Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ekin Türkantos - HABERTÜRK PAZAR
eturkantos@htgazete.com.tr

Geçtiğimiz hafta Ses Tiyatrosu’nda özel bir gece yaşandı. Rasim Öztekin, ustası Ferhan Şensoy’dan İsmail Hakkı Dümbüllü’nün kavuğunu teslim aldı. Bir fotoğraf karesi yansıdı gazetelere. O kare çok şey anlatıyordu; vefa, şükran, minnet, emek... Yanında piştiği ustasının elinden, manevi anlamı büyük olan kavuğun yeni sahibi olduğu ilan ediliyordu. Hem ağladı hem ağlattı Rasim Öztekin. Ferhan Şensoy ile 20 sene önce oynadığı ‘Çok Tuhaf Soruşturma’dan bir bölümü oynadılar. Seyircinin alkışı uzayınca, bir süre oyuna giremediler ve sonunda yine ayakta alkışlandılar. Öztekin’le Göksu Deresi’nde bir kafede buluştuk, ona büyük sorumluluk yüklediğini söylediği kavuğunu konuştuk.

Rasim Bey, hayırlı olsun. Kavuk merasimindeki fotoğrafınız çok anlamlıydı. Neler hissediyordunuz?

Onur ve gurur... Ben o geceyi ‘Ustamdan beratımı aldım’ diye nitelendiriyorum. Tören alanında ağlamayan yok gibiydi, duygusal yoğunluğu yüksek, acayip bir gece oldu. Seyirci bizi, biz de seyirciyi havaya soktuk. Bir duygu seli oldu.

Daha önce tiyatro sahnesinde hiç bu kadar duygusallaştınız mı?

Her oyun sonrasında alkışa çıktığımız zaman buna benzer duygular yaşarız. İki saat oyun oynarız ve karşılığında seyirci alkışlarıyla bizi mükâfatlandırır. Ama bu bambaşkaydı. Sergileyeceğimiz oyunu bir gece öncesinde evde prova yaptığımızda Ferhan’a “Unutmuşuz oyunu; 10 yıl geçmiş üzerinden” diyordum. Sonra bir düşündüm 20 yıl geçmiş. Seyirci, Ferhan’la ikimizi sahnede görünce ayaklandı resmen. Acayip alkış koptu, oyuna giremedik. Nasıl bir motivasyonsa, 20 yıl önceki performansı yakaladık.

Kavuk sahibi olmak üzerinize fazladan bir sorumluluk yükledi mi?

Hem de çok. Beraber çalıştığım genç arkadaşlarımdan öğrendiğim, onların da benden öğrendiği çok şey var. Tiyatro seven gençliğe daha farklı bakmam ve o yola kanalize olmam gerekiyor. Bu bir sorumluluk. O gün Ferhan da söyledi, konservatuvardan çıkan çocukların amacı tiyatro yapmak değil, bir an önce dizilere kapağı atmak, reklam filmleri çekip para kazanmak. Halbuki, tiyatroyu seçseler, yaptıkları iş çok daha uzun ömürlü olacak. Çünkü tiyatro sırasında eğitilecekler. Yakışıklısındır, güzelsindir ama gençlik geçici... Sağlam bir altyapın olması lazım. Ben, ilk başladığımda komik çocuktum, üzerine bir şeyler koyarak bugünlere geldim. Tiyatro beni tazeledi, oyunculuğumu geliştirdi. Gençliğe bunları aşılamak gerekiyor. Bu, benim birinci sorumluluğum.

Farklı ekollerde yetiştiniz. Kavuğun dili olsa ustalarla ilgili neler söylerdi?

Komik Hasan Efendi ve İsmail Hakkı Dümbüllü’yü tanıma şansım olmadı tabii ama Münir Abi ile yaklaşık 10 yıl birlikte oynadık. İnanılmaz mütevazı bir insandı, utangaçtı. Zaman zaman “Acaba nasıl oyuncu oldu?” derdim. Ferhan tam tersi, delişmendir, delidir ama ne yapsa yeridir. Aslında çok duygusaldır, çoğu insan ona yaklaşmaktan çekinir. Duygularıyla hareket eder ve mantığını bir kenara bırakır. Benim tanıdığım ustalar böyle. Ben ikisine de benzemiyorum. Duygu yoğunluğu olan biriyim ama mantığım hep ön plandadır. Mantık ve duygular birbiriyle çok kapışır ama mantık ağır basar. Duygular içeride kalır o da beni yer.

Geleneksel tiyatroda usta çırak ilişkisi çok önemli. Ses Tiyatrosu’yla kavuğun ilişkisi nasıldır?

Ses Tiyatrosu 1885’den beri var. Hasan Efendi’nin de orada oynaması tesadüf. Bugün Türk tiyatrosuna baktığınızda uzun yıllar tiyatro yapmış insanların yüzde 80’i oradan geçmiştir. Geleneksel tiyatroda ustaçırak ilişkisinin yanı sıra kavuklu ve pişekâr vardır. Kavuklu espriyi patlatan, pişekâr ona çanağı tutandır. Bugün siz gazetecilerin ‘çanak soru sormak’ dediğiniz olay, aslında ortaoyunundan gelmektedir. Hani bazen siyasiler, “Orada ortaoyunu oynanıyor” derler ya, çanak tutma esprisinden kaynaklanır. Kavuklu ile pişekâr ilişkisi çok önemlidir. Nejat Abi (Uygur) yıllarca geleneksel tiyatro yapmıştır ve yanında Bahri Beyat vardır. Kavuklu kenara çekildiği zaman bu kez çırağı pişekâr, kavuklu olur. Geleneksel tiyatroda yazılı metin yoktu, oyunlar kulaktan kulağa yayılıyordu ve her yeni kavuklu ve pişekâr kendinden bir şeyler katıyordu. Tuluat oradan gelir. 2 sayfalık metin 6 kavuklunun elinden geçtikten sonra 20 sayfa haline gelir, çünkü yeni cümleler eklenir. Ferhan’ın tiyatroya en büyük katkısı, yazarlığı. Geleneksel tiyatro onunla Batı tiyatrosuyla birleşti.

Arkadan gelen olmadığı için işinizin zor olduğunu o gece Ferhan Şensoy da söyledi. Hem gençlere tiyatroyu sevdirmeli hem de bir pişekâr bulmalısınız...

Mutlaka olacaktır. Ben kavuğu o kadar uzun süre tutma taraftarı değilim. Bir gün bakacağım ve “Bu adam çok iyi” diyeceğim, sonra da kavuğu ona teslim edeceğim. Öyle bir ince nokta ki, kavuğun hem el değiştirmesi lazım hem de çok el değiştirirse önemini kaybedebilir. Mutlaka gençlerin geleneksel Türk tiyatrosuna sahip çıkması lazım.

Kavuk kasada duruyor değil mi?

Evet. Manevi değeri de, maddi değeri de çok. 100 yıllık... Aman dedim, evde durmasın. Devredeceğim derken üzerinde New Yorker yazan bir Amerikan şapkası vermeyeyim de kavuk yerine. (Gülüyor)

‘Ben tiyatroyla popüler oldum’

Yıllar önce tiyatroya yeni sevdalanmış biri olarak işlerin bu noktaya gelebileceğini hayal eder miydiniz?

O zamanki hayalimiz deli gibi tiyatro yapmaktı. Ben tiyatroyla popüler oldum. Amatör tiyatroya 1975’te başladım. 80’de profesyonel oldum. Milliyetçi Cephe Hükümetleri sırasında amatör tiyatrolar kapanmıştı. 12 Eylül döneminde bütün tiyatrolar kapatıldı hatta seyirciler bile tutuklandı. Oysa amacımız sadece tiyatro yapmaktı. 1979’da Ali Poyrazoğlu genç tiyatroculara kurs vermek için bir sınav açtı. Biz Turgut Ekiz ve Semih Özgener ile başvurduk. Sınavı kazanamadığımızı öğrenince dertlendik, Beyoğlu’nda pasaja gidip bir şeyler yiyip içmeye karar verdik. Atlas Pasajı’nın oradaki Küçük Sahne’de Ortaoyuncular, ‘Şahları da Vururlar’ı oynuyordu. İpsiz sapsız üç tip ona gidip “Biz Ali Poyrazoğlu’ndan geliyoruz, orayı kazanamadık ama tiyatro yapmak istiyoruz. Ne yapalım?” dedik. Ferhan Şensoy, “Ben de zaten gençlerle çalışmak istiyorum, amatör tiyatro grubu kurdum. Orası doldu, size yeni bir tiyatro kuralım” diye cevap verdi. Adımız Kısaca Tiyatro oldu.

Kızınız Pelin, Ses Tiyatrosu’nda doğan ilk bebek. O da oyunculuğa gönül verdi. Ona verdiğiniz en önemli öğüt nedir?

Tiyatro biraz ustalarla yaşamakla ilgili bir şey. Ferhan Şensoy baş ustam, Erol Günaydın, Münir Özkul, Tuncel Kurtiz, Zeliha Berksoy ustalarım. Onlarla yaşayarak ve seyrederek öğrendim. Sahnede biraz yumuşak bir oyuncuysam 650 kez “Şahları da Vururlar’da Ulvi Alacakaptan’ı seyrettiğim içindir. Ondan öğrendiğim çok şey var. Erol Abi, kitaplarda bulamayacağın şeyler anlatırdı. Eğitim budur. Pelin de o havayı soluduğu için mutlaka bir şeyler öğrenmiştir, hafta sonları tiyatroda yatıp kalkıyordu. Erol Abi’ye ‘dede’ derdi zaten. Derya ve Ferhan da öyle.

“Öğrenmek karşılıklıdır. Yeni nesilden günümüz komedisini öğreniyorum. Kendime hep gençlik aşısı yaptım, yoksa çağ dışı kalırdım” demişsiniz. Neler öğrendiniz gençlerden?

2 sene üst üste Ahmet Kural ve Murat Cemcir’le çalıştım. Selçuk Aydemir’le çalıştım, ufku yeniliğe çok açık, değişik fikirleri var. Onlarla çağı yakaladım. 20 sene önceki oyunculuğumu beğenmiyorum. 80’lerde oyunculuk başkaydı, insanlar başka şeylere gülüyordu. Espri anlayışı da değişiyor, oyunculuk da... Rahmetli Erol Abi’yi (Günaydın) o kadar kıskanırdım ki... Baba oğul ilişkisi vardı aramızda, en yakın arkadaşları Teoman ve Athena Gökhan’dı. Erol abinin ne kadar genç kaldığını oradan anla.

Rasim Öztekin, ustası Ferhan Şensoy’un kendisine devrettiği kavuğun 5. sahibi. Duygusal
anların yaşandığı gecede hem onlar ağladı hem izleyenleri ağlattı.

‘FERHAN’LA TİYATROYA DAİR HAİN PLANLAR VAR’

‘Seksenler’ dizisi çok sevildi. Canlandırdığınız Fehmi’nin ‘icat çıkarma’ lafını çok seviyorum...

Bizim zamanımızda çok kullanılan bir laftı. Fehmi’nin babacan tavırları bende de vardır. Benden yaşlı adamlar bana ‘abi’ der mesela. Fehmi karakterinde babam, dayım hatta yan komşumuz bile var. Tam 80 kuşağı... Ferhan, çok dizi izlemez, birkaç ay önce telefon açtı “Rasim, ‘Seksenler’ diye bir dizi var, sen benim babamı oynuyorsun orada yahu” dedi. (Gülüyor.)

Sağlığınız nasıl?

İyiyim. Tiyatroya ara vermiştim. Doktorum “Bir süre canlı performans yapma” demişti. Ama yavaş yavaş ısınma hareketlerine başlayacağım. Kendime daha iyi bakıyorum. Kavuk büyük sorumluluk getirdi, daha da iyi bakmak zorundayım. Ya çok değiştirdi kavuk beni... (Gülüyor.)

Yaz için planınız var mı?

Her yaz kendime “Bu yaz dinleneceğim” diyorum. Ama Selçuk Aydemir elinde senaryoyla gelip beni kandırıyor; “Düğün Dernek” oluyor. Sonra ikinci belalım Birol Güven geliyor, “Mandıra Filozofu”nu uzatıyor. Ama bu sene “Ben yokum” dedim. Dinlenmeyi düşünüyorum. Gerçekten tatile ihtiyacım var. Ferhan’la tiyatroya dair hain planlarımız var. O yüzden biraz kafayı dinlendirmem lazım.