RAFET İNCE
Gelişmiş ülkelere baktığımızda, hem tarihi eserlerine hem de doğal güzelliklerine ne kadar değer verdiklerini görüyoruz. Türkiye dört mevsim yaşayan; deniz, kum ve güneş unsurlarını fazlasıyla barındıran bir ülke. Üstelik pek çok medeniyet ve kültürün doğduğu topraklara sahip. Fakat tüm bunlar ön plana çıkarılıp tanıtımı da pek yapılamıyor. Her şeyden önce yeni bir şey yapmak değil, elimizdeki değerleri olması gerektiği şekilde koruyup tanıtırsak zaten sorun büyük bir ölçüde çözülecek.
Ülke turizmine, kültürel ve tarihi mutfağımıza neden önem vermemiz gerektiğini size iki ülkeden örnekler vererek açıklamak istiyorum. Fransa ve İspanya, yıllardır dünya turizminden besleniyor. Her iki ülke de rafine mutfak akımı ve gurme turları düzenleyerek ülke tanıtımını ön planda tutuyor. Dünyanın en iyi Michelin restoranları ve şefleri bu ülkelerden çıkıyor. Temsili gurme bakanları bile var. “Bunu nasıl yapıyorlar” dersiniz? Devlet desteği ve güzel projelerle... Peki bizim ülkemizde bu işler nasıl yürüyor? 2010’da Avrupa Kültür Başkenti İstanbul olmasına rağmen gastronomiyle ilgili bir çalışma yapılmadı. Turizm Bakanlığı’nın gastronomi sektörüne yeterli ilgiyi göstermemesi ve yanlış yönlendirmelerinden kaynaklanıyor. Ülkemizin geleceğini geçmişte yapılan hatalarda aramak etkili bir yaklaşım olmaz. Artık değişim zamanı olmalı, kabuğumuzdan çıkmalıyız. Gerçi her şeyi de devletten beklememeli. Yatırımcılar, sivil toplum örgütleri ve şefler de iyi projeler üretip bakanlığa sunmalı. Yoksa bu durumda her geçen gün ülke turizmi değer kaybetmeye devam edecek. Gelecek, yenilikçi nesillerde ve Türk mutfağındadır.