OVP vatandaşa ne kazandıracak?
Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek'in açıkladığı yeni programın vatandaş cephesindeki bilançosu: Daha düşük enflasyon, kira ve gıda için yeni adımlar, daha adil vergi hedefi…
TÜRKİYE ekonomisinin önündeki üç yıllık yol haritasını belirleyen Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de hazırlık sürecini yürüttüğü 2027-2029 dönemini kapsayan programda; enflasyondan istihdama, gıdadan konuta ve vergiden sosyal politikalara kadar vatandaşın günlük hayatını doğrudan veya dolaylı ilgilendiren çok sayıda başlık bulunuyor.
Peki vatandaş bu programdan ne kazanacak? Yanıtı aranan en kritik soru bu…
Yeni Orta Vadeli Program’a bu gözle baktığımızda karşımıza klasik bir “büyüme-enflasyon-bütçe” tablosundan daha fazlası çıkıyor.
Cevabı baştan vermek gerekirse, “Yarın cebine girecek ilave para” değil, programın daha önemli bir hedefi var: “Paranın değer kaybının durması, hayat pahalılığının hız kesmesi ve geniş kesimlerin yeniden satın alma gücü kazanması.”
Program, 2026 sonunda yüzde 28,4 olması beklenen TÜFE’nin 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a indirilmesini hedefliyor. Aynı dönemde büyümenin yüzde 5’e yükselmesi ve işsizliğin yüzde 7,6’ya gerilemesi öngörülüyor.
ENFLASYON İLE FİYAT DÜŞÜŞÜ FARKLI
Burada kritik mesele, enflasyonun düşmesiyle fiyatların düşmesinin aynı şey olmadığıdır. Vatandaşın bunu özellikle bilmesi gerekiyor.
Etin, sütün, kiranın, elektriğin veya bir otomobilin fiyatı bir gecede eski seviyesine dönmeyecek. Fakat fiyatların artış hızı kalıcı biçimde düşerse, ücret ve aylıkların satın alma gücünü yeniden kazanmasının önü açılacak.
Yeni OVP’nin vatandaş açısından gerçek testi şudur: Maaşın ne kadar arttığı değil, maaşın enflasyon karşısında ne kadar değer kazandığı.
YÜKSEK ENFLASYON DİZGİNLENMELİ
Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı en büyük ekonomik sorunlardan biri yüksek enflasyonun gelir dağılımını bozmasıydı. Enflasyon, özellikle sabit ve düşük gelirli kesimi daha fazla vuruyor. Çünkü yüksek gelirli vatandaşın tasarruf ve yatırım imkânları daha genişken, düşük gelirli vatandaş gelirinin büyük bölümünü gıda, kira, ulaşım ve enerji gibi zorunlu harcamalara ayırıyor. Bu nedenle enflasyonla mücadele aynı zamanda sosyal adalet mücadelesidir.
Yeni OVP’de de fiyat istikrarının kalıcı olarak sağlanması, gelir dağılımında adaletin gözetilmesi ve düşük gelirli kesimlerin refahının desteklenmesi hedefleniyor.
Programın en önemli stratejik tarafı burada. Enflasyon yüzde 9’a indiğinde mesele yalnızca TÜFE rakamının düşmesi olmayacak. Eğer ücretler de bunun üzerinde reel olarak artabiliyorsa, vatandaşın cebinde “zamdan sonra kalan para” büyümeye başlayacak.
EN BÜYÜK YARA GIDA VE KİRA ENFLASYONU
OVP’nin vatandaşa en doğrudan dokunabilecek iki alanı ise gıda ve konut. Program, kaliteli gıdaya makul fiyatlarla erişimi hedefliyor. Tarımsal üretimde maliyet baskılarının azaltılması, üretim planlamasının güçlendirilmesi, arz-talep dengesinin gözetilmesi ve gıda fiyatlarındaki oynaklığın azaltılması amaçlanıyor. Programda bunun özellikle düşük gelirli kesimlerin refahını desteklemesi gerektiği açıkça belirtiliyor.
Türkiye’de artık enflasyonla mücadeleyi sadece faiz ve para politikası üzerinden konuşmak yetmiyor. Domatesin, etin, sütün, ekmeğin maliyetini de konuşmak zorundayız.
Aynı şekilde konut politikası da OVP’nin sosyal tarafını güçlendirebilir. Dar gelirliler, engelliler ve yeni evlenecek gençler için sosyal konut üretiminin hızlandırılması ve kira artışını sınırlandırmak amacıyla kiralık sosyal konutların yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Konut arzı artmadan kira sorununu kalıcı biçimde çözmek kolay değil. Dolayısıyla burada doğru strateji, sadece kiraya sınır koymak değil; piyasaya yeni ve erişilebilir konut arzı sokmak.
DAHA AZ VERGİ YOK
Vatandaşın merak ettiği bir başka soru: “Vergiler azalacak mı?” OVP’ye bakarak böyle bir sonuç çıkarmak doğru olmaz. Tam tersine, sosyal güvenlik primleri dahil vergi yükünün milli gelire oranının 2027’de yüzde 24,8, 2028’de yüzde 24,9 ve 2029’da yüzde 25,1 olması öngörülüyor.
Ancak burada başka bir hedef var: “Daha az vergi değil, daha adil vergi.”
Kayıt dışılıkla mücadele, vergi tabanının genişletilmesi ve vergi politikalarının gelir dağılımında adaleti gözetmesi programın önemli başlıkları arasında yer alıyor. Bu yaklaşım doğru uygulanırsa, vergisini düzenli ödeyen vatandaş açısından vergi yükünün daha geniş ve adil bir tabana yayılması sonucunu doğurabilir.
Ama bunun gerçekleşmesi için yalnızca kayıt dışıyla mücadele yetmez. Vergi sisteminin gerçekten kazanç arttıkça daha adil çalışan, dolaylı vergilerin yükünü düşük gelirlinin üzerinde daha az bırakan bir yapıya doğru evrilmesi gerekir.
İSTİHDAMDA YENİ HİKAYE LAZIM
OVP’nin gözden kaçırılmaması gereken bir başka tarafı istihdam. Programda istihdamın yıllık ortalama 711 bin kişi artması, toplam istihdamın 2029’da 34,7 milyona ulaşması ve işsizliğin yüzde 7,6’ya gerilemesi öngörülüyor. Bu hedef gerçekleşirse ekonominin vatandaşa vereceği en kıymetli şeylerden biri düzenli gelir olacak.
Sosyal devletin de refahın da en sağlam zemini istihdamdır. İş bulan vatandaşın yalnızca geliri artmaz; sosyal güvenliği güçlenir, ailesinin geleceğe ilişkin kaygısı azalır, tüketim ve tasarruf kapasitesi yükselir.
Özellikle gençlerin ve kadınların işgücüne katılımının artırılması bu nedenle yalnızca ekonomik değil, sosyal bir meseledir.
KÜRESEL RİSKLER
Ben OVP’yi değerlendirirken yalnızca bugünün enflasyonunu değil, Türkiye’nin önündeki riskleri de dikkate almak gerektiğini düşünüyorum. Dünya artık eski dünya değil. Enerji fiyatları, jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları, tedarik zincirleri, yapay zekâ ve dijital dönüşüm ekonomilerin kaderini belirliyor.
Türkiye’nin enerjide ve kritik girdilerde dışa bağımlılığını azaltması, yerli üretim kapasitesini artırması ve yüksek katma değerli üretime geçmesi bu nedenle enflasyon kadar önemli.
OVP’nin yerli ve yenilenebilir enerji, kritik girdilerde dışa bağımlılığın azaltılması, verimlilik, teknoloji, yapay zekâ ve nitelikli insan kaynağına yaptığı vurgu, bugünün sorunundan çok yarının Türkiye’sine hazırlık olarak okunmalı.
OVP’ye stratejik olarak baktığımızda şunu görüyoruz:
Vatandaşın beklediği şey rakam değil, sonuç.
OVP’nin vatandaşa doğrudan “şu kadar zam, şu kadar vergi indirimi” vaat eden bir program olmadığını açıkça söylemek gerekiyor. Ama başarılı uygulanırsa vatandaşın hayatında çok daha önemli bir değişiklik yaratabilir:
“Daha düşük enflasyon, daha öngörülebilir fiyatlar, daha güçlü istihdam, daha erişilebilir konut ve daha adil bir vergi sistemi.”
Bunların hepsi aynı anda gerçekleşirse Türkiye’nin ekonomik hikâyesi değişir.
O zaman vatandaşın asıl kazancı sadece maaş bordrosunda görünmez.
Markette, kirada, faturada ve geleceğe ilişkin beklentisinde görünür.
Benim açımdan yeni OVP’nin en kritik cümlesi yüzde 9 enflasyon hedefi değil. Asıl kritik olan, bu hedefe giderken büyümenin, üretimin, istihdamın ve sosyal adaletin birlikte korunabilmesi.
Çünkü Türkiye’nin artık sadece enflasyonu düşürmeye değil, enflasyonu düşürürken vatandaşın refahını artırmaya ihtiyacı var.
Ekonomide gerçek başarı, enflasyonu düşürüp vatandaşa “sabret” demekten ziyade; enflasyonu düşürürken vatandaşın önünü görebildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve geleceğe güvenle bakabildiği bir düzen kurabilmektir.
Yeni OVP’nin sınavı da tam olarak budur.
Maden