Sezen Aksu...
Namı diğer 1: 'Cüce Bela'...
Namı diğer 2: 'Minik Serçe'...
Namı diğer 3: 'Kraliçe'...

Bu yazıyı hazırlarken bir kez daha fark ettim ki Sezen Aksu, aslında hayatın ta kendisi.
Ve bilge kişi.
Bunun sonucunda ben de bir nam eklemek istiyorum.
'Büyük Sophia'...

Sezen Aksu dinlemezdim.
Pop müzikte Ajda Pekkan, Nilüfer, Barış Manço, Alpay, Erol Evgin, İlhan İrem dinlerdim.
Televizyona çıktıklarında Texas - Tommiks okumayı bırakır, TV'nin karşısına çöreklenirdim.
Radyoda şarkıları çalındığında sesi açardım.
Ajda Pekkan; 'Ya Sonra',
Nilüfer; 'Göreceksin Kendini',
Barış Manço; 'Zalim Sultan',
Alpay; 'Fabrika Kızı',
Erol Evgin; 'Bir de Bana Sor',
İlhan İrem; 'Bazen Neşe Bazen Keder'...
Hit şarkılarımdı.
Âşık olduğum şarkıcılar Nilüfer ile Ajda Pekkan'dı.

Sezen Aksu'nun bir şarkısının bile sözlerini ezbere bilmez, müziğini dillendirmezdim.
Radyoda veya TV'de zaman zaman kulağıma çalınırdı ama dikkat kesilmezdim.
Açıkçası bir şarkısının bile adını bilmezdim.

Ta ki gazetecilik öğrenimi görürken çalıştığım dergi için bir konserini takip edene kadar.
Sahneye çıktı, üzerinde beyaz bir elbise vardı.
Başladı;
'Yağmur yağar akasyalar ıslanır;
Ben yağmura deli, buluta deli.
Bir büyük oyun bu, yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli, ya öldürmeli.'

'Vay canına, şarkıya bak' dedim.
Ertesi gün 'Deli Kızın Türküsü'nü aldım.
Utanma duygusuyla keşfetme heyecanı arasında dinledim de dinledim.
Keyfimin ele başları Nilüfer, Ajda Pekkan, Barış Manço, Alpay, Erol Evgin ve İlhan İrem'e bir kardeş katıldı.

13 Temmuz 1954 doğumlu Sezen Aksu, dün yeni bir yaşına girdi.
Sağlıklı, mutlu, huzurlu uzun bir ömrünün olması dilekleriyle Sezen Aksu'nun hayatının ve kariyerinin müzik ve insanlar için neden önemli olduğu Habertürk 'Haftanın Portresi'nde...

Dansöz veya ziraat mühendisi olsaydı ne olurdu?

* Arabesk müziğin hakimiyeti daha uzun yıllar devam ederdi.
Çünkü;
Arabeks müzik 1970'li yılların ortalarından itibaren müzik sektöründe hakimiyeti ele geçirmişti.
Ta ki 'Sen Ağlama'ya kadar.

İllüstrasyon: Can BAYTAK

Çoğu müzik otoritesi için arabesk müziğin pop müzik karşısındaki hakimiyetini sona erdiren ilk adım.
'Sen Ağlama', satışa 6 Eylül 1984'te çıktı.
Bu albümün gördüğü ilgi, önceki Sezen Aksu albümlerine gösterilen ilgiyle eşti.
Ne var ki 1985'in hemen başında bir gelişme yaşandı.
O tarihe kadar denetimden geçemediği için Sezen Aksu'nun şarkıları TRT'de yayınlanmıyordu.
1985'in başından itibaren Sezen Aksu'nun şarkıları TRT'de yayınlanmaya başladı.
Başlar başlamaz da 'Sen Ağlama'ya olan ilgi, çığ gibi büyüyüp bir yıl boyunca listelerde kalmasını sağladı. 
TRT'de yayınlanan 'Sen Ağlama'nın şarkılarının etkisiyle pop müziğe olan ilgi, uzun yıllar sonra ilk kez arabesk müziğe olan ilgiyi geçmeye başladı.

Kanımca pop müziğe olan ilginin arabesk müziğe olan ilgiden öne geçmeye başlamasının bir nedeni de Sezen Aksu'nun 1986'da ortaya çıkardığı 'Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra' adlı müzikali oldu.
'Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra', Sezen Aksu, Şener Şen, Adile Naşit, Uğur Yücel, Ayşen Gruda, Onno Tunç ve Neco'dan oluşan ekibiyle Şan Müzikholü'nde kapalı gişe oynadı.
Arabesk müzik şarkıcılarının insanlara ulaşma adına video film avantajı vardı.
Videoyla tüm evlere giren 'Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra'da sinemanın sevilen isimlerinin de pop müzik seslendirmesi insanları cezbetti.
Böylelikle pop müzik de video aracılığıyla insanlara ulaşma avantajına sahip oldu.

'Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra'
'Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra'

* O kadar şarkı üretilmemiş olacaktı.

* Sertab Erener; 'Sertab Erener', Harun Kolçak; 'Harun Kolçak', Aşkın Nur Yengi; 'Aşkın Nur Yengi', Levent Yüksel; 'Levent Yüksel', Mustafa Ceceli; 'Mustafa Ceceli', Işın Karaca; 'Işın Karaca', Hande Yener; 'Hande Yener', Yıldız Tilbe; 'Yıldız Tilbe', Tarkan; ' Tarkan' olabilir miydi?
Elbette mesleklerini başarıyla icra edeceklerdi.
Ne var ki kanımca kariyerleri ve bizlerde oluşturdukları algı aynı olmayacaktı.

Sezen Aksu - Levent Yüksel - Aşkın Nur Yengi - Sertab Erener
Sezen Aksu - Levent Yüksel - Aşkın Nur Yengi - Sertab Erener

* Ortaya bir Sezen Aksu felsefesi çıkmayacaktı.

'Ya Sezen Aksu'yu çek ya da istifanı faksla'
Ne yazık ki ömrü hayatım boyunca hiç röportaj yapamadım.
Sadece bir kez şefimin röportajı için fotoğrafçı olarak evine gittim.
Bir kez Bodrum'da yemek masasına oturma şerefine nail olarak sohbet etme şansım oldu.
Bir kez de Deniz Türkali'nin Türkan Şoray için Cihangir'de düzenlediği yaş günü yemeğinde...

Fakülteyi bitirip ulusal bir gazetede muhabir olarak çalışmaya başladığım ilk zamanlar;
- Sezen Aksu'yu denize girerken çek. Yoksa istifanı faksla.
- Sezen Aksu'yu ağlarken çek. Yoksa istifanı faksla.

'Bruce Banner'in öfkelendiğinde ortaya çıkan 'Hulk'un benim bedenimde belirlemesinin nedeni hırs - korku kombinasyonuydu.
Çekemezsem elbette kovulacak değildim.
O talimatlar, şefimin motive edici tehditleriydi.
Veya bilemiyorum.
Çünkü denize girerken de çekebilmiştim, ağlarken de...
Fotoğraflarını çekememiş olsaydım belki de istifamı fakslamıştım.

Milas Havaalanı'nın çıkış kapısını gören uzak bir yerde gizlendim.
Sezen Aksu çıkacak, ben de takip ederek nerede kaldığını öğrenecektim.
Öğrendim, Bodrum Limanı'nın hemen karşısındaki otelde kaldı.
Birkaç yüz metre ötede de ünlü bir restoran vardı.

Restoranın önünde beklemeye başladım.
Meslektaşlarım Salih Keçeci ile İstiklal Sevinç de orada.
Kısa bir süre sonra garsonlardan biri yanımıza gelip 'Sezen Hanım, sizi davet ediyor' dedi.
İçeri girdik, Sezen Aksu arkadaşlarıyla yemek yiyor;
'Bize katılmaz mısınız?'

Aysel Gürel - Sezen Aksu
Aysel Gürel - Sezen Aksu

O nasıl bir soru?
'Güneş, her sabah Doğu'dan mı doğuyor?' gibi bir soru...
Katılmaz mıyız?
Katılmazsak taş oluruz.
Sezen Aksu, anlattı biz dinledik.
Yemek değil keyif yedik.
Ertesi sabah başına ne geleceklerinden habersiz. 

Sohbet sırasında sabahleyin tekneyle açılıp denize gireceğini öğrendik.
Restorandan çıktık, oteline kadar beraber yürüdük.
Bir ara benim koluma girdi.
İstanbul'a dönünce şefime 'Biliyor musun şef. Sezen Aksu, benim koluma girdi. Prim alabilir miyim?' demeyi bile düşündüm.
Otele bıraktıktan sonra da biz 3 gazeteci çil yavrusu gibi dağılıp limana hücum ettik...

Ben bir zodyak bot, diğer iki meslektaşım küçük bir tekne kiraladı.
Uyuya kalma endişesiyle otele gitmeyip otomobilin içinde yarı zamanlı uykuyla nöbetteydim.
Gün ışımaya başlayınca Sezen Aksu, arkadaşlarıyla otelden çıkıp tekneyle denize açıldı.
Ben de zodyak botla peşinden...
Bir koya demirleyip denize girdiği anda,
Klik, klik, klik...

Fotoğraflarını çektiğimi görünce çok kızdı.
Aynı akşam 'Nerede kim var?' diye mekânları dolaşırken bir anda karşıma çıktı.
Sadece her harfinden kinayenin sular seller gibi aktığı 'Aferin' dedi.

Aralarında Onno Tunç'un da olduğu bir ekip tek pervanesi olan 6 uçakla gece iniş - kalkış eğitimi yapmak için İstanbul'dan Bursa'ya havalandı.
Eğitim sonrası dönmek için kalkış yapan Onno Tunç'un kendisinin kullandığı uçak, Mudanya yakınlarında kayboldu.
Aylardan ocak.
Onno Tunç'u ve uçağını bulmak 26 saat sürdü.
Sezen Aksu, o 26 saati uçak şirketinin ofisinde geçirdi.

Uçağın enkazı dağlık alanda bulundu.
Ne yazık ki Onno Tunç, hayatını kaybetmişti.
Enkazın bulunmasından sonra uçak şirketinin ofisinden çıkarken izdiham oldu, Sezen Aksu'nun fotoğrafını çekemedim.
Takip ederek evinin önünde otomobilden inerken baş sağlığı dileği eşliğinde fotoğrafını çekerken içimden 'Biliyorum Sezen Hanım. Acınız büyük ve ben fotoğraflarınızı çekiyorum. Bizim işimiz de böyle bir şey işte. Ne olur kusura bakmayın' dedim.
Keşke duyabilseydi...

Hepimiz öğrenciliğimizden biliriz.
Bir öğrenci için öğretmenin açılımı 'Disiplin'dir.
Ya annesiyle babası öğretmen olan bir çocuk için?
'Disiplin x disiplin'...
Matematik öğretmeni babası Sami Yıldırım ile fen öğretmeni annesi Şehriban Yıldırım'ın çocuklarını yetiştirme tarzında 'Disiplin', doğal olarak daha katı bir halde merkezi konumdaydı.
Peki 'disiplin x disiplin', Sezen Aksu'nun sıra dışı benliğini çerçeveleyebilir miydi?
Yaratım yeteneğine sahip olan hangi üstadın benliği çerçevelenmişti ki Sezen Aksu'nunki çerçevelenecekti?

Nam salmakta ne ölçüde yetenekli olduğunu henüz küçük yaşlarda gözler önüne serdi.
Yaramazlıklarıyla önce Sarayköy'de sonra da İzmir'de nam saldı.
Kendisine 'Cüce Bela' lakabı uygun görüldü.
İlle de dikkat çekecekti. Hiçbir şey yapamasa durduk yerde düşüp bayılırdı.
Kendisiyle ilgilenilsin diye evden kaçar, 15 günde bir intihara kalkışırdı.
Annesiyle babası baktılar ki baş edemiyorlar, kızlarını özgür bıraktılar.

'Cüce Bela'nın emeli dansöz olmaktı.
Çok istediği şöhreti dansözlükle elde edeceğini düşünüyordu.
'Ben dansöz olacağım, bana karışamazsınız' diyerek karşısına çıktığı Sami Yıldırım'ın halini görür gibiyim.
Babasının ne halde olduğunu bir röportajında şöyle dile getirmişti; 'Allah, babama acıdı da şarkıcı oldum.'

Sezen Aksu, dansöz olma hayalleri kura dursun babasıyla annesi, aldırdığı resim, tiyatro ve dans dersleriyle 'sanat'ı içine içine işlemeye başlamıştı.
Ses güzelliğinin eklendiği resim, tiyatro ve dans kombinasyonu, şarkıcılıkta vücut buldu.
Kâh troleybüs kâh okul kantini, Sezen Aksu'nun sesiyle tanışılan ilk sahneler oldu.

 

Yıl 1970...
Hafta Sonu Dergisi, 'Altın Ses' adlı bir şarkı yarışması düzenledi.
24 yaşındaki Ajda Pekkan, jüri başkanı...
Arkadaşları, yarışmaya katılması için Sezen Aksu'ya baskı yaptı.
'Okul kantininde şarkı söylemeyi bırak da yarışmaya katıl' diyerek bulunulan telkinler en sonunda işe yaradı.
Sezen Aksu, cesaretini toplayarak 'Ben de varım' dedi.
Yarışmayı Nilüfer kazandı.
Sezen Aksu ise altıncı oldu.

Ajda Pekkan ile Sezen Aksu, birbirlerini öne itekleyerek rakip olmanın aslında ne olduğunu gözler önüne seren iki sanatçı oldu.
Ajda Pekkan ile Sezen Aksu, birbirlerini öne itekleyerek rakip olmanın aslında ne olduğunu gözler önüne seren iki sanatçı oldu.

İLK EVLİLİĞİ 3 GÜN SÜRDÜ
Hasan Yüksektepe, inşaat mühendisliği öğrenimi gören üniversite öğrencisiydi.
Birbirlerini sevmişlerdi.
18 yaşındaki Sezen Aksu, bir an önce evlenerek anne olmak istiyordu.
Hasan Yüksektepe ise 'Hele bir okul bitsin, o zaman evleniriz' diyordu.
Tabii ki Sezen Aksu'nun dediği oldu.
Yıldırım nikâhla aile arasında düzenlenen törenle sevdiği adamla 1972'de nikah masasına oturdu.

Yıldırım hızıyla başlayan evlilik ışık hızıyla sona erdi.
3'üncü gün boşanma kararı verildi.
Belki de yaşı küçük olduğundan, belki de aceleyle karar vermelerinden, belki de farklı hayallere sahip olmalarından,
Uyuşamadılar, yürütemediler...

Altıncı olması şarkıcı olma şevkini kırmış olmalı ki, kendini sınavlara vererek 1973'te Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ni kazandı.
Fakültenin ikinci yılının sonunda girdiği uyanış döneminde 'Benim burada ne işim var? diyerek üniversiteyi bıraktı.
İzmir Radyosu sanatçılarının ders verdiği İzmir Radyosu Sanatçılar Derneği'ne kayıt olarak şarkıcılığa iyiden iyiye dümen kırdı.
Söz yazma, beste yapma konusundaki yeteneğine özgüvenini de işte o dernekte ekledi.
3 şarkısını kaydettiği bandını dönemin ünlü müzik yapımcısı Yeşil Giresunlu'ya gönderdi.

Yeşil Giresunlu, 1977'de Nilüfer ile evlendi.
Yeşil Giresunlu, 1977'de Nilüfer ile evlendi.

Belki üniversitede bir diploma sahibi olamadı ama 'Aksu' soyadına sahip oldu.
Fakültede tanıştığı Ali Engin Aksu ile 'Birbirini sevenler beklememeli, hemen evlenmeli' diyerek birlikteliğinin 6'ncı ayında ikinci kez nikâh masasına oturdu.
Balayındaki Sezen Aksu, evliliğinin birinci haftasında Yeşil Giresunlu'dan bir telefon aldı.
'Sezen Hanım, İstanbul'a gelebilir misiniz? Sizinle plak yapacağız'...
Hayallerinin gerçekleşmesi adına ilk yeşil ışık yanmış, işler yoluna girmeye başlamıştı.
Peki ya evlilik?

Sezen Aksu ile Ali Engin Aksu, 29 Kasım 1974'te evlendi.
Sezen Aksu ile Ali Engin Aksu, 29 Kasım 1974'te evlendi.

Evliliklerinin 7'nci ayında Ali Engin Aksu, deniz jeolojisi doktorası yapmak üzere Kanada'ya gitti.
Aradaki binlerce kilometreyi hiç sorun etmedi.
Ne de olsa sevmiş, sevilmişti.
Gönüller birken mesafenin ne önemi vardı, kocası zaten bir yıl sonra dönecekti.

 

1975'te 'Haydi Şansım / Gel Bana', plak şirketinin uygun gördüğü 'Sezen Seley' imzasıyla satışa çıktı.
'Satışa çıktı' kelimesi lafın gelişi.
'Hiç satmadı' dersek yanlış olmaz.
Kelimenin tam anlamıyla ilk çalışma tam bir fiyasko...
İlk 45'liğini sadece kendisi ve yakınları satın aldı.

Sezen Aksu'nun lügatında 'Pes' kelimesine yer yoktu.
Beste ishali de olmuştur bir kere.
Seslendirdiği şarkıların sözlerini yazıyor, bestelerini yapıyordu.
Hamuru yetenek, azim ve hırstan oluşan kudret, damarlarında akıyordu.

İlk çalışmasına yokmuş gibi davranılmasına rağmen 1976'da 'Sezen Aksu' imzasıyla çıkardığı ikinci çalışmasının satışları hiç de fena değildi.
Tünelin ucundaki ışık göründü mü ne?
'Olmaz Olsun / Seni Gidi Vurdumduymaz'...

İkinci çalışmasına gösterilen ilgiyle şevklenen, şevklendikçe üreten, ürettikçe şahlanan Sezen Aksu, aynı yıl çıkardığı 3'üncü çalışmasıyla 'Buyurun bakalım. Bir de bunun tadına bakın' dedi.
'Kusura Bakma / Yaşanmamış'...
Tadı öncekinden daha çok beğenilince ucunda ışık gördüğü tüneli kısacık bir zaman diliminde geçti.
Üçüncü 45'liği haftalarca liste başı kalarak adını iyiden iyiye duyurdu.

Sesi güzeldi, tamam...
Peki 22 yaşındaki bir minik nasıl oluyor da bu sözleri yazabiliyordu?
'Ben beni kendi içimde
Bilmem arasam bulur muyum
Yaşanmamış genç yıllarımı
Ve sebebini suskunluğumun
Buluşsam orada kendimle
Ve yaratsam ellerimle'...

İşte Sezen Aksu'yu ilk 'Sezen Aksu' yapan etken.
Zaten sesi güzel olduğu için şarkıcı olabilmişti.
Geniş kitlelerin dikkatini sesinden ziyade şarkı sözleriyle üzerine çekti.
Şaşırttı...
Şaşkınlık, hayranlığa evrildi.

YIL 1978...
Deyim yerindeyse o albümüyle ortalığı yıktı, listeleri alt üst etti.
Günü geldiğinde kuracağı imparatorluğun, müzik sektöründe yapacağı devrimin ilk adımıydı.
Albümün adı 'Serçe'...
Sahibinin boyu 1.55 cm, yaş 24 olunca Gazeteci Yavuz Gökmen dedi ki; 'Minik Serçe'...

Güzel bir söz vardır:
Yılanlar da zirveye ulaşır, kartallar da. Biri sürünerek, diğeri uçarak...
Bu sözdeki kartaldı.
Zirveye basamak basamak değil, yeteneklerinin ve özgüvenin verdiği hakimiyetle uçarak çıktı.

Çalışmalarını kapışan geniş kitlede yarattığı hayranlık doğal olarak sinemacıların dikkatinden kaçacak değildi.
Hele ki Atıf Yılmaz gibi bir üstattan hiç kaçmazdı...
Bir yıl önce 'Selvi Boylum Al Yazmalım'ı çeken Atıf Yılmaz.

Atıf Yılmaz'ın yönettiği, Deniz Türkali ile birlikte senaryosunu yazdığı ve yapımcı olarak para yatırdığı 'Minik Serçe' adlı sinema filminin akıbeti ilk 45'liği 'Haydi Şansım / Gel Bana'ya benzedi.
Bulut Aras ile başrolü paylaştığı, fakir bir kesimden gelip ünlü bir şarkıcı olan bir genç bir kızın, paraya ve üne kavuştuktan sonra sevgilisinden kopuşunun dramatik öyküsünün anlatıldığı 'Minik Serçe' için sinema salonlarının ne kapıları kırıldı ne de pencereleri.
Atıf Yılmaz gibi bir üstadın elinde bile olmamıştı.
Sezen Aksu'da sinema kumaşı yoktu.

Sinemada başarısızlık yaşadığı yıl, Ali Engin Aksu ile 4 yıllık evliliği de sona erdi.
Fakültenin bahçesinde karşılaştığı, ilk anda kendini beğenmiş davranışlarından sinirinin bozulmasına rağmen göz göze geldiğinde âşık olup evlendiği Ali Engin Aksu ile artık bir evlilik cüzdanı yoktu ama kimlik kartında 'Aksu' soyadı tüm haşmetiyle duruyordu.
Kocasından vazgeçse de onun soyadından vazgeçmedi.

Özel hayatında da oyunculukta da dikiş tutturamamış, zirveye ulaşan terör olayları ülkede askeri darbeye neden olsa da Sezen Aksu, her geçen gün müzikte bir 'Sezen Aksu' olmaya devam ediyordu.
Ülkenin psikolojisi arabesk şarkıları kıymetli hale getirmişken Sezen Aksu, şarkılarıyla yaşama başka açıdan ayna tutan kıymetli pop şarkıcıları arasında yerini almıştı.
Kariyerini yapmıştı.
Sıra çocuk yapmaktaydı.
1981'de Sinan Özer ile evlenerek üçüncü kez nikâh masasına oturan Sezen Aksu, aynı yıl hayatının anlamına sahip oldu.
'Benim oğlumu sevdiğim kadar, beni seven olmadı' dediği oğlu Mithatcan Özer...

Askeri yönetim dönemi sona ermiş, yapılan seçimlerle demokrasiye geçilmişti.
Dışarıya karşı ülkenin imajını düzeltmenin en iyi yollarından biri Eurovision Şarkı Yarışması'ydı.
Aynı zamanda Türkiye'nin Eurovision Şarkı Yarışması'ndaki imajının da düzeltilmesi gerekiyordu.
İlk kez 1975'te Semiha Yankı'nın seslendirdiği 'Seninle Bir Dakika' ile katıldığımız Eurovision Şarkı Yarışması'ndaki en iyi derecemiz 15'incilik, en iyi puanımız ise sadece 23'tü.

Sezen Aksu çıktı meydana, 'Ben geldim bre' dedi.
1983'te 'Heyamola'yı Coşkun Demir ve şarkının sözünü yazıp, bestesini yapan Ali Kocatepe ile birlikte seslendirdi.
'Heyamola', elemelerde jüri tarafından Türkiye'yi temsil etmeye uygun bulunmadı.
O yıl Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi Çetin Alp'in seslendirdiği 'Opera' temsil etti.
Bu şarkının seçilme nedeni, yabancıların operanın ne olduğunu bilmelerinden dolayı Türkiye'ye yüksek puan verileceğine olan garip bir inançtı.
'Opera', sıfır puan aldı.

Sezen Aksu, 1984'te '1945' adlı şarkıyla bir kez daha Eurovision Şarkı Yarışması'nın Türkiye elemelerine katıldı.
Jüri bir kez daha Sezen Aksu'ya Türkiye'yi temsil etme şansını vermedi.
'1945'in yerine seçilen 'Beş Yıl Önce, On Yıl Sonra'nın seslendirdiği 'Halay', Eurovision Şarkı Yarışması'nda 37 puanla 12'nci oldu.
1978'de olduğu gibi kariyerinde yaşadığı bir başarısızlıkla özel hayatındaki çalkantı aynı yıla denk geldi.
Üçüncü eşi Sinan Özer'den boşandı.

'Allah'ın hakkı üçtür' diyen Sezen Aksu, 1985'te Eurovision Şarkı Yarışması'nın Türkiye finaline bir kez daha katılarak 'Küçük Bir Aşk Masalı'nı Özdemir Erdoğan ile birlikte seslendirdi. Aksu, bir kez daha jüriye şarkısını beğendiremedi.
Jürinin Türkiye'yi temsil etme hakkı verdiği MFÖ'nün seslendirdiği 'Diday Diday Day', 36 puanla 14'üncü oldu.

Birçok müzik otoritesinin 'O albüm olmasaydı, arabesk müziği, pop müziğinin önünde olmaya devam ederdi' şeklinde tanımladığı 'Sen Ağlama'nın en büyük etkisi 1990'da pop müziği patlatmasıydı.
Sezen Aksu, yapımcılığını üstlenerek vokalisti Aşkın Nur Yengi'ye 'Sevgiliye' adlı albümü çıkarttı.
'Sevgiliye' 1 milyon adet satınca şevklenen Sezen Aksu; Sertab Erener, Harun Kolçak, Levent Yüksel, Mustafa Ceceli, Işın Karaca, Hande Yener'e de yatırım yaparak çıkardıkları albümlerle vokalistlerini solist yaptı.
Vokalistlerinin çok satan albümleri olan solist olmaya başlamaları, verdiği şarkılarla Tarkan'ı 'Tarkan' yapması var olan veya sonradan çıkan diğer pop şarkıcılarına ve pop şarkılarına olan ilgiyi harladı.
Sonuçta günümüzde müzik sektörünün 'Nerede o 1990'lı yıllar' şeklinde yâd ettiği müzik tarihinin en bereketli dönemi yaşandı.

1990'da müziğini Onno Tunç'un yaptığı 'Büyük Yalnızlık' adlı sinema filmiyle bir kez daha oyunculuğa göz kırptı.
Yavuz Özkan'ın senaryosunu yazdığı yönettiği ve yapımcısı olduğu filmde sanatçı, 10 yıllık evlilikten sonra boşanmaya karar veren ve son gecelerinde geçmişin muhasebesini yaparak kavgaya tutuşan çiftin öyküsünü beyazperdeye Ferhan Şensoy ile yansıttı.
1990'da vokalistlerini milyonlarca adet albüm satan solist haline getirerek metamorfoz dönemine girmelerini sağlayan kişi oldu.
Bu özelliğiyle müzik kariyerinde evrim geçirse de kendisi oyunculukta metamorfoz dönemine giremeyerek birkaç TV dizisi ve 'Osmanlı Cumhuriyeti'ndeki konuk oyunculuklarının dışında sinemadan uzak durdu.

Sezen Aksu - Atilla Özdemiroğlu - Onno Tunç - Aysel Gürel
Sezen Aksu - Atilla Özdemiroğlu - Onno Tunç - Aysel Gürel

1993'te Ahmet Utlu ile evlenerek bir kez daha mutluluğun esiri olmanın peşine düşen Sezen Aksu, ardı ardına yaşadığı kayıplarla büyük acılarla yüzleşti.
1994'te trafik kazasında Uzay Heparı'yı, 1996'da ise kullandığı uçağın düşmesi sonucu Onno Tunç'u kaybeden Sezen Aksu, yaşadığı büyük acıları kelimelere döktüğü şarkılarıyla da hayatın ne olduğunu, nasıl yaşanırsa güzel olacağını anlattı.

Uzay Heparı
Uzay Heparı

1997'de boşandığı Ahmet Utlu ve daha önceki eski eşleriyle dost kalmayı başararak insanlara 'Hayatınızın ve yanınızdakilerin kıymetini bilin. Eskiden veya şimdi... Yaşananlar, yaşadığımız ve yaşayacaklarımız kıymetlidir' mesajını verdi.

BİR ANI: ONNO TUNÇ'A SİLAH ÇEKTİ
Sezen Aksu'nun yaşadığı yüzlerce anıdan biri Onno Tunç'u silahla kovalamasıdır.
Sanatçı, o anısını şu şekilde anlatmıştı;
"Sabah saatlerinde başladık tartışmaya Onno ile. Akşam oldu, hâlâ tartışıyoruz. Ağlamaktan gözlerim şişti. Evlerimiz de karşılıklı... Döne döne tartışma, kavga... Sonunda bu geldi, kapımı tekmelemeye başladı. Birden yukarı fırladım ve silahımı kaptım. 'Ne diyorsun sen Onno?' diye namluyu doğrultup kapıya fırlayınca, bu adeta ışınlandı... Yok oldu birden... Zigzaklar çizerek kaçtı... Ben onu duvar dibine sindi sandım... Meğer karayoluna fırlamış, koşuyor... O halini görünce, ben de asfalta çıktım, gülmekten sırtüstü uzanıp debeleniyorum asfaltta. 'Nasılsa o korkuyla uzun süre geri dönmez' dedim, içeri girdim... Meğer o akşam Levent civarında beş ev soyulmuş. Polis gece karanlığında panik halinde koşan Onno'yu görünce 'Hırsız budur mutlaka' diyerek hemen enselemiş. Doğru karakola... 'Ben Onno Tunç'um' demiş ama karakoldaki hiçbir polis tanımamış bunu... Kavga ettiğimiz için benim adımı da verememiş... Sabahı karakolda etmiş... Derken, onu tanıyan bir polis gelmiş sabah... Sevincinden polisin boynuna sarılmış... Ancak o zaman salıvermişler... Bir daha kapımı hiç tekmelemedi."

SEZEN AKSU'YU NASIL TANIMLADILAR?

Tuğba Özerk (Şarkıcı - Bestekâr)

'Bebekken ağlamamın melodik olduğunu söyledi'

Dünyalar kadar değerli bir hanımefendi.
Kendisi bizim kraliçemizdir. Yazdığı bütün şarkılarda görüleceği üzere kalp gözü sonuna kadar açıktır.
Sezen Hanım, bizim bir aile dostumuzdur.
Ben daha bebekken ağlamamın melodik olduğunu söylemiş.
Ben henüz 9 aylıkken sesimi fark etmiş.
Müzik eğitimi aldıktan sonra Sezen Hanım ile Allah rahmet eylesin Onno Tunç, benim sesimi tekrar dinledikten sonra beni sahneye çıkarmaya karar verdi.
1991'nin yılbaşı gecesinde yılbaşı programa çıkardı. Ve beni oradakilere lanse etti.
Bunun benim için ne kadar önemi olduğunu kelimelerle anlatabilmem mümkün değil.
Sezen Hanım'ın eserlerini seslendirme şerefine nail oldum.
Bestecilik konusunda kendisinden el aldığımı düşünüyorum.
Kendisini çok seviyorum, iyi ki var...

Mustafa Oğuz (Yapımcı - Most Production)

'En az 3 kuşak insanın anılarına dokundu'
'Fikrini açık söyler, anlayan anlar'
Sezen Aksu Türkiye'nin en önemli değerlerinden biridir.
Şarkılarıyla en az 3 kuşak insanın anılarına dokunmuştur.
Önce yaratır, sonra üretir.
Zor olan ve onu özel kılan da budur.
Sezen vatanını sever, insanını ayrım yapmaksızın çok sever.
Sevgisi kocamandır, karşılıksızdır.
Vericidir, herkesin derdine koşar.
Sezen bilgilidir, fikrini açık söyler, anlayan anlar.
Benim için ise,
Önemlidir, değerlidir.
Kardeşimdir.


Polat Yağcı (Yapımcı - Poll Production)

'Aynı dönemde yaşadığım için şanslıyım'
Kimi şarkılarından, kimi sözlerinden, kimi sesinden söz eder. Hakları var. Değil söz etmek üzerine kitaplar yazılan, filmler çekilen şeyler bunlar. O bir yıldız diyen de olacak, halk ozanı olduğunu söyleyen de... Onlar da haklılar. Benim için Sezen Aksu kelimenin tam anlamıyla bir öğretmen. Hayatı çok iyi okuduğu için bana ve birçok kişiye okumayı, yazarak çoğaldığı için yazmayı öğreten bir öğretmen. Sezen Hanım'ı izlemek ve yorumlamaya çalışmak insanı önce yorar, ardından içine çeker ve finalde öğretir. Konuşmayı, susmayı öğretir mesela. Kitap gibi insan derler ya, işte öyle bir insan değil... O bir kütüphane. Zekanın duyguyla en doğru orantıda vücut bulduğu isimlerden biri o. Aynı dönemde yaşamanın ne denli büyük bir şans olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Her zaman çalışmaktan gurur duyduğum bir sanatçı. Tek üzüntüm sahnelere çok erken veda etmiş olması... Herkes kendince doğum gününü kutlayacaktır mutlaka... Benim onun için tek dileğim; yeni yaşı ona dilediği her şeyi yaşatsın bu sene... Kendi adıma tek dileğim ise, o 'Minik Serçe'nin bir kez daha sahneye konması... Duyun bizi... Çok özledik sizi...

Aykut Gürel (Bestekâr)

'Star tanımının net örneğidir'
30 yıl çok özel şeyler paylaştım. Benim için çok kıymetlidir.
Severim, sayarım ve güvenirim.
Müzik alemine katkısı kolay kolay ölçülemez.
İnanılmaz bir şair zeki bir besteci ve star tanımının en net örneğidir.
Çok yıldızla çalıştım ama Sezen Aksu'nun sahne performansına, etkileme gücüne yaklaşanını henüz görmedim.
Sezen Aksu olmasaydı iyi olmazdı Onno olmasaydı iyi olmazdı Attila Özdemiroğlu olmasaydı iyi olmazdı.
Bu ülke onlara çok şey borçlu.
Onlardan etkilenenler hâlâ derinlik peşinde.
Bundan büyük miras olur mu?

Murat Yıldırım (Yapımcı - Moko Yapım)

'Türk pop müziğinin seyrini değiştirdi'
Ne zaman Sezen Aksu şarkısı duysam kıpırdayamıyorum, kilitleniyorum resmen. Onun şarkılarındaki büyü inanılmaz. Ne zaman bir konserini izlesem tüylerim diken diken oluyor. Ona has ses tonu, sosyal sorumluluk girişimleri ve hepsini zirvenin tepesine çıkaran sözlere sahip. Kendinden sonra gelen neslin örnek alması gereken bir müzik ikonu o dünyanın sözü.. Tüm pop şarkıcılarının evlerinin en güzel köşesine onun fotoğrafını koymaları gerek. Sezen Aksu, zeka küpüdür. O, Türk pop müziğinin seyrini değiştirdi, derinlik kattı. Tarkan'a verdiği öpücük dünyayı salladı.
Arabesk döneminde şarkıcılar, çay bahçelerinde konser veriyordu. Sezen Aksu, bunu değiştirdi. Amfitiyatro konserleri başladı ve onun sayesinde birçok amfitiyatro yapıldı onun çıkarttığı şarkıcıların da o amfitiyatrolardaki konserlerinde kapalı gişe bilet satıldı.

Grafik Tasarım: Can BAYTAK
Videolu Grafik Tasarım: Alkın YAĞMAHAN
Kapak: Aytekin TEKER