ÖBGZ'de hafif hayal kırıklığı...
GAZETE HABERTÜRK yazarı Rahşan Gülşan yazdı...
GAZETE HABERTÜRK / RAHŞAN GÜLŞAN
BEKLENTİM çok büyüktü. Şunu da şuradan anladım ki ne zaman ekranda özet bitip dizinin fragmanı girdi tüylerim diken diken oldu. Sonra da kaldığımız yerden devam edeceğiz derken iki yıl sonraya atladı dizi. Yine aylardır beklemenin gazıyla ilk başlarda hafif bir plasebo etkisi oluştu bende. Şahane olmuş, heyy be derken baktım ki bu zaman atlaması yüzünden bende bir duygu atlaması oluşmuş. Bir türlü duygusal olarak içine girmeyi başaramadım.
Bir-iki bölüm boyunca lezzetle izleyeceğimiz olaylar basit geri dönüşlerle anlatılınca beklediğim lezzeti bir türlü alamadım. Sanırım dizinin senaristi Coşkun Irmak yeni bir dünya yaratmak ve eski hikâyeyi bir kenara bırakıp yepyeni bir diziye başlamak istemiş. Ama geçmişle helalleşme konusunu belki yeni hikâyeye inancından olsa gerek üstünkörü geçtiği için dizinin bir hayranı olarak önceki geceden tatmin olmamış şekilde ayrıldım ekran başından. Ancak dizinin teknik altyapısı yine çok başarılıydı.
Önceki gece izlediğimiz bölümde eski mahalleden hiçbir gerçek mekân yoktu. O sahneler bir stüdyoya kurulmuş olan mahallede çekiliyor. Ali Kaptan’ın evinin kapısının merdivenlerinin tıraşlanmış olması dışında falso yoktu. Hatta bence dizinin sanat grubu resmen şov yapmış. 70’li yıllar çok güzel yansıtılırken nefis detaylar yakalanmış hem kostümlerde hem de aksesuvarlarda.
Yönetmen Zeynep Tan da yine güzel sahnelere imza atmıştı. Hele Aylin karakterinin yatağa uzanıp Soner’in gönderdiği bir denizyıldızına baktığı sahne vardı ki minik ama üzerinde çok çalışıldığı belli bir sahneydi. Umarım hikâye en kısa zamanda kendini toparlar.
Ha bir de Erkan Petekkaya topal rolünde biraz komik olmuş sanki. Oyunculuğuyla bizleri ekran karşısına kilitleyen Petekkaya biraz daha çalışsa iyi olur sanki şu topallama işine...
Tablete hemen zıplamayın derim
YENİ tekno trendimiz belli oldu. Bu yıl herkesin elinde birer tablet bilgisayar göreceğiz belli ki. Eğitimde tablet yöntemine geçilmesi şahane. Ama kişisel kullanım için tablet almaya karar verirken çok iyi düşünmeniz gerek. Çünkü alacağınız cihazın parası, büyük bir ihtimalle iyi bir netbook veya başlangıç model bir dizüstü bilgisayar kadar olacaktır.
Bu nedenle kullanım amaçlarınızı iyice gözden geçirmelisiniz tablet alırken. Hiçbir tablet, bir dizüstü bilgisayarın yerini alacak verimliliğe henüz sahip değil. Eğer meseleniz internette günlük gezinti, sosyal medya kullanımı ve arada bir iki minik oyun oynamaksa ve bilgisayar kullanımınız bu aktivitelerle sınırlıysa süper.
Ama yazı yazmak, çokça e-posta yanıtlamak ve aynı anda birden fazla program çalıştırmak gibi gereksinimleriniz varsa dizüstü bilgisayar veya netbook daha doğru olabilir sizin için. Demem o ki kendinizi rüzgâra bırakmayın, kişisel gereksinimlerinizi netleştirmeden evde yatıp duracak bir cihaza binlerce lira bağlamayın.
Bu anons özel hayata darbedir
BAŞKA operatörlerde var mı bilmiyorum ama kullandığım cep telefonu operatöründe eğer ben telefonla konuşurken bir başkası ararsa arayana, "Aradığı nız kişi şu anda bir başkasıyla görüşme yapmaktadır, lütfen bekleyiniz" anonsu yapılıyor. Ve arayan insan da hemen telefonu kapatıyor. Aynısı benim için de geçerli.
Aradığım abone başkasıyla konuşuyorsa hemen kapatıyorum telefonu. Ama bence bu kişisel hayatımız için çok doğru bir uygulama değil. Bazen öyle anlar oluyor ki gelen telefon, konuştuğumdan daha önemli oluyor ve onu yakalayana kadar kapatıyor karşıdaki. Veya bazen beni arayanın o an telefonla konuştuğumu bilmesini istemiyorum.
Eskiden sadece aranana minik bir dıt dıt sesi gelirdi. Keşke operatörler inisiyatifi bizi arayana değil de bize bıraksa ve bu uygulamadan vazgeçse.
Kadını koruma yöntemimiz bu mu?
FATMA Şahin’in devreye girmesiyle Demet Toprak meselesi çözülmüş zannettim. Sonuçta devletin bakanı devreye girmişti. Belli ki çocukluğundan beri gün yüzü görmemiş zavallı şiddet ve töre mağduru bir kadın, devletin şefkatli kollarında huzur bulacaktı. Belki açtığı ve ölüm fermanı sayılan çocuğunun velayetinin davasını da kazanıp yepyeni bir hayat kuracaktı.
Bir işi olacaktı belki, hatta kim bilir sonra da kendi gibi kadınlara destek olmak için gönüllü olacaktı. İçim rahattı artık onunla ilgili. E koskoca bakan devreye girmişti. Daha ne olacaktı? Ama olanlar oldu. Önceki gün velayet davası sonrasında Demet Toprak, rahmetli eski eşinin ailesi tarafından linç edilmeye çalışıldı.
Fotoğraflar berbat. Aile resmen devlete kafa tutmuş. Jandarma, zırhlı araçlar filan fena görüntüler var. Bu mudur devletin koruması? Hayati tehlikesi bulunan bir bireyi hem de devletin en yüksek rakımlı tepelerinden koruma isteği geldiği halde bu hallere mi düşürüyor devletimiz? Devletin bir aileyle başa çıkamadığının fotoğraflarını gören bir şiddet mağduru kadın olsanız ne düşünürdünüz?
Ben olsam, “Mahkeme önünde linç tehlikesi yaşayacağıma evimde dayağımı yer otururum. Hiç değilse gece kendi yatağımda uyurum” derdim. Bu fotoğrafı engelleyemezsek daha çok bıçaklanırız sokak ortasında, dayağımızı yer otururuz...