Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Medya Gazeteci Oray Eğin'den Gazete Habertürk'ten Kübra Par'a flaş açıklamalar

        Kübra PAR / GAZETE HABERTÜRK

        kubrapar@haberturk.com

        Yıl 2008, akşam geç saat. Birkaç arkadaş Yakup’tayız. Üç kişi yaklaşıyor ve masanın havası birden değişiyor. Oray Eğin, Yiğit Karaahmet ve Barbaros Altuğ… Tanrım ne kadar şımarık, öz güvenli ve alaycılar! Bu üç havalı gay’e içten içe hayranım galiba!

        Yıl 2009, Salomanje’de bir öğlen vakti. Girişteki uzun masanın ucunda Hıncal Uluç oturuyor. Tuğçe Tatari, Soner Yalçın, Ahmet Hakan, Ali Saydam… Oray Eğin’le arka masaya geçiyoruz. Boğaziçi’nde bobolar (burjuva bohemler) üzerine yazdığım tezin ‘deneklerinden’ biri de o. Ne yiyip içtiğini, nerede takıldığını, alış veriş alışkanlıklarını falan soruyorum. “Hep ünlü tasarımları giyerim, donum bile markadır, sıradan şeylerden iğrenirim” diyor. Dalgamı geçiyor ciddi mi belli değil. Şehirli, sivri ve insanın sinirini bozan bir tarzı var. Herkes ona prens muamelesi çekiyor.

        Yıl 2014, Habertürk’te bir akşamüstü. Bilgisayar başındayım, birazdan Skype’tan röportaj yapacağız. Nefret edeni çok olsa da medya üzerine ilginç analizler yapabilen biri. Geçen hafta Türkiye’deki gazetelerle ilgili dikkat çeken yazılar yazdı, tablolar çizdi. Tahminleri tuttu. E bir de dünyanın en iyi üniversitelerinden Columbia’da gazetecilik doktorası yapıyor. Ne öğrenmiş, değişmiş mi merak ediyorum. Hafif gerginim. Eski popülerliği yok ama yine de Oray bu, sağı solu belli olmaz… Soracaklarım bıçak sırtı. Dalgasını geçip kapatır mı? Başıma iş açacak şeyler söyler mi? Derken başlıyoruz…

        Oray Amerika’da ne işin var, kaçtın mı?

        Evet kaçtım. Ne yapsaydım, çoluk çocuk ‘bunları tutuklayın’ diye hedef gösterirken, deli miyim ben kalayım? Benimki ayrıca manevi bir kaçıştı, 12 Eylül referandumundan evet çıkarsa ABD’ye gideceğim demiştim zaten…

        Peki, ne yapıyorsun şimdi? Columbia’daki gazetecilik master’ı bitti mi?

        Master bitti, doktora sürecindeyim.

        Doktora mı? Nasıl kesti gözün? Sıkılmayacak mısın?

        Sen yapıyorsun, demek ki ben de yapabilirim!

        Ben sıkıcı bir karakterim...

        Ben de bipolar bir karakterim! En büyük eğlencem bilgi açlığı. Çok genç yaşta gazeteciliğe başlayınca akademik eğitim eksik kalmıştı, şimdi vakti değerlendireyim dedim.

        Tez konun neydi?

        Erdoğan’ın Türk medyasıyla savaşı. Ağırlıklı olarak Doğan-Erdoğan savaşı...

        Gelip görüşmeler falan yaptın mı?

        Evet, Aydın Doğan dahil olmak üzere pek çok insanla görüştüm.

        Ne anlattı Aydın Doğan?

        Off the record’du görüşmemiz, anlatamam.

        Columbia’da “Vay be” dediğin bir şeyler öğrendin mi gazeteciliğe dair?

        İngilizce gazete yazısı yazmanın farklı bir inşası var, onu öğrendim. Bir de dışarıdan bakabilme yeteneği edindim açıkçası. Son yıllarda ivme kazanan veriye dayalı gazetecilik, verinin görselleştirilmesi gibi konularda da faydası oldu.

        Bir yıldır Sözcü’de yazıyorsun. Öğrendiklerin kalemini değiştirdi mi?

        Akşam’da yazmaya başladığımda 25 yaşındaydım. 10 sene geçti, değişmiş olabilirim. Bundan sonra daha uzun ve gerekirse daha az insanın okuyacağı yazılar yazmak istiyorum aslında.

        Dedikodu yazarlığın ve sivriliğinle öne çıkmıştın. Bundan sonra daha olgun bir Oray mı göreceğiz yoksa?

        Bunu kim söylüyor? Dedikodu yazarı olduğum için mi hedefe kondum, hapse atılma tehdidi yaşadım? Bunlar klişe değerlendirmeler. Söyleyeceğimi direkt söylüyorum, bunların da eleştiri olduğunu düşünüyorum. Batı gazetelerinde bundan çok daha ağır, daha alaycı ve tepeden bakan yazılar yazılıyor.

        Neden orada yazılıyor da bizde yazılamıyor? Hemen kolay yoldan hükümet baskısı deme ama…

        Çünkü eleştiri kültürü ve bilgiye saygı var.

        NY’de çalışıyor musun? Oradaki gazetelerde de yazıyor musun?

        Evet, ağırlıklı olarak New Republic’e yazıyorum. 17 Aralık sürecinde ve seçimlerde çok çalıştım. Genelde Türkiye üzerine yazıyorum ama şimdi farklı konularda da yazabilir miyim diye düşünüyorum.

        New York Times’a kapağı atsam diyor musun?

        New Yorker’da yazımın yayınlanmasından daha önemli bir şey olamaz. Yazarlık anlamında bir gün o seviyeye gelebilirsem gözüm arkada kalmaz!

        ÇOK ZENGİNİM, FERRARİ’M VAR!

        New York’ta nerede yaşıyorsun? Ev mi paylaşıyorsun yoksa lüks bir hayatın mı var?

        Brooklyn’de tek başıma yaşıyorum. Bed-Stuy (Bedford–Stuyvesant) adlı bir bölümündeyim.

        Pahalı bir semt mi?

        New York’ta her yer çok pahalı. Burası 10 sene önce pek güvenli değildi ama şimdi gentrification dolayısıyla en gözde semtlerden biri oldu. Gerçek bir Brooklyn dokusu var. Polis sirenleri, sokak partileri, organik marketler, kahve dükkanları var… Burada mutluyum…

        Burjuva bohem bir yer yani… Bobo kültüründe İstanbul çok geriden mi geliyor yoksa oraları yakaladı mı?

        Türk zenginleri henüz böylesi bir ezoterik harcama kültürüne ulaşamadılar. Aksine 90’lı yıllarda dünyadan silinen yuppie’liği diriltiliyorlar. Hala Starbucks’a gidiyorlar mesela, oraya gitmek McDonald’s’a gitmek gibi bir şey aslında. 90’larda İstanbul’da Nu Pera’da eğlenen bobolar da AKP döneminde havlu attı. Bankalardaki işlerinden ayrılıp Alaçatı’ya yerleştiler. Mesela yıllardır Türkiye’nin en cazip bekârı olarak bilinen Menderes Utku her şeyi bırakıp New York’ta psikoloji okumaya başladı.

        Peki ama bunlar iyi şeyler mi?

        Artık hangi tavuğun hangi çiftlikten geldiğini öğrenme ısrarı parodiye dönüştü galiba. Yiğit Bulut hayatında bir tek şey yaptı, mısır şurubuna savaş açtı ekranda. Keşke kendisi de biraz az mısır şurubu yeseydi de şimdi obeziteyle boğuşmak zorunda kalmasaydı. Yazık o da eski dünya anlayışında, zenginler şişman olur zannediyor.

        ‘O POZU SİZE VERMEYECEĞİM!’

        Kimlerle takılıyorsun? Sokaklarda Woody Allen’la falan karşılaşıyor musun?

        Woody Allen’la takılmıyorum! Sokakta görsem de peşinden gidip imza almıyorum. Belki bir tek Kanye West’i görünce düşüp bayılabilirim.

        Orada da popüler misin?

        Ne anlamda?

        Bilmem… Kendine yeni bir klan edindin mi? Oray Eğin deyince çığlık atıyorlar mı?

        Hiçbir zaman bir klanım olmamıştı. İstanbul’da kapalı bir hayat yaşıyordum. Burada daha fazla yere gidip daha çok insanla görüşüyorum. Sosyalleştim. Çok arkadaşım var.

        Nasıl geçiniyorsun?

        Bundan kime ne? Durmadan aynı soru geliyor. O zaman şöyle söyleyeyim: Çok zenginim, Ferrari’m var!

        Gerçekten mi! NY’de Ferrari çok demode değil mi?

        Herhalde Kemer Country’de durduğundan daha demode değildir.

        Geçen sene “çok zayıfladım, seneye üstü çıplak poz vereceğim” demiştin. Şu an durum nasıl?

        O pozu size vermeyeceğim! Kolum genişledi ama…

        Fotoğraflarda çorabı eşofmanın içine sokmuşsun. Yeni trend bu mu?

        O bir eşofman değil, pantolon!

        ‘KÖŞE YAZARI ENFLASYONU VAR’

        Bazen yersiz yere sataşsan da Türkiye’de medya üzerine eskiden beri ilginç tespitler yapan nadir isimlerden birisin. Geçenlerde köşende “Hürriyet nasıl kurtulur?” diye bir grafik çizdin. Neydi o?

        Gereksiz yere sataşıyorsam benimle neden konuşma gereği duyuyorsunuz? Aydın Bey’e gelirsek; biri kurtuluş diğeri iflasa giden iki yolunu çizdim. Tek kurtuluşunun gazetecilik yapmak olduğunu söyledim. Orada gazetecilik yapabilecek en titiz isim Sedat Ergin… Gazetecilikteki idolümdür.

        Sıkıcı bir gazete yapma ihtimali yok mu? Medyada herkesin üzerinde uzlaşacağı isim olmak iyi bir şey mi ki?

        Hiç sıkıcı biri değil. Kendine özgü bir mizahı var. Hürriyet bir sıçrama yaşamak zorunda sonuçta tiraj kaybeden bir gazete. Yayınlarıyla yara aldı. Yazar kaybetti. Emin Çölaşan’ın atılmasıyla giden 80 bin okur hiçbir zaman geri gelmedi. Bekir Coşkun aynı şekilde… Yılmaz Özdil’in ilk haftada yol açtığı kayıp 16 bin tiraj belki çok gözükmeyebilir ama 90’lı yıllardaki promosyon savaşlarında Sabah ile Hürriyet’in 16 bin tiraj için harcadıkları milyonlarca doları düşününce ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor.

        Son dönemde gazetelerin biraz kafası mı karışık?

        Merkez medyadan hangi gazete arada kalmadı ki? Hangi gazete tam olarak kararını verebildi? Cumhuriyet’in bile kafasının ne kadar karışık olduğunu görüyoruz. Şu anda kafası net olan tek gazete Sözcü. Ayrıca Star, Yeni Şafak gibi gazetelerin kafası hepimizden daha çok karışık!

        Sözcü de çok tek taraflı ve nobran değil mi? Hakaretle eleştiri arasındaki dozu kaçırmıyor mu?

        Ben öyle bir şey görmüyorum. Sözcü kendinden konuşturmasını biliyor ve ne söyleyecekse doğrudan söylüyor. Bu hoşuma gidiyor. Dahası, başarılı bir ürün varsa ortada, bütün eleştiriler de yersiz kalıyor.

        Yılmaz Özdil’in atılmasıyla ilgili ne düşünüyorsun?

        Gazetenin uzak ara en çok okunan, en etkili yazarıydı. Uzun zamandır rahatsızlık yaratıyordu. Öyle bir yazının neden basılmadığını anlamak çok zor.

        Politik eleştiri ile hakaret arasındaki sınırı aşmıyor muydu?

        Yılmaz Özdil’e yönelik eleştirel tavır bir aksesuar gibi. Cihangir Cafe’lerinden Yılmaz Özdil’i beğenmemeniz daha şık karşılanır mesela. Atatürk düşmanlığı gibi bir şey, pek temeli yok, yersiz ama bir broş gibi taşınıyor. Onun yazılarında hakaret değil, son derece rafine bir zekâ görüyorum. Mizahi bir yaklaşımı var, böyle bir şeyi neden yakalayamadım diye düşünüp kıskanıyorum!

        Köşe yazarlarının da eleştirilecek tarafları yok mu?

        1980’lerden beri köşe yazarı enflasyonu var.Ayrıca köşe yazarından kasıt Taha Akyol, Okay Gönensin gibi insanların kendi akıllarına çok ihtiyacı olduğunu düşünen insanlarsa elbetteeleştirim var. Yakup’un garsonlarının siyasi analiz derinliği Okay Gönensin’den fazladır. Taha Akyol da yeşil hırka ve ince bıyık üzerine yazsa belki daha fazla ilgi çekebilir

        Kimleri beğeniyorsun peki?

        Toplam üç-beş köşe yazarı yeter gazeteye. Bir Hıncal Uluç, Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök, Bekir Coşkun zenginliktir. Ayrıca Kadri Gürsel gibi analizcilerin, Aslı Aydıntaşbaş gibi yorumculara da ihtiyaç var. Uğur Dündar gibi güvenilir seslerin başyazar olması gerek. Ahmet Hakan kendi kulvarını yarattı. Melih Aşık yıllardır hiç omurgasını esnetmedi ve çok zeki, ayrıca çok alaycı. Hoşuma gidiyor. Bu kategorinin dışında girenler çöpe gidebilir, ya da mesela Hakkı Devrim gibi tavuk çiftliğinde çalışabilirler. Hiç suya sabuna dokunmayan yazarlar ömürlerini hiçbir tehlike yaşamadan tamamlayabiliyor. Eyüp Can bu kültürün son ürünüdür, bu çocuğun nesi parıltılı, hangi başarısı var, ne yapmış bugüne kadar da harika çocuk diye pazarlanıyor anlamıyorum.

        Ya hükümete yakın medya?

        Birinci sayfaları çok hoşuma gidiyor, hepsi birer mizah şaheseri... Komplo teorileri saçma ama çok eğlenceli. Bu galiba dünya medyasında olan bir trend. Fox News’de de görüyorum. Twitter’da “troll” kavramı çıktı ya, Yeni Şafak, Takvim gibiler de troll gazeteler. O kadar fantastik o kadar sürreel şeyler yazıyorlar ki!

        ‘DAVUTOĞLU DÖNEMİNDE ELEŞTİRİ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ OLACAK’

        Onlar da son dönemde bocalamıyor mu?

        Evet bocalıyorlar. Türkiye 2015 seçimine kadar bocalamaya devam edecek. Şimdilik siyasi yetkinin kimde olacağı belli değil. Davutoğlu gibi kuvvetli ve entelektüel bir insanın gölge başbakan olabileceğini zannetmiyorum.

        Davutoğlu döneminden medya adına umutlu musun?

        Herkes hedefe koyuyor ama ben onu başından beri seviyorum, Başbakan olmasına sevindim. En azından hedefi, kendi doktrini, entelektüel derinliği var. Dış politikasını eleştirsem de bunları yüzüne karşı söyleme özgürlüğümün olacağını düşünüyorum.

        Medya ile arası iyi mi olacak yani?

        Evet, bugüne kadar Davutoğlu’na karşı çok sert eleştiriler yazılabildi bundan sonra neden olmasın?

        Neye dayanarak bu kadar umutlusun?

        İnsanların karakterleri konumlarına da yansıyor. Bir anda otoriter bir canavara dönüşeceğini zannetmiyorum.

        ‘BİREYSEL GAZETECİLİK ÖN PLANA ÇIKACAK’

        Peki Cumhuriyet’deki değişime neden taktın?

        Çünkü Cumhuriyet bölünmek üzere, büyük bir kavganın eşiğinde. Kuvvetli bir Cumhuriyet hepimizin sigortasıdır.

        Çok sesli olması kötü bir şey mi?

        Ne yazık ki çok sesli olmuyor, tek sesli oluyor. İkinci Cumhuriyetçi, Neo-Liberal, tükenmiş bir çizgiye doğru gidiyor. Hasan Cemal çizgisi Türkiye’de iflas etmiş bir çizgidir. Yanılmış, yenilmiş bir çizgidir. Cumhuriyet o çizgiye kayıyor.

        Radikal gazetesi kapandı. Dijital dayanabilecek mi?

        Benim için 2003’ten beri kapalıydı doğrusu o yüzden bilmiyorum, inşallah dayanır çünkü internet sitesini çok sevdiğim bir gazeteci olan Ezgi Başaran yapıyor. Umarım çok başarılı olur.

        Dijital gelecek gazeteler bitecek geyiğine inanıyor musun?

        Bence çoktan bitti. Eskiden Hürriyet’e bakılırdı mesela, böyle bir şey kalmadı. Diken.com.tr gibi oluşumlar çok daha dinamik ve yaratıcı, giderek de etkili olacaklar.

        Ama gazetelerin ne manşet attığı gündemin nabzını belirliyor…

        10 yıldır nasıl manşet atacaklar diye düşünen çok az kişi vardır. Daha bireysel gazetecilik ön plana çıkacak. Şu anda üç büyük gazeteciye yatırımcılar para verip kendi medyalarını kurdular Amerika’da, ilginç bir trend. Bireysel markalar önem kazanıyor, onların altında kurumlar belirleniyor. Yılmaz Özdil böyle bir şey yapmalı mesela.

        Diğer gazeteleri konuştuk. Şimdi okur “peki ya Habertürk?” der. Vereceğin cevabın hepsini yazabilecek miyim bilmiyorum ama yine de sorayım, bizi nasıl buluyorsun?

        Fatih Bey döneminde siyasi anketlerini ilgiyle takip ettiğim bir gazeteydi, diyeyim! Büyük umutlar beslediğim, ama yazarları arasında yer almamı engelleyecek tereddütlerimin ne yazık ki doğru çıktığı bir gazete oldu zaman içinde. Yapacak bir şey yok, herkesin eli kolu bağlıydı sonuçta. Umarım Türkiye normalleşirken Habertürk de vaat ettiği dinamizmi yeniden sağlar.

        GEYLERİN YENİ DİVASI NÜKHET DURU!

        Sezen Aksu bile sana dava açıp kaybetti. Sataştığın için pişman olduğun isimler var mı?

        Evet, geri dönüp baktığımda haksızlık ettiğimi düşündüğüm oluyor. Daha çok susturulan meslektaşlarıma yaptığım eleştiriler için üzüldüm.

        Sezen’le aranız nasıl şimdi?

        Sezen referanduma evet verip Kürt açılımını desteklemekle çok büyük bir hata yaptı. Sonunda iş sokaklardan adının geri alınmasına kadar vardı. Şimdi istediği kadar Gezi’ye yardım yapıp evde Halk TV izlesin, olmuyor. Ben bile biraz üzülür oldum Sezen aksu’ya yönelik saldırılara. Bu dönemin bir başka galibi oldu divalar arasında.

        Kim o?

        Nükhet Duru. Bugüne kadar Türk popunda divaları hep gay’ler belirlerdi. Müthiş bir çıkış yaşıyor. Bir zamanlar Ajda’yla obsesif olan gay’ler şimdi “Nünü de Nünü” deyip duruyor.

        Beğenmediğin kim var şu ara başka?

        Şarkıcı falan bilmiyorum ama Türkiye’de bir de şu Gülse Birsel tabusunun yıkılmasını bekliyorum. Bence Gülse Birsel’in en büyük parodisi hala Murat Birsel’le evli kalması. Bundan daha komik bir esprisini görmedim daha; yazıları da ortada…

        Şimdiye kadar kaç dava kaybettin? Büyük tazminatlar ödedin mi?

        Temyizde olan dava var ama doğrudan kaybettiğim olmadı sanırım. Bazen parasını verip hakaret edilebilir çok hak eden birine! (Gülüyor…)

        İsmail Küçükkaya’ya hakaret ettiğin ortaya çıkınca Akşam’dan atılmıştın. Pişman mısın?

        Hiç değilim, pişman olması gereken o. Böyle bir dönemde kendi yazarı yasadışı dinlenip hedefe atıldığında ve görüşmeler ne amaçla servis edildiği bilindiği halde o tuzağa düştü.

        ‘ULUSALCI DEĞİLİM, DEMİRTAŞ’A OY VERDİM’

        Seçimde Selahattin Demirtaş’a oy vermişsin. Beyaz Türkler Demirtaş’ı neden bu kadar sevdi?

        Çünkü alternatif, kapsayıcı, demokrat, zeki, esprili, açık sözlü… Çoktandır Türk siyasetinde görmediğimiz ilginç özelliklere sahip. PKK bagajını atabilirse başarılı olur. Obama gibi biri doğuyormuş gibi geldi. Ama şu alkış olayından sonra kandırıldık mı diye düşünmeden edemiyorum.

        Senin ulusalcı bir damarın yok muydu? Biz mi yanlış biliyoruz?

        Ya bana İsrail ajanı, Amerikancı, sağcı, solcu, neo-con, Kara Panter, Darwinist, İttihat’çi, Kemalist, sosyalist, LGBTİ aktivisti, şimdi de Kürt’çü deniyor. Bir karar versinler. Bütün bu ithamlar arasında ise hiçbir zaman ulusalcı olmadığımı biliyorum.

        Ama Sözcü’de yazıyorsun!

        Sözcü bana kucak açtı. Gazetelerin yayın çizgisinin çok sesliliğe engel olmadığını gösterdiler, tam bir özgürlük var ki tek bir satırıma karışmadılar.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ