♦ Düzenlendiği şehirleri bir cazibe merkezi haline getirerek rotasındaki tarihi yapıların ve ören yerlerinin restorasyonuna, bakımına ve modern standartlarda tanıtılmasına önayak oluyor. Kale, kütüphane, müze veya tarihi bir konağı ana odak noktası haline getiriyor. Bir şehre sadece etkinlik değil, bir kimlik de kazandırıyor.
♦ Türkiye'nin Avrupa Festivaller Birliği üyeliği gibi prestijli kurumlara üye olmasıyla şehirlerin dünya çapında bilinirliği artıyor. Bu da kültür turizmi odaklı bir marka değeri yaratıyor.
♦ Festival tarihleri, düzenlendiği illerde ciddi bir turizm dopingi yaratıyor. Kafelerden restoranlara, yerel el sanatları satıcılarından ulaşım sektörüne kadar şehirdeki tüm küçük işletmeler festival hareketliliğinden doğrudan faydalanırken hazırlık ve uygulama süreçlerinde organizasyon, lojistik ve teknik alanlarda yerel halk için yeni iş imkânları doğuyor. Turizmin yavaşladığı dönemlerde bile otellerin dolması, esnafın hareketlenmesi ve gastronomi duraklarının keşfedilmesi festivalin en büyük yan çıktılarından biri.
♦ Opera, bale veya dijital sanatlar gibi bazen ulaşılması güç görülen sanat dalları, meydanlara ve parklara taşınarak halkın her kesimine ücretsiz olarak sunuluyor.
♦ Her şehirde kurulan çocuk köyleri ve atölyelerle çocukların sanatla erken yaşta tanışması sağlanıyor. Bu, geleceğin sanatsever ve bilinçli nesillerini yetiştirmek adına en büyük sosyal yatırım olarak görülüyor.
♦ Farklı şehirlerin kendi kültürel kimliklerini ön plana çıkarması, toplumsal bağları ve kültürel etkileşimi güçlendiriyor.
♦ Sadece tarihi mekânları gezmeyi değil, o mekânların içinde sanat icra etmeyi sağlayarak kültürel mirası statik bir müze olmaktan çıkarıp yaşayan birer alana dönüştürüyor.
♦ Geleneksel el sanatlarını dijital sanatlarla aynı potada eritiyor. Dijital sanat sergilerinin binlerce yıllık kalelerde yapılması, mirasın modern dünyayla bağını koparmamasını sağlıyor.