor olacaktık muhtemelen. Haftada üç gün yazı yazıyorum ben. Olacak iş mi? Hangi insanın haftada üç kere süper fikri olur. Kimsenin. Ama yazıyoruz. Lüzumsuz bir labarba! O yüzden geçen kış beş ayı Oxford'da geçirdim. 'Visiting fellow' olarak tek işim Kürt meselesi, siyasal İslam ve Türkiye'de siyaset hakkında üniversite çevresine seminer vermek ve yazmaktı. 'Ağrı'nın Derinliği' eğer burada yazmaya karar verseydim asla bu kadar derin olamazdı. Bu ülke insanı hep yüzeyde kalmaya zorluyor. Hepimiz deniz seviyesine çekiliyoruz. 0 metreye! Hem orada para da var şöhret de. Ama işte dediğim gibi bazen hep birlikte sadece bir labarba üretiyoruz.
Sizi Ekşisozlük'te Ayşe Arman ve Nur Çintay’ın entelektüel haline benzetmişler. Siz bu benzetmelere ne diyorsunuz; Ece Temelkuran’ı nasıl tanımlarsınız?
O arkadaşları tanısam ben de onları bir şeye benzetebilirim belki! Ekşi Sözlük'ün hem hoşluğu hem tehlikesi burada. Lafının arkasında durmak zorunda değilsin. Boşlukta dolanan laflar olabiliyor bazen. Ama bir yandan da benim de sık kullandığım 'yüzergezer ansiklopedi' gibi. Ya da keyfe keder almanak. Fakat dediğim gibi 'Vay bana neden böyle demişler' diye dertlenecek değilim. Zira Ekşi Sözlük'ün mantığı belli, diyen gitti! :)
Deniz feneri davasından sonra, halkın AKP’ye karşı bakışı değişti, değil mi?
Çok emin değilim. Bizim memlekette yolsuzluk duyarlılığı müthiş düşüktür. Milletçe hırsız mıyız neyiz ben de merak ediyorum. Fener meselesine gelince memleket öyle kutuplaştı ki kimse öldür Allah tuttuğu tarafı bırakmıyor. AKP şöyle bir psikoloji yarattı taraftarlarında: Yeme sırası bizde. Yenecek olan her ne ise fark etmez. Ama bir tür 'sıra bizde arkadaş' hıncı var insanlarda. Ne diyeyim! Allah selamet versin!
Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi'nin durumuna ne diyorsunuz? Deniz Baykal lider olarak sürekli taşlanıyor. Sizce neden?
Özellikle son dönemdeki çıkışları çok gereksizdi. Ermenistan ziyareti sırasında gösterdiği tavır çok geri bir tavırdı. Keza Kürt meselesinde nicedir MHP'yi sollamış durumda. Acıklı yani. O bakımdan ne kadar taş atılsa mübahtır. Ama bir yandan da bir muhalefet partisinin sanki herşeye muktedir iktidar partisiymiş gibi gece gündüz eleştirilmesi de tuhaf. Deniz Baykal'ı taşlamak da milli spor haline gelmemeli.
Demokrasiyi çok fazla sorguluyor ve bu konuda farklı yaklaşımlar getiriyorsunuz. Şu anda Türkiye'deki demokrasiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'de ancak değerlendirmeye yetecek kadar demokrasi var işte. Deney tüpüne koymaya yetecek kadar. Asap bozucu bir kısır döngü giderek daha cahil bir hal alıyor. Cami ile kışla arasına sıkışan demokrasinin şimdiki başkanı da AKP. Allah selamet versin, onlardan başka kimse demokrasi nedir bilmiyor. İşte böyle demokrasinin bermuda üçgeni: Cami, kışla, AKP! O üçgene benim diyen demokrat girsin, harcanmadan çıkamaz.
"AYŞE ARMAN ÖRNEK OLSUN; SARIŞIN, EĞLENCELİ, ÇATLAK KIZ OLMAKTAN ÇIKINCA ZORLANDI"
Medyada kadınlar hâlâ çok ciddiye alınmıyor gibi gözüküyor. Kadın köşe yazarlarının süslenmelerini ve aylaklıklarını yazmasına ne diyorsunuz? Hangi marka giyindiğini yazanlar gittikçe çoğalıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bağlanacak bir yer yok. Durum ortada. Ama bu genç kadınlar nasıl bir ipotek altına girdiklerinin farkındalar mı, bilmiyorum. Ayşe Arman'ı iyi takip etmeliler. Sarışın, eğlenceli, çatlak kız olmaktan vazgeçince ne kadar zorlandığını, kendini gazeteye mayo ve şortla poz verirken nasıl bulduğuna iyi baksınlar. Yaşlanamayacakları bir yazarlık serüveni yaşamalarından korkarım. Çünkü o yolun bir tek 'happy ending'i var, o da zengin bir koca bulup işten güçten çekilmek. Çünkü bu 'erkek medya' 40 yaşından sonra kadınların ne dediğini çok da merak etmiyor.
İnternette daha çok neleri takip ediyorsunuz?
Şıklık olsun diye söylemiyorum, hakikaten en çok baktığım site Medyatava. Yabancı haber sitelerine bakıyorum. Ekşi Sözlük'ü anlattım zaten. Ama sanırım orada bazı savaşlar yaşanıyor şu sıra. Benim üzerimden de yapılıyor o savaş. Genç Sivillerle daha aklı başında insanlar arasında bir mücadele söz konusu. Bu aklı başında arkadaşların yazdıklarına bakıyorum ve içimden hep şöyle söylemek geliyor onlara: Bozmayın sinirinizi bu tetikçi çoluk çocukla! Sanırım ötekiler Ekşi Sözlük'ü de sinirsek etmişler. Amman metanet diyorrum. Uymayın onlara!
Gezmenin özgürleştirici ve eğitici bir yanı var, değil mi? Neden Ortadoğu’yu merak etmeye başladığınızı öğrenmek istiyorum. Gezgin olmanızın en temel nedenini anlatır mısınız?
Benim gibilere göbek bağını kaybetmiş denir. Belki de ninemin yörük kanıdır. Yürümeyince, yol almayınca ölecekmişim gibi oluyor. Budur yani nedeni esasen.
Türkiye’de kadın köşe yazarı olmak kolay olmasa gerek? Zaman zaman üzeriniz de bir baskı hissediyor musunuz? Medyada kimlerle görüşüyorsunuz?
Çok az insanla görüşüyorum. Hatta bu yüzden, yani insanlar beni çok tanımadıkları için tedirgin oluyorlar. Bunu yeni fark ettim. daha çok sosyalleşiyorum şimdi ve insanların benimle ilgili yıkılan kanaatlerini neredeyse çıplak gözle görebiliyorum gözlerinde. Baskıya gelince. . . Ne yalan söyleyeyim medyada durum üç aşağı beş yukarı 'Mad Men' dizisi gibi. O dizi 1950 Amerika'sında geçiyor. Biz yadırgayalım diye ofis içi kadın erkek eşitsizliğini gösteriyorlar ama her türlü kalıbımı basarım Türkiye medyasının durumu bu konuda çok daha ileri değildir.
Hayatını yazıyla eşdeğer kılmış gazetecilere kimleri örnek verebilirsiniz? Türk edebiyatında en çok kimleri okuyorsunuz?
Benim yaşım kadar yazı yazanlar var. Herhalde yazmasalar ölürler. Bana öyle geliyor. Bu ara Türk edebiyatı okuyamadım. Hatta edebiyat okuyamadım. Siyaset okuyorum fena halde.
Bir dönem medyada size yönelik ağır eleştiriler yapıldı. Polemiklerden kendinizi nasıl koruyorsunuz?
Nezaket göstermeye gerek yok. Bazı tiplemeler gerek açık havada gerek kapalı alanlarda, gerek gazetelerini kullanmak suretiyle hakaret ettiler, vesaire. . . Ben kendimi korumuyorum. Ama onlar nasılsa, her seferinde böyle olur bu, birbirlerine giriyorlar. İti ite kırdırmak derler, bir biçimde hayat, vaziyeti o hale getiriyor. Hayatta hiç kimseye kötülük yapmadım. O sebepten, karmik vaziyetler herhalde, bir biçimde beni kurtarıyor. Ama artık eskisi kadar ciddiye almıyorum bu işleri, onu da söyleyeyim.
Sayım Çınar - Medyatava