Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Eğitim Kutlu Esendemir, rektör adayı Prof. Dr. Harun Cansız ile konuştu....

        SEKİZ yıldır “dünyanın en iyi 500 üniversitesi listesi”ne girmeyi başaran Türkiye’nin en gözde yüksek öğretim kurumlarından İstanbul Üniversitesi, 20 Aralık Perşembe günü yeni rektörünü belirleyecek. 2 bin 700’e yakın öğretimüyesinin oy kullanacağı seçimlerde, Rektör Prof. Dr. Yunus Söylet yeniden adaylığını açıklarken, karşısında 5 zorlu rakip daha var. Bu rakiplerden en öne çıkansa, “Değişim olacak” sloganıyla rektörlük adaylığını açıklayan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Harun Cansız. YÖK üyesi de olan Prof. Dr. Cansız’la, tarihi İstanbul Üniversitesi’ndeki rektörlük seçimini adaylık sürecini ve hakkında ortaya atılan iki eşli olma suçlamasını konuştuk. 

        Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde bilimsel çalışmalarınıza devam ederken neden rektör adayı oldunuz?

        Türkiye yeni bir ülke olma sürecinde. Yeniden dünya sahnesine çıkma sancıları geçiriyor. Demokratikleşiyor. Geçmişiyle yüzleşiyor. Bölgesinde etkili, dünyada örnek bir ülke olmak için kabuğunu yırtıyor, geleneksel kurumları, ekonomisi, siyaseti değişiyor, yeni bir Anayasa arayışında. Türkiye tümpotansiyeliyle harekete geçiyor. Bu süreçte, üniversitenin etkili bir özne olduğunu söyleyemiyoruz.

        Neden?

        Yeni üniversiteler açılıyor, teknoloji ve bilişimalanındaki devrimler dünyada olduğu gibi ülkemizde de genç ve dinamik nüfusun ufuklarını açıyor. Üniversitelerimizin donanım açısından, öğrenci açısından, dinamizmi açısından dünyadan geri kalır bir yanı yok. Çapa ve Cerrahpaşa’danmezun olmuş öğrencilerimiz dünyanın her yerinde mesleğinin zirvesindeler. Yani genetik bir problemimiz de yok. İstanbul Üniversitesi, Avrupa ve ABD’nin güçlü üniversiteleri ve döner sermayesi bol ticari özel üniversitelerin yetenek deposu haline gelmiş. Öncü hüviyetini yitirmiş, içine kapanmış, söküğünü dikemez olmuş.

        ‘ANLAYIŞ ÇAĞI YAKALAMALI’ 

        İstanbul Üniversitesi, “dünyanın en iyi 500 üniversitesi” arasına giren tek akademik kurum. Sizce yolunda gitmeyen ne var?

        Sahip olduğu imkan ve potansiyel dikkate alındığında, üniversitemizin hak ettiği yerde olmadığına inanıyorum. Bu üniversitenin dünyanın ilk 500 değil, ilk 100 üniversitesi arasına girmemesi için hiçbir neden yok. Problemsadece bir kavrayış ve yönetim problemi. Üniversiteye hâkimyönetimanlayışının çağımızı yakalaması gerekiyor. Ülkemiz yeniden dünya sahnesine çıkma sürecinde yakın geçmişiyle, potansiyelleriyle, bölge dinamikleriyle yüzleşirken, üniversitemiz 12 Eylül’den beri onun önünü tıkayan bir yönetim anlayışınamahkûmkalmış. 

        Ankara’dan, YÖK’ten bakıldığında, İstanbul Üniversitesi nasıl görünüyor?

        YÖK adına konuşma yetkisi ve haddini kendimde görmüyorum. Ama ülkemizin ve dünyanın geçtiği bu tarihsel süreçlerde, İstanbul Üniversitesi’nin etkili bir özne olduğunu, üniversitemizin dünyada ilk 100’de yerini aldığını görmek istiyorumve değerli YÖK üyelerimizin de benimle aynı kaygıları taşıdığı, aynı duyguları paylaştığı inancındayım.

        ‘Öğrenci etkinlikleri demokrasinin teminatı’

        YÖK, Türkiye’nin kuruluşundan bu yana tartıştığı kurumlardan biri. YÖK üyesi olarak, bu kurumun kaldırılmasından yanamısınız?

        Ülkemizde yükseköğretimin gelişimine ilişkin düzenleme denetimve koordinasyon fonksiyonlarının yerine getirilmesine her halükârda ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Önemli olan bu ihtiyacın tümüniversitelerin adil temsil ve katılımıyla oluşacak bir demokratik yapılanma ve işleyiş içerisinde gerçekleşmesi. Çabalarımda bu sürecin gelişimini sağlama amacına dönük.

        İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciler, demokratik taleplerinin, kolluk güçleri tarafından sert müdahalelerle önlendiğini belirtiyor.

        Fiziki kuvvet ve silah kullanılmadığı müddetçe, öğrenci etkinliklerine müdahaleyi doğru bulmuyorum... Öğrencilerimiz, demokratik talepleriyle katılımcı bir demokrasinin, şeffaf bir yönetimin, adil ve özgür bir kurumsal kültürün teminatıdır. 

        Başbakan Erdoğan’ın 2023 vizyonu olarak nitelediği hedefler, akademik olarak sizin için de geçerlimi?

        Üniversitelerin ülkelerin vizyonunun geliştirilmesine ve gerçekleştirilmesine katkıda bulunması çok tabiidir. İstanbul Üniversitesi, günün ve geleceğin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, düşünce, bilgi, bilimve pratikleri birleştiren ve güncelleyerek aktaran bir kurumolmalı. Bizimüniversitemiz bilgiyi bugün ve yarın için üretecek, öğretecek, sunacak ve yayacak. Araştırma-geliştirmeyle ülkemizin bugün ve yarın ihtiyacı olanları üretecek, eğitimfaaliyeti ve disipliniyle öğretecek, topluma, siyasal aklın karar süreçlerine ışık tutarak paylaşacak ve bunu yayın faaliyetleriyle yayacak. Bunun için bir bütün olarak, tüm fonksiyonlarını senkronize ederek, etkin ve yetkin olmak durumunda. 

        Rektör seçilirseniz, Türkiye’de fahri doktora vereceğiniz ilk kişi kim olurdu? Benim mesajım birlikte yönetim, yani yönetişimdir. Talip olduğumise koordinatör bir rektörlüktür. Fahri doktoralıkları da öğretim üyesi arkadaşlarımın katılımıyla yapacağımız bir düzenleme ve karar süreciyle vereceğiz. Benimarzum, teşvik ve örneklik olması anlamıyla, Türkiye’nin dünya sahnesine çıkışına katkıda bulunan, toplumumuzda, bölgemizde, dünyada hepimizin hayatına ve geleceğine olumlu katkılarda bulunan insanları seçerek bir vefa göstermek olacaktır.

        Seçim sloganlarınızdan birinde, “Mobbing’e izin vermeyeceğiz” diyorsunuz? Akademik kurumlarda ve İstanbul Üniversitesi’nde mobbing yaygın mı?

        Mevcut sistem yönetim yapısı içindeki otoritesini, bezdirme, yıldırmayla derinleştiriyor. Dayattığı mutlak otorite ve kontrol, iş güvencesizliği, hiyerarşiye dayalı yönetim kültürü, doğal olarak rencide etmenin, ötekileştirmenin, mobbing’in tüm üniversitelerimizde yaygınlaşmasına neden oluyor. Öğretim üyelerimizin en büyük şikâyeti budur. Fakültelerde toplantılar düzenledik ve öğretim üyelerimizi dinledikçe, zaman zaman kampanyamızda sadece mobbing’i esas alalım diye düşündüğüm oldu. Konuştuğumuz yüzlerce öğretim üyesinden, her 4 arkadaşımdan 1’i bundan şikâyetçi oldu. 

        Üniversite gibi bir kurumda mobbing nasıl olabilir?

        Biz mobbing’i onurlu bir yaşam hakkının ihlali, bir terör ve şiddet eylemi olarak görüyoruz. Bu konuda hemen atmak istediğimiz somut adımlar var: Mobbing hattı kurmak, güvenilir bir hukuki süreç oluşturmak, mobbing şikâyet başvurularının kurumsal hiyerarşiyi bypass ederek doğrudan yapılabileceği ve bu gibi konularda duyarlı arkadaşlarımızdan oluşacak bir etik merkez kurmak istiyoruz. Nitekim, katılımcılık ve yönetişim esaslı yönetim anlayışımızla hiyerarşik yapının da zayıflatılması amacındayız. Adil, özgür, demokratik ve katılımcı bir üniversite kültür ortamında bu sorunları aşacağımıza inanıyorum.

        ‘Bütün fakültelerden destek alıyoruz’

        En yoğun desteği hangi fakültelerden alıyorsunuz?

        Kampanyayı tüm fakültelerde yürütüyoruz. Kısa sürede çağrımıza büyük bir teveccüh geldi. Organik ve her gün genişleyen gönüllü halkaları oluştu. Bütün fakültelerden destek alıyoruz. Yarışın iktidar imkânlarıyla kampanya yürüten Yunus Hocamızla benim aramda olduğu ilk 2 haftada belli oldu. Değişim, reform ve yönetim değil yönetişime çağrı kampanyamızın kazanacağı inancındayız.

        Adaylığınız için bir Karadenizlilik dayanışması söz konusu mu?

        Kendilerine Karadenizli diyen, aralarında özel işaretlerle anlaşan birtakım öğretim üyeleri gruplar halinde gelip destek sözü filan vermedi. (Gülüyor) Geçen gün Twitter’da, “suyun ötesinden rektörler devrine son vermekten ve benim yerli olduğumdan” bahseden bir destek mesajı gördüm ve üzüldüm. Bunlar sevimsiz ve ilkel yaklaşımlar. Tüm meslektaşlarımın hemşeriliğin üzerinde kaygısı olduğuna inanıyorum.

        ‘Özel hayata girmeyi terör sayarım’

        Yoğun temponuzdan aileniz şikâyetçi değil mi?

        Doktorluk, doktorun ailesine dost bir meslek değil. Ailem her zaman şikâyetçi oldu. Hayat kavgalarımız, hayallerimiz, tutkularımız ve sorumluluklarımız arasında çabalamak işte. Bir gün öyle, bir gün böyle. Başardığım her şeyde onların da payı var.

        Özel hayatınızla ilgili konular gündeme getiriliyor, iki eşli olduğunuz iddia ediliyor.

        Aynı tezvirat ve dedikodular daha önce YÖK üyeliğim sırasında da gündeme getirilmişti. Örtbas edilmiş bir skandal yok. Ortada bir müşteki yok, bir dava yok. Benim ailem nezdinde çözdüğüm bu konu tamamen özel hayata, mahremiyetin kutsallığı alanına girer. Özel hayatıma ve hiç kimsenin özel hayatına saldırılmasına izin vermem. Kuru gürültüye pabuç bırakacak değilim. Bir göreve talip olan insanların özel hayatının didik didik edilmesini, yarım yamalak bilgilerle kamuya servis edilmesini bir terör ve şiddet eylemi olarak değerlendiririm. Hiçbir meslektaşımın da buna maruz bırakılmasına seyirci kalmayacağım.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ