Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar ‘Oyuncu mistik olmalı’

        Kadınlar tarafından Türkiye'nin en centilmen erkeği seçilen Engin Altan Düzyatan, günümüzde centilmenliğin kaybolduğunu söylüyor: "Erkekler eşitlik adı altında kadınlara değer vermeyi unutmaya başladı." Düzyatan değişen kadınları, oyunculuğu, vampirleri ve Düzyatan soyadından neden vazgeçmediğini anlattı

        Aysun Öz / HT PAZAR

        Oyuncu Engin Altan Düzyatan kadınlar tarafından Türkiye'nin en centilmen erkeği seçildi. Kadınların erkeklerin kabalığından şikâyet ettiği günümüzde en centilmen erkek seçilmek mühim. Düzyatan da kişisel olarak tanımadıkları halde kadınların kendisini bu sıfata layık görmesinden dolayı mutlu. Avon'un yeni erkek parfümü Elite Gentleman'ın marka yüzü olan Düzyatan'ın röportaj sırasındaki hal ve hareketleri de centilmenliğine gölge düşürmedi. Masaya otururken sandalyemi çekmesi ilk artı puandı.

        Kadınlar sizi en centilmen erkek seçmiş... Centilmenliğin kitabını da yazacak mısınız?

        Ben değil kadınlar yazacak. Kadınlar, gerçek bir centilmenin sahip olması gereken özellikleri Facebook ve Twitter üzerinden #centilmendedigin etiketiyle bildirecek. Toplanan fikirlerle centilmenliğin kitabı yazılacak.

        Centilmenlik değişti mi?

        Toplum çok değişti. Eskiden erkekler bakımlarına ve kıyafetlerine daha çok özen gösterip kadınlara daha fazla değer verirlerdi. Artık erkekler eşitlik adı altında kadınlara değer verme kısmını unutmaya başladı. "Siz istediniz eşitliği, alın size eşitlik. Kapınızı da açmayız, sandalyenizi de çekmeyiz" gibi bir durum var. Eskiler öyle değilmiş. Hızlı yaşam içinde değerimizi de kaybetmeye başladık, bunlardan biri de centilmenlik.

        Siz kaybettiniz mi centilmenliği?

        Gerçekten kaybetmedim. Babam da öyle bir adamdı, özen gösterirdi. Bu bir kültür meselesi, hiç almadıysanız o kültürü, bir anda centilmen olarak ortaya çıkamazsınız.

        Peki ya kadınlar?

        Kadınlarda ne değişti bilmiyorum ama "Yaşamın içinde erkekler kadar yer alıyoruz" derken erkek gibi koşturmaya ve hareket etmeye başladılar. Büyük şehirlerde 15 punto ayakkabıyla koşturmak pek mümkün olmadığından önce topuklarını kaybettiler. Belki de özel zamanlar için giyinmeye başlandı. Eskiden markete giderken bile ne giyildiği önemliydi.

        Erkeksileşiyorlar mı diyorsunuz?

        Hâlâ benim etrafımda nazik hanımefendiler var.

        Belki size karşı öyleler...

        Memnunum bu durumdan.

        'DÜZYATANDAN OYUNCU SOYADI OLMAZ'

        İki adınız ve uzun da bir soyadınız var. Düzyatan'dan niye vazgeçmediniz?

        Bunu ilk düşünen Tarık Akan'dı. İlk "Koçum Benim" dizisinde oynarken Tarık Ağabey "Düzyatan'dan oyuncu soyadı olamaz" dedi. Aslında mantıklıydı ama normalde zaten herkes "Engin Altan" diyor. Bir yere yazıldığı zaman soyadım yazılıyor. Bir de ailemin soyadını bir kenara atmak istemedim. Düzyatan'ı da kabul ettirdim ülkeye...

        Daha popüler olabilir, daha sansasyonel dizilerde rol alabilirsiniz. Kendinizi saklıyorsunuz musunuz?

        Oyunculuk uzun bir yolculuk. Sürekli ortalıkta olup insanların benden sıkılmasından korkuyorum. Bir oyuncu mistik olmalı. Söylediğiniz doğru, stratejilerim arasında bu var. "Her teklifi kabul edip 2 yılda kazanacağım bütün parayı kazanayım, sonra yatarım" diye mantalitem yok. Çünkü ömür boyu oyunculuk yapacağım. Kısa sürmesini istemiyorum. Bu benim mesleğim, bunu okudum ve bu işi yapıyorum. Sonradan oyuncu olmadım.

        Son dönemde bazı oyuncular sürekli "Yarın oyunculuğu bırakabilirim" diyor. O kadar kolay mı?

        33 yaşındayım ve 15 yaşından beri oyunculuk yapıyorum. Hayatımın yarısından fazlasını oyunculuk yaparak geçirdim. 14 dizi 10 sinema filmi...

        Farklı mesleklerden, mankenlikten gelip oyunculuk yapanlar için mi daha kolay oyunculuğu bırakmak?

        Öyle bir durum olabilir, çünkü onlar için sonradan verilmiş bir karar bu. Oyunculuğu bırakamam ama tekrar dolmak için ara vermek gerek. Ancak bu işi bırakmak zor, çünkü sıkılır insan kendinden.

        Nasıl?

        O kadar alışıyorsunuz ki başka birinin içine girip başka bir ruh gibi davranma haline, oyunculuk yapmadığınızda, bir süre sonra insan kendinden sıkılabiliyor.

        Hastalıklı bir duygu değil mi bu?

        Şizofreniye çok yakındır oyunculuk. Çok sınırda bir şey.

        Ne kadar sınırdaysanız o kadar mı iyi oyuncu olursunuz?

        Yoo, ne kadar sınırdaysanız o kadar çabuk delirirsiniz. (Gülüyor...) Sınırlara girip çıkmak gerekir. Metot oyunculuğu böyle bir şey, Daniel Louis gerçek anlamda metot oyunculuğu uygulayan son kişilerdendir. Onunki şizofreniye çok yakın bir tarz. Lincoln filmini çekerken 6 ay boyunca kimse gerçek sesini ve gerçek vücut formunu görmüyor. Film bittiğinde "Çok teşekkür ederim arkadaşlar" dediğinde görüyorlar. Bu neredeyse şizofreni, neredeyse çift karakterlilik.

        'BİZDE METOT OYUNCUSU YOK'

        Bizde var mı böyle oyuncular?

        Türkiye'de metot oyunculuğu uygulayabilecek aktör yok. Çünkü bu zaman isteyen bir metottur. İlk uygulayan Marlon Brando bile "Benden sonrakiler nasıl uygulayacak bilmiyorum çünkü filmler çok hızlandı" diyor. Dünyada bunu yapabilecek aktör sayısı dördü geçmiyor. Bizde filmler 30-40 günde çekiliyor. 15 günde çekilenler bile var. Ve bu film senaryoları allame-i cihan olsanız 2 ay önce size geliyor. Türkiye'de metot oyunculuk, uygulanabilecek bir şey değil.

        'ELEŞTİRMENLER ELEŞTİRİ KALDIRMIYOR'

        Peki bizde iyi eleştirmenler var mı?

        Türkiye'deki eleştirmenler eleştiri kaldırmıyor. Bu işi hak eden ve etmeyenler var. Gerekli eğitim ve kültürdeki insanlar için hiçbir şey söylemiyorum. Sinema eleştirmeni olunmuş ama nasıl? Neye istinaden sinema eleştirmeni olmuşlar. 10 filmim var. Aralarında olmamış filmler de var daha olanlar da... Değerlendirmelerinde tek taraflı bakanlar var. Ezmek için, silmek için eleştiriyorlar. Film kötü olabilir ama içindeki oyunculuğu ayrı değerlendirmek gerekir. Ya da film gerçekten iyidir ama oyunculuklar kötüdür. O zaman da filmi değerlendirmeniz gerekir. Kolay iş değil film çekmek, çok emekler veriliyor. Eline her kalem verilen köşe yazarı ve eleştirmen oluyor. Onlar da bir çentikle filmi silebiliyorlar.

        Giyiminize kuşamınıza önem veriyorsunuz ancak geçen nafta Kelebek'teki köşesinde Melis Alphan da kıyafetinizi eleştirdi. Ne diyorsunuz bu işe?

        Gazetede bir köşesi var ve bir fotoğraf koyup kritik yapıyor. Çok önemsemiyorum ama saygı duyuyorum.

        'O vampir bize artık çok uzak'

        Yönetmenliğini yaptığınız vampirlerle ilgili bir de kısa filminiz var. Centilmen erkekler gibi vampirler de değişti değil mi?

        Vampirler modernleşti. Twilight'taki vampirler kot pantolon, spor ayakkabı giyiyor. Eski vampir filmleri gibi değil ki dünya. Sinema vampirleri insana yaklaştırma derdinde. O zaman içimizden biri gibi kabul edeceğiz. Tom Cruse'un oynadığı Vampirle Görüşme filmindeki o vampir bize artık çok uzak. Amerikan dizilerindeki vampirler mahallerinin insanları... Bu, popüler kültürün vampirleri insana yaklaştırması ve içimizden biri gibi hissetmemiz için kullandığı bir yöntem.

        30 yaşından sonra krem kullanmaya başladığınızı itiraf ediyorsunuz...

        Mesleğim gereği bakmam lazım kendime ama kırışıyorum, yaşlanıyorum. Kozmetik çok gelişti, "Sürersen daha geç yaşlanırsın" diyorlar. Nasıl spor yapıyorsam, kitap okuyorsam, film izliyorsam krem de sürüyorum. Parfüm de kullanıyorum. Parfüm erkek için önemlidir çünkü kişiliğini yansıtır.

        Evleniyorsunuz...

        İnşallah...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ