Kıbrıs'ta çözümü mafya mı engelliyor?
Mehmet Altan, "Türkiye'nin geleceğini, Kıbrıs'taki insanların hayatını karartan bu durumdan kim kár sağlıyor" diye sordu.
Susurluk Davası hükümlüsü Yaşar Öz’ün kumarhanesindeki silahlı çatışma ile bir kez daha Türkiye’nin gündemine oturan Kıbrıs’taki mafya organizasyonları mercek altında. KKTC’deki Türk suç örgütleri ile Rum kesimindeki Rus mafyasının Kıbrıs sorununun çözümüne karşı çıktıkları, bundan da bazılarının rant elde ettiği iddia ediliyor. İddiaları köşesine taşıyan Star gazetesi yazarı Mehmet Altan, “Korsan Ada” olarak nitelendirdiği Kıbrıs’ın iki kesiminde adeta cirit atan mafya organizasyonlarına ilişkin çarpıcı tespitlerde bulundu. Mehmet Altan, “Türkiye’nin geleceğini, Kıbrıs’taki insanların hayatını karartan bu durumdan kim kár sağlıyor” diye sordu. Mehmet Altan’ın bugünkü yazısı Kumarhanedeki cinayet
Dün Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün adadaki mafyanın nasıl işine geldiğini anlatan ‘Şeytan ayrıntıda gizlidir’ adlı yazım yayınlandığında ben bir günlük Kıbrıs gezimi tamamlamış dönüyordum. Lefke Avrupa Üniversitesi’nin sekiz aylık yeni rektörü Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu ve ekibi, kurumlarını küresel bir marka yapmak için sistematik bir çabaya girişmişler. Onların heyecan verici çabalarına tanıklık etmek yanında, Güzelyurt konferans salonunda da çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu izleyicilere ‘Küreselleşme, Türkiye, AB ve Kıbrıs’ başlıklı bir konferans verdim.
Sabahın köründe Ercan Havaalanı’ndan beni almaya gelen şoför dostum, otelin lobisindeki görevlinin, gece bir kumarhanede çıkan çatışmada iki kişinin öldüğünü kendisine anlattığını söyledi.
O sırada bu sözlerin, yazımdaki ‘korsan ada’ anlatımıyla ilişkisini de doğrusu çok algılayamadım. Konuyla ilgili üç beş kelime edip geçtik.
Kıbrıs’ta bıraktığım, hatta hafızamda silinecekler arasına koyduğum cinayet haberinin detaylarını gün içinde öğrendim.
Girne’de cinayetin meydana geldiği yer, bir Susurluk hükümlüsüne aitti.
Olayın içinde mafya dünyasının diğer ünlülerinin adları da geçmekteydi.
O zaman yeniden dünkü yazımdan bir bölümü anımsadım:
‘Biliyorsunuz KKTC’yi bizden başka kimse tanımıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ise Türkiye’den başka tanımayan yok.
Bu, KKTC’nin uluslararası meşruiyetinin olmadığını, evrensel hukuk kurallarının denetiminde bulunmadığını da anlatmakta.
Bundan dolayı Korsan Ada diyorum.
Ama sadece bundan dolayı değil, kimsenin dillendirmediği karanlık faaliyetlerde üs olarak kullanıldığı için.
Üstelik orada mafya organize çalışmakta.’
Ne mafyası?
Güney’de Rus, KKTC’de Türk mafyası...
Zaten yazıda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adada çözüm isteyen girişimini Ruslar’ın neden veto ettiğini, Rus mafyasının bu politikadaki etkisini sorguluyordum.
Annan, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılmasını isteyen raporuna KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılması talebini de iliştirmişti.
Bu, ortak çalışan mafya organizasyonuna da büyük bir darbe olacaktı.
Yazının sonunda da şu soruyu soruyordum:
‘Eğer Kıbrıs’ta çözümü Rus ve Türk mafyası elbirliğiyle engelliyorsa, bizim politikacıların o vatansever nutukları birer akılsızlık şaheseri olmaktan öteye gidemez.
Bunu anlamak için o iddiaları bir araştırmak gerekmez mi?’
Cevap, Girne’deki cinayetle geldi.
Evet, araştırmak gerekiyor.
Hem de nasıl gerekiyor
Dün gene haberler Kıbrıs’la doluydu.
Hepsini bulup okursunuz.
Ama ben en üzerinde durulmayan noktayla, mafyanın cirit attığı adadaki çözümsüzlükten sağlanan rantla ilgiliyim.
Ve o rantın gizli patronlarının kimler olduğu sorusundayım.
Türkiye’nin geleceğini, Kıbrıs’taki insanların hayatını karartan bu durumdan kim kár sağlıyor?
Var mı bunun cevabını verecek babayiğit bir politikacı? İŞTE DÜNKÜ YAZI
Şeytan ayrıntıda gizlidir
Gazete okur musunuz? Hangilerini? Nasıl okursunuz? Bunları bilmiyorum. Eğer gerçekten şeytan ayrıntıda gizliyse, ben onu geçen günkü star’ın on birinci sayfasındaki haberin içinde geçen bir cümlede buldum. Cümle, tüm sayfayı kapsayan Rumlar kıskaçta manşetinin altındaydı ve şöyleydi: BM Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrıs’taki Barış Gücü’nün görev süresinin altı ay daha uzatılması için hazırladığı rapora ‘izolasyonların kalkması’ yönünde bir hüküm koydu. Annan bu sayede Rum etkisindeki Rusya’nın iki yıldır koyduğu vetoyu aşmayı amaçladı. Çünkü rapor bütün olarak birlikte oylanacak ve veto edilirse adada tampon görevi gören Barış Gücü 15 aralıktan itibaren üç ay içinde adadan ayrılacak. Bu cümle, uluslararası arenada lehimize dönen havayı anlatmakla kalmıyor, Kıbrıs’ın Korsan Ada olmaktan da çıkarılacağını müjdeliyordu. Nasıl mı, bakın şöyle: Biliyorsunuz KKTC’yi bizden başka kimse tanımıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni de Türkiye’den başka tanımayan yok. Bu, KKTC’nin uluslararası meşruiyetinin bulunmadığını, evrensel hukuk kurallarının denetiminde bulunmadığını da anlatmakta. Bundan dolayı Korsan Ada diyorum. Ama sadece bundan dolayı değil, kimsenin dillendirmediği karanlık faaliyetlerde üs olarak kullanıldığı için de. Üstelik orada mafya organize çalışmakta. Rus vetosunu yakın plana alıp bir inceleyelim. Düz mantık, Ruslar’ı Rumlar’la ortodoks dünyasının dayanışması içinde sanır. Halbuki iş o kadar basit olmayabilir. Çünkü Kıbrıs’ta çözüm engellendikçe, Korsan Ada’dan rant sağlayanlar el ovuşturuyor. İddialara göre, rant sağlayanlar arasında karışık ve karanlık işler için Güney’i mesken tutmuş Rus mafyası da var. Geçmişte bir eski dışişleri bakanı, Rus yönetimine bu çevrelerin etki yaptığını ve böylece çözümü engelleyerek tezgáhlarını sürdürdüklerini söylemişti. Hem de KKTC’deki uzantılarıyla birlikte. Kıbrıs diye bir ada başlıklı kitabımı açtım... 1992 yılında yazdığım yazıyı yeniden okudum. Size özetleyeyim: 11 mayıs 1992 yılında KKTC’de VİP salonuna bir iktidar milletvekili tarafından sokulan üç yolcunun valizinde yedi kilo eroin bulunur. Milletvekili tutuklanır ama eroini taşıyan kadın ne hikmetse bir otelde göz altında tutulurken sırra kadem basar. Oysa ilk ifadelerinde inanılmaz şeyler anlatmıştır. Ne var ki uyuşturucu taşıyıcısı sanık kadın ortadan kaybolunca mahkeme davayla ilgili olarak takipsizlik kararı verir. Milletvekili de kurtulur. Bunların kimlikleri, beyanları, hepsi dosyalarda var. Nedense, Ada’da hiç kimse bu olayın üzerine gitmedi. Belki de çözümsüzlük konusuna bu açıdan da bakmak gerekirdi. Annan’ın son girişimi kabul görürse, çözümü kolaylaştıracağı gibi Rus ve KKTC mafyasının işbirliğine de büyük bir darbe vuracak. Ayrıntıdaki şeytan dediğim işte bu: Ruslar’ın çözüme karşı garip direncinin gerçek nedeniyle ilgili iddia. Eğer Kıbrıs’ta çözümü Rus ve Türk mafyası elbirliğiyle engelliyorlarsa, bizim politikacıların o vatansever nutukları birer akılsızlık şaheseri olmaktan öteye gidemez. Bunu anlamak için o iddiaları bir araştırmak gerekmez mi? Yok mu bunları araştıracak bir vatansever?