HABERTURK.COM

Define bulabilmek maksadıyla kaçak kazı yaparken yakalananların sayısındaki artışın bilmem farkında mısınız?

Yerin üzerinde olup bitenlerden bıkıp sıkılmış olacaklar ki, artık alt tarafına merak salmışlar; işin içine hazine ve define gibi hayaller de girince kazıp durmaya başlamışlar!

 “Hazine” yahut “define” denip de kazıdan bahsedildiğinde, benim aklıma altın ve cevahir dolu sandıklar değil, önce İstanbul, daha doğrusu İstanbul’un altındaki yüzlerce, hattâ kilometrelerce uzunluğunda olan ama çoğu unutulmuş ve asırlardan buyana kimselerin girmediği dehlizler gelir! Dehlizler bin küsur sene öncesinden kalmışlardır ve İstanbul’un bir ucundan diğerine uzanırlar...

Mevcudiyetlerini tâââ çocukluğumda işittiğim ve sonraları bazılarında dolaşma fırsatını bulduğum bu dehlizler çeşit çeşit efsaneye konu olmuşlardır. Eskilere göre bir ucundan girildi mi saatler boyu yürüyüp diğer ucundan çıkmak mümkündür ve çıkışlar öyle yakın mesafelerde değil, şehrin öbür tarafındadır! Hattâ, bu dehlizlerin sadece mahalleleri değil, Boğaz’ın iki sahilini bile birkaç yerden birbirine bağladıkları anlatılmış; Bizans zamanında imparatorların, devlet büyüklerinin ve patriklerin gizli temaslar yapacakları zaman yeraltı yollarını kullandıkları, böylelikle işlerini gözlerden uzak şekilde gördükleri ve dehlizlerin öncelikle işte bu işe yaradıkları söylenmiştir.

İstanbul’un dehlizleri hakkında sadece masallar değil, efsaneler bile vardır. Meselâ bir Türk serdengeçti Bizans İmparatoru’nun kızına âşık düşmüş; kızı kaçırmış, beraberce Hipodrom’daki, yani yani bugünün Sultanahmet’indeki dehlizlerden birine girmiş, ellerindeki meş’alenin aydınlattığı yolda uzun müddet yürüyüp Boğaz’ın karşı sahiline ulaşmış ve İmparator’un hükmünün geçmediği bu topraklarda sevgilisiyle beraber mutlu bir hayat kurmuştur!

CAZİBE MERKEZİ OLURLAR 

Paris’i, Londra’yı yahut Glasgow'u bilenlerin mâlûmudur: Bu şehirlerin altında yüzlerce sene öncesinden kalan ve şimdi mükemmel şekilde korunan dehlizler ile geniş mekânlar vardır ve yerin altı da üstü gibidir, yani bir şehri andırır. Hattâ, Paris’te kısa bir zaman öncesine kadar sadece berduşların yaşadığı bu yeraltı mekânlarının bazılarına şimdi elit bir kesim sahip çıkmıştır, buralarda davetler verilmektedir ve davetlere katılanlar bambaşka bir âlemde olduklarını hissederler…

Ben, böyle dehlizlerin Avrupa dışındaki ama harap edilmiş bir benzerini 30 küsur sene önce Libya’da görmüştüm... Libyalılar, Trablus’ta toplanan bir tarih kongresinden sonra hepimizi çöle, “Gadames” diye bir yeraltı şehrine götürüp saatler boyu dolaştırmışlardı... Gadames, Roma zamanından kalan ve dehlizlerinde hâlâ yaşayanların varolduğu bir yeraltı şehriydi ama hazine avcıları yüzünden delik-deşik edilmiş, tavanlar birçok yerde çökmüş, tüneller üzerleri açık koridorlara dönmüştü...

Avrupa’daki ve Afrika’daki bu mekânların benzeri İstanbul’da vardır ve şehrin simetriği, yeraltındadır! Özellikle eski semtleri ile Rumeli yakasındaki yamaçların altı yüzlerce ve belki de bin küsur sene öncesinden kalma dehlizlerle doludur ve o semtlerde toprağın altı köstebek yuvasını andırır. Dehlizlerin az bir kısmı Osmanlı, bazısı Bizans, bazısı da Bizans’tan da önceki zamanlara aittir. Mevcudiyetlerini az kişi bilir ve bu mekânların bırakın turistik broşürleri, arkeolojik kitaplarda bile bahsi geçmez.

Şimdi kısaca, dehlizlerin ne vaziyette olduklarından bahsedeyim:

Bir kısmının duvarları ve sık sütunların ayakta tuttuğu tavanlar tuğlalarla örülüdür... Bazıları tek bir yoldan ibarettir, bazılarında ise girişten 40-50 metre sonra bir yol ağzına ulaşırsınız ve önünüze değişik yönlere uzanan başka dehlizler çıkar. Kimi koridorlar birdenbire bir duvarla kesilir ve duvarın gerisinde ne olduğunu bilemezsiniz. Sütunlara şimdiye kadar görmediğiniz bir alfabenin harfleri işlenmiştir...

Dehlizlerin bazılarında rahatça yürüyüp gidersiniz ve tavanlar şayet zamanla çökmedi ise, girişten ağır ağır yürüyerek uzaklardaki bir başka semte ulaşmanız mümkündür... Ama bazı yollarda üst tarafın çökmesi, yeni yapılan binaların temellerinin buralara kadar inmesi ve bir kısmında da aydınlatmaya fenerlerin bile yetmeyeceği derin bir karanlığın hâkim olması yüzünden tünellerin nerelere uzandığını anlayamaz ve ilerleyemezsiniz. Kısa dehlizlerde çıkışa ulaşmak mümkündür fakat uzun olanların nerelere gittiğini öğrenmek artık profesyonel mağaracıların işidir.

Bütün bu bilinmezliklerin arasında bilinen tek bir şey vardır; o da İstanbul’un yeraltı yolları hakkında hiçbirşey bilmediğimiz, hiçbir bilgiye sahip olmadığımızdır!

Bildiğim ve gördüğüm dehlizlerin nerelerde olduğunu merak mı ettiniz? Sayıları gittikçe artan hazine avcılarının buralara üşüşüp etrafı köstebek yuvasına çevirmeleri ihtimalinden ürktüğüm için söyleyemeyeceğim, kusura bakmayın!

Hem Avrupa’nın, hem de İstanbul’un yeraltı mekânlarını görüp gezmiş bir kişi olarak söylüyorum: İstanbul’un dehlizleri, Avrupa’daki benzerlerinden daha eskidir, daha esrarlıdır ve ortaya çıkartıldıkları takdirde dünya çapında cazibe merkezi olacaklardır!

Burada, dehlizlerden bazılarının içini gösteren ve tamamını bizzat çektiğim bazı fotoğrafları yayınlıyorum. Kalitelerindeki zayıflığın sebebi seneler önce girdiğim yeraltı yollarını fotoğraf makinesi ile değil küçük bir video kamera ile kaydetmem ve o senelerde çekim teknolojisinin zayıf, mekânların da karanlık olmalarıdır…

İstanbul’un hâlâ mevcut olan bir dehliz.
İstanbul’un hâlâ mevcut olan bir dehliz.

1990’larda, arkadaşlarımla beraber İstanbul’un yeraltı yollarında yaptığımız gezilerden biri: Surdışına uzanan dehlizin girişi...
1990’larda, arkadaşlarımla beraber İstanbul’un yeraltı yollarında yaptığımız gezilerden biri: Surdışına uzanan dehlizin girişi...