BKM CEO'su Zümrüt Arol'un Türkiye'deki eğlence sektörünün büyümesine ilişkin görüşleri şöyle; "Global live entertainment sektörü artık Global canlı müzik sektörü artık yalnızca konser organizasyonlarından ibaret değil. Şehir ekonomilerini, turizm hareketlerini ve kültürel etki alanlarını yeniden şekillendiren güçlü bir endüstriye dönüşmüş durumda. Günümüzde dünyanın en etkili şehirleri yalnızca finans merkezleri olmalarıyla değil, kültürel deneyimler yaratabilme kapasiteleriyle de öne çıkıyor. Live entertainment ise şehir markalamasının en güçlü araçlarından biri haline gelmiş durumda.
Uzun yıllar boyunca Londra, Paris, Berlin ve Barselona gibi şehirler bu alana yön verdi. Ancak bugün yeni nesil kültürel merkezler yükseliyor ve Türkiye bu dönüşümün en güçlü adaylarından biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye ile ilgili en yaygın yanlış algılardan biri, ülkenin hâlâ bir gelişmekte olan pazar olarak değerlendirilmesi. Oysa İstanbul, Avrupa’nın önde gelen live entertainment merkezlerinden biri olmak için gereken temel dinamiklerin büyük bölümüne zaten sahip. Genç ve dijital olarak son derece bağlı bir nüfus, güçlü turizm altyapısı, stratejik coğrafi konum ve hızla gelişen premium deneyim ekonomisi bunların başında geliyor. Türkiye'nin live entertainment sektörü son yıllarda dikkat çekici bir büyüme kaydetti; yalnızca 2025 yılında bilet gelirlerinde yüzde 30’luk bir artış gerçekleşti. Türk sanatçılar da artık Avrupa’da büyük ölçekli konserler veriyor. Örneğin pop müzik grubu Manifest, Ekim ayında Wembley’de sahne alacak.
Yaklaşık 16 milyon nüfusa sahip İstanbul, Türkiye'deki eğlence etkinliklerinin yaklaşık yüzde 60'ına ev sahipliği yapıyor. Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa gibi ikinci büyük pazarlar ise büyük konser ve festivallerin yüzde 25 – 30'unu oluşturuyor. Antalya, Bodrum, Marmaris ve Fethiye gibi turizm destinasyonları ise özellikle yaz aylarında yüksek harcama potansiyeline sahip kitleler ve destinasyon odaklı deneyimler sayesinde giderek daha değerli eğlence merkezlerine dönüşüyor.
Uluslararası ziyaretçilerin etkinliklere katılımı da sektörün büyümesini destekleyen önemli unsurlardan biri haline geldi. İstanbul'daki konserler ve yaz festivallerinde yabancı ziyaretçilerin oranı yüzde 15 – 20 seviyelerine ulaşabiliyor. Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Körfez ülkeleri ve Azerbaycan'dan gelen ziyaretçiler etkinlik ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor. Bu durum, bilet satışlarının ötesine geçen; konaklama, havacılık, restoranlar, ulaşım ve premium deneyim paketlerini kapsayan çok katmanlı bir ekonomik ekosistem yaratıyor.
Buna rağmen Türkiye hâlâ uluslararası turne planlamalarında hak ettiği konumda değil. Örneğin Coldplay'in 2024 turnesi Yunanistan’dan başladı. Oysa İstanbul'un başlangıç noktası olmaması için somut bir engel bulunmuyordu. Türkiye, en az dört veya beş ardışık stadyum konserini destekleyebilecek izleyici potansiyeline ve talebe sahip. Buna rağmen bugün hâlâ Coldplay'in Türkiye için açıklanmış resmi bir konser tarihi bulunmuyor.
Turne ekosistemindeki bu dönüşüm, küresel festival dünyasını da etkiliyor. Günümüzde dünyanın en büyük sanatçıları giderek daha kontrollü ve bağımsız turne yapılarıyla çalışıyor. Bu durum, Primavera Sound veya Lollapalooza gibi büyük şehir festivallerinin yeni pazarlara açılmasını ve güçlü headliner’lar elde etmesini zorlaştırıyor. Bu dinamik, Türkiye'de festival sektörünün büyümesi önündeki temel zorluklardan biri olarak öne çıkıyor.
Bununla birlikte İstanbul, büyük ölçekli etkinliklerin operasyonel yönetimi konusunda birçok Avrupa şehrinin önüne geçen bir yetkinlik sergiliyor. Şehir bunu yakın dönemde UEFA Avrupa Ligi Finali sırasında binlerce taraftarın hareketini başarıyla yöneterek kanıtladı. Bu ölçekte bir organizasyonun sorunsuz şekilde gerçekleştirilmesi, Türkiye'nin etkinlik yönetimi ve operasyonel kapasitesini açıkça ortaya koyuyor.
Aynı zamanda İstanbul'un etkinlik mekânları da küresel turne standartlarına giderek daha fazla uyum sağlıyor. RAMS Park, Tüpraş Stadyumu, Atatürk Olimpiyat Stadı, Ülker Arena ve Volkswagen Arena gibi büyük mekânlar; kapasite, prodüksiyon altyapısı ve erişilebilirlik açısından güçlü imkânlar sunuyor. İstanbul, Avrupa ile Orta Doğu arasında doğal bir eğlence köprüsü olarak benzersiz bir konuma sahip.
Küresel ölçekte Live Nation ve AEG gibi organizatörler artık şehirleri yalnızca bir konser pazarı olarak değerlendirmiyor. Bunun yerine büyük ölçekli kültürel deneyimler yaratabilen destinasyonlara yatırım yapıyorlar. Türkiye’de ise BKM, İKSV, Piu Entertainment, Pozitif ve Zorlu PSM gibi kurumlar bu dönüşümün şekillenmesinde önemli rol oynuyor.
Türkiye artık yalnızca konserlerin uğradığı bir pazar değil. Avrupa turnelerinin başlangıç noktalarından biri olabilecek potansiyele sahip stratejik bir eğlence merkezine dönüşüyor.
Önümüzdeki 10 yılda live entertainment alanındaki başarı, yalnızca en büyük sanatçıyı hangi pazarın ağırladığıyla ölçülmeyecek. Asıl farkı yaratan; hangi şehirlerin daha güçlü deneyimler sunduğu, daha derin kültürel etki yarattığı ve küresel izleyicilerle daha sürdürülebilir bağlar kurabildiği olacak.