'İntihar teröristlerinin çağı!'
Perulu yazar Mario Vargas Llosa'ya göre genlerinde şiddet varsa bir toplumun, bin yıl bile geçse aradan, an gelir bir yerden kafasını uzatır tekrar...
ABONE OL2010 Nobel Edebiyat Ödülü’nü, “iktidar yapılarının haritasını çıkarttığı, ayrıca bireysel direniş, isyan ve yenilginin etkili tasvirini yaptığı” için Perulu yazar Mario Vargas Llosa’nın aldığını duyduğumda, çok yakın bir arkadaşım ödül kazanmış gibi sevindiğimi hiç unutmuyorum. Bir anda müthiş bir coşku sarmıştı her yerimi, oturduğum sandalyeden kaykılıp sevincimi abartılı bir şekilde belli etmiştim. Ne oluyordu, elin Perulu yazarı Nobel almış, İstanbul’da yaşayan bir Hakkârili sevincinden göbek atıyordu. Bazı edebi dostluklar, akrabalık ilişkilerinden daha güçlüdür, kitaplar aracılığıyla kurulan dostluklar hiçbir dostluğa benzemez çünkü. Bir yazarla kitapları aracılığıyla bir akrabalık kurmuşsanız, yani kitaplarından dolayı onu seviyorsanız, aslında onu değil, size verdiği okuma zevkini seviyorsunuz demek; yoksa elin şiş göbekli, aksi, belki de tanışsanız lanet okuyabileceğiniz kadınını/adamını durup dururken neden sevesiniz ki. Kitaplarına aşkla bağlandığımız, onlarda kendimizi bulduğumuz, onları okuyarak hayranlık duyduğumuz, yanımda olsa her dediğini yaparım dediğiniz yazarla karşılaştığınızda ortaya çıkan çoğu zaman adına düş kırıklığı diyebileceğimiz duygu da buradan kaynaklanır zaten. Onun için görmüş geçirmişlerin, bu konuda şerbetli olanların, tecrübelilerin, “Bir yazarın kitaplarını sevin, ama bu sevgi hep böyle kalsın, yazarla karşılaşırsanız eminim bu duyguyu kaybedersiniz” deyip bizi uyarmaları buradandır. Çünkü büyük yazarların hiçbiri, bizim olmasını istediğimiz adamlar, kadınlar gibi değildir; bizim her gün bakıp gördüklerimize, bizden farklı bakıp farklı gördükleri için bize benzemezler, onun için onlar sanatçı, biz sıradan insanlarız. Onları hem bize büyük mutluluklar yaşatan insanlar olarak görüp hem de bizim gibi sıradan olmalarını istemek, bir büyük yazara yapılabilecek en büyük haksızlıktır.