Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından halkı bilgilendirmek ve din üzerinden yapılabilecek istismarlara karşı bilinç oluşturmak amacıyla FETÖ'nün din anlayışını bizzat kendi kaynaklarından tespit etmek amacıyla Kendi Dilinden FETÖ - Örgütlü Bir Din İstismarı Raporu hazırlanmıştır. 

3. HZ. ALİ VE  ABDÜLKADİR GEYLANİ CEMATİN ARASINDA

09.04.1989 tarihinde Pendik’te yaptığı konuşmasında ise meclislerine yeni isimleri dâhil etmektedir: “…Belki şu anda sıkışmışsınız. İğne atsan yere düşmez sözüyle ifade edilecek mahiyettesiniz. Ama ruhaniler için maddiye bahis mevzu değildir. Zannediyorum bu drahşan nasiyeler arasında Şah-ı Geylanî’lerden Hz. Ali’lere kadar bir sürü evliya, ebrar ve asfiya sizinle beraber belki şu anda bu camiye gelmişlerdir. Belki Cenab-ı Hakk’ın size ihsan edeceği feyizden onlar da istifade ediyor. Belki sizin kuva-i maneviyenizi takviye ediyor. Belki sizin için te’yidatta bulunuyor. Belki tavassut ediyor, vesile oluyor. Belki dualarınızın hakka ulaşmasında araya giriyorlar. Belki ya Rabbi ne olur bunlar için diyorlar, sizin için yalvarıyorlar. Ehl-i keşif ehl-i mükaşefe bunu görüyor. Bize sadece bunu nakletmek düşüyor.”(Pendik-1 (Kendimizi Sorgulama),dk.10:21)

4. HZ. AİŞE VALİDEMİZ, KADIN CEMATİNİN ARASINDA

15.04.1990 tarihinde Süleymaniye Camii’nde yaptığı bir konuşmasında ise yapısına mensup kadın cemaati de motive etmeyi ihmal etmemektedir. Bu bağlamda Hz. Aişe validemizden bahsettikten sonra O’nu kast ederek: “… anam bağışlasın beni, belki de buradadır, bacılarımız ile beraberdir”. (Süleymaniye-04-Nefse Karşı Büyük Kavga- 15.04.1990.divx; dk. 1:23:00 vd.) demektedir. İslam itikadına göre ölümle birlikte insanın dünyaya yönelik tasarrufu ve mükellefiyeti biter, dünyaya dönme imkân ve ihtimali de ortadan kalkar. Çünkü bu dünya imtihan alanı, ölüm sonrası hayat ise hesap verme evresidir. Dolayısıyla vefat etmiş olan insanların ne kadar büyük zâtlar olursa olsun tekrar dünyaya gelip yaşayanların arasında gezinmeleri ve onlarla ilgili birtakım tasarruflarda bulunmaları söz konusu değildir. Nitekim Cenâb-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.” (Bakara, 2/141) Sahabe, tabiîn ve müctehid imamlardan vefat etmiş olanların tekrar dünyaya dönüp yaşayanların arasına katılarak birtakım tasarruflarda bulunduklarına dair ne bir örnek ne de muteber bir bilgi nakledilmiştir. Tam aksine fakihler, derecesi ne kadar yüksek olursa olsun ölmüş kimselerin ruhlarının yaşayanlar arasında hazır bulunup birtakım tasarruflar yaptıklarına inanmanın, kişinin imanını zedeleyebileceğini söylemişlerdir. (İbn Nüceym, el-Bahru’r-râik, II, 321; V, 134; Şeyhizâde, Mecmeu’l-enhur, I, 691.)

Konuşmaların bağlamları da dikkate alındığında öyle görünüyor ki yapıya büyük maddi katkılar sağlayacak birtakım insanların ikna edilebilmesi için Gülen, geçmiş İslam büyüklerinin cemaatinin arasında yer aldığını ve faaliyetlerini desteklediğini söylemek suretiyle güçlü bir psikolojik atmosfer oluşturmayı hedeflemektedir. Doğal olarak Hz. Aişe validemiz kadın mensupları arasında dolaşırken; Hz. Ali, Hasan-ı Basrî, İmam Ebû Hanife, Mevlana, Abdülkadir Geylânî de erkek cemaatinin arasında dolaşacak ve örgüte bağışlanacak arsaları ne kadar beğendiklerini ifade edecek ve projelere katkı sağlayacaktır. Dolayısıyla bu isimlerin halkımız nezdindeki saygınlığını istismar etmek amacıyla bilinçli olarak seçildiği anlaşılmaktadır.