Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
Mehmet Çalışkan

1904'te İstanbul'da Maraşlı bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Necip Fazıl Kısakürek'in babası Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunan hukukçu Abdülbaki Fazıl Bey. Annesi ise Girit ensarlarından bir ailenin kızı olan Mediha Hanım...
Necip Fazıl Kısakürek, önemli hastalıklar geçirse de şiire 12 yaşında başladı ve ilk kitabı 17 yaşındayken yayımlandı. Kısakürek'in şiirleri Milli Eğitim Bakanlığı'nın ders kitaplarında okutuldu. Genç yaşta yazdığı tiyatro eserleri, dönemin tiyatrolarında aylarca kapalı gişe sahnelendi.

Necip Fazıl Kısakürek, lise ve Darülfünun öğrencileri arasından eğitim hayatlarını devam ettirmek üzere Avrupa ülkelerine gönderilecek öğrencileri belirlemek için 1924'te Maarif Vekâleti'nin açtığı sınavı kazanarak Paris'e gitti. Sorbonne Üniversitesi Felsefe bölümüne giren Kısakürek, bu okulda sezgici ve mistik filozof Henri Bergson ile tanıştı. Paris'te bohem bir yaşam sürmeye başlayan Necip Fazıl Kısakürek, kumar oynamaya başlayınca bursu kesildi. Bunun sonucunda ülkeye dönmek zorunda kaldı.

1934'te bir Nakşî şeyhi olan Abdulhakim Arvâsi ile tanışması Necip Fazıl Kısakürek'in hayatının dönüm noktası oldu.
Abdulhakim Arvasi ile Eyüpsultan Camii'nden Pierre Loti tesislerine uzanan yol üzerinde yer alan Kaşgari Murtaza Efendi Cami'ndeki sohbetleri sayesinde ciddi bir fikir ve zihniyet dönüşümü yaşadı. Abdulhakim Arvasi ile tanışmasını kendisine milat kabul eden Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerinde bu tanışmadan sonra tasavvufi düşüncenin izleri görülmeye başladı
Necip Fazıl Kısakürek, Abdulhakim Arvâsi ile tanışmasından sonra yaşadığı derin fikir buhranının ardından 1935'te hayatının yeni dönemindeki ilk önemli eseri olan 'Tohum' adlı tiyatro oyununu yazdı. İslamcılık ve Türklük vurgusunun ön planda olduğu eser, Muhsin Ertuğrul tarafından İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelendi. Oyun, sanat çevrelerinden büyük ilgi gördüğü halde halkın ilgisini çekmedi.

Necip Fazıl Kısakürek'in 1936'da yayımlamaya başladığı, spiritüalist özelliklere sahip 'Ağaç' adını verdiği dergiye Ahmet Hamdi Tanpınar ile Cahit Sıtkı Tarancı önemli katkı sağladı. Büyük ölçüde Türkiye İş Bankası tarafından finanse edilen dergi 16 sayı yayımlandı.
1937'de tamamladığı 'Bir Adam Yaratmak' adlı piyesi, İstanbul Şehir Tiyatroları'nda yine Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye kondu. İnsanın ve aklın güçsüzlüğünü ortaya koyan, pozitivizmi ve kuru akılcılığı reddeden bu piyes, 'Tohum'un aksine büyük ilgi gördü.

1938'in başlarında bazı çevreler Mehmet Akif Ersoy'un 'İstiklâl Marşı'nı beğenmediklerini ileri sürerek yeni bir milli marş yazılmasını istedi.
Ulus Gazetesi de yeni milli marş yazımı için bir yarışma düzenledi.
Yarışmayı kazanana da 10 bin TL'lik para ödülü verilecekti.
Necip Fazıl Kısakürek'e yarışmaya katılması için teklifte bulunuldu. Kısakürek dedi ki; "Milli marş denilen, ısmarlama ve adi kalıplardan dökümlü işleri sevmem. Dünyada, zoraki tarih ve politika şöhretleri bir yana, milli marş halinde bir şiir harikası tanımıyor beşeriyet... On bin Lira o kadar tatlı ki, gerekirse Halk Partisi Genel Sekreteri'nin (Recep Peker) Keçiören'deki evinin bahçesini bu para karşılığında çapalamayı kabul edebilirim; fakat bu rejim havası içinde ve birtakım şahıs pohpohlamaları uğrunda şiirimi alçaltmaya razı olamam."
Falih Rıfkı Atay, ısrar ederek milli marşı yazması için her şartını kabul edeceklerini söyledi.
Necip Fazıl Kısakürek dedi ki; "Peki, yazayım ama içinde hiçbir hâs isim bulunmayacak ve sadece milletimden aldığım heyecan ve o heyecana vereceğim yön görünecek ve yarışmayı durduracaksınız."
Sonunda 'Büyük Doğu Marşı'nı yazdı.
Ne var ki Mustafa Kemal Atatürk, 'Mehmet Akif Ersoy'un yazdığı marşın değiştirilme taraftarı değildi. Bu düşüncesini Ersoy'a da iletti.
Mustafa Kemal Atatürk'ün bu konudaki fikri milli marşın değiştirilmesini isteyenlerin geri adım atmasına neden oldu.

Necip Fazıl Kısakürek'in şiiri milli marş olamadı ama 'Büyük Doğu' adı
daha sonra çıkaracağı derginin adı oldu.
Peki, Necip Fazıl Kısakürek'in 'Büyük Doğu' şiiri kabul edilseydi milli marşımızı hangi cümlelerle okuyacaktık.

BÜYÜK DOĞU
Allah'ın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.
Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, kılavuzunun!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun büyük doğu benden doğarak!
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!

1938'in sonlarında Haber Gazetesi'ne girerek gazeteciliğe başlayan Necip Fazıl Kısakürek, aynı zamanda Maarif Vekili Hasan Ali Yücel tarafından Ankara Devlet Yüksek Konservatuvarı'nda öğretim üyeliğine atandı. Ne var ki bu görevi kısa süre sonra bırakarak kendisine İstanbul'da bir görev verilmesini istedi. Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Mimari kısmına atanan Necip Fazıl Kısakürek, bu dönemde Robert Kolej'inde edebiyat öğretmenliği de yaptı. 1942 kışında yeniden askerlik yapmak üzere 45 gün için Erzurum'a gönderilen Necip Fazıl Kısakürek, askerdeyken siyasi bir yazı kaleme alması nedeniyle mahkum olarak Sultanahmet Cezaevi'nde hapis yattı.

Necip Fazıl Kısakürek, 1943'ten sonra siyasal tavrını ve Türk modernleşmesine eleştirisini ortaya koyan faaliyetlere başladı.
Yazdığı yazılardan 'dini neşriyat yapmak' ve 'rejimi beğenmemek' gerekçesiyle Büyük Doğu Dergisi birkaç aylığına kapatılırken Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimari Bölümü'ndeki işinden kovuldu.
Büyük Doğu Dergisi, tekrar yayımlandı ama 'rejime itaatsizliği teşvik' suçlamasıyla 1944'te Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden kapatılırken Necip Fazıl Kısakürek, yeniden askere çağrılarak Eğirdir'e gönderildi
Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Dergisi'ni 1945'te yeniden çıkarmaya başladı ama yeniden kapatıldı. Dergide yayımladığı 'Sır' adlı piyesinden dolayı 'milleti kanlı ihtilale teşvik' suçlamasıyla hakkında dava açıldı.
1947'de yeniden yayımlamaya başladığı Büyük Doğu Dergisi, Rıza Tevfik'e ait "Abdülhamid'in Ruhaniyetinden İstimdat" başlıklı şiiri yayımladığı için mahkeme kararıyla tekrar kapatılırken Necip Fazıl Kısakürek tutuklandı. 'Padişahlık Propagandası Yapmak', 'Türklüğe ve Türk Milletine Hakaret'ten yargılanarak 1 ay 3 gün tutuklu kaldıktan sonra beraat etti.
Bu tarihten sonra da yeniden çıkarmaya başladığı dergide sadece İslamcılığı öven yazılar değil, Yahudilik, Masonluk, komünizm düşmanlığı içeren yazılar da yayımladı.

1947'de 'Sabır Taşı' piyesi CHP Sanat Mükâfatı'na layık görülse de jürinin verdiği karar, partinin genel idare kurulu tarafından iptal edildi. 1948'de hakkındaki beraat kararı Temyiz Mahkemesi tarafından bozulunca geçimini sağlamak için evindeki tüm eşyaları satmak zorunda kalan Necip Fazıl Kısakürek, 1949'da Büyük Doğu Cemiyeti'ni kurdu. Kısakürek, derneğin Kayseri'deki açılışından İstanbul'a döndükten sonra bir yazısı nedeniyle yine tutuklandı; 'Türklüğe hakaret davası'nda verilmiş beraat kararı temyiz mahkemesi tarafından bozdurulunca Büyük Doğu Dergisi'nin sahibi olarak görünen eşi Neslihan Hanım ile birlikte hapse girdi. 1950 genel seçimlerinden sonra seçimden Demokrat Parti'nin çıkardığı Af Kanunu ile hapishaneden tahliye edilen ilk kişi olan Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Dergisi'ni yeniden çıkarmaya başladı. Dergide Başbakan Adnan Menderes'e açık mektuplar yazarak partiyi İslam ekseninde geliştirmesini önerdi.

22 Mart 1951'de 'Kumarhane Baskını' denilen olay gerçekleşti. Beyoğlu'nda bir kumarhaneye düzenlenen baskında yakalanan Necip Fazıl Kısakürek, 18 saat karakolda tutuldu.
Röportaj yapmak üzere kumarhanede olduğunu ifade eden Necip Fazıl Kısakürek, daha sonraki yıllarda açıklamasını değiştirerek kumarhanede olma nedenini dergiye yönelik fiziki saldırılara karşı koruma için bir adam tutmak üzere orada olduğunu söyledi.
22 Mayıs 1952 Malatya Hadisesi...
O gün Vatan Gazetesi'nin sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman, Malatya'da uğradığı suikastle yaralandı.
Necip Fazıl Kısakürek, saldırgan Hüseyin Üzmez'i azmettirmekle suçlandı. 11 Aralık 1952'de 'Maskenizi Yırtıyorum' başlıklı bir broşür yayımlayarak 1943'ten beri başına gelenlerin ve Malatya Hadisesi ile ilgili yaşananların geniş bir muhasebesini yaptı.
Necip Fazıl Kısakürek, Malatya Hadisesi'nden suçsuz bulundu ama 1957'de çeşitli davalardan gecikmiş cezaları nedeniyle 8 ay 4 gün daha hapis yattı.
* Necip Fazıl Kısakürek, 1958'de Türkiye Jokey Kulübü'nün ısmarlamasıyla "At'a Senfoni" adlı bir eser kaleme aldı.

1960 darbesinden sonra 6 Haziran'da evinden alınan Necip Fazıl Kısakürek, 4,5 ay Balmumcu garnizonunda tutuldu. Basın Affı nedeniyle tahliye edilse de Atatürk'e hakaret suçu içerdiği iddia edilen bir yazısı nedeniyle mahkûmiyet kararı kesinleştiği için tahliye edildiği gün tekrar tutuklandı ve Toptaşı Cezaevi'nde 1 yıl 65 gün hapis yattı.
Serbest kaldıktan sonra gazetelerde yazarlığa başlayan Necip Fazıl Kısakürek, 1963 - 1964'te Türkiye'nin çeşitli yerlerinde konferanslar verdi.
1973'te Hacca giden Necip Fazıl Kısakürek, o yıl oğlu Mehmet Kısakürek'e Büyük Doğu Yayınevi'ni kurdurdu.
Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1980'de Türk Edebiyat Vakfı tarafından 'Şairler Sultanı' ve 1982'de yayımladığı 'Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu' adlı eserlerinden dolayı 'Yılın Fikir ve Sanat Adamı' seçildi.
25 Mayıs 1983'te evinde 79 yaşında hayatını kaybeden Necip Fazıl Kısakürek, Eyüp Sultan Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Eser Sayısı: 98
Hakkında Yazılan Kitaplar
* Kendi Sesinin Yankısı / Necip Fazıl Kısakürek (M. Orhan Okay)
* Necip Fazıl Kısakürek (Muzaffer Uyguner)
* Üstâd Necip Fazıl'a Dair (Kadir Mısıroğlu)

BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?

SAKARYA TÜRKÜSÜ
İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya
Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya
Su iner yokuşlardan hep basamak basamak
Benimse alın yazım yokuşlarda susamak
Her şey akar su tarih yıldız insan ve fikir
Oluklar çift birinden nur akar birinden kir
Akışta demetlenmiş büyük küçük kâinat
Şu çıkan buluta bak bu inen suya inat
Fakat Sakarya başka yokuş mu çıkıyor ne
Kurşundan bir yük binmiş köpükten gövdesine
Çatlıyor yırtınıyor yokuşu sökmek için
Hey Sakarya kim demiş suya vurulmaz perçin
Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur
Sırtına Sakarya'nın Türk tarihi vurulur
Eyvah eyvah Sakaryam sana mı düştü bu yük
Bu dâva hor bu dâva öksüz bu dâva büyük
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal
Hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal
Yalnız acı bir lokma zehirle pişmiş aştan
Ve ayrılık anneden vatandan arkadaştan
Şimdi dövün Sakarya dövünmek vakti bu ân
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an
Hani Yunus Emre ki kıyında geziyordu
Hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu
Nerede kardeşlerin cömert Nil yeşil Tuna
Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir
Bulur mu deli rüzgar o sedayi Allah bir
Bütün bunlar sendedir bu girift bilmeceler
Sakarya kandillere katran döktü geceler
Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya
Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya
İnsan üç beş damla kan ırmak üç beş damla su
Bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu
Geldi ölümlü yalan gitti ölümsüz gerçek
Siz hayat süren leşler sizi kim diriltecek
Kaf Dağı'nı assalar belki çeker de bir kıl
Bu ifretten sualin kılını çekmez akıl
Sakarya sâf çocuğu mâsum Anadolu'nun
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun
Sen ve ben gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız
Rengimize baksınlar kandan ve çamurdanız
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader
Aldırma böyle gelmiş bu dünya böyle gider
Bana kefendir yatak sana tabuttur havuz
Sen kıvrıl ben gideyim son peygamber kılavuz
Yol onun varlık onun gerisi hep angarya
Yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya

KALDIRIMLAR
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa karışan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık,
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
Bu gece yarısında iki kişi uyanık:
Biri benim, biri de uzayan kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor,
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.
Simsiyah camlarını üzerime dikiyor
Gözleri çıkarılmış bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, ızdırap çekenlerin annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek bir kucakta,
Ben bu kaldırımların istediği çocuğum.
Aman, sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak... tak... ayak sesimi aç köpekler işitsin.
Yolumun takı olsun zulmetten taş kemerler.

Ne ışıkta gezeyim, ne göze görüneyim,
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi iyice bürüneyim,
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,
Alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.

CUMA: Mehmet Akif Ersoy

'KORONA GÜNLERİNDE ŞİİR'İN DİĞER ŞAİRLERİ