Ahmet Kıvanç

Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) sorununu ortaya çıkartan 4447 sayılı kanun 8 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu kanun ile 8 Eylül 1999’dan itibaren işe girenler açısından emeklilik yaşı kadınlarda 58’e, erkeklerde 60’a çıkartıldı. Söz konusu tarihte emekliliği hak etmiş olanlar ile emekliliği hak etmesine 2 yıldan az kalanların haklarına dokunulmadı. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının ardından 2002 yılında yapılan değişikliğe rağmen, 8 Eylül 1999 tarihinden önce çalışmaya başlayan ve emekliliğine 2 yıldan uzun süre olanların emeklilik yaşı bir anda hızla artırıldı.

EYT’liler, bu düzenlemeyle kazanılmış haklarının ellerinden alındığını, maç devam ederken oyunun kurallarının değiştiğini belirtiyor. Bu argümana karşı çıkanlar ise sosyal güvenlikte kazanılmış hak olmadığını, beklenen hak olduğunu iddia ediyor.

AYM 4447 SAYILI KANUN İÇİN NE DEMİŞTİ?

Dönemin anamuhalefet partisi Fazilet Partisi, 4447 sayılı kanunun emeklilik yaşını kademeli olarak artıran maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) yaptığı başvuruda, 8 Eylül 1999 tarihinden önce çalışmaya başlamış olanların emeklilik yaşını kademeli olarak artıran maddelerin "kazanılmış haklara saygı" ilkesine aykırı olduğunu savundu.

Anayasa Mahkemesi ise yasanın yürürlüğe girdiği tarihte emekliliğe hak kazanmış olanlarla emekliliğine iki yıl ve iki yıldan az kalmış olanlara emekli olabilmeleri için yaş ve hizmet süresi konularında ek bir yükümlülük getirilmediğinden, bunlar yönünden Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına hükmetti.

AYM, kademeli geçişle ilgili hükümleri düzenleyen fıkrada ise sigortalılık süresi yönünden yapılan kademelendirmeler arasında adil olmayan geçişler yapıldığı kanaatine vardı. Sigortalılık süresi 10 yıldan az olan kadın ile sigortalılık süresi 15 yıldan az olan erkek sigortalıların, kendi aralarında kademelendirme yapılmayarak, bir günlük sigortalılık süresi olan kişiyle aynı yaş grubuna bağlı tutulmalarını Anayasa'ya aykırı buldu.

“ADİL, MAKUL VE ÖLÇÜLÜ OLMALI”

Gerekçeli kararın kademeli geçişle ilgili bölümünde, kademelendirmenin sadece sigortalılık süresi üzerinden yapılmasının adaletsizliğe yol açtığı vurgulandı. Kararda, şöyle bir örnek verildi:

“Aynı işyerinde aynı tarihte işe başlayan ve 14 yıl birlikte çalışan iki erkek sigortalıdan birisinin 18 yıl öncesine ait bir günlük sigortalılığı olması durumunda 43 yaşında, diğeri ise ancak 56 yaşında emekli olabilecektir. Ya da 20 yıl sürekli çalışmış 7200 gün prim ödemiş bir sigortalı 50 yaşında emekli olabilecek iken, 23 yıl sigortalılık süresi olan ancak 14 yıl çalışmış bir sigortalı 43 yaşında emekli olabilecektir.

Sigortalılık süresi yönünden yapılan kademelendirmeler arasında adil olmayan geçişler yapılmıştır. Sigortalılık süresi bir günlük farkla alt kademeye indirildiğinde yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için 2 yıl daha bekleme zorunluluğu doğmaktadır.”

Hukuk güvenliğinin sağlanmasının hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşulu olduğu vurgulanan kararda, Anayasa'nın 60. maddesinin gerekçesinde, sosyal güvenlik hakkının, çalışanların yarını ve güvencesi olduğunun belirtildiğine dikkat çekildi. Kararda şöyle devam edildi:

“Yaşlılık, gerçekleşmesi yönünden diğer sosyal risklerden ayrı özelliğe sahiptir. Yasalarda emeklilik yaşının kesin olması nedeniyle, sigortalı yarınını bu güvenlik içinde planlamaktadır. Sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir. Sosyal güvenlik kuruluşları, çalışanların geleceğine ilişkin güvenini sağlamak durumundadır. Bu sağlanamadığı takdirde sosyal güvenlik kavramından da bahsedilemez. Bu nedenle, sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerin hukuk devletinde olması gereken hukuk güvenliğini zedelemeyecek biçimde adil, makul ve ölçülü olması zorunludur.”

KARŞI OY YAZISINDA “BEKLENEN HAK” VURGUSU

Gerekçeli kararda, yaşlılık aylığının hesaplanmasında gösterge ve katsayı sistemi yerine ortalama yıllık kazanç esası getirilmesine ilişkin maddenin kazanılmış haklara aykırı olduğu iddiası değerlendirilirken de "Kazanılmış haktan söz edilebilmesi için, objektif ve genel hukukî durumun kişisel bir işlemle özel hukuki duruma dönüşmesi gerektiğinden yapılan değişikliğin kazanılmış haklarla ilgisi bulunmamaktadır" denildi.

Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin ile üyeler Fulya Kantarcıoğlu, Ertuğrul Ersoy ve Tülay Tuğcu ise kademeli geçişle ilgili fıkranın iptaline karşı çıktı. Dört üyenin karşı oy yazısında, şu görüşlere yer verildi:

“Emeklilik ya da yaşlılık aylığı, buna hak kazanarak beklenen hak olmaktan çıkıp kazanılmış hakka dönüşmedikçe kazanılmış bir hakkın ihlâlinden söz edilemez. Hukuk devleti ilkesine aykırılık savının geçerli olabilmesi için bu tür bir hak ihlâlinin bulunması gerekir. Yasakoyucunun, sosyal güvenlik alanında yeni bir düzenleme yaparken daha önce sisteme girmiş olanlarla ilgili geçiş hükümleri getirmek suretiyle bu kişilere kimi olanaklar sağlayacağı açıktır. Sosyal sigorta sisteminin teknik gereklerine göre yapılan kademelendirmeleri esas alan dava konusu kuralların belli ölçüleri gözetmiş olması nedeniyle adil olmadığı ileri sürülemez. Geçiş hükümleriyle tanınan olanakların ölçüsü ise yasakoyucunun takdir yetkisiyle ilgili bir husus olup bu yetki kullanılırken anayasal sınırlar da aşılmamıştır.”

AYM 2002’DEKİ DEĞİŞİKLİKTE ADİL, ÖLÇÜLÜ, MAKUL KRİTERİNE BAKMADI

AYM’nin iptal kararının ardından 2002 yılında çıkartılan 4759 sayılı kanunla kademeli geçiş yeniden düzenlendi. Bu değişiklikten sonra Çorum İş Mahkemesi, yasadan etkilenen bir kişinin davasında yeni düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla iptali için AYM’ye başvurdu. AYM, Esas Sayısı 2003/18, Karar Sayısı 2004/88 numaralı kararında, yeni düzenlemeye geçişte önceki kuralların gözetildiği gerekçesiyle iptal başvurusunu reddetti. Kanunun ilk halindeki çelişkiler ikincisinde de büyük ölçüde devam ediyor. Ancak, AYM bir önceki kararında altını çizdiği “adil, ölçülü ve makul” olma zorunluluğuna bu kararında hiç değinmedi. Milyonlarca EYT’linin esas mağduriyeti bu hızlı geçişten kaynaklandı.

AYM’NİN SOSYAL GÜVENLİKTE KAZANILMIŞ HAK KRİTERİ

Anayasa Mahkemesi’nin kazanılmış hak ve beklenen hak konusuna bakışını anlayabilmek için başka kararlara da bakmak gerekiyor. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun bazı maddelerinin iptaline ilişkin bir başvuruyla ilgili 2017/47 Esas ve 2017/84 Karar sayılı gerekçeli kararda şöyle denildi:

"Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bu nitelikte değildir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış hakları etkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin hukuk devleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez."

Anayasa Mahkemesinin 04.02.2010 tarihli 2007/83 Esas, 2010/28 Karar sayılı kararında ise kazanılmış hakkın sınırları şöyle çizildi:

 “Temelde asli bir yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan yasa ile bağımlı bir yetkiyle çıkarılan tüzük, yönetmelik, kararname gibi yürütmenin genel düzenleyici işlemlerini içeren kural işlemler, objektif ve genel hukuksal durumlar yaratırken, düzenledikleri konularda statü oluştururlar. Kişilerin bu statülere alınmaları, özel ve kişisel bir işlemle (şart işlemle) olur. Kazanılmış hak, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak, bir hak sağlamaya elverişli objektif yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlar için doğan şahsi hakkın korunması anlamında kabul edilmektedir. Buna göre kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan (maaş gibi) tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar bu nitelikte değildir. ‘Statü hukuku’ esasına dayalı nesnel ve düzenleyici kuralların egemen olduğu idare hukuku alanında statü hukukunun olanak verdiği oranlarda ve koşullarda, genel durumun kişisel duruma dönüşmesinden sonra kazanılmış haklar ortaya çıkabilmektedir. Objektif ve genel hukuksal durumun, şart işlemle özel hukuksal duruma dönüşmesi kazanılmış hak yönünden yeterli değildir. Kural işlemler her zaman değiştirilebilir ya da yargı organları tarafından Anayasa’ya veya yasaya aykırı görülerek iptal edilebilir. Kural işlemin değişmesi ya da ortadan kaldırılması, ona bağlı kişi ile ilgili şart işlemi de etkiler. Bu durumda ilerisi için kazanılmış haktan söz edilemez. Ancak kişi, yeni kural tasarrufa göre oluşan statüde yerini alır.”

Yarın: Çalıştıkça emekli aylığı nasıl düşüyor?

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri

 

1881 -
1938