Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Edebiyat Haftanın Kitapları
        1

        TÜNEL
        (Ernesto Sabato)

        Latin Amerikalı yazar Ernesto Sabato’nun 1948’de yayımlanan ilk kitabı Tünel, iletişimsizlik, varoluşsal yalnızlık, kıskançlık, akıl sağlığının çözülmesi ve insanın kendi zihninde hapsolması temaları etrafında şekilleniyor. 20. yüzyıl ortalarında Arjantin’de geçen roman, belirli tarihsel olaylardan çok zamansız bir psikolojik ve varoluşsal atmosfer sunarak hem döneminin modernist etkilerini taşıyor hem de evrensel ve dönemler üstü anlatımıyla dikkat çekiyor.... Kendisini yalnız ve anlaşılmamış hisseden ressam Juan Pablo Castel, onu gerçekten anlayan tek insan olduğuna inandığı María’yı takıntı haline getirir. Ancak ressamın bu sevgisi giderek saplantıya, kıskançlığa, kontrol ihtiyacına dönüşecek ve nihayetinde onu, sevdiği kadını yok etmeye kadar götürecektir. Can Yayınları'ndan çıkan Tünel, aşk, yalnızlık ve saplantının çarpıcı bir portresini sunarken, okuru varoluşun kırılganlığını ve insan psikolojisinin karanlık dehlizlerini keşfetmeye davet ediyor.

        2

        KÜRESEL LEZZETLERİN TARİHİ: YOĞURT
        (June Hersh)

        Dünyanın en meşhur antik kentlerinden Stonehenge yakınlarında yapılan kazılarda kalıntıları keşfedildi... Cengiz Han'ın ordusu, seferlerinde bu gıdayı tüketiyordu... Pek çok kutsal kitap ve kadim yazmalarda adı anılıyor... Bugün, sağlıklı beslenmenin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor...
        Everest Yayınları'nın Aş Kitaplığı çatısı altında, Küresel Lezzetlerin Tarihi dizisinden yayımladığı ilk kitap Yoğurt, Neolitik Çağ'a uzanan köklü geçmişiyle yoğurdun günümüzde nasıl küresel ve modern bir fenomene dönüştüğünü etkileyici bir anlatıyla ele alıyor. Yoğurdun hem besleyici hem de "şifalı" niteliklerini derinlemesine incelerken Çin, Avrupa ve Kuzey Amerika dahil olmak üzere farklı coğrafyalardaki tüketim alışkanlıklarına ve istatistiklerine dair bir panorama sunuyor; güncel araştırmalara dayanarak yoğurda dair yeni gelişmeleri aktarıyor. Özellikle bitki bazlı seçeneklere odaklanarak bugün şaşırtıcı bir çeşitliliğe ulaşan yoğurt dünyasını gözler önüne seren bu kapsamlı çalışmada, evde kusursuz kıvamlı yoğurt yapımının püf noktalarından iştah açıcı tariflere kadar, bu benzersiz gıdaya dair merak edilen her soruya yanıt bulacaksınız.

        3

        KİMSELER BİLMEZ ADIMI
        (James Baldwin)

        James Baldwin, uzun yıllar romanlarının gölgesinde kalsa da son yıllarda yeniden keşfedilmiş ve birçok yazara ilham vermiş denemelerinde, edebiyatın bu türünü müthiş bir özgürlük ve yaratıcılıkla adeta yeniden icat eden, otobiyografiden röportaj ve eleştiriye birçok aracı bir arada işe koşan bir yazar olarak ortaya çıkar. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Kimseler Bilmez Adımı, denemeci Baldwin’le tanışmak için ideal fırsat: Harlem ve Amerikan Güneyi’nden Paris’e, Faulkner ve Richard Wright’tan Norman Mailer ve Ingmar Bergman’a hangi konu veya kişiyi ele alırsa alsın hep dürüstlükle ve tutkuyla yazan, kişisel ve siyasi olanı aynı potada eriten, hem düşünceye hem duyguya hakkını veren bir yazar var karşımızda. James Baldwin’in denemeleri belirli bir tarihsel bağlamda kök salmış olsa da günümüze de seslenmeyi, kışkırtıcı ve evrensel kalmayı başarıyor.

        4

        PERVİN ABLA
        (Mahmut Yesari)

        Kalamış’ın masal zamanlarının köşk ve bahçelerinde, sokak ve parklarında geçen neşeli çocukluk ve mektep yıllarında Pervin’in Muzaffer’e olan ilgisi, kendisiyle birlikte gizliden gizliye büyür. Pervin genç yetişkin çağında bu ilginin fark edilmesini beklerken, Muzaffer onun okul arkadaşı Nükhet’e ilgi duyar ve böylece Pervin’in daha da alevlenen aşkı, sessizce ve büyük bir fedakârlıkla derinlere gömülür... Mahmut Yesari, 1926’da Yeni Ses gazetesinde tefrika edildikten bir yıl sonra kitaplaştırılan Pervin Abla’da bir aşk anlatısıyla birlikte esasında Çanakkale Savaşı’nı ve türedi harp zenginlerini konu edinir. Çanakkale Cephesi’nde bulunan yazarın hayatından da izler taşıyan romanda, cephe hattı ve savaşın dehşeti çok canlı tasvirlerle anlatılır. Savaş şartlarında İstanbul’da yaşanan yoksulluk ve sefalete karşın Nahit Refik gibi fırsatçı vurguncuların sefih hayatları ile her türlü bireysel ve toplumsal yozlaşma da gözlemci bir üslupla hikâye edilir.

        5

        BATI'DA VE TÜRKİYE'DE SERGİCİLİK TARİHİ
        (Marcus Graf)

        VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Marcus Graf’ın kaleme aldığı “Batı’da ve Türkiye’de Sergicilik Tarihi” adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Toplumsal hadiselerle birlikte örülen kültür ortamının çok katmanlı yapısını yansıtmaya çalışan ve üç bölümden oluşan bu kapsamlı çalışma, ilk bölümünde 15. yüzyıldan itibaren Avrupa ve Kuzey Amerika’daki sergi tarihini mercek altına alıyor. Bu bölümde öncelikli olarak nadire kabineleri (Kuriositätenkabinett), harikalar odası (Wunderkammer) ve sanat odalarının (Kunstkammer) erken dönem örnekleri -Türkçede “nadire odası” anlamında kullanılır- analiz ediliyor. İkinci bölümde ise 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’deki sergicilik tarihi inceleniyor. Üçüncü bölümde Avrupa ve Kuzey Amerika sergi tarihi ile Osmanlı-Türk sergicilik tarihi karşılaştırmalı olarak ele alınıyor.

        6

        DEVRİM ÇİÇEĞİ
        (Canan Gerede)

        Canan Gerede, köklerini saraylardan, diplomat sofralarından, yasaklı aşk hikâyelerinden alan; ruhunu ise rüyalar, filmler, kitaplar ve yalnızlıklar içinde büyüten bir kadın. Devrim Çiçeği, onun kalbinden süzülen bir yaşam itirafı. Sınır tanımayan bir ruhun, kıtaları aşan, kimliklere sığmayan bir yaşamın, kadim bir belleğin ve yaratıcı bir zihnin izlerini taşıyan bir hayat... Çocukluğunda izlediği bir rüyada gördüğü tren, onu kıtalar arasında taşıyor; Taipei’de, Atina’da, New York’ta, İstanbul’da parçalanan bir benlik yeniden şekilleniyor. Her kopuş, her aşk, her kayıp, her arayış... bir çiçeğe dönüşüyor. Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan bu kitapta sadece bir kadının değil, aynı zamanda kadınlığın, belleğin, sanatın ve özgürlük arayışının izlerini bulacaksınız. Her sayfa, bir çiçek gibi açıyor geçmişin topraklarında...

        7

        TEMBELLİK HAKKI
        (Paul Lafargue)

        Tembellik Hakkı, Paul Lafargue’in modern çalışma anlayışına yönelttiği radikal eleştirileri içeren çarpıcı bir düşünce eseri... Yazar Vera Kitap Yayınları'ndan çıkan kitapta, kapitalist toplumun insanı sürekli çalışmaya zorlayan anlayışını sorgular ve bu anlayışın insanı yoksullaştırdığını, bedenen ve zihnen tükettiğini savunuyor. Ona göre çalışma kutsallaştırılmış, dinî ve ahlaki bir zorunluluk gibi sunularak işçi sınıfı uzun saatler boyunca üretime mahkûm edilmiştir. Lafargue, teknolojik gelişmelerin insanları daha fazla çalıştırmak yerine daha fazla boş zaman kazandırması gerektiğini vurguluyor. İnsanlığın sanat, bilim ve düşünce alanlarında ilerlemesinin ancak serbest zamanla mümkün olacağını belirtiyor. Bu nedenle “tembellik hakkı”nı savunup ve insanın dinlenme, düşünme ve yaşamdan zevk alma hakkının elinden alındığını kaydediyor.

        8

        HUSUSİ MEKTUPLARINA GÖRE NAMIK KEMAL VE ABDÜLHAK HAMİT
        (Fevziye Abdullah Tansel)

        Tanzimat edebiyatının başlıca simalarından Nâmık Kemal ile Abdülhak Hâmid, yaşadıkları devrin baskısı, şahsiyet sahibi kimseleri ezme siyaseti yüzünden İstanbul'dan uzaklaştırılmış; biri Midilli, Rodos ve Sakız'da mutasarrıflık, diğeri Paris, Golos, Poti, Bombay vs. yerlerde sefaret kâtipliği bahanesiyle şeklen memur, hakikatte sürgün olarak, ömrünün en verimli yıllarını maddi, manevi türlü ızdıraplara gömülerek geçirmiştir. İlk baskısı 1949 yılında yapılan elinizdeki kitapta, ömürleri boyunca ancak iki defa, o da, ilki bir buçuk saat, ikincisi altı dakika kadar görüşme fırsatı bulabilen yenileşme dönemi Türk edebiyatının önde gelen bu iki isminin, bir kısım mektupları ele alınmak suretiyle, maddi-manevi, şahsi ve edebî hemen her yönüyle karşılıklı ilişkileri; özellikle Nâmık Kemal'in vatani şiirler yazması hususunda Hâmid'i teşvik etmesi ve çeşitli örneklerle birbirlerine etkileri ortaya konulmuştur.

        9

        MALUM
        (Ayben Ünal)

        Geçmişi bir hatıra olarak değerlendirmekten ziyade ona üstü örtülmüş bir suç ortaklığı olarak bakmak gereken zamanlar vardır. Aylin Saygın, yıllarca ustalıkla susturduğu geçmişinin izini sürmek için doğduğu şehre geri döndüğünde, anılarının tam yanı başındaki tozlu rafta, eksik bırakılmış bir hikâyeyle karşılaşır. Aile, utanç, aşk ve kayıp; her biri zamanında bastırılmış, her biri şimdi yeniden konuşmak ister gibi. Bir zamanlar "malum" olan ama dile getirilemeyen ne varsa yavaş yavaş yüzeye çıkmaya başlar. Bu hareketlilik, onu büyük karşılaşmaya, yani kendisiyle yüzleşmeye sürükler. Ayben Ünal'ın Ceres Yayınları'ndan çıkan kitabı "Malum", hatırlamak için gereken cesareti irdelerken unutmanın ise her zaman bir bedeli olduğunu anlatmaktan vazgeçmiyor. İnsan ne kadar kaçarsa kaçsın, onu bulan sorular hep olacaktır. Malum...

        10

        HAYAT DEDİĞİN
        (Necdet Uçan)

        Hayat; bitmiş bir yapı değil, sürekli inşa edilen ve çoğu zaman eksik kalan bir şantiyedir. Necdet Uçan, Ayrıkotu Yayınları'ndan çıkan kitabında yaşamı sadece "yaşananlar" üzerinden değil, "yazılamayanlar" üzerinden de okumaya davet ediyor. İnsan, sadece başarılarıyla değil, kırıldığı yerden verdiği "insan kalma" mücadelesiyle tanımlanır. Yaşamın boş bir tuvalden ibaret olduğunu hatırlatan şair, okuru attığı taşın kendisi yerine, o taşın ruhunda ve dünyada bıraktığı halkalara bakmaya zorluyor. Düştüğün yerin değil, ayağa kalkmayı seçtiğin anın kaydını tutmak isteyenler için...

        ÖNERİLEN VİDEO

        İş arkadaşına 9 bıçak darbesi!

        Samsun Atakum'da aynı restoranda çalışan iki kişi arasında çıkan tartışma kanlı bitti. 31 yaşındaki Eren Bakır, mesai arkadaşı tarafından 9 yerinden bıçaklanarak hayatını kaybetti; saldırgan kısa süre sonra polise teslim oldu. O anlar güvenlik kamerasına yansıdı

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ