Bayramda evde olanlara harika DVD önerileri!
Seçiminizi yaptınız mı?
Giriş: 08 Eylül 2013 - 21:14 Güncelleme:
Bayramı evde geçirenler için film keyfi başkadır! İster vizyona giren filmlerden birini seçin, isterseniz evde DVD keyfi için sizin için hazırladığımız listelere göz atın...
#galeri#430799#8 YENİ FİLM VİZYONDA!#
Sevgilinizle bu filmleri izlemelisiniz!
Cesaretin Var Mı Aşka? - Love Me If You Dare (2003)
Aşk Engel Tanımaz - Notting Hill (1998)
Titanik - Titanic (1997)
Kasımda Aşk Başkadır - Sweet November (2001)
Melekler Şehri - City of Angels (1997)
İhtiras Rüzgarları - Legends of the Fall (1994)
Bir Gün - One Day (2011)
Yeryüzündeki Son Aşk - Perfect Sense (2011)
Harry ile Sally Tanışınca - When Harry Met Sally (1989)
Aşk Her Yerde - Love Actually (2003)
Çikolata - Chocolat (2000)
Paris'te Gece Yarısı - Midnight in Paris (2011)
Bağlanmak Yok - No Strings Attached (2011)
Beni Asla Bırakma - Never Let Me Go (2010)
Not: Seni Seviyorum - P.S. I love You (2007)
Aşk Sarhoşu Love and Other Drugs (2010)
Kefaret - Atonement (2007)
50 İlk Öpücük - 50 First Dates (2004)
Aşk ve Küller - Blue Valentine (2010)
Arkadaştan Öte - Friends with Benefits (2011)
Aşık Shakespeare - Shakespeare in Love (1999)
Sen Uyurken - While You Were Sleeping (1995)
Tatil -The Holiday (2006)
Aşk Tarifi - No Reservations (2007)
Aşk Hikayesi - Love Story (1970)
Sinema tarihinin en iyi polisiye filmleri
En çarpıcı 10 hayat kadını filmi
1-Hayatını Yaşamak (Vivre Sa Vie / My Life to Live) (1962) - - Godard'ın 12 bölümde bir hayat kadının yaşadıklarını mercek altına aldığı, özel, devrimci ve akıl sır erdirilemeyecek bir başyapıt. Meslekten ziyade sinema adına eşikleri bir bir atlayan "Hayatını Yaşamak", Anna Karina'nın Nana Kleinfrankenheim vizyonuyla parlamıştır. Fransız Yeni Dalgası'nın da en önemli filmlerindendir.
2-Gündüz Güzeli (Belle de Jour) (1967) - - Sévérine Serizzy'nin burjuva yaşamından sıkılıp kendini 'Gündüz Güzeli' olarak tanıtmaya, geceleri kimlik değiştirmeye yönelmesinin adresi. Catherine Deneuve, gerçeküstücü vizyonu, sürekli konuşulan gizemli müzik kutusu ve daha nicesiyle halen akıllarımızda. Sinemada bazı şeylerin başlangıcına imza atan Luis Buñuel'in sınıfsal gerçekleri gün ışığına çıkardığı eseri, halen eskimeden kendini izlettiren bir klasik.
3-Claire Dolan (1998) - - Tekinsiz atmosferi, minimalist sinema becerisi ve röntgenci kamera düşüncesiyle dikkat çeken, üç kimlikli bir hayat kadınının hikayesi. Lodge Kerrigan'ın 'modern' geleneklerle örülü sinemasının göçmen bir kadından beslenen temsilinde, Katrin Cartlidge akılda kalıcı bir başrol performansı çiziyor. Varoluş sorunlarını farklı bir düzleme oturtmasıyla ilgiye değer bir film bu. -
4-Oharu'nun Yaşamı (Saikaku İchidai Onna / The Life of Oharu) (1952) - - Sinemanın ilk minimalist yönetmeni olarak bilinen Kenji Mizoguchi'den alışık olduğumuz bir 17. yüzyıl portresi. Onun alan derinliği, melankoli, yüksek kontrast, dinginlik ve uzun planlar odaklı sineması bu sefer 50 yaşında bir hayat kadınının yitmişliğini merceğine alıyor. Elbette üstadın müthiş gözlem yeteneği ile...
5-Güzel Bebek (Pretty Baby) (1978) - - 1. Dünya Savaşı esnasında New Orleans'ta hayat kadınlığı yapan 12 yaşındaki Violet'ın öyküsü. Brooke Shields'a kısa süreli bir yıldızlık getiren eser, Fransız Yeni Dalgası'na mensup Louis Malle'ın ensest, yasak ilişki, aldatma gibi 'olgun temalar'la uğraşma geleneğinin son halkalarından. Kuşkusuz tartışmalı, kimi yerlerde sansürlenmiş (bizde ancak 1997'de vizyona girebilmişti) ama her zaman uğranacak bir eser.
6-Aşk Suçları (Koi No Tsumi / Guilty of Romance) (2011) - - Sion Sono'dan hayat kadını filmlerine 'anime estetiği' katan ayrıksı bir deneme. Ancak fazlasıyla süper kahraman filmi gerçeğini 'gerçekçi' bir düzleme değil de mitolojik açılımlara teslim eden dünyasıyla dikkat çekiyor. İkinci Japon Yeni Dalgası'na mensup üstadın 'Nefret Üçlemesi'nin son ayağı, izlemeye ya da deneyimlemeye değer katmanlar açıyor.
6-Aşk Suçları (Koi No Tsumi / Guilty of Romance) (2011) - - Sion Sono'dan hayat kadını filmlerine 'anime estetiği' katan ayrıksı bir deneme. Ancak fazlasıyla süper kahraman filmi gerçeğini 'gerçekçi' bir düzleme değil de mitolojik açılımlara teslim eden dünyasıyla dikkat çekiyor. İkinci Japon Yeni Dalgası'na mensup üstadın 'Nefret Üçlemesi'nin son ayağı, izlemeye ya da deneyimlemeye değer katmanlar açıyor.
7-Tutku Suçları (Crimes of Passion) (1984) - - China Blue ile Joanna Crane karakterleri arasında kalmış Kathleen Turner'ın rol aldığı karakter, daha ziyade din ve evlilik terapisi yapmayı amaçlıyor. Bu durum da filmi, 'hayat kadını filmleri' arasında nev-i şahsına münhasır bir Ken Russell temsiline dönüştürüyor. Zira burada yan karakterler de seks sahneleri de alışılagelmedik bir 'erotik-gerilim' vizyonu sunuyor. Ama esas hedef bu düşmüşlüğün felsefik çözümlemelerini renkli dünyayı arkada bırakmadan perdeye yansıtmak.
7-Tutku Suçları (Crimes of Passion) (1984) - - China Blue ile Joanna Crane karakterleri arasında kalmış Kathleen Turner'ın rol aldığı karakter, daha ziyade din ve evlilik terapisi yapmayı amaçlıyor. Bu durum da filmi, 'hayat kadını filmleri' arasında nev-i şahsına münhasır bir Ken Russell temsiline dönüştürüyor. Zira burada yan karakterler de seks sahneleri de alışılagelmedik bir 'erotik-gerilim' vizyonu sunuyor. Ama esas hedef bu düşmüşlüğün felsefik çözümlemelerini renkli dünyayı arkada bırakmadan perdeye yansıtmak.
8-Mamma Roma (1962) - - Pasolini'den hayat kadınlığını bırakmak için ant içse de bir türlü bunu beceremeyen bir bireyin hikayesi. Sosyal gerçekçi sinema geleneğine 'iddia'yı getirmek isteyen yönetmen, burada bir kadının cinsel ve işsel arayışının çevresini plan sekanslarla sarmıştır. Belki de yönetmenin sonraki tartışmalı ürünleri için bir 'haberci' işlevi görmüştür bu eser.
8-Mamma Roma (1962) - - Pasolini'den hayat kadınlığını bırakmak için ant içse de bir türlü bunu beceremeyen bir bireyin hikayesi. Sosyal gerçekçi sinema geleneğine 'iddia'yı getirmek isteyen yönetmen, burada bir kadının cinsel ve işsel arayışının çevresini plan sekanslarla sarmıştır. Belki de yönetmenin sonraki tartışmalı ürünleri için bir 'haberci' işlevi görmüştür bu eser.
9- Blonde Venus (1932) - - Marlene Dietrich külliyatında konumuzla ilgili işlev veren bir eser. Elbette Josef Von Sternberg imzalı ve Büyük Bunalım dönemi çevresinde geçiyor. Helen'ın kendini hayat kadınlığına vermesiyle yaşadıkları ve kocasının tepkileri ana çerçeveyi oluşturuyor burada.
10-Sıradışı Bir Kadın (Moll Flanders) (1996) - - Daniel Defoe'nun romanından esinlenen Moll Flanders karakterinin peşine 18. yüzyılda takılan tarihi bir eser. Robin Wright Penn'in çıkış yaptığı bu yapıtta, tiplemenin Hibble (Morgan Freeman) ile girdiği ilişki de halen akıllarda. Bizde "Sıradışı Bir Kadın" adıyla bilinen "Moll Flanders", bir hayat kadınının nesiller boyu süren hikayesine dramatik ve kadınsı yaklaşımıyla dikkat çekmişti.
En iyi gotik korku filmleri
En iyi 25 İtalyan filmi
- 1-Tatlı Hayat (La Dolce Vita) (1960):Bu modern sinemanın kapısını açan başyapıt, bir sosyete fotoğrafçısının gözünden İtalya'ya soyut bir bakışın adresidir. Fellini'nin gerçeküstücü düşüncesini biraz dizginlediği, ancak bunun yanında 'parçalı' sekanslarıyla ve metaforlarıyla iz bırakan bir şaheser. Karakterlerin boşluğa açılıp varoluşlarını sorguladığı son sekansın, 'hakim sınıf' adına söyledikleri de halen akıllarda. "Tatlı Hayat"ın çoğu kaynakta 'sinema tarihinin en iyi filmi' olarak anılması ise şaşırtıcı değil.
2-Batan Güneş (L'Eclisse) (1962): Antonioni'nin "Macera" ve "Gece" ile başlayan iletişimsizlik üçlemesinin son halkası, materyalist bir iş adamı ile onun aşığı arasındaki 'soyut' etkileşimi ele alır. Borsa sahnesinin 'gürültü'sü ve finaldeki 'güneş tutulması'nın vizyonu ile akıllarımıza kazınmıştır. Elbette modern sinemanın ilk adımını atan Antonioni'nin üst sınıfın ilişkilerine 'konformist' yaklaşımıyla...
3-Flowers of St. Francis (Francesco Guillare Di Dio) (1950): Franciscan mezhebinin kurucusu St. Francis'in 13. Yüzyılda geçen öyküsü, usta İtalyan yönetmen Roberto Rossellini'nin sinemasal gücüyle sunuluyor burada. Bu yapıt, katolik kilisesinin onayını almış olsa da, aslında muhafazakar söylemiyle değil de modern sinema diliyle dikkat çekiyor. Amacı ise 13 keşişiyle beraber dolaşan bir rahibin hikayesini anlatmak gibi gözükse de, aslında terkedilmiş bir coğrafyanın içinde bölük pörçük yaşam parçalarını karşımıza getirmek. Başta Jodorowsky olmak üzere sayısız eseri etkilemiş bir 'dini birliktelik' eleştirisi...
4-Batıda Kan Var (C'era una Volta il West / Once Upon a Time in the West) (1968): Sergio Leone'nin 'spagetti western' düşüncesinin 'tavan' yaptığı yer denebilir. Anti-kahramanları, anamorfik lensleri, ses kullanımı, müzikleri, çok yakın planları ve daha nicesiyle bir yönetmenlik harikası. Kasabaya gelen yabancının 'western' ortamında anılması hiç bu kadar çarpıcı olmamıştı.
5-Tutku (Ossessione) (1943): Visconti'nin yasak ilişki kara filmini doğuran özel eseri, bir anlamda James M. Cain'in romanına da ilk entelektüel yaklaşımdır. Buradaki durağanlık, minimalizm ve yalnızlaşma o kadar keskindir ki hikayeye girmek 143 dakikada imkansız hale geliyor. "Tutku", iki Amerikan uyarlamasına açılmasının yanında "Maç Sayısı" gibi birçok eseri de etkilemiş sinema tarihinin mihenk taşları arasında...
6-Suspiria (1977): Argento külliyatının en stilize işlerinden biri olan bu eser, ana kadın karakterinden Alida Valli imzalı cadı tiplemesine, Goblins'in özgün bestelerinden gece sahnelerine kadar akıllarda kalmayı sürdürüyor. Yönetmenin neredeyse bütün sahneleriyle ayrı renk filtresiyle çekip plastik dokusuna zirve yaptırdığı yapıtı, 'çarpıcı bir büyü filmi başarısı', 'bir technicolor fetişizmi' ya da 'kalıcı bir üçlemenin başlangıcı' adıyla anmak mümkün. Esasen genç bir baletin İtalya'daki bale okuluna gelmesiyle birlikte yaşadıklarını konu alan 'standart bir örgü'sü olduğunu da ekleyelim filmin.
7-Domuz Ahırı (Pigsty / Porcile) (1969): Eski çağlardaki barbarlık meselesi ile Hitler'in kıyımlarını bir araya getiren iki öykü... Bunların alegorik-metaforik bağları ve tezatlarıyla yürüyen bir hikaye yapısı... Pasolini'nin cinsel sapkınlıklar, sınıfsal yozlaşma ve daha nicesini 'domuz'un katletme açgözlülüğüyle doldurduğu bir sembolizm... "Domuz Ahırı", zamanla kült olup Pasolini'nin önemli filmlerinden birine dönüşürken sıkıntı çekmemiştir.
8-Konformist (Il Conformista / The Conformist) (1970): Dinginliği, yarattığı garip duygu ve çözümler arayan sorularıyla dikkat çeken, Bertolucci sinsiliğinde bir politik-gerilim ya da suikast filmi denebilir. Jean-Louis Trintignant önderliğinde keskin bir Musolini ya da totaliter rejim eleştirisine 'modern' bir yorum... Halen içinden çıkılmaz sahneleriyle bir 'başucu filmi'...
9-Stromboli (1950): Bir İtalyan kasabasına, 'ada' odaklı bir demografik yapıya alışmak zor iştir. Ancak burada Rossellini, bu durumu 'soyut bir ruhsal terapi merkezi'ne çevirip, toplama kampından kaçan bir kadını 'volkanlı' bir adaptasyon sürecine sokmuştur. Gerçek anlamda yabancılaştırıcı ada mekanlarının da bu sayede 'hikayesiz' temsillere kavuşmasını sağlamıştır. Ingrid Bergman'ın yaşadığı bu 'iletişimsizlik' sorunsalı da bir anlamda 'evrensel' bir dünya meselesine dönüşür. -
10-Zombi (Zombi 2) (1979): Lucio Fulci'nin bir anlamda George A. Romero'nun zombi üçlemesine daha 'iddialı' cevabı diyebiliriz. Bir adada kıyımın süregeldiği, zombilerin daha gerçekçi durduğu, bilimin hedef tahtasına oturtulduğu, korkunun ise anbean arttığı akıllardan çıkmayan bir alt tür ürünü. Yüksek Fulci kabiliyetiyle elbette...
11-Kızıl Çöl (Il Deserto Rosso / Red Desert) (1964): Ravenna'daki bir fabrikanın atıklarının 'anti-felaket'e dönüştüğü ve etraftaki insanları esir altına aldığı bir modern sinema mücadelesi... Daha doğru bir tanımla, Monica Vitti ve diğerlerinin 'renk'lerle bir şeyler anlatan Antonioni sinemasına geçişte çok şey ifade eder hale geldiği, keskin bir sanayileşme eleştirisi diyebiliriz. "Kızıl Çöl", anti-felaket fonunda varoluş sancıları çeken nevrotik bir kadını, onun ilişki açlığını ve bu durumun yarattığı 'evlilik'te iletişimsizlik sorunsalını devreye sokma 'şekli'yle anlamlıdır.
12-Dört Defa (Le Quattro Volte / Four Times) (2010): Evrim teorisiyle uğraşan, karakter algısını bozan ve minimalist geleneği kendine göre yorumlayan "Dört Defa", İtalyan sinemasının yıllardır beklenen başyapıtına dönüşürken zorlanmadı. Michelangelo Frammartino'nun ikinci filmi, heyecan verici hikaye kurgusu, dört bölümlü dünyası ve ölüm-yaşam arasındaki çizgiyi betimleyen sıradışı tipleriyle dikkat çekti. Mesajıyla bilimkurguların dünyasına geçerken, yönetmenlik stiliyle de Angelopoulos'a yakınlaştı. En kısa tanımıyla 'kasaba filmi' alışkanlığını dönüştüren, natüralist ve çığır açıcı bir minimalist sinema şaheseri denebilir.
13-Amarcord (1973): Cıvıl cıvıl bir kasabanın yaşayanlarının portresini 'parça'lardan çıkaran Fellini, gerçeküstücü bir zihni de bunun içine dahil etmiştir. Hepsinin bir çekiciliği olan karakterler de onun paletinden 'ince ince' dökülür. Akdenizli duygusunun en çekici ve sinemasal şubelerinden biridir bu. Aynı zamanda da "Tatlı Hayat" modelinin en işlevsel merkezlerinden biri... Filmin "Fellini's Roma" (1972) ve "Fellini Satrycon"u (1969) az farkla geride bırakıp listeye girdiğini de ekleyelim.
14-Umberto D. (1952): Akıllardan çıkmayacak bir insan-köpek ilişkisinin fazlaca iz bıraktığı, alt sınıfın umutsuzluğunun zirve yaptığı bir sosyal mücadelenin adresi. Bu Vittorio De Sica'nın İtalyan Yeni Gerçekçiliği ivmesindeki doruk noktası, 'birey hikayesi' olarak benzerlerinden ayrılıyor. Basit planlarla ve doğru yollarla amacına ulaşırken, 'yaşlı adam' tiplemesiyle de aklımızdan çıkmayacak bir portre armağan etmiştir bizlere.
- 15-Venedik'te Ölüm (Morte a Venezia / Death in Venice) (1971): Thomas Mann'in romanının uyarlaması, kuşkusuz eşcinsel sinema adına önemli adımlar atmıştır. 1. Dünya Savaşı İtalya'sından yozlaşmış bir opera sanatçısının, 'burjuva konformizmi' adına yaratıcılık krizini perdeye taşır. Onun genç Tadzio'ya karşı duyduğu ilgiyi, sessizlik, uzun planlar, beyaz doku ve sahil katkısıyla unutulmaz bir aşk filmine dönüştürür. Elbette Visconti'nin zekasıyla hiççi ve psikolojik bir zemine yedirerek...
16-Salo ya da Sodom'un 120 Günü (Salò o le 120 Giornate di Sodoma / Salò, or the 120 Days of Sodom) (1975): Gerçek bir 'siyasi cinsel fantezi'nin ya da soykırımın adresine dönüşen bir sarayda, keskin bir totaliter rejim eleştirisidir bu eser. Pier Paolo Pasolini'nin sınır tanımazlığıyla, garip semboller, sado mazoşizm, cesur sahneler ve ayrıksı koreografiler eşliğinde ilerler. Marquis de Sade'ın tartışmalı romanı, 16 mükemmel insanı toplayan Nazi subaylarının uyguladığı fiziksel, cinsel ve ruhsal şiddeti 'keskin' bir gerçekliğe kavuşturur burada. Pasoli'nin bu film vizyona girdikten sonra vurulup hayatını kaybetmesi de şaşırtıcı değildir. Zira halen sahnelerinin 'saldırgan'lığı, 'sömürü'ye açıklığı veya 'ipin ucunu kaçırdığı' düşünceleriyle tartışmalar açmayı sürdürmektedir "Salo ya da Sodom'un 120 Günü".
17-Kill, Baby... Kill! (Operazione Paura) (1966): 'Curse of the Living Dead' olarak da bilinen, Mario Bava'nın Hammer Films geleneği ile gotik mimarili perili ev filmlerini aynı potada erittiği renkli şaheseri... Renk kullanımından yaratılan atmosfere, geçmişteki ilişkilerin hakim rolü, tekinsiz karakterler ve daha nicesiyle bir 'sıkışmış alan korkusu' diyebiliriz. Buradaki stilize doku birçok yönetmeni etkilemiş bir 'büyü filmi'nin temsilini sunmuştur. Büyük oranda da 'büyüleyici'nin kelime anlamına dönüşmüştür.
18-Gece Bekçisi (Il Portiere di Notte / The Night Porter) (1974): Nazi döneminin yol açtığı 'cinsel bastırılmışlık ve dürtüler'e cüretkar bir şekilde yaklaşan, oradan da keskin bir tutku ve duygu yoğunluğu çıkaran özellikli bir film. Liliana Cavani'nin Dirk Bogarde-Charlotte Rampling ikilisinden güç alan eseri 'cinsel fantezi' ve 'ilişki' filmleri arasında çok tartışmalı ama bir o kadar da 'kilit' bir yere sahip. Buna da yönetmenin paranoya dolu yaklaşımıyla totaliter Nazi rejimini eleştirmesiyle kavuşuyor. Böylece sakil, sansürcü, korkutucu ve tutkulu sıfatlarını bir arada bulundurma becerisinin 'başarısı'na dönüşüyor. -
19-Tenebre (Tenebrae) (1982): "Kristal Kanatlı Kuş" ile kariyerinin ilk giallo filmini veren Argento, esasen "Tenebre"de yaptıklarıyla ses getirmiştir. "Çığlık"tan başlayarak birçok eseri etki altında bırakan film, 'cinayetleri kopyalama'dan 'iki katilli seri katil düşüncesi'ne, 'katilin bakış açısından gösterilen planlar'dan 'luma vinç şovu'na kadar aklımızda... İtalya'nın ABD'deki 'slasher filmleri'ne cevabı olarak anılabilecek, bir seri katilin insanları doğradığı, üzerinin de 'kan' ve 'cinsellik' dozajıyla doldurulduğu 'giallo filmleri'nin en önemli örneklerinden biri.
20-Büyük Tıkanma (La Grande Bouffe / The Big Feast) (1973): Avrupa burjuvazisinin yozlaşmasını 'fazla tüketme' üzerinden vermeye çalışırken tek evde 'yemek'ler ile 'kadın'ları bir araya getiren bir sosyal hiciv denebilir. Biraz Bunuel, biraz Pasolini koksa da Ferreri'nin hınzırlığı ve bozucu kimliğiyle öne çıkmıştır bu eser. 'Ölümüne şölen'in sinemasal anlamını çıkarır adeta. Elbette iddialı sahneleriyle de akıllardadır.
21-Il Divo (2008): Paolo Sorrentino'nun 'yeni jenerasyon'un arasından çıkıp 'spagetti biyografi' formülüyle çığır açtığı eseri, bu konuda 'iz'lerini bırakmak için çok beklemedi. İtalyan başbakanı Guilio Andreotti'nin 'büyük kulaklı' ve 'gözlüklü' haliyle üstlendiği 'hiciv' işlevinin ötesinde içinde bir 'politik' ülke sineması tabanı da gizli. Bu stilize ve kültürel opera estetiği de 2000'ler kuşağını etkilemiş durumda.
22-Il Posto (1961): Bir yeni yetmenin İtalya'nın 'politik suları'ndaki mücadelesi, burada "400 Darbe" etkili bir Antonioni temsili kıvamında sinemalaştırılıyor. Ermanno Olmi'nin modern sinema düşüncesini bünyesine transfer etmesiyle karşımıza çıkardıkları; ekonomik çöküşe ve iş hayatındaki hiyerarşiye 'aşağıdan bakan' bir düzen kuruyor. "Il Posto", bürokrasinin basamaklarını 'tek tek' çıkan bir karakterin, aniden bir şeyler yapmaya kalkışınca yaşadıklarını, gürültü ile sessizlik arasındaki 'diyalektik'i doğru çözen öznel bir sinema örneğine dönüştürüyor.
23-What Have They Done to Your Daughters? (La Polizia Chiede Aiuto) (1974): İtalya'nın ABD'de çıkış yapan 'polisiye'ye cevabı olarak bilinen 'piloziotteschi' alanından iz bırakan bir film... İtalyan toplumundaki pedofili ve cinsel istismar meselesine sert bir bakış atarken, 'içeriye kadar sızan ikiyüzlülük' bazlı 'sistem eleştirisi'ne özgün yaklaşımıyla da dikkat çeker. Yönetmen Massimo Dallamano'nun besteci Stelvio Cipriani'nin özellikli tema müziği ve Franco Delli Colli'nin uzun kaydırmalarından hafif 'spagetti' doku kazandırdığı eser, içimizdeki tehdit meselesine yaklaşımı ve ciddiyetiyle anılmalı.
24-Babam ve Ustam (Padre Padrone) (1977): İtalya'nın 'Sardunya' adasından sinemanın en akılda kalan 'baba-oğul' ilişkisini çıkaran eser, Taviani Kardeşler'e Cannes Film Festivali'nde 'Altın Palmiye' kazandırmıştır. Pastoral görüntüleri, seyirciyi diken üstünde tutuşu ve sosyal gerçekçi alışkanlığa yaklaşımıyla dikkat çeken bir yetişme hikayesinin adresine dönüşmüştür.
25-The Last Days of Pompeii (Gli Ultimi Giorni Di Pompeii) (1913): Pompeii arka planlı tarihi bir aşk hikayesini ele alan film, İtalyan sinemasının 'görkem' düşüncesinin ilk örneklerindendir. Eleuterio Rodolfi ile Mario Caserini'nin imzasını taşıyan bu roman uyarlaması, Roma İmparatorluğu'nun 'iç kulvarları'ndan bir 'manzara' sunmuştur. Dönemin 'büyük prodüksiyon' üretiminde söz sahibi şirketi Ambrosio Film'in önderliğinde 'kılıç-sandalet filmleri'nin başlangıçlarından biri olmuştur.
Sinema tarihinin en iyi kiralık katil filmleri
1-Branded to Kill (Koroshi No Rakuin) (1967) - - Japonya'nın kültürel gangster filmi türü 'yakuza filmi'ni bozmak için yola çıkan devrimci bir alt tür örneği. Dünya sinemasında alana dair var olan öğeleri aynı potada eriten "Branded to Kill", dünyanın en önemli iki kiralık katilinin rekabetine odaklanır. Bunlardan ikinci sırada kalanın psikolojisini Godardiyen bir fetiş unsuruna çevirirken, siyah-beyaz pelikülde biçimci evreler ve katıksız bir anti-kahraman üretmiştir. Hatta David Lynch'den Takashi Miike'ye uzanan geniş bir skalada da iz bırakmıştır. Sözü geçen eser için Japon Yeni Dalgası'nın en has ismi Seijun Suzuki'nin şaheseri ve sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri diyebiliriz.
2-Kiralık Katil (Le Samourai) (1967) - - Alain Delon'un canlandırdığı Jef Costello karakteri gerçek bir külttür. Jean-Pierre Melville'in 'suç filmleri'ndeki işlevlerini 'kiralık katil filmi'ne sıçrattığı bu yapıtı da yedinci sanatın mihenk taşı eserlerinden biri... "Kiralık Katil", tepeden tırnağa bir tetikçi portresi çizerken, sanat yönetiminden kostümlere, hareket algısından planlara kadar yarattığı detaycılıkla ve felsefik derinlikle klasikleşmiştir. -
3-Katil (Dip huet seung hung / The Killer) (1989) - - John Woo'nun Hong Kong'un gangster filmi 'triad film'in içine 'aksiyon' ve 'gerilim'i geçirdiği evrensel bir koreografi şaheseri. Duygusal, zeki, çevik ve kurnaz kiralık katil, bu sefer Chow Yun-Fat'ın vücudunda canlandırılıyor. Kuşkusuz Hong Kong'da 80'lerde yükselen tür sinemasının en önemli halkası karşımızdaki.
4-Hayalet Köpek: Samuray Tarzı (Ghost Dog: The Way of the Samurai) (1999) - - Kendini samuray kültürüyle ve western düellolarıyla yoğuran bir Afro-Amerikalı tetikçinin hikayesi. Sözü geçen alanın önceki eserlerine saygı duruşunda bulunan yapıt, Jim Jarmusch'un zekasıyla parlayan mitik, psikolojik ve felsefik bir alt kültür analizi de yapar. Esasen de bu açıdan dikkatleri üzerine çekmiştir.
5-Shadowboxer (2005) - - Farklı kuşaklardan iki kiralık katilin enseste varan hikayesinin stilize-masalsı temsili. Adeta bir renk kabaresi olarak görülebilecek eser; daha çok "Acı Bir Hayat Öyküsü" ("Precious", 2009) ile bilinen Lee Daniels'ın esas yönetmenlik becerisini gösterdiği yerdir. Aynı zamanda yönetmenin ilk uzun metrajlı çalışmasıdır. Cuba Gooding Jr. ile Helen Mirren'ın yüklendiği rolle oluşan 'alternatif kültürlerin gangster hikayesi'nin, 'hafif masalsı-gerçeküstücü' anlatı ile dengelenmesi ise tadına doyum olmayan bir görsel evreni beraberinde getirmiştir.
6-Bangkok Dangerous (1999) - - Hong Kong sinemasının biçimci yönetmenlerinden Pang Kardeşler'in çıkış filmi. Saniyede gördüğümüz kare oranını ve renk oranını arttıran sinemalarıyla dikkat çeken ikili, burada sağır bir kiralık katilin hikayesini flashbacklerle ve kurgu oyunlarıyla perdeye aktarıyor. "Bangkok Dangerous"ın 2008 tarihli Nicolas Cage'in oynadığı yeniden çevrimine kanmayın, burada gerçekten kayda değer bir film duruyor.
7-Amerikan Askeri (Der Amerikanische Soldat / The American Soldier) (1970) - - Rainer Werner Fassbinder'in elinde 'anti-kahraman'a dönüşen 'kiralık katil' portresinin Soğuk Savaş tabanı da mevcut! Eşcinsel göndermelerle ve cinsel tercihlerle donatılan eserin, Melville'in "Kiralık Katil"inin etkisiyle bireyin psikolojisine odaklandığı kesin. Bu da siyah-beyaz ve minimalist dokunan yalnızlığın resmini, 'savaş ile aile arasında' bir düşünceyle canlandırıyor.
8-Mekanik (The Mechanic) (1972) - - Suç dünyasındaki ihanetin hikayesini kuşak çatışması üzerinden değerlendirirken, uzun bir süre hikaye dışı seslere başvurmayan dingin bir yapıt. Michael Winner'ın Charles Bronson'dan yükselen güçle üzerine gittiği bu eser, fazlasıyla Hollywood'a sızamayacağını düşündüğümüz 'sanatsal kiralık katil filmleri'nin üslubunu akla getiriyor. Bu da elbette Winner'ın cüretine verilmeli.
9-Sürücü (The Driver) (1978) - - Yeni Hollywood duygusunu peliküle geçirme konusunda en spesifik kitleye ulaşan yönetmenlerden Walter Hill, burada 'kiralık sürücülük' kavramı üzerinden 'tetikçi'lik meselesine bakış atmış. Ryan O'Neal'in başrol performansıyla güç verdiği bütünün, isimsiz karakterlerle donattığı dramatik yapısı ve bu gerilimli çatıyı aksiyon kotası yüksek bir damarla servis etmesi fark yaratmasını sağlamış. Özellikle de sıkışan suçlunun ikiyüzlülük, riyakarlık ve adam satma noktasındaki yaptıkları karizmatik karakterlerle yükselmiş. Dingin bir aksiyon-gerilim doğurmuş.
10-Léon (1994) - - 1990'ların markalaşmış gangster filmlerinden biri. Leon ve Matilda'nın 'Bonnie ve Clyde' referanslı, pedofili alt metinli 'usta-çırak ilişkisi', kuşkusuz kiralık katil hikayeleri özelinde önemli bir yere oturuyor. Luc Besson'un bunun üzerine kolay anlatı, tempo zekası, bolca tür çatısı ve daha nicesiyle gitmesi de bir yönetmen dokunuşu getirmiştir.
11-Suikast Çemberi (Assassins) (1995) - - İki rakip kiralık katili karşı karşıya getiren ve buna 'heyecanlı' bir omurgadan yaklaşan bir eser. Başrollerde Slyvester Stallone ve Antonio Banders var. Kuşak çatışmasının böylesini izlemeyi nasip kılanlar ise burada ilk senaryolarını veren Wachowski Kardeşler ile yönetmen Richard Donner.
12-The Killers (1964) - - Ernest Hemingway'in romanın ikinci sinema uyarlaması, 'polisiye' örgüsünden ziyade iki kiralık katiline odaklı akmıştır. Sert Lee Marvin ile tekinsiz Clu Gulager'ın oluşturduğu bu çift, kendilerini kimin tuttuğunu öğrenmeye çalışırlar filmin tamamında. Bu da sporcu, femme fatale, hırsız ve dolandırıcı gibi kavramlardan toplumsal yozlaşmaya götürür bizleri.
13-Cleaner (2007) - - Harvey Keitel'ın "Ucuz Roman"da gördüğümüz 'cinayet mahali temizlikçisi' karakterinin bir filmin tamamına yayıldığını düşünün. Bunun üzerine o kişinin bu işi paralı yapıp gerektiğinde insan da öldürdüğünü ekleyin. İşte o zaman Renny Harlin imzalı bu filmde bir sonuç elde edeceksiniz. Hızlı kurgu geleneği ve renk filtreleriyle ilerleyen, Samuel L. Jackson'a da çok şey borçlu gibi duran yeni milenyumun dönüşümcü formül filmlerinden. Zira artık 'kiralık katil'in görev tanımını değiştirmek moda olmuş durumda.
14-İntikam Peşinde (Vengeance) (2009) - - Johnny Hallyday'in canlandırdığı yitip gitmeye yüz tutmuş bir kiralık katilin, 'triad' üyeleriyle bir araya gelip üzerine gittiği görevin adresi. Johnnie To'nun John Woo'nun "Katil"ine cevabı olarak anılabilecek eser, stilize bir sinema şovu aynı zamanda. Ancak Nicolas Winding Refn'in "Sürücü"sü kadar devrimci değil. Daha çok alanın içinde 'kuşak çatışması' açısından bir 'taban'a oturuyor..
15-Tetikçi (Crank) serisi (2006-2009) - - Günümüz teknolojileriyle yakın temasta olan Mark Neveldine-Brian Taylor ikilisinin en beğenilen ve akılda kalıcı çalışması. Jason Statham zemininden yola çıksa da 'bilgisayar oyunu estetiği'nin doruklarına ulaşan postmodern bir aksiyon denemesi. John Woo'nun "Katil"inin seviyesinde olmasa da doyurucu olduğu kesin serinin. Özellikle de uçlarda dolaşan ikinci bölümünü unutmak mümkün değil!
En iyi 15 katil aşıklar filmi
1-Katil Doğanlar (Natural Born Killers) (1994) - - Günümüzün zaplama mantığının ve tüketim toplumunun mağduru iki katilin öyküsü. TV estetiğini sinemalaştırmasıyla çığır açan, her izleyişte farklı bir sahne analizi yapıp saatler harcayabileceğiniz özel bir film. Oliver Stone'un kariyerinin en çarpıcı halkası, katıksız ve özgün bir başyapıtın sözünü veriyor. 90'ların en iyilerinden...
2-Çılgın Pierrot (Pierrot le Fou) (1965) - - Jean-Luc Godard'ın siyah-beyaz dönemdeki katil aşıklar filmi konseptini bozmak için her şeyi yaptığı, buradan da Fransız sosyetesini hedef aldığı bir başyapıt. Halen akıl sır erdirilemeyen plan sekansları, görsel anları, replikleri ve daha nicesiyle üzerinden defalarca kez geçilmeyi özendiriyor. Buradaki aşıklarımız Anna Karina ile Jean-Paul Belmondo.
3-You Only Live Once (1937) - - Fritz Lang imzalı ilk 'Bonnie ve Clyde' uyarlaması. Henry Fonda-Sylvia Sidney ikilisi Büyük Bunalım döneminin içinden 'saldırıyor'... İkilinin gücüyle üreyen bu ilk Bonnie-Clyde hikayesinin tarafları ve amaçları açık. "You Only Live Once", Lang zekasından beslenen, sinemanın bu melez formüldeki öncü eserlerinden... -
4-The Honeymoon Killers (1969) - - Gerçek bir ana akım karşıtı 'aşk' tabanı oluşturan eserin, Leonard Kastle'ın yükselemeyen kariyerinin parlak başlangıcı olduğu kesin. Filmin bağımsız ruhuyla donattığı katil aşıklar filmi konseptinde Post-Vietnam döneminden 'iri kadın' prototipiyle çarpıcı yollar araladığı kesindir. Zira esasen 'yalnız kalpler' gibi bir meselenin ışığında toplumun bir köşeye ittiği bireyleri öne çıkarma arayışında bir filmdir bu. "The Honeymoon Killers"ın hikayesinin birkaç uyarlaması daha olduğunu da not düşelim.
5-Bonnie ve Clyde (Bonnie & Clyde) (1967) - - Nükleer Savaş ile Vietnam Savaşı'nın ortasından fışkıran bir Büyük Bunalım dönemi hikayesi. Warren Beatty ile Faye Dunaway'in bir araya geldiği bu eser ABD'de melez türün 70'lerde alevlenmesine yol açtı. Arthur Penn'i ise Yeni Hollywood eğiliminin en saygı duyulası isimlerinden birine dönüştürdü.
6-Swoon (1992) - - Siyah-beyaz pelikülle 16 mm ile üretilen ve bir eşcinsel çiftin hikayesini incelemeye koyulan, eşcinsel sinemanın mihenk taşlarından.. "Vahşi Zarafet" ("Savage Grace", 2007) ile tanınan Tom Kalin'in 'deneysel' güdüden yönetmenlik çıkardığı bir Büyük Bunalım dönemi portresi.
7-Kanlı Topraklar (Badlands) (1973) - - Terrence Malick'in çok sevdiği 50'ler Amerika'sını çerçevesine aldığı, bir aile, ortam, atmosfer ve düzen eleştirisi. Sissy Spacek'in anlatıcı sesi ile Martin Sheen'in erkeksi karakterini merkez alan, dokunaklı, hipnotik ve yapıbozucu bir tür denemesi. "Kanlı Topraklar"ın bu filmler içindeki yeri her zaman özeldir.
8-Vahşi Duygular (Wild at Heart) (1990) - - David Lynch'in 'gerçeküstücü' ve 'absürt' bir duygu yerleştirdiği, sıradışı bir film. "Oz Büyücüsü"nün ayrıksı ya da türsel değişim geçirmiş versiyonu olarak görülebilecek, bu özelliğiyle de akıllardan çıkmayan bir eser. Filmin atardamarını oluşturan Laura Linney-Nicolas Cage ikilisinin etkileşimi ise müthiş bir aykırılıkta!
9-Gun Crazy (1950) - - Joseph H. Lewis'in yüksek yetisiyle neredeyse 'aksiyon' ile sarılan bir tür denemesi. Kara film estetiğinden çok 'stil' güdüsüyle kavranan sahnelerden bütün çıkarmasıyla önem arz eden Büyük Bunalım dönemi tabanlı bir eser. Alanın ilk önemli eserlerinden.
10-Thelma ve Louise (Thelma & Louise) (1991) - - Lezbiyen ve feminist okumalara açık Ridley Scott imzalı bir tür denemesi. Aşık olmaktan ziyade Amerika'nın yollarında umudu, aşkı, sağduyuyu ve masumiyeti bulamayan iki kadının mücadelesi ana mesele. Ridley Scott'ın kariyerinin tavan noktalarından biri...
11-They Live by Night (1949) - - Suç filmlerinin 'B tipi' döneminden Nicholas Ray imzalı bir yapıt. Farley Granger-Cathy O'Donnell gibi bu devrenin 'akılda kalıcı' oyuncularının 'katil aşık'ı canlandırdığı bir sinema eseri. Edward Anderson'ın 'Thieves Like Us' adlı romanından uyarlanan bu özlü ürünün Robert Altman'ın bakışından bir de 1974 tarihli yeniden çevrimi var. Büyük Buhran döneminin yönlendirdiği koşulsuz noktalar üzerinden yürüyen politik metinleriyle de her zaman özel bir yere sahip "They Live by Night".
12-Sonsuz Firar (The Getaway) (1972) - - Hapishaneden çıktığı anda soluğu çok özlediği 'soygun' platformunda alan bir suçlunun kaçışının öyküsü. Steve McQueen-Ali MacGraw ikilisinin unutulmaz çekiciliğini arkasına alan bir Sam Peckinpah filmi. Filmin kurgu yetisiyle yarattığı akıldan çıkmayacak anlar, halen izleyiciyi şaşkınlık içinde bırakabiliyor. 1994 tarihli bir de yeniden çevrimi var. -
13-Aşk ve Soygun (Boxcar Bertha) (1972) - - Cinsel açıdan cesur, politik açıdan dönemine uygun, anlatı açısından bozucu ruhuyla dikkat çekici özel bir film. Martin Scorsese'nin kariyerinin ilk ürünlerinden olan bu eser, Büyük Bunalım döneminde filizlenen bir aşk ve suç hikayesine uzanıyor. Çok önemsenmese de katil aşıklar filmine Godardiyen yaklaşımıyla dikkat çekici.
14-Çılgın Romantik (True Romance) (1993) - - Tony Scott'ın rejisi, Quentin Tarantino'nun senaryosuyla parlayan, alanın içinde değeri fazlaca kabul edilen bir eser. "Çılgın Romantik", Rosanna Arquette-Christian Slater ikilisinin varlığıyla sistem karşıtı ruhu yansıtan örneklerden. Bu duruşuyla klasik sinemaya uygun, rahat tüketilir ve iyi çekilmiş bir yapıt. Ancak senaryosuyla her zaman tartışma konusu olmuştur.
15-God Bless America (2011) - - Bobcat Goldthwait'in Joel Murray-Tara Lynne Barr ikilisinden çıkardığı sübyancılığa varan katil çiftiyle ve bunun ışığındaki mizah anlayışıyla öne çıkan bir film. Kısa sürede kültleşmesi net olan yapıt için rahatlıkla sinsi bir beynin itirafları yorumu yapılabilir. Nihayetinde "Katil Doğanlar" tabanlı bir tüketim toplumu eleştirisi karşımızdaki.
En güzel kar filmleri
Alive - Uruguaylı bir rugby takımının oyuncuları bulunan uçak And dağlarına çakılır. Bu çarpışma esnasında yolcuların bir kısmı ölür ama çoğunluğu da sağ olarak kurtulur. Sekiz gün boyunca uçağın enkazında oturup kurtarılmayı beklerler. Ancak yardım bir türlü gelmez. Bu arada radyodan da arama çabalarının sonuç vermemesi ve çok soğuk ortamda bu kadar zaman yaşamalarının artık söz konusu olamayacağı üzerine arama çalışmalarına son verildiğini duyarlar. Sıfırın altındaki soğuk bir ortamda on hafta boyunca hayatta kalma çabaları inanılmaz boyutlara ulaşır ve sonunda gençlerden üçü yardım bulmak amacıyla yola çıkarlar.
Groundhog Day - Bugün Aslında Dündü, 1993 yılında sinemalarda gösterilmiş bir komedi filmidir. Harold Ramis tarafından yönetilmiştir. Başrolde Bill Murray ve Andie MacDowell oynamıştır. IMDB en iyi 250 film listesinde 174. sıradadır.2006 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.
Fargo - Senaryosu, yapımı ve yönetimi Coen Kardeşler'e ait, 1996 yapımı ABD'li sinema filmidir. Orta Batı Amerika'da geçen film, bir araba satıcısının (William H. Macy), 1.000.000$'lık fidye almak amacıyla karısını kaçırmaları için iki adamı (Steve Buscemi ve Peter Stormare) tutması hakkındadır. Kaçırma olayı bir dizi cinayete sebep olur ve hamile polis memuru Gunderson (Frances McDormand) bu cinayetleri araştırmaya başlar.
Ice Age - Buz Devri, yönetmenliğini Chris Wegde ve Carlos Saldanha'nın yaptığı, Blue Sky Stüdyoları, 2002 yılı yapımlı bir 3D animasyondur. - Buzul Çağı'nda, bir mamut, bir kılıç dişli kaplan, bir miskin ve bir bebeğin, buzdan kaçış hikayesini anlatıyor.
March of the Penguins - İmparatorun Yolculuğu, Luc Jacquet ünlü bir doğa belgeselcisidir. Bu seferki araştırma konusu Antartika'daki İmparator Penguenleridir.Ancak doğa kosulları ve buz çölleri işini hayli zorlaştıracaktır.
Dumb & Dumber - Salak ile Avanak, Lloyd girdiği tüm işlerde dikiş tutturamayan, sık sık iş değiştiren ve pek de akıllı olmayan biridir. Havaalanında karşılaştığı ve ilk görüşte aşık olduğu bayan çantasını havaalanında bırakmış ve uçakla Aspen'e gitmiştir. Lloyd çantasını ona ulaştırmak için kendisinden hiçbir farkı olmayan arkadaşı Harry'ide yanına alarak bayanın peşinden Kayak ve Turizm merkezi Aspen'in yolunu tutar. Yolda başlarından türlü komik olaylar geçen bu ikilinin sahibine ulaştırmak için götürdükleri çantanın içinin ağzına kadar para dolu olduğundan habersizdirler. Taa ki günler sonra Aspen'e ulaşıncaya kadar...
The Shining - 1980 yapımı Stanley Kubrick'in Stephen King'in aynı adlı romanından uyarladığı filmdir. Başrolünde yazar Jack Torrance'ı canlandıran Jack Nicholson vardır. Torrance'ın karısı rolünü ise Shelley Duval canlandırmıştır. Uzun ve detaylı takip sahnelerinin çekimi için steadicam'in bu kadar uzun süre kullanıldığı ilk film The Shining'dir.
The Spy Who Loved Me - Beni Seven Casus, Rus ve İngiliz hükümetleri birer denizaltıları ortadan kaybolunca savaşın eşiğine gelirler. Ele geçirilen mikrofilm, denizaltıların üçüncü bir tarafın kontrolündeki bir teknolojiyle takip edilerek kaçırıldığını ortaya çıkarır. Bunun üzerine MI6'in gözde ajanı James Bond ve güzel Rus ajanı Anya Amasova, güçlerini birleştirerek olayların şüphelisi milyarder işadamı Carl Stromberg'in peşine düşerler. Stromberg'in amacı, nükleer denizaltıları kullanarak yer yüzünü yok etmek ve kurtulan insanlara denizlerin altında yeni bir yaşam imkânı sağlamaktır. Anya'yla beraber çalışan Bond, kendisini güzel partnerine karşı da korumak zorundadır çünkü bir önceki görevinde onun sevgilisini öldürmek zorunda kalmıştır.
The Thing - Film buzda donduktan sonra canlandırılan şekil değiştirebilen bir uzaylı yaratık hakkındadır. Yaratık Antaktika'daki bir bilimsel araştırma istasyonuna sızar ve Norveçli araştırma ekibini öldürür. Yakınlardaki bir Amerikan araştırma ekibi olayı araştırır ve sırayla yaratığın saldırısına uğrarlar.
Stalingrado - Yönetmenliğini Joseph Vilsmaier'in yaptığı ve II.Dünya Savaşı'nın Doğu Cephesinde savaşın dehşetini, acımasızlığını yansıtan 1993 Almanya yapımı bir savaş filmdir. Kuzey Afrika cephesindeki El Alameyn Muharebeleri'nde başarıyla görev yapmış ve dinlenmek üzere İtalya'ya sevkedilen bir Hücum İstihkamcısı taburunun Stalingrad Muharebesine gönderilmesi ve orada yaşadıklarını, isteksizce savaştıklarını anlatıyor.
Cliffhanger - Dağcı, yıllar evvel dağa tırmanırken geçirdiği bir kazanın şokunu atlatamayan Gabe (Sylvester Stallone), dağda tutsak kalmış bir grup insanı kurtarmak için çağrıldığında gitmek istemiyor. Gitmesi gerektiğinden yanında ondan nefret eden arkadaşıyla beraber yola çıkıyorlar. Kurtarılmayı bekleyen grubun aslında içinde 100 milyon dolar bulunan kutuları bulmak için bu dağcılara ihtiyaçları vardır ve bunun için de silahlıdırlar. Ancak bunu Gabe ve arkadaşı bilmiyor.
Dead Snow - Ölü Kar, bir grup tıp öğrencisi tatillerini arkadaşlarının dağ evinde geçirmek için yola çıkarlar. Daha sonra tanıştıkları bir adam, içinde bulundukları bölgenin zamanında Nazi terörüne şahit olduğunu söyler. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Albay Herzog'un liderliğinde Rusya ile İngiltere arasındaki iletişimi kesmek için Norveç Dağları'na gelen Nazi askerler bölgede yarattıkları vahşetin ardından halkın üstün çabalarıyla öldürülmüşlerdir. Sıradan bir tatil hayalindeki genç öğrencilerin ölen Nazilerle karşılaşması ve hayatlarının kabusa dönmesi an meselesidir. İlk gösterimini Sundance'te yapan Norveç yapımı Dead Snow, bu sefer zombi temasını Nazilere uyguluyor.
Touching the Void - Boşluğa Dokunmak, 1985 yılında iki genç ingiliz dağcının daha önce hiç kimsenin tırmanmayı başaramadığı Peru'daki Siula Grande zirvesine tırmanmaya çalışırken başlarına gelen akıl almaz kazanın gerçek hikayesini anlatıyor.İyi başlayan tırmanış gitgide bir kabusa dönüşüyor ve bu noktada dağcılardan biri yıllarca tartışılacak bir karar veriyor.
Edward Scissorhands - Makas Eller, Edward Scissorhands'i yaratan mucit, işini tam olarak bitiremeden ölmüş ve Edward'ı makaslardan oluşan elleriyle bırakmak zorunda kalmıştır. Münzevi bir yaşam süren genç, Peg Boggs'in onu evine götürmesiyle birlikte topluma karışmaya başlayacaktır.Fakat kimi sürprizler içeren bu buluşma, üzücü olaylara da gebedir...Hüzünlü ve komik bir Frankenstein hikayesi olan yapımın yönetmenliğini, tarzın usta isimlerinden Tim Burton üstleniyor.
Encounters at the End of the World - Dünyanın Sonundaki Karşılaşmalar, film yapımcısı Werner Herzog'un Antartika seyahatinde objektifine yansıyan özel görüntüler ve değerlendirmelerinden oluşan sürükleyici bir belgesel.
En iyi 15 uzaylı istilası filmi
Gelmiş geçmiş en iyi 10 film
1. 2001: A Space Odyssey Kubrick, 1968 (6)
2. Andrei Rublev Tarkovski, 1966 (27)
3. Barton Fink Coen Kardeşler, 1991 (377)
4. Blade Runner Scott, 1982 (69)
5. Blow up Antonioni, 1966 (144)
6. Le Charme Discret de la Bourgeoisie Bunuel, 1972 (183)
7. Don't Look Now Roeg, 1973 (127)
8. Masculin Féminin Godard, 1966 (377)
9. Man with a Movie Camera Vertov, 1929 (8)
10. Mulholland Dr. Lynch, 2001 (28)
1. Ashes And Diamonds (1958, yön. Andrzej Wajda)
2. The Best Years Of Our Lives" (1946, yön. William Wyler)
3. I Vitelloni (1953, yön. Federico Fellini)
4. The Bad Sleep Well (1960, yön. Akira Kurosawa)
5. Yojimbo (1961, yön. Akira Kurosawa)
6. Singin' In The Rain (1952, yön. Stanley Donen & Gene Kelly)
7. The King Of Comedy (1983, yön. Martin Scorsese)
8. Raging Bull (1980, yön. Martin Scorsese)
9. The Apartment (1960, yön. Billy Wilder)
10. Sunrise (1927, yön. F.W. Murnau)
1. 8 1/2 (1963, yön. Federico Fellini)
2. 2001: A Space Odyssey (1968, yön. Stanley Kubrick)
3. Ashes And Diamonds (1958, yön. Andrzej Wajda)
4. Citizen Kane (1941, yön. Orson Welles)
5. The Leopard (1963, yön. Luchino Visconti)
6. Paisan (1946, yön. Roberto Rossellini)
7. The Red Shoes (1948, yön. Michael Powell & Emeric Pressburger)
8. The River (1951, yön. Jean Renoir)
9. Salvatore Giuliano (1962, yön. Francesco Rosi)
10. The Searchers (1956, yön. John Ford)
11. Ugetsu Monogatari (1953, yön. Kenji Mizoguchi)
12. Vertigo (1958, yön. Alfred Hitchcock)
1. Bicycle Thieves (1948, yön. Vittorio De Sica)
2. The Seventh Seal (1957, yön. Ingmar Bergman)
3. Citizen Kane (1941, yön. Orson Welles)
4. Amarcord (1973, yön. Federico Fellini)
5. 8 1/2 (1963, yön. Federico Fellini)
6. The 400 Blows (1959, yön. Francois Truffaut)
7. Rashomon (1950, yön. Akira Kurosawa)
8. La Grande Illusion (1937, yön. Jean Renoir)
9. The Discreet Charm Of The Bourgeoisie (1972, yön. Luis Bunuel)
10. Paths Of Glory (1957, yön. Stanley Kubrick)
1. The Good, The Bad & The Ugly (1966, yön. Sergio Leone)
2. Apocalypse Now (1979, yön. Francis Ford Coppola)
3. The Bad News Bears (1976, yön. Michael Ritchie)
4. Carrie (1976, yön. Brian DePalma)
5. Dazed And Confused (1993, yön. Richard Linklater)
6. The Great Escape (1963, yön. John Sturges)
7. His Girl Friday (1940, yön. Howard Hawks)
8. Jaws (1975, yön. Steven Spielberg)
9. Pretty Maids All In A Row (1971, yön. Roger Vadim)
10. Rolling Thunder (1977, yön. John Flynn)
11. Sorcerer (1977, yön. William Friedkin)
12. Taxi Driver (1976, yön. Martin Scorsese)
1. Apocalypse Now (1979, yön. Francis Ford Coppola)
2. Battleship Potemkin (1925, yön. Sergei Eisenstein)
3. Citizen Kane (1941, yön. Orson Welles)
4. Avatar (2009, yön. James Cameron)
5. Dr. Strangelove (1964, yön. Stanley Kubrick)
6. Biutiful (2010, yön. Alejandro Gonzalez Inarritu)
7. My Darling Clementine (1946, yön. John Ford)
8. The Passion Of Joan Of Arc (1928, yön. Carl Theodor Dreyer)
9. Raging Bull (1980, yön. Martin Scorsese)
10. The Wild Bunch (1969, yön. Sam Peckinpah)
Sinema tarihinin en iyi 15 aşk filmi
Hiroşima Sevgilim(Hiroshima Mon Amour) (1959) - Hiroşima'ya atom bombası atılmasıyla oluşan sürece bir "duygusal bağ"ın gözünden bakan film, Fransız bir aktris ile Japon bir mimarın aşkını öne çıkaran bir Alain Resnais mucizesi. Bütün destansı aşk filmlerine karşıt duruşuyla dikkat çeken yapıt, büyük oranda sözlü tarih çalışmasını soyut ruhlar üzerinden yapma becerisiyle çığır açtı. Bu modelle de iz bıraktı.
Bir Konuşabilse...(Lost in Translation)(2003) - Bill Murray ile Scarlett Johansson'u Tokyo'da bir araya getirirken iletişimden ziyade iletişimsizlikten güç alarak fark yaratan soyut bir aşk filmi... Sofia Coppola'nın metropolü bir yabancılaşma platformu olarak kullanması eserin değerine değer katarken, büyük oranda da kalıcı olmasına olanak tanıdı.
Sevmek Zamanı(1965) - Yeşilçam geleneğine karşı gelen bir tasavvuf düşüncesi ve estetiğiyle kavrulan, buradan da evrensel bir dil yaratan özellikli bir başyapıt. Metin Erksan ve Müşfik Kenter geçen aylarda aramızdan ayrılmışken bu özlü eseri anmak hem gurur verici hem de hüzünlü. Ama Sevmek Zamanı, bizi dünyayla yarıştıran aşk filmi klasiklerinden.
Aşk Zamanı (Fa Yeung Nin Wa / In the Mood for Love)(2000) Gelmiş geçmiş en şiirsel ve stilize aşk temsili diyebiliriz. Aşk Zamanı, Wong KarWai, Maggie Cheung ve Tony Leung'un uluslararası platformda adını duyururken Hong Kong'un zorunlulukları üzerine kurduğu "tutku" ile de dikkatleri üzerine çekti. 1962'de geçen eserin aynı binada yaşayan iki karakter odağında oluşan metinleri, estetik duygusu ve yalnızlığı anlatan kareleri halen akıllarda...
Bir Erkek ve Bir Kadın(Un Homme et Une Femme/A Man and A Woman)(1966)
Rüzgâr Gibi Geçti(Gone with the Wind)(1939) - Belki de bir aşk filminin ilk kez bu kadar geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan, Vivien Leigh-Clark Gable birlikteliğinin 10 Oscar'lı ve destansı ürünü... Rüzgâr Gibi Geçti, Victor Fleming'in yönetmenliğinde epik aşk filmi kavramının en uğrak ve saf noktasıdır. Amerikan İç Savaşı'ndan bulduğu yollarla da dört saatlik süresine karşın hasıraltı edilemeyen bir klasiktir.
Aşk Hikâyesi (Love Story) (1970) - Harvard hukuk öğrencisi Oliver ile müzik öğrencisi Jennifer'ın kimyası yıllara bedeldir. Ailelerin bu ilişkiyi onaylamamasına ve bir hastalığın araya girmesine karşın asla bitmeyecek kadar sağlamdır. Arthur Hiller da bu senaryodan akılda kalıcı müzikleri öne çıkaran bir duygu seli yaratmıştır. Filmin devamının gelmesi de bu "efsane"yi taçlandırmıştır. 100 milyon doları aşkın gişesiyle iki milyon dolarlık bütçesini 50'ye katlayan eser, sinema tarihinin en büyük hasılat başarılarından birini elde etmiştir.
Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) (2004) Biraz "fantastik" rötuşla, hafıza düzenlemeyi de merceğine alan bir Kate Winslet-Jim Carrey birlikteliği... Filmi her izleyen için Michel Gondry-Charlie Kaufman ikilisinden çıkan "acıklı aşk hikâyesini zihinden silmek lazım" süreci, filmin başarısını da beraberinde getirmiştir. Hallüsinatif dünyası, yan karakterleri, özgün senaryosu ve unutulmaz çiftiyle bu nev-i şahsına münhasır eseri akıllardan çıkarmak kolay mı?
Aşkın (500) Günü(500 Days of Summer) (2009) Sonunu bildiğimiz bir aşk hikâyesinin 500 gününe ayrı ayrı bakış atan, buradan da bir stil devrimi yaratan özellikli bir yapıt. Marc Webb'in kara kalem estetiği serbestliğiyle ürettiği eser, Joseph GordonLevitt ile Zooey Deschanel'in samimiyetinden de çok şey yakalıyor. Ama özellikle Webb'in yetisiyle yeni "Örümcek Adam" filmine sıçraması bu "lineer olmayan akış"ın değerini ortaya koyuyor.
İrlandalı Kız(Ryan's Daughter)(1970) - 1916 yılı İrlanda'sında, Britanya yönetimine karşı Paskalya Ayaklanması'nın göbeğinde filizlenen bir aşk öyküsü... Rosy (Sarah Miles) ile İngiliz subay Charles (Robert Mitchum) arasındaki ilişki o kadar ateşlidir ki cinsellik dozajı da yer yer artar ve modern sinemanın gelenekleriyle yoğrulur. Doktor Zhivago ve Brief Encounter gibi destansı aşk filmleriyle tanınan David Lean'in daha az bilinen gömülü hazinesi...
Şafak(Sunrise: A Song of Two Humans) (1927)George O'Brien ile Janet Gaynor'ı biraraya getiren sinemanın "şimdiki zaman"da geçen en etkileyici romantizm serüvenlerinden... F.W. Murnau'nun dışavurumcu çizgileriyle yoğrulan bu sessiz film, duygusuyla, melankolisiyle ve tekinsizliğiyle akıllarda kalmayı sürdürüyor.
Yeniden Sev Beni (Reconstruction)(2003) - Danimarkalı Christoffer Boe'nun aşkı yeniden inşa etmek için bütün sinemasal metotları devreye soktuğu, "kuşbakışı" bir tür filmi... Alex, Simone'dan ayrılınca yine aynı oyuncunun canlandırdığı Aimee'nin peşine düşer. Ancak bu yanılsama onu nereye kadar götürecektir?
Casablanca (1942)Michael Curtiz'in zekâsı, Humphrey Bogart'ın karizması ve Ingrid Bergman'ın zarafetini bir daha biraraya getirmek kolay mı? Peki ya Rick Blaine'in Casablanca'dan geçmiş bir aşkı hatırlamasıyla yaşananları... "Tekrar Çal Sam" bestesini ve kara film örgüsünü? İşte Casablanca'nın sırrı bunlar...
Boy Meets Girl(1984) - Fransız sinemasının çılgın çocuğu Leos Carax'ın sevgilisinden ayrılan bir yönetmenin çaresiz bir kadınla yaşadığı etkileşimi ele alan asap bozucu filmi... Köprüüstü Aşıkları'yla da tanınan yönetmen burada siyah-beyaz dokunun ve Paris'in keyfine varıyor.
Kutup Çizgisi Âşıkları(Los Amantes del Circulo Polar / Lovers of the Arctic Circle)(1998) - Çocukluktan beri beraber olan, isimleri de birbirine benzeyen iki karakterin hikâyesi bu. Otto ve Ana, sürekli bir döngünün içinde, "kutup çizgisi"nde yaşanan tesadüflerle hayatlarını sürdüren iki bireydir. Julio Medem de aslında bu kavram ışığında bir aşk filmi formülü yaratarak burada İspanyol sinemasının tür sahnesi adına gurur kaynağını vermiştir. Film, tesadüflerle yürüyen mistik bir romantizm yolculuğu sunar...
En iyi 15 hapishane filmi
1-Kelebek (Papillon) (1973) - - Hapishane filmlerine 'destansı' anlatıyı getirerek çığır açan bir başyapıt. Üç bölümde bir suçlunun tasvirini böylesi bir metotla yaparken Francis Ford Coppola'nın gangster filmine uyguladığını alana tahsis eden bir eser. Yönetmen Franklin J. Schaffner'ın zekasının kaynağında usta oyuncu Steve McQueen var.
2-Açlık (Hunger) (2008) - - Bobby Sands'in hapishanede yaptığı grevi ele alan yapıbozucu bir alt tür örneği. Diyalog odaklı orta bölüm sekansının yanında sessizlik üzerine Godardiyen bir format analizi diyebiliriz. Hapishane filmlerinin verdiği yegane başyapıtlardan. İngiliz sinemasının da medar-ı iftiharlarından biri.
3-Alkatraz Kuşçusu (Birdman of Alcatraz) (1962) - - Gerçek bir hikayeden uyarlanan film, 'Alcatraz Hapishanesi' gerçeğinin en çarpıcı beyaz perde temsillerindendir. 'Yeni Hollywood' düşüncesini fitilleyen yönetmenlerden John Frankenheimer'ın yaklaşımıyla dikkat çektiği kesindir "Alkatraz Kuşçusu"nun. Bu durum 'ömür boyu hapis' cezası aldıktan sonra bunu tek bir hücrede yalnız geçirmeye mahkum edilen bir adamın 'insanlık' arayışına, çekici bir 'akıcılık' getirmiştir. Elbette Burt Lancaster imzasını da arkasına alarak... Hollywood'da 'Alcatraz' kelimesinin ilk ortaya çıktığı yerlerden biridir bu eser.
4-Zift (2008) - - 1940'lar Bulgaristan'ında hapse girip 1960'da dışarı çıkan ve totaliter rejime karşı tutunmaya çalışan bir siyasi suçlunun hikayesi. Siyah-beyaz sinemadaki anlatı yetisinden küfürlü diyaloglardaki özenine kadar, gerçek anlamda stil ve vizyon sahibi bir tür denemesi. Javor Gardev ilk filminde Bulgaristan'da nadiren de olsa 'iyi' filmler çekilebileceğini kanıtlıyor. Uzun lafın kısası sinemaskop oranında bir daralma ve politik dışavurum denemesi "Zift".
5-Parmaklıklar Ardında (Cool Hand Luke) (1967) - - Paul Newman'ın 'suçlu' performasından ve Vietnam Savaşı ile Soğuk Savaş'ın psikolojisinden güç alan dingin bir alt tür filmi. Bir Oscar ödülü bulunan eserin yönetmenlik koltuğunda Stuart Rosenberg oturuyor. Alanın 'psikoloji' odaklı bir noktaya uzanılabileceğini kanıtlamasıyla da, seçkinin içinde 'alternatif' bir yere yerleşiyor bizde "Parmaklıklar Ardında" adıyla bilinen "Cool Hand Luke".
6-San Quentin (1937) - - Sinema tarihinin ilk dönemindeki hapishane filmlerinin en akılda kalanı. Hollywood'da 'dedektif' rollerinin unutulmaz ve karizmatik ismi Humphrey Bogart'ın ortaya çıktığı yer aynı zamanda. Kara film patlaması öncesi son duraklardan birinde ülkenin meşhur hapishanesi San Quentin ve Büyük Bunalım dönemi başrolde.
7-Le Trou (1960) - - Jacques Becker imzalı bir hapishaneden kaçış filmi. Fransa'nın da 'gangster yaratma' konusunda Hollywood ile bir zamanlar yarıştığını ispatlayan bir eser.
8-Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) (1994) - - Biri siyah, diğeri beyaz iki mahkumun olağan dışı dostluğunun öyküsü. Tim Robbins ile Morgan Freeman'ın performanslarından güç alan bu 40'ların hapishane gerçeğine parmak basan eserin Stephen King'in romanından uyarlandığı da not düşülmeli. Ana akım hikaye anlatma sinemasının tavizsiz yönetmenlerinden Frank Darabont ise filme Oscar adaylıkları getirmişti.
9-Con Air (1997) - - Bir uçak hapishanesinden kaçmanın yollarını arayan 'çeşitli' mahkumların direniş hikayesi. Müzikleri, temposu ve Jerry Bruckheimer zekasıyla yürüyen, alanın içindeki 'su gibi akan' seyirliklerden biri. Aksiyon dozajıyla da her seyircinin ağzına layık.
10-Kader Bağlayınca (The Defiant Ones) (1958) - - 1996'da ülkemizde "Kaçaklar" ("Fled") adıyla gösterilen bir yeniden çevrime dönüşen eser, ABD'nin kökenindeki siyah-beyaz ayrımı üzerine hiciv dolu metinler taşır. Stanley Kramer'ın 'kara film' algısını aratmayan derinlikli rejisi ile Tony Curtis'in 'yakışıklı adam' performansıyla kalıcı olmuştur. 'Hapishaneden kaçış' düşüncesiyle ilgili ilk modern örneklerdendir. Bu damardan birçok filme de esin kaynaklığı yapmıştır. -
11-Alcatraz'dan Kaçış (Escape from Alcatraz) (1979) - - Don Siegel'dan unutulmaz bir kaçışın, hafif görkemli, 70'ler ruhuna uygun öyküsü. Başrolde Clint Eastwood ve ada hapishanesi Alcatraz var. 2.35:1 formatında ve 'karakter ve mücadelesi' konseptinde soğukkanlı ama anlamlı bir eser.
12-Zonzon (1998) - - 90'ların çıkıştaki Fransız yönetmeni Laurent Bouhnik imzalı, görsel açıdan dikkat çekici bir deneme. Pascal Greggory'nin başrol perfomansının yanında açı-mercek tercihleri konusunda sıkışmışlığa yaptığı yorumla halen zihinlerden çıkmadı "Zonzon".
13-R (2010) - - Hapishanede kalan 'mahkum psikolojisi' konusunda ihtisas yapan bir ilk film. Tobias Lindholm-Michael Noer ikilisinin yüksek plan sekans alma ve ses bandı kullanma becerisiyle yükselen, yerine göre 'şiddet' ve 'din' gibi kavramlara da giren özel bir eser. Üstelik Danimarka mamulü... -
14-Deney (Das Experiment) (2001) - - 2010'da bir Hollywood yeniden çevrimine malzeme olan yapıt, popüler sinema anlatısını iyi bilen Oliver Hirschbiegel'in çıkış filmi aynı zamanda. Moritz Bleibtreu'nun bir 'kapan'a tıkılıp 'denek' hayvanı haline getirilmesi kuşkusuz hapishane filmi alanına 'Biri Bizi Gözetliyor' mantığını sokmuştu. Bu da zaten "Deney"in kısa sürede uzun yollar kat etmesini sağladı.
15-Ölüm Yolunda (Dead Man Walking) (1995) - - Susan Sarandon-Sean Penn ikilisinin karşılıklı döktürmesini merkezine alan Tim Robbins imzalı bir eser. Özellikle oyunculuklar, etkileşim, gerçekler ve bakış açıları üzerinden çıkardıklarıyla hatırlanıyor. Penn'in sarsıcı yüz ifadesini siz de hala unutamadınız öyle değil mi? -
En iyi 20 İspanyol filmi
En iyi western filmleri
15-Sabata (1969) - - Sergio Corbucci imzalı spagetti western serisinin ilk ayağı. Corbucci imzalı eserde efsanevi Lee Van Cleef'in canlandırdığı kiralık katil Sabata'nın estetize edilmiş maceraları ana mesele. Alt türün alanında 'iyi' bir çalışma. Leone'ninkileri aratmıyor.
14-Kasabadaki Yabancı (High Plains Drifter) (1973) - - Clint Eastwood'un 'isimsiz adam' karakterinin hikayesini devam ettirdiği spagetti western denemesi. Bol çatışma, ölüm ve estetik izinde son derece keyifli bir tür filmi. Eastwood'un klasik western denemesi "Affedilmeyen"i bundan sonra çektiğine inanmak zor!
13-Blueberry (2004) - - Çizgi roman uyarlaması bir western. Jan Kounen imzalı bir intikam hikayesi. Mitolojik alt metinleri, dengeli fantastik dünyası ve özgün sinemasal yorumuyla dikkat çekici bir eser.
12-Köstebek (El Topo) (1970) - - Alejandro Jodorowsky'nin westerni bozarken gerçeküstücü bir yolculuk sunması, aslında 'fantastik western' gibi bir alan açmasına yol açmıştır. Bu bağlamda da cavalry western konseptinin içinden seslenen garip bir filmdir bu. O defalarca izlenip farklı okunacak eserlerdendir sinema tarihinin derinliklerinde. Düello sahneleri, din referansları, ötekileri kullanma şekli derken tadından yenmez bir sinemasal yolculuk sunduğu ise tartışılmaz bir gerçek.
11-İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men) (2007) - - Silah yerine 'oksijen tüpü', suç yerine 'uyuşturucu', çatışma yerine 'çanta kovalamacası' yerleştiren bir western. Elbette sinsi yönetmenler Coen Kardeşler imzalı. Roger Deakins'in sinematografisi ve bir Oscar ödülü de cabası...
10-Cehennemden Dönüş (Stagecoach) (1939) - - Bilinen ilk klasik western. John Ford'un çığır açıp alanın içinde auteurleşmesinin ana sebebi. Maceranın yoluna westerni çıkaran bir yol filmi aynı zamanda.
9-Vahşi Belde (The Wild Bunch) (1969) - - Westernin içine şiddeti sokarak çığır açan ve 'görkem' meselesini gerçekçilikle bütünleyen bir tür örneği. Aslında Sam Peckinpah'ın stüdyolarda parıldamasına yol açması ve anti-kahramanlı sinemasının tanınmasına olanak sunmasıyla da bir hayli önemli.
8-İyi Kötü Çirkin (Il buono, il brutto, il cattivo. / The Good, The Bad and the Ugly) (1966) - - Bir altın madeninin peşinde üç adam. Eli Wallach, Clint Eastwood ve Lee Van Cleef bir arada. Üçlü düello sahnesi görülmeye değer. Tonino Dello Colli'nin sinematografisi, Alberto Grimaldi'nin yapım desteği ve Ennio Morricone'nin müziklerini mükemmel uyumla birleştiren Sergio Leone destekli bir spagetti western şöleni.
7-Brokeback Dağı (Brokeback Mountain) (2006) - - Westernin 'eşcinsel kültür' ile hesaplaşması. Modern bir western kasabasında, dağın ortasında sıkışmış iki yalnız adamın öyküsü. Yabancılaşma kavramı ve alanın içinde aşk filmi yaratma güdüsü üzerine çarpıcı bir tür denemesi.
6-Buffalo Bill (1944) - - William A. Wellman'ın kızılderili prototipini başrole taşıdığı western atılımı. Anti-western meselesinin fikir babalarından...
5-Şiddetin Tarihçesi (A History of Violence) (2005) - - David Cronenberg'in eğlileştirilmiş vahşi batıda suç ve kara film denemesi. İçimizde saklanan şiddetin 'aile'ye yıkımla gelen ilginç karşılığı. Bir çizgi roman uyarlaması olduğunu da es geçmeyelim. Tabii fazlasıyla gerçekçi tonda...
4-McCabe ve Bayan Miller (McCabe and Mrs. Miller) (1971) - - Robert Altman'ın 19. yüzyıl westernini inşa halindeki bir kasaba üzerinden karakter dramasına transfer ettiği eseri. Çarpıcı görüntüleri ve iz bırakıcı şarkıcılarıyla halen akıllardan çıkmayan bir 'kasabaya gelen yabancı' filmi.
3-Kahraman Şerif (High Noon) (1952) - - Fred Zinnemann'ın 'çatışma' odaklı akan westerni, adeta temponun, silah seslerinin ve geniş alanın prim yaptığı bir tür filmidir. Alanın en stilize örneklerindendir kuşkusuz. 4 Oscar'lı filmde Gary Cooper'ın başrol performansı da öne çıkarılmıştır her zaman.
2-Bana Onun Kellesini Getirin (Bring me the head of Alfredo Garcia) (1974) - - Sam Peckinpah'ın türü Meksikalılar arasında bir anti-kahramanlar galerisine ve B filmi estetiğine kavuşturduğu yapıtıdır. Western-noir konseptinin fikir babalarından olması, tecavüz meselesine yaklaşımı ve gerçekçi çatışma sahneleriyle dikkat çeker. Kovboyun Meksikalı ya da melez olduğu bir filmdir. Özünde 'mexploitation' gibi bir istismar filmi alt türü vardır.
1-Batıda Kan Var (C'era una volta il West / Once Upon a Time in the West) (1968) - - Sergio Leone'nin spagetti western başyapıtında Charles Bronson'lar, Claudio Cardinale'ler, Ennio Morricone'ler ve daha niceleri resital verir. Adeta stilize düello sahnelerinden ve ses ile müzik kullanımının ustalığından üreyen bir opera şovu izleriz. Sinema tarihinin en iyi westerni olduğuna kuşku yok. Hatta en iyi filmleri arasına da bir yerlerden girer.
En iyi 15 yaratıcılık dönemi krizi filmi
1-Sekiz Buçuk (8½) (1963): Fellini'nin kendi benliği içinde yaşadığı yaratıcılık krizini, 'sekiz buçuk film sonrası' bir sürece yerleştiren bir başyapıt. Sayısız eseri etkileyen, rüyasal sancıları ve boyutlarıyla çığır açan özel bir sinema evreninin sahibi. Kimilerine göre gerçeküstücü auteur yönetmen Federico Fellini'nin en iyi filmi.
2-Waxworks (Das Wachsfigurenkabinett) (1924):Paul Leni'nin yüksek dışavurumcu sanat yönetimiyle ve renk cümbüşüyle yürüyen fantastik bir gerilim... Jack the Ripper, Korkunç Ivan ve Harun el-Reşit hakkında hikayeler yazmak için tutulan bir yazarın, kendini kaybedip onların efsanelerinin içine 'cam küre' vesilesiyle düşmesinin öyküsü. Belki de 'korku' ile bir araya gelen bu formülün ilk ve en 'kanlı canlı' örneklerinden biri bu! Özellikle "Living in Oblivion"da iz bırakmış garip bir film...
3-Hayal ve Görüntü (Images) (1972):Robert Altman'ın 'edebiyat' egolu sancılık filmi denemesi. "Sekiz Buçuk" etkisinde, Avrupa sineması kaynaklı bir sürecin ürünü. Psikolojik-gerilim atmosferiyle, dolaştığı türlerle, röntgenci kamera algısıyla ve tekinsizliğiyle 'şizofreni' güdüsüne farklı bir yaklaşımın adresi...
4-Barton Fink (1991):Coen Kardeşler'in Hollywood'un erken dönemindeki 'kara film' aşkını açığa çıkardığı filmleri. Fazlasıyla sinemaya ve B filmlerine saygı duruşunda bulunan yapıtın otel algısıyla Hitchcock'tan Michael Curtiz'e uzanan bir çizgide hareket ettiği kesin. Sürprizleri, motifleri, sahneleri ve detaylarıyla halen sinema çevrelerine konu olmayı sürdürüyor.
5-Müthiş Yemek (Naked Lunch) (1991): William S. Burroughs'un uyuşturucu ve kafa gidikliği dolu evreninden bir portre... David Cronenberg'in garip, body-horror yetkini ve imge simsarı tabanından özgün bir yorum... Judy Davis'in performans boyutluluğu ve akılda kalan el yapımı efektleriyle zihin kurcalayan özlü bir yapıt...
6-Lucia (Lucía y el Sexo / Sex and Lucia) (2001):'Cinsel arayış' meselesi odaklı bir yaratıcılık krizi dönemi filmi. Julio Medem'in gözünden üreyen mistik, erotik, gerçeküstücü, lineer akışı bozan ve göz kamaştırıcı bir eser. "Lucia", çok bilinmez ve önemsenmez belki. Ama kendisini takdir eden özel kitleyi de her zaman elinde tutmuştur.
7-Lütfen Beni Öldürme (Stranger Than Fiction) (2006): Woody Allen yaratıcılık dönemi filmi çekmiş de başrolünde Will Ferrell oynamış gibi. Anlatıcısını duyabilen ve geometrik şekillerle yönlendirilen bir baş karakterin, bir roman kahramanının hikayesi. Marc Forster-Zac Helm uyumuyla yükselirken, samimi ve ayrıksı gibi sıfatları bir araya getirebilen bir yapıt karşımızdaki.
8-Havuz (La Piscine / Swimming Pool) (2003): François Ozon'un polisiye romanlarına atıfta bulunduğu, hafif "Dövüş Kulübü" etkili eseri. Kadın doğası ve daha nicesi üzerine ilginç bir inceleme.
9-Tersyüz (Adaptation.) (2002): Charlie Kaufman süzgecinden şizofrenik bir yaratıcılık dönemi hikayesi denebilir. Nicolas Cage'in en kalıbına uygun performansına Spike Jonze'un garip mizah anlayışı da eşlik ediyor.
10-Hint Noktürnü (Nocturne Indien) (1989): Jean-Hugues Anglade'ın 'gizem' yetisiyle ve Alain Corneau'nun işçiliğiyle öne çıkan bir 'yabancı/bilinmeyen ülke oryantalizmi' öyküsü. "Hint Noktürnü", sayısız sahnesiyle sinema zihminize kazınmış çarpıcı bir 'öteki dünya' temsili sunuyor.
11-Inland Empire (2006): Lynch usulü yaratıcılık dönemi krizi filmi ya da "Mulholland Çıkmazı"nın üç hikayeli versiyonu denebilir. Ama ne olursa olsun buradaki motifleri, rüyaları, sesleri ve sekansları incelemek çok zevkli. Keskin bir Hollywood eleştirisi yine var.
12-Kafka (1991): Kafka'nın dünyasına siyah-beyaz bir bakış sunan, 'içeri'ye giriş durumunda da dışavurumculuk yetisini harekete geçiren, siyasi açıdan dolgun bir yapıt. Steven Soderbergh'in dehası ve Jeremy Irons'ın tekinsizliğiyle parlıyor.
13-Altın Düşler (Sogni d'oro / Golden Dreams) (1981): Nanni Moretti'nin "Sekiz Buçuk"a saygı duruşunda bulunurken 'diyalog' ve 'siyaset' bazlı mizah anlayışıyla harmanladığı eseri. Yönetmenin kariyerinin en kayda değer halkası olan "Altın Düşler", kişisel arayışının da kendisine en usturuplu çerçeve bulduğu yerlerden biri.
14-Hayalet Dünya (Gwai Wik / Re-Cycle) (2006): Bir korku romanı yazarının gözünden böylesi bir eğilimi harekete geçiren ve Carpenter'ı kıskandıran bir eser. "Hayalet Dünya", "Çılgınlığın Ötesinde"nin 'canavar'lara kapıldığı için yapamadığını efekt ve kurgu yüklü görsel güçle perdeye aktarmış. Elbette Pang Kardeşler kalitesiyle...
15-Gizli Pencere (Secret Window) (2004): Kopyacılıkla suçlanan bir yaratıcı, onun peşinde bir adam ve gizem duygusu... Stephen King'in romanından David Koepp'in sinemalaştırdığı eser, Johnny Depp'in varlığıyla da çokça kalite depoluyor. -
80'lerin en iyi bilimkurgu filmleri
12-RoboCop (1987) - - Daha çok polisiye ile bilimkurguyu iç içe geçirmesi ve robot tasarımına getirdiği yenilikle dikkat çeken bir eser. Tabii bir de Paul Verhoeven'ın reklamlı TV estetiğini sinemaya soktuğu ilk yerlerden biri olmasıyla dikkat çekmişti. Üç de devam filmi üretildi. -
11-TRON (1982) - - Bilimkurgu alanına sanal gerçeklik mevzuunu bilgisayar oyunu ya da atari geleneğine sokan bir eser. Kısa sürede kültleşti ve "Matrix"in yanında 80'lerden de izini süren sayısız film üretmekte sıkıntı çekmedi. Halk ağzında 'hacker bilimkurgusu'nun fikir babası oldu. 28 Ocak'ta devam filmi vizyona girecek. Üç boyutlu versiyonunu öneririz! -
10- 1984 (1984) - - George Orwell'in romanının ikinci ve en çok beğenilen sinema uyarlaması. John Hurt başrolde ve bu distopik 'Bizi kim gözetliyor?' dünyasının içinde çıkış arıyor. -
9-Koşan Adam (The Running Man) (1987) - - Fütüristik intihar oyunu mantığının ilk yansıması olan "Rollerball"un (1975) izinde üretilmiş bir eser. Arnold Schwarzenegger'in yarıştığı bir ölüm oyununun aksiyonunu da tansiyonunu da düellolarını da unutmak mümkün değil!
8-New York'tan Kaçış (Escape from New York) (1981) - - Kilit bir kıyamet sonrası bilimkurgu filmi örneği. Alanda "Mad Max" (1979) ile birlikte atalık yapmasının yanında Carpenter'ın ikonlaşmasına da katkısı büyük. 98'de bir de "Los Angeles'tan Kaçış" ("Escape from L.A.") adlı devam filmi var, yine Kurt Russell'ın oynadığı. Onu da unutmamak lazım.
7-Videodrome (1983) - - Radyo hatlarının arasında korsan yayın yapan bir snuff film ihmalatının bilimkurgu-korku arasında seyreden sinemasal karşılığı. David Cronenberg'in body-horror geleneklerini de taşıyan 'Teknoloji insanı yiyor mu?' sorusunu soran bir eser. -
6-Terminator (1984) - - Günümüze kadar sayısı dört filme dayanan bir seri oluşturan 'Terminator'ün en çok beğenilen filmi ikincisidir. Ancak bu eser de zaman yolculuğu filmi alt türü ışığında günümüze 'gidişatı değiştirmek' için gelen 'insan asker' ile 'cyborg asker'in mücadelesinin başladığı yerdir. Robot tasarımı açısından da sayısız yeri etkilemiştir.
5-Yaşıyorlar (They Live) (1988) - - 80'lere uygun dinamik bir uzaylı istilası filmi. Öyle ki adeta ışın gözlüklerinin ya da onların arkasında gözükenlerin öldürdüğü bir film bu. John Carpenter'ın keskin zekasından çıkan eser halen unutulmadı ve belli ki akıllardan zor çıkacak.
4-Geleceğe Dönüş (Back to the Future) (1985) - - Kısa sürede seriye dönüşen bir zaman yolculuğu bilimkurgusu örneği. İkincisinin (1989 yapımı) daha ileri gelecekte, üçüncüsünün (1990 yapımı) ise western evreninde geçtiğine rastlamak mümkün. Delorean adlı arabasından karakterlerine ve saat kulesine kadar her öğesiyle 'Tesadüfler kaderi değiştirilebilir mi?' temalı bir popüler kültür ikonu… -
3-Ölüm Takibi (Blade Runner) (1982) - - Siber-punk bilimkurgu alanında "Metropolis"ten (1927) beri yapılmış en önemli eser. Türü kara film ile birleştirmesinin yanında android tasarımları ve sanat yönetimiyle de halen üzerine detaylıca kafa yorulan bir eser. Sinema tarihinin en iyisi olduğunu düşünenlerin sayısı az değil.
2-Brazil (1985) - - Terry Gilliam'ın vizyonundan gerçeküstücü bir siber-punk bilimkurgu denemesi. Gelecekteki faşist düzen ile ilgili ince eleştirilerinin yanında unutulmayan müziği ve hayal sahneleri ile de halen akıllarda!
1-The Quiet Earth (1985) - - 'Sanal gerçeklik' kavramını "Matrix" (1999) ve "Aç Gözünü" ("Abre Los Ojos", 1997) kadar derinleştiren distopik bilimkurgu başyapıtı. Yeni Zelanda'lı bir dehanın 'Yaşanan her şey bir kurmaca' cümlesi ışığındaki çığır açan tür filmi halen akıllardan silinemedi.
Yazı Boyutu
GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ