Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Romandan filme en iyi bilimkurgu uyarlamaları
        1

        METROPOLIS (1927)

        Zengin fabrika sahipleri yüksek kulelerde yaşıyor, işçilerse yeraltında ağır çalışma koşulları içindeler. Sermaye işçilere karşı acımasız. Kontrolü sağlamak için işçilerin çok güvendiği Maria’ya tıpatıp benzeyen bir robot tasarlıyor. Zamanında Nazilerin bile çok sevdiği final, umutsuz değil. Distopya filmlerinin öncüsü, bilimkurgu sinemasının mihenk taşlarından biri... Alman yönetmen Fritz Lang 1920’lerin özel efekt tekniğiyle geleceğin dünyasını gökyüzüne uzanan yüksek binalarla görselleştiriyor. Lang’ın romanın yazarı von Harbou ile sinemaya uyarladığı film, “yapay zekâ-insan ilişkisi” ve “karanlık gelecek” gibi bilimkurgu sinemasının bugün bile vazgeçemediği temalara hayat veren bir şaheser.
        Roman: ‘Metropolis’ (1925) Yazar: Thea von Harbou

        2

        FRANKENSTEIN (1931)

        Sinema tarihçisi ve eleştirmenlerin katıldığı birçok soruşturmada en iyi Frankenstein film olarak gösterilir. Roman uyarlaması bilimkurgular söz konusu olduğunda da adı hemen hatırlanan filmler arasındadır. Popüler kültürdeki ‘Frankenstein’ın canavarı’ imgesinin doğduğu film olarak bilinir. Canavarın imajını, Boris Karloff’un fiziği ve Jack P. Pierce’in makyajı belirler. Peggy Webling’in romandan uyarladığı tiyatro oyununu temel alan filmde canavarın beyni bir caniden alınsa da kötülüğü temsil ettiği söylenemez. İnsanların, özellikle de doktorun yardımcısı Fritz’in kötü davranışları nedeniyle canavarlaşır. James Whale’in yönettiği film, Doktor Frankenstein’ın trajedisine odaklanır.
        Roman: ‘Frankenstein; or, The Modern Prometheus’ (1818) Yazar: Mary Shelley

        3

        DEĞİŞEN DÜNYANIN İNSANLARI (1966)
        (Fahrenheit 451)

        Usta Fransız yönetmen François Truffaut tarafından sinemaya uyarlanan İngiltere yapımı film, baskıcı rejimin egemen olduğu bir gelecekte geçer. Siyasi iktidar, insanların düşünmesini engellemek ve kendi varlığını sürekli kılmak için bütün kitapların yakılmasına karar vermiştir. Ama buna direnen insanlar vardır. 20. Yüzyıl’daki kitap yakma olaylarından esinlenerek yazılan roman, bugün bir bilimkurgu klasiği olarak kabul ediliyor. Truffaut’nun filmi için de aynısını söylemek mümkün. Yönetmeninin ilk renkli filmi olduğunu da belirtelim.
        Roman: ‘Fahrenheit 451’ (1953) Yazar: Ray Bradbury

        4

        MAYMUNLAR CEHENNEMİ (1968)
        (Planet of the Apes)

        Uzay gemisinde seyahat eden üç astronot yaşanan terslikler sonucunda bilinmeyen bir gezegene inerler. Yaptıkları hesaplar Yeryüzü’nden en az 300 ışık yılı uzaklıkta olduklarını gösterir. Gezegende evrim geçirmiş, konuşan zeki maymunların bir uygarlık kurduklarını görürler. Onları asıl şaşırtan ise insanların hayvanlardan farksız şekilde maymunların denetiminde yaşadıklarını görmek olur. Başrolünde Charlton Heston’un oynadığı filmde, yönetmen Franklin J. Schaffner’in önerisiyle maymun uygarlığının orijinal romandaki teknoloji ve gelişmişlik seviyesi, prodüksiyon masraflarını kısmak için düşürülür. Çarpıcı final sahnesiyle unutulmayan film, yıllar içinde bir seriye dönüşür.
        Roman: ‘Maymunlar Gezegeni’ (La Planète des singes – 1963) Yazar: Pierre Boulle

        5

        OTOMATİK PORTAKAL (1971)
        (A Clockwork Orange)

        Stanley Kubrick’in yönettiği film, yakın gelecekte İngiltere’de geçer. İlk bakışta insanların kötü alışkanlıklarından kurtulduğu, gençlerin barlarda süt içtiği steril ve güvenlikli bir toplumda olduğumuzu düşünürüz. Ama toplumda insani olan çok az şey kalmıştır. Öyle ki, ebeveynler çocuklarını sevmeyi dahi bilmezler. Alex (Malcolm McDowell) ve arkadaşlarını tanıdığımızda, kötülüğün ortadan kalkmadığını görürüz. Kendilerini şiddet ve seksle ifade ederler. Alex çetesiyle birlikte tecavüz ve aşırı şiddet uyguladığı bir gecenin ardından tutuklanır. Devlet, Alex’e şartlandırmaya dayalı özel bir tedavi uygular. Ama ne kadar işe yarayacağı belli değildir. Gösterime girdiğinde tartışmalara yol açar. Suç işlemeyi teşvik ettiği iddia edilir ve yasaklanır.
        Roman: ‘Otomatik Portakal’ (A Clockwork Orange – 1962) Yazar: Anthony Burgess

        6

        SOLARIS (1972)

        Rus yönetmen Andrey Tarkovski tarafından uyarlanan filmde Kris Kelvin, görev için geldiği sularla kaplı Solaris gezegenindeki araştırma istasyonunda açıklanması zor olaylarla karşılaşır. Kris, diğer bilim insanlarının neden kendilerini odalarına kapadığını anlamaya çalışırken, yıllar önce hayatını kaybeden karısının kopyası çıkar karşısına. Tüm bunlar, Kris’in zihnini okuyan gezegenin oyunlarıdır. ‘Solaris’i aşk, bellek, inanç ve varoluş üzerine görsel bir meditasyon olarak kabul edebiliriz. Dezavantajları, ağır temposu ve uzun süresidir. Özellikle romanın hayranlarının sevmediği bir uyarlamadır; çünkü Tarkovski filme kişisel damgasını vurma konusunda ısrarcı davranmıştır. Buna karşılık, Tarkovski hayranları ve yönetmenin sineması üzerine çalışanların sevdiği, önemsediği bir filmdir.
        Roman: ‘Solaris’ (1961) Yazar: Stanislav Lem

        7

        DÜNYAYA DÜŞEN ADAM (1976)
        (The Man Who Fell to Earth)

        Gezegenindeki kuraklık nedeniyle dünyaya gelen uzaylı (David Bowie), kurduğu şirkette ileri teknoloji ürünler satar. Hedefi önce iş kurup para kazanmak, sonra da kuraklık nedeniyle bırakıp geldiği gezegenini ve ailesini kurtaracak bir yol bulmaktır. Ama iş dünyasının entrikaları ve kapitalizmin çarklarından habersizdir. İngiliz yönetmen Nicolas Roeg filmde farklı zamanlarda yaşananları senkronize eden şaşırtıcı ve kreatif kurgunun yanı sıra özgün bir öykü anlatımı yakalıyor. Amacı biraz da uzaylının zihninde olup bitenleri, onun zamanı ve dünyayı algılayışını anlatmak.
        Roman: ‘Dünya’ya Düşen Adam’ (The Man Who Fell to Earth) Yazar: Walter Tevis

        8

        INVASION OF THE BODY SNATCHERS (1978)

        Bir dergide seri olarak yayımlanan romandan 1956’da yönetmen Don Siegel tarafından sinemaya uyarlanan, siyah-beyaz olarak çekilen “Invasion of the Body Snatchers”, Soğuk Savaş döneminin huzursuzluğunu yansıtan bir filmdi. Uzaylıların insanların bedenlerine girerek dünyayı işgal etmeye çalıştığı hikâyeyi kasabadan büyük şehre, San Francisco’ya getiren yeni uyarlama 1970’li yıllarda geçer. Şehrin sağlık müfettişi ve meslektaşı birkaç gün içinde birçok insanın uzaylı kopyalarıyla değiştirildiğini keşfederler. Biyolojik olarak mükemmel kopyalardır bunlar. Ama empatiden ve insani değerlerden uzaktırlar. Donald Sutherland, Brooke Adams, Veronica Cartwright, Jeff Goldblum ve Leonard Nimoy gibi oyuncuların yer aldığı filmde yönetmen Philip Kaufman, korku ve şiddet dozunu artırırken, alt metinlerde ‘68 kuşağını yok etmeye çalışan muhafazakâr toplumu eleştirir.
        Roman: ‘Invasion of Body Snatchers’ (1955) Yazar: Jack Finney

        9

        STALKER (1979)

        Sovyetler Birliği yapımı olan film, devletin girişi yasakladığı ve girenlerin can güvenliğini garanti edemediği bölgede keşif yolculuğuna çıkan iki kişi ile onların rehberinin hikâyesini anlatır. Bildiğimiz dünyanın ötesinde özelliklere sahip olan bölgede insanların dileklerini gerçekleştiren bir oda vardır. Ama akıldan geçirilen ya da tutulan değil, en çok arzu edilen dilek gerçekleşir. Bilim insanı, yazar ve rehberin yolculuğu, ruhani ve meditatif bir deneyime dönüşür. Birçok eleştirmen ve sinema tarihçisine göre Rus yönetmen Andrey Tarkovski’nin en iyi filmidir. Bilimkurgu sinemasının da en iyi ve en ilham verici örneklerinden biri olarak kabul edilir.
        Roman: ‘Uzayda Piknik’ (1972) Yazar: Arkadiy ve Boris Strugatskiy

        10

        ÖLÜMÜ BEKLERKEN (1980)
        (La mort en direct)

        “Reality şov”ların günümüzün favori televizyon formatlarından biri olacağını önceden gören filmlerden biri. Film, ölümcül hastalığa yakalanan insanların son günlerini naklen yayınlamak isteyen bir televizyon şirketiyle ilgili. Katherine (Romy Schneider), kendisine önerilen parayı reddedince şirketin patronu, gözünde gizli kamera taşıyan Roddy’yi (Harvey Keitel) görevlendirir. Fransız sinemasının usta yönetmenlerinden Bertrand Tavernier’nin imzasını taşıyan ağır tempolu, hüzünlü ve karanlık bir film. Gösterime girdiğinde eleştirmenleri ve seyircileri ikiye bölmüştü. Bugün özellikle İngilizce konuşulan dünyada adı çok geçmemesine karşın isabetli medya eleştirisiyle günümüzün sorunlarını yansıtan bir filmdir.
        Roman: ‘The Unsleeping Eye’ (1973) Yazar: David G. Compton

        11

        BLADE RUNNER (1982)

        Yakın gelecekte, distopik bir ortamda geçen film, insan ve insanın kendi suretinden ürettiği Replikant adı verilen androidler arasındaki farkların ya da farksızlıkların keşfine çıkıyor. İleri teknoloji şirketlerinin “tanrı” rolünü oynamaya kalktığı bir dünyada, varoluşunu sorgulayan isyankâr Replikant’ların yanı sıra insan olduklarını sanan sahte hafızalı Replikantlar da var. Şirketin ve devletin kontrolünden kaçan androidleri yakalamakta uzmanlaşan Rick Deckard, çok tehlikeli olan bir Replikant grubunu yakalayıp öldürmek üzere görevlendirilir. Ridley Scott’un melankolik bir kara film lezzetinde çektiği film, karanlık gelecek tasarımıyla bilimkurgu sinemasını derinden etkiler.
        Roman: ‘Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?’ (Do Androids Dream of Electric Sheep? – 1968) Yazar: Philip K. Dick

        12

        JURASSIC PARK (1993)

        Zengin iş insanı John Hammond, genetik bilim insanlarının katkısıyla Orta Amerika’da, Kostarika’ya yakın bir adada vahşi hayat parkı kurar. Parkın sakinleri milyonlarca yıl öncesinden kalma DNA’ları sayesinde yeniden canlandırılan dinozorlardır. Her şey yolunda giderken, dışarı bilgi sızdırmaya çalışan bir görevlinin neden olduğu zincirleme olaylar nedeniyle elektrikler kesilir ve güvenlik açığı ortaya çıkar. Parkı ziyaret etmeye gelen bir grup bilim insanı ve Hammond’ın torunları, kendilerini bir ölüm kalım mücadelesinin orta yerinde bulurlar. Michael Crichton imzalı romanın film haklarını yayımlanmadan önce satın alan Steven Spielberg, özel efektleri, hikâyesi ve gerilim duygusuyla olumlu eleştiriler alırken gişelerde de büyük başarıya ulaşır.
        Roman: ‘Jurassic Park’ (1990) Yazar: Michael Crichton

        13

        MESAJ (1997)
        (Contact)

        Amerikalı ünlü gökbilimci Carl Sagan ve eşi Ann Druyan, uzaylılarla temas konusunu işleyen bir film hikayesi üzerine çalışmaya 1979 yılında başladılar. Hollywood’un projeyi bir türlü olgunlaştırmadığını gören Carl Sagan, senaryoyu bırakıp roman yazmaya karar verdi. Yayımlanan ve ilgi gören romanın sinemaya uyarlanması ise 12 yılı buldu. Jodie Foster’ın SETI’de çalışan Dr. Eleanor ‘Ellie’ Arroway adlı bilim insanını canlandırdığı filmi Robert Zemeckis yönetti. Ellie, Jill Tarter adında gerçek bir bilim insanından esinlenen bir karakterdi. Film, Dünya'dan uzaya gönderilen sinyallere uzaydan gelen ilk cevabın öyküsünü anlatıyor. Dünya dışı zeki varlıklar arayan insanların bilim tutkularını, özlemlerini başarıyla yansıtan film, hayalci bir uzay macerasından ziyade ruhsal arayışa odaklanıyor.
        Roman: ‘Contact’ (1985) Yazar: Carl Sagan

        14

        YILDIZ GEMİSİ ASKERLERİ (1997)
        (Starship Troopers)

        Film, yirmi üçüncü yüzyılda, askerler tarafından yönetilen bir dünyada geçer. Film, henüz 20 yaşında bile olmayan Johnny Rico ile arkadaşlarının Birleşik Yurttaş Federasyonu ordusuna girmelerini ve gittikleri savaşı anlatır. Dünya’yı temsil eden ordunun görevi, başka gezegenlere gidip evrim geçirmiş uzaylı böcekleri ortadan kaldırmaktır. Gösterime girdiğinde Hollandalı yönetmen Paul Verhoeven’in alaycı mizah duygusunu fark etmeyenler tarafından çok ağır şekilde eleştirilmiş, hatta faşistlikle suçlanmıştı. Kuşkusuz filmi beğenenler; alt metinlerdeki sarkastik faşizm ve militarizm eleştirisini görenler de vardı. Zaman içinde filmi beğenenlerin sesi daha çok gür çıkmaya başladı ve ‘Starship Troopers’ gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu uyarlamalarından biri olarak kabul edildi.
        Roman: ‘Starship Troopers’ (1959) Yazar: Robert A. Heinlein

        15

        DÜNYALAR SAVAŞI (2005)
        (War Of The Worlds)

        Daha önce birçok filme, radyo oyununa, televizyon dizisine esin kaynağı olan roman, resmi anlamda sinemaya iki kez uyarlandı. İlkini, 1953 yılında Byron Haskin yönetti. İkinci filmi ise Josh Friedman ve David Koepp yazdı, yönetmenliği Steven Spielberg üstlendi. İki binli yıllarda ABD’de geçen serbest bir uyarlama olarak gerçekleştirilen film, uzaylıların sistematik ve planlı şekilde Yeryüzü’nü işgal etme sürecini anlatırken alt metinlerinde ABD’nin 11 Eylül travmasını ele aldı. Filmde Tom Cruise, eski eşinin sadece hafta sonu için kendisine emanet ettiği iki çocuğunu hayatta tutmaya çalışan bir babayı oynar. Kızı ve oğluyla arası pek iyi olmayan Ray, tüm ülkenin çaresiz kaldığı işgal sürecinde çocuklarını annelerine teslim etmek için elinden geleni yapmaya çalışır.
        Roman: ‘The War of the Worlds (1898) Yazar: H.G. Wells

        16

        KARANLIĞI TARAMAK (2006)
        (A Scanner Darkly)

        Yakın gelecekte totaliter bir toplumdayız. Ana karakterimiz ‘değişken yüz efekti’yle kimliğini saklayan sivil polis Bob Arctor (Keanu Reeves)… Bob, ‘D Maddesi’ne bağımlı grubun içine girer ve New Path Şirketi’nin desteğiyle uyuşturucuyu dağıtan kişiye ulaşmaya çalışır. Ama bir süre sonra Bob için her şey zorlaşır, farklı kimlikler içinde kaybolur. Film, dijital olarak çekildikten sonra rotoscope tekniğiyle çizerlerin her kare üzerinde çalıştığı bir animasyon haline getirilir. Richard Linklater’ın senaryosunu yazıp yönettiği film, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirir. Gişelerde çok başarılı olmaz ama aldığı olumlu eleştirilerle zaman içinde unutulmaz bir bilimkurgu filmine dönüşür.
        Roman: ‘Karanlığı Taramak’ (A Scanner Darkly – 1971) Yazar: Philip K. Dick

        17

        SON UMUT (2006)
        (Children of Men)

        Yıl 2027... Kadınların 18 yıldır çocuk doğuramadığı karanlık bir gelecekteyiz. En genç insanın 18-19 yaşlarında olduğu bir dünya var artık. Ama tek sorun kısırlık değil. Salgınlar da insanları kırıp geçiriyor. İngiltere dünya üzerindeki en güvenli ülkelerden biri ve salgınlardan kaçan sığınmacılara karşı aldıkları önlemler nedeniyle bir polis devletine dönüşmüş durumda. Hikâyenin merkezinde sığınmacıların haklarını savunan militan bir grup var. Liderleri ise grip salgınında oğlunu kaybeden bir kadın. P. D. James'in 1992'de yayımlanan aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmin yönetmeni Alfonso Cuaron. Başrollerde Clive Owen ve Julianne Moore var. “Son Umut”, yaklaşık 4 dakika süren, bir otomobilin içinde tek plan olarak çekilmiş saldırı sahnesiyle de hatırlanıyor.
        Roman: ‘The Children of Men’ (1992) Yazar: P. D. James

        18

        AÇLIK OYUNLARI (2012)
        (The Hunger Games)

        Çağımızın rekabete dayalı reality şov yarışmalarının eleştirisiyle, bilimkurgu türünün 'karanlık gelecek-zalim devlet' fikrini birleştiren 'Açlık Oyunları', geleceğin Kuzey Amerika'sında geçiyor. Filmin kahramanı 16 yaşındaki Katniss Everdeen (Jennifer Lawrence) yarışmaya, yoksul madencilerin yaşadığı bölgeden katılıyor. Kurada adı çıkan kız kardeşinin yerine gönüllü olan Katniss'in karşısındaki asıl 'kötü adamlar'sa diktatör (Donald Sutherland) ve onun yardakçıları... Ülke, eski Romalılar gibi lüks içinde yaşayan imtiyazlı sınıfın kurduğu faşizan bir sömürü düzeniyle yönetiliyor. Ölüm oyununun asıl varoluş nedeniyse yıllar önce bitmiş iç savaşın mağluplarını baskı altında tutmak. Katniss, sadece 12-18 yaşları arasındaki diğer 23 yarışmacıya değil, farkında olmadan sisteme karşı da mücadele ediyor. Yönetmen Gary Ross, daha çok Katniss'in bakış açısını yansıtan anlatım tarzını yaratıcı biçimde uyguluyor. Kamerasını kahramanına yakın tutuyor ve yer yer kurgu oyunlarıyla zihninin içine girip olayları onun gözünden anlatıyor.
        Roman: ‘Açlık Oyunları’ (The Hunger Games – 2008) Yazar: Suzanne Collins

        19

        DERİNİN ALTINDA (2013)
        (Under the Skin)

        Yönetmen Jonathan Glazer, Walter Campbell'le birlikte senaryonun üzerinde yıllarca çalıştı, romandan hayli uzaklaştı. Karakterlerin çoğunu amatör oyuncuların canlandırdığı, bazı sahnelerin gizli kamerayla çekildiği film, dünyaya bir yabancının gözünden bakıyor. Gişelerde başarısızlığa uğrayan film, yıl sonunda birçok eleştirmenin 2014'ün en iyileri listesine girdi. Seyircinin kafasındaki bütün sorulara yanıt vermemesinin yanı sıra beklentilere uygun gelişmeyen “Derinin Altında”, hikâyesi ve anlatımıyla deneysel bir film. The Guardian gazetesi yazarlarının, 21. yüzyılın en iyi dördüncü filmi seçtiğini hatırlatalım. Öykü şöyle özetlenebilir: İnsanlara “Scarlett Johansson” olarak görünen uzaylı, İskoçya’nın tenha yerlerinde dolaşarak yalnız erkekleri baştan çıkarır. O, aslında bir avcıdır. Öyküye dikkat kesilirseniz “uzaylı”nın yaşadığı değişimi görmeniz mümkün. Anahtar kelimeler: güç ve merhamet... Başroldeki Scarlett Johansson filme gerçekten çok şey katıyor. Gelmiş geçmiş en güzel uzaylı olması bir yana, karakterin yaşadığı değişimi çok iyi yorumluyor. Alternatif bilimkurgulardan hoşlananlara...
        Roman: ‘Derinin Altında’ (Under The Skin – 2000) Yazar: Michel Faber

        20

        YARININ SINIRINDA (2014)
        (Edge of Tomorrow)

        Binbaşı William Cage (Tom Cruise) insanoğlunun uzaylılara karşı verdiği savaşın en kötü günlerinden birinde ölür ve önceki günün sabahında yeniden uyanır. Sonra her ölüşünde aynı şey olmaya başlar. Özel Kuvvetler'in kahraman askeri Rita Vrataski (Emily Blunt) bu yeteneği keşfettiğinde “Savaşı seninle kazanabiliriz” der. Film bittiğinde Cage'in aynı günü kaç kez yaşadığını kestirmek mümkün değil. İlk şaşkınlığı atlatan Cage, özellikle Rita ile birlikte hareket etmeye başladığında zamanın kontrolünü kaybediyoruz. Durumun farkına varan uzaylıların hamleleriyle Cage ile Rita, yeni strateji ve planlar geliştiriyorlar. Bu arada uzaylıların da tek bir organizma gibi aynı merkezden kontrol edildiğini belirtelim. Senaryo tüm bunları günün farklı saatlerine odaklanarak, çoğunlukla ise gelinen son noktayı göstererek yansıtıyor. Mizahla gerilimi yan yana götüren bu öyküleme tekniği nedeniyle 113 dakika su gibi geçip gidiyor. “Yarının Sınırında” bu haliyle kahramanlarımızın hep bir sonraki aşamaya geçmeye çalıştığı bir bilgisayar oyununu hatırlatıyor. Yönetmen Doug Liman, gösterişli özel efektleriyle tıkır tıkır ilerleyen bir filme imza atıyor.
        Roman: ‘Öldür Yeter’ (All You Need Is Kill) Yazar: Hiroshi Sakurazaka

        21

        BAŞLAT: READY PLAYER ONE (2018)
        (Ready Player One)

        2045 yılında, karanlık bir gelecekteyiz. Ana karakterimiz genç Wade (Tye Sheridan) dahil insanların çoğu, fiziksel ihtiyaçları dışında her şeyi sanal gerçeklik dünyası OASIS’te arıyor. Özellikle de mutluluğu... OASIS’in kurucusu Halliday (Mark Rylance), ölmeden önce sistemin içine gizlediği “paskalya yumurtası”nı ilk bulana OASIS’i vaat ediyor. Ama 3 yıl boyunca oyunun ilk aşamasını kimse geçemiyor. Wade gibi sürekli şansını deneyen kullanıcıların en büyük rakibi, IOI adlı bir şirket. İktidar tutkunu Sorrento’nun (Ben Mendelsohn) yönettiği şirketin amacı OASIS’i ele geçirerek dünyaya hükmetmek. Spielberg’in tercihini düşünsel derinlikten ziyade hafif, eğlenceli ve genç işi bir aksiyon filminden yana kullanıyor. Distopya ve siberpunk gibi alt türler, video oyunu estetiğiyle buluşuyor. Bütün film, kişisel bilgisayarların ve video oyunlarının hayatımıza girdiği 1980’li yılların popüler kültürüne bir saygı duruşu.
        Roman: ‘Başlat’ (Ready Player One – 2011) Yazar: Ernest Cline

        22

        YOK OLUŞ (2018)
        (Annihilation)

        Gezegenimize düşen meteor, bir deniz fenerinin merkez olduğu alanda dünya dışı gizemli bir yaşamın gelişmesine yol açar. Bölge, sürekli yayılan çok büyük bir organizmayı andırır ve orada bildiğimiz doğa kuralları geçerli değildir. Askerlerin tecrit ettiği bölgede bilim insanları da sürekli araştırma yapar. Ama bir insanın bölgeye girip hiçbir şey olmadan çıkması pek mümkün değildir. Senaryosunu Alex Garland'ın yazdığı ve yönettiği film, içlerinde bir biyoloğun (Natalie Portman) da olduğu bir grup kadının yaptığı keşif gezisini anlatıyor. “Stalker” ve “Solaris” gibi bilimkurgu klasikleriyle akraba olan “Annihilation”, gizemli ve dünya dışı bölgede geçen benzer filmler arasında farkını hemen ortaya koyan, derinlikli ve sağlam bir iş...
        Roman: ‘Yok Oluş’ (Annihilation - 2014) Yazar: Jeff VanderMeer

        23

        DUNE: ÇÖL GEZEGENİ BÖLÜM 1 VE 2 (2021 – 2024)

        David Lynch’in yönettiği ilk uyarlamada seyirci Herbert’ın özenle kurduğu ‘Dune Evreni’ne girmekte zorlanır, karakterlerin yaşadıkları dünyayı derinliğine hissedemez. Denis Villeneuve ise romanı hiç bilmeyenler dahil seyircileri yakalamakta zorlanmıyor ve hikâyenin çerçevesini net şekilde en baştan çiziyor. Özellikle ilk bölümlerde, Herbert’ın kurgusuna bire bir sadık kalmaması doğru karar. Çünkü romanda Herbert, hikâyeyi telaşsız şekilde geliştirir, ‘büyük resmi’ göstermekte acele etmez ve merak öğesini ayakta tutmak için okurun kafasını karıştırmaktan çekinmez. Daha önceki filmlerinde karmaşık anlatım tekniklerini kullanan Villeneuve ise bu kez hiç riske girmiyor. Tek damla suyun dahi değerli olduğu Arrakis gezegeninin imparatorluk içindeki yerini, oradan elde edilen baharatın önemini; Atreides Hanedanı ile Harkonnenler arasındaki husumeti kavramakta hiç gecikmiyoruz. Dahası, gezegenin yerlileri Fremenlerin özgür ruhlarını, feodal düzenin yozluğunu ve İmparator’un güvenilmezliğini hemen hissediyoruz. Öte yandan, iyilerle kötüler arasındaki genel çerçeveyi çizdikten sonra romanın omurgasından da pek kopmuyor.
        Roman: ‘Dune’ (1965) Yazar: Frank Herbert

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ