‘Daha fazla ciro için ruhumuzu şeytana sattık’
Moody's Türkiye'nin kredi notunu 'yatırım yapılamaz' seviyesine düşürünce, kredi derecelendirme kuruluşları gündeme oturdu.Peki kredi derecelendirme kuruluşları nasıl çalışıyorlar, ne kadar bilimseller?
ABONE OLİşte, Standard & Poor’s’un üst düzey yöneticilerinin kurum içi yazışmalarından seçkiler. “Tanrı çevirdiğimiz bu tezgâhı korusun... Burası çalıştığım en aptal yer olmalı”... “Elimizdeki rakamlara nasıl ulaştığımıza dair açıklama yapmakta zorlandım, çünkü arkasında bilimsel hiçbir şey yok”... “Eğer puanlamaları kafadan atacaksak, matematiksel analiz yapanlara ne gerek var ki”... “Notlandırma için kullandığımız yöntemle yazı tura atmak arasında çok az fark vardır”... “Altın yumurtlayan tavuğu öldürmeyelim. Bu kâğıttan kale yıkılmadan önce zengin olup emekliliğe kapağı atmaya bakalım”... Başlığımızdaki cümle ise bir Moody’s çalışanına ait. 2008’de ABD konut piyasasındaki çöküşle başlayıp dünyaya yayılan ekonomik krizden ciddi oranda kredi derecelendirme kuruluşları sorumlu tutuluyor. Açılan davalarda iç yazışmalarını teslim etmek zorunda kaldıklarından, dava dosyalarında yukarıdaki gibi sayısız ifade yer alıyor.
Hikâyeyi geri saralım ve 2000’lerin başına dönelim. 1990’ların ortasından itibaren değeri iyice şişen internet şirketlerinin bir anda değer kaybetmesi ve 2001’de 11 Eylül saldırıları sonrası zarar gören ABD ekonomisinin canlandırılması gerekiyordu. Başta eski FED Başkanı Alan Greenspan olmak üzere çok sayıda ekonomist ve politikacının ABD ev piyasasının ne kadar sağlam olduğuna vurgu yapmaları, ABD halkında konuta olan iştahı rekor düzeye çıkardı. On milyonlarca Amerikalı ev sahibi olmak için harekete geçti. Mortgage sistemi sayesinde evinizin borcunu on yılları bulan vadelere bölerek ödeyebiliyordunuz. Ancak bankaya karşı teminat olarak yine bu evi gösteriyordunuz, dolayısıyla ödeme yapamazsanız banka evinizi elinizden alabiliyordu. Sistemin batma noktasına gelebileceği başlarda düşünülemedi. “Kim mortgage ödemesini aksatır ki?” mottosu oldukça yaygındı. Bu durum, bankaların iştahını daha da kabarttı. Mortgage kontratlarını bir finansal ürüne dönüştürmeye karar verdiler. Çok sayıda mortgage kontratını birleştirip bir de global yatırımcılara sattılar. Bunlara ‘mortgage destekli menkul kıymetler’ deniyor.