Şiddet "Geliyorum" diyor! Çocuklardaki sessiz imdat çığlığını nasıl duyarız?
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da peş peşe yaşanan okul saldırıları, "Nerede hata yapıldı?" sorusunu bir kez daha gündeme getirdi. Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, bu tür olayların birer "patlama noktası" olduğunu, öncesinde biriken sessiz sinyalleri görmezden gelmemek gerektiğini vurguladı. İşte yaklaşan tehlikenin en somut habercileri... Habertürk'ten Demet Demirkır'ın haberi
Türkiye’yi sarsan Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okul saldırıları, gözleri çocuklardaki şiddet eğilimine çevirdi. Olayların ardından yapılan "Aslında işaretler vardı" yorumlarını değerlendiren Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, ailelerin ve öğretmenlerin en sık yaptığı hatanın, bu sinyalleri ciddiye almamak olduğunu belirtti. Ünal’a göre, ilişkilerde kopma, okul aidiyetinde azalma, giderek artan düşmanlık dili ve sürekli haksızlığa uğrama temalı konuşmalar, yaklaşan tehlikenin en somut habercileri...
ÇOCUĞUN DUYGUSAL AÇIDAN ZORLANDIĞINI GÖSTEREN İŞARETLER
Bir çocuğun "sorunlu" olarak etiketlenmesinin yanlışlığına değinen Ünal, asıl meselenin çocuğun yardım çığlığını duymak olduğunu vurguladı.
Doç. Dr. Ünal, "Çocukta özellikle ani içe kapanma, belirgin öfke patlamaları, uyku düzeninde bozulma, kurallara uymada ciddi zorlanma, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okul başarısında düşüş, yoğun umutsuzluk, kendine ya da başkasına zarar verme söylemleri, şiddete aşırı zihinsel uğraş, tehdit içeren ifadeler ve empati kaybı dikkatle ele alınmalıdır. Bunlar çocuğun duygusal açıdan zorlandığını gösterebilir. Çocuk ve ergenlerde saldırganlık ya da davranışsal sorunlar çoğu zaman travma, ihmal, zorbalık, dışlanma, sosyal stres, eşlik eden gelişimsel güçlükler ya da duygusal regülasyon sorunlarıyla birlikte görülür" ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Gülin Özdamar ÜnalGÖZDEN KAÇAN SİNYALLER
En sık gözden kaçan şeyin tek bir "büyük alarm" işareti beklemek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ünal, "Oysa risk çoğu zaman birdenbire ortaya çıkmaz; ilişkilerde kopma, okul aidiyetinde azalma, yoğun yalnızlaşma, zorbalığa maruz kalma ya da zorbalık yapma, giderek artan düşmanlık dili, tehdit içerikli söylemler, şiddeti yüceltme, sosyal geri çekilme, ciddi değersizlik ve umutsuzluk ifadeleri gibi küçük ama biriken işaretlerle kendini gösterebilir. Ebeveynler ve öğretmenler bazen 'ergenliktir geçer', 'sadece içine kapanık', 'sadece öfkeli' diyerek bu değişimlerin sürekliliğini yeterince ciddiye almayabilir. Özellikle çocuğun okulla, öğretmenle, akranla ve aileyle kurduğu bağlarda belirgin bozulma, daha önce sevdiği etkinliklerden uzaklaşma, sürekli bir haksızlığa uğrama, dışlanma ya da intikam teması etrafında konuşması dikkatle değerlendirilmelidir" uyarısında bulundu.
ŞİDDETİN TEK BİR NEDENİ YOK
Şiddeti tek bir nedene (bilgisayar oyunları veya diziler) bağlamanın yanıltıcı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Ünal, "Çocuk ve ergen şiddeti, dünya literatüründe de vurgulandığı gibi, bireysel, ailesel, okul temelli, toplumsal ve dijital etkenlerin birbirini etkileyerek şekillendirdiği karmaşık bir süreçtir" dedi.
Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aile içi çatışma, ihmal, istismar, tutarsız sınırlar, akran zorbalığı, dışlanma, okulda aidiyet eksikliği, sosyal izolasyon, daha önce şiddete tanık olma, yoksulluk, umutsuzluk, çevresel stresler ve dijital mecralarda şiddetin tekrar tekrar maruz kalınan bir dil haline gelmesi bu tabloya katkıda bulunabilir."
"PSİKİYATRİK HASTALIKLAR EŞİTTİR ŞİDDET DEĞİLDİR"
Toplumdaki yanlış bir algıya da parantez açan Doç. Dr. Ünal, "Psikiyatrik hastalık eşittir şiddet değildir. Ruhsal zorlanma yaşayan çocukların çok büyük bölümü şiddet uygulamaz; aksine çoğu zaman kendileri örselenmiş, korkmuş, yalnızlaşmış ya da destekten mahrum kalmış olabilir. Aynı şekilde her saldırgan davranışı da yalnızca bir 'hastalık belirtisi' gibi yorumlamak doğru değildir. Suçu psikiyatrize etmek de, ruhsal sorunları suçla özdeşleştirmek de sakıncalıdır. Sağlıklı yaklaşım, çok etkenli risk alanlarını birlikte değerlendirmektir" diye konuştu.
AŞIRI KORUMACI DA OLMAYIN, İLGİSİZ DE OLMAYIN
Ebeveynlik tarzlarının çocuğun öfke kontrolü üzerindeki etkisine de dikkat çeken Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, iki uç noktaya karşı uyardı.
Ünal, "Her iki uç da çocuğun duygularını düzenleme becerisini olumsuz etkileyebilir. Aşırı korumacı ebeveynlik, çocuğun hayal kırıklığıyla baş etme, sınır tolere etme ve sorumluluk alma becerilerini zayıflatabilir. Çocuk öfke karşısında daha kırılgan ve daha dürtüsel hale gelebilir. Öte yandan ilgisiz ya da ihmal edici ebeveynlik ise çocuğun görülmediği, duyulmadığı ve güvende hissetmediği bir iklim yaratabilir" ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Ünal, bu durumun öfkenin ilişki dili haline gelmesine, bağ kurma güçlüklerine ve davranış sorunlarına zemin hazırlayabileceğini kaydederek, şunları söyledi: "Sağlıklı denge, çocuğun duygusunu ciddiye alan ama her isteğini sınırsızca karşılamayan, açık ve tutarlı sınırlar koyan, cezalandırıcı değil öğretici olan, çocuğun yaşamıyla gerçek bir temas kuran ebeveynliktir. Çocuğun hem duygusal olarak görülmeye hem de güvenli sınırlara ihtiyacı vardır."
ÇOCUK DİJİTAL ORTAMDA NE YAŞIYOR?
Bugünün dünyasında çocuk fiziksel olarak evde olsa bile, dijital ortamda siber zorbalığa veya şiddet içeriklerine yoğun bir şekilde maruz kalabiliyor. Doç. Dr. Ünal, dijital çağın çocukların iç dünyasını bazı yönlerden daha görünmez hale getirebildiğini belirterek, çocuğun fiziksel olarak evde ya da sınıfta olsa da duygusal olarak yoğun bir yalnızlaşma yaşayabileceğini dile getirdi.
Doç. Dr. Ünal, "Çevrimiçi dışlanma, siber zorbalık, şiddet içeriklerine tekrar tekrar maruz kalma ve kapalı dijital gruplarda radikalleşen dil bunun bir parçası olabiliyor. Ancak bu, sinyallerin tamamen kaybolduğu anlamına gelmez. Ebeveynler ve öğretmenler için önemli olan, sadece ekran süresini denetlemek değil; çocuğun dijital ortamda ne yaşadığını merak eden, yargılamayan, düzenli ilişki kuran bir temas biçimi geliştirmektir" uyarısında bulundu.
Ünal, çocukların iç dünyasını anlamanın en etkili yolunun yalnızca kontrol etmek değil; güvenli bir ilişki alanı açmaktan geçtiğini söyledi.
"SADECE CEZAYA ODAKLANMAK YETERLİ DEĞİL"
Saldırganlık sergileyen bir çocuğa yaklaşımda sadece cezaya odaklanmanın yetersiz kaldığını belirten Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, "Çocuğun kendisine ya da başkasına zarar verme riski varsa ortam sakinleştirilmeli, fiziksel güvenlik korunmalı ve kriz büyütülmemelidir. Bunun ardından yalnızca cezaya dayalı yaklaşım çoğu zaman yetersiz kalır; çünkü ceza, davranışın altında yatan nedenleri çözmez" dedi.
En doğru yaklaşımın; sınır koyma, diyalog ve gerekirse profesyonel değerlendirmeyi birlikte içeren çok katmanlı bir müdahale olduğunu kaydeden Ünal, "Çocuğa davranışının kabul edilemez olduğu açıkça söylenmeli; ancak çocuk damgalanmamalıdır. Olayın öncesi, tetikleyicileri, yaşadığı zorlanmalar, maruz kaldığı zorbalık ya da travmalar, aile içi durum ve okul iklimi birlikte değerlendirilmelidir. Tekrarlayan saldırganlık, tehdit, ciddi dürtüsellik, kendine zarar verme düşünceleri ya da belirgin işlev kaybı varsa çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına yönlendirme önemlidir. Buradaki amaç yalnızca 'disiplin' değil, riski azaltmak ve çocuğu yeniden ilişkiye kazandırmaktır" diye konuştu.