Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Öznur KARSLI / GAZETE HABERTÜRK

Kadınlar arasında daha yaygın olan tiroit kanseri, günümüzde tedavi edilebilir bir hastalık olsa da, ameliyat sonrası yapılan ve halk arasında “atom tedavisi” olarak bilinen radyoaktif iyot tedavisi, kimi hastaları ameliyata göre daha fazla korkutuyor... Tiroit ameliyatı sonrasında pek çok hastanın görmesi gereken “atom tedavisi”, hastanelerin kurşun zırhlı duvarlar ve zeminlerle kaplı özel odalarında, hastanın sadece kendisiyle baş başa kaldığı bir ortamda yapılıyor. 3 ile 5 gün arasında değişen sürede bu odalarda kalan hastalar, sadece koruyucu kıyafetler giymiş sağlık görevlileriyle iletişim kurabiliyor. Bu süre zarfında odanın dışına hiç çıkamıyorlar. Tedavinin ardından odadan çıktıktan sonraki ‘izole’ hayatları da yaklaşık 1 ay sürüyor. Hasta, vücudundaki radyasyonu atana kadar, ailelerinden, çocuklarından uzakta kalıyor. Bu süreçte başka bir yerde kalma şansı olmayanlar ise evdekilere bir, hamilelere ve çocuklara 3 metreden fazla yaklaşamıyor. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, haftada 20 hastayı radyoaktif iyot tedavisi için kabul ediyor. Hastalar bu tedavi için ekstra bir ücret ödemiyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Bölümü’nden Prof. Dr. Haluk Burçak Sayman, tiroit kanserinin yüzde 90’ının tedavi edilebilir olduğunu söylüyor.

‘OĞLUMU ÖPÜP KOKLAYAMAYACAĞIM’

27 yaşındaki Nigar Cevahirefendioğlu, tiroit kanseri teşhisinin ardından, “atom tedavisi” görmeye başlayan hastalardan biri. 1 çocuk annesi Cevahirefendioğlu, 13 Ocak günü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı’nda “atom odası”na girmeden önce duygularını HABERTÜRK’e anlattı: “Tiroit kanseri genetik bir hastalık. 3 ay önce tiroit kanseri olduğumu öğrendim. 4 yıllık evliyim ve 1 oğlum var. Ameliyat oldum. Oğlumu yalnız bırakmak beni çok üzüyor. Atom odasındaki sürenin sonunda, yalnız geçirmem gereken süre 3 haftayı bulabilirmiş. Oğlumu, radyasyonun ona geçmemesi için öpüp koklayamayacağım. Ona 3 metreden fazla yaklaşamayacağım. Bu odadan çıkınca otelde kalmayı düşündüm, ancak oğlumun psikolojisi bozulur diye vazgeçtim. Evimdeki yatak odamdan çıkmayacağım uzun bir süre. Kız kardeşim bize gelip oğluma bakacak. İlk defa ayrılacağız oğlumla. Evde kullanacağım eşya, tabak, çatal, havlu gibi tüm eşyaların ayrı olması gerekiyor. Kendimi tatile çıkacak gibi hissediyorum, atom odasında sıkılmamak için yanıma kitap aldım. Sağlığım için başka alternatifimiz yok.”

‘2 HAFTA KENDİMİ ÜST KATA HAPSETTİM, ORMANA ATTIM’

29 yaşındaki Melike S. ise, 2013 yılının son aylarında boğazındaki şişliği fark edince gitmiş doktora: “Biyopsi sonucunda kanser olduğumu öğrendim. Teşhisten 3 gün sonra ameliyata girdim. Radyoaktif iyot tedavisi görmem gerektiği söylendi. Depresyona girdim. Psikolojim bozuldu. 31 Aralık 2013 tarihinde atom tedavisine başladım, ilk atomu aldım. Deli gibi su içtim, sürekli duşa girdim. Tükürük salgısını artırmak için sürekli sakız çiğniyordum. Eve döndüğümde kendimi hapsettim. Üst katta ben, alt katta ailem kalmaya başladı. Aynı evin içinde 2 hafta ailemin yanına hiç inmedim, çocuklara yaklaşmadım. Kendimi ormana attım, yürüyüş yaptım. Çok zor bir süreçti. Ömür boyu kullanmam gereken bir ilaç var. Onun dışında mutluyum. Evlendim, şimdi 7 aylık hamileyim.”

ATOMU ATMAK İÇİN SAKIZ ÇİĞNİYORLAR

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı’ndaki “atom tedavisi” odaları, kurşun zırhlı duvarlar ve camlardan oluşuyor. Özel odalarda plazma TV, buzdolabı, tuvalet bulunuyor. 150- 300 miligramdan oluşan atom kapsül ilaçları tek kullanımlık... Hastaların, bu ilacı vücutlarından atabilmesi için günde en az 5 litre su içmeleri ve sık sık tuvalete çıkmaları gerekiyor. Tükürük bezlerinin çalışması için de gece yatmadan önce bol bol limon yalayıp sakız çiğnemeleri isteniyor. “Atom tedavisi” sonunda da en az 1 hafta bir dizi kural var. Hastalar, eşleriyle ayrı yatıyor, 10 yaşından küçük çocuklara ve hamilelere yaklaşamıyor. Çocukları bağrına basmak gibi hareketlerden de kaçınmak gerekiyor. Arabayla yapılacak seyahatlerde, arka koltukta ve şoförün çaprazında oturmaları, araba yolculukları süresinin de 1.5 saati geçmemesi gerekiyor.

Prof. Dr. Mustafa Demir, hastaların psikolojisini şöyle anlattı: “Atom tedavisi sırasında yurtdışındaki oğluyla konuşan bir hastamız, ‘oğluna telefondan radyasyon geçip geçmediğini’ sordu. Tedavi sırasında kullandığı cep telefonunu hastanede bırakan hastamız dahi var.”