Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        RAHŞAN GÜLŞAN / HT GAZETE

        AYLARDIR bekliyorum The Hobbit filmini.

        Basın gösterimi IMAX yüzünden mecburen İstinye Park'ta gerçekleşince önce nezih bir bekleme kuyruğu oluşturduk önde Atilla Dorsay, sonra da besmeleyle açtık alışveriş merkezini:)

        Dile kolay 168 dakika.

        En büyük keyif de yazılarının hastası olduğum sinema eleştirmenleriyle birlikte izlemek.

        Film biter bitmez, "Beğendiniz mi? Beğendiniz mi?" diye canlı film eleştirisi almanın zevki hakikaten bambaşka.

        ELEŞTİRİDE HAKLILAR

        Gerçi hepsi de o kadar arkadaş canlısı insanlar değiller.

        Mesela bizim sinema yazarımız Mehmet Açar, film gösterimi biter bitmez ortadan kaybolur.

        Kapıda bekleyen televizyon kameralarına bile konuşmaz.

        Arada kerpetenle bir iki kelime alabilirseniz şanslısınızdır.

        Ama onlar benim heyecanla beklediğim bir filmi beğenince hakikaten çok seviniyorum.

        Ne yazık ki The Hobbit, eleştirmenlerin favori filmi olamadı.

        Mehmet Açar 6.5 verdi ki bu çok da parlak bir not değil.

        Uğur Vardan iki yıldız vermiş ve yazısında hayli hırpalamış filmi.

        Üstelik ikisi de söyledikleri şeylerde haklılar.

        Filmin gerçekten ilk yarısı düşük temposuyla Türk dizilerinin süreyi uzatma çabaları gibi görünüyor.

        Ardından gelen savaşlar vesaire de beklenmedik ve yeni bir şey sokmuyor hayatımıza.

        Ama...

        Filmi eğer son 12 yılını Yüzüklerin Efendisi üçlemesini her üç ayda bir hafta sonu yeniden izlemiş birinin (Başharfi ben) gözüyle izlerseniz çok da takılmıyorsunuz bunlara.

        Evet The Hobbit bir çocuk romanı ve Yüzüklerin Efendisi kadar uzun bir hikâye değil.

        Bu romandan üç film çıkarmaya çalışırken bazı şeylerin sünüp bazı şeylerin ruhunu yitirmesi hiç de beklenmedik bir durum değil.

        Ama işte eğer serinin ve Peter Jackson'un yarattığı dünyanın hayranıysanız yeniden orta dünyaya, hele de tıpkı Yüzüklerin ilk sahneleri gibi Shire'dan giriş yapmak insanı çok heyecanlandırıyor.

        Yeniden Gandalf'ı görüp Ian Mc Kellen'in yeteneğine saygı duruşunda bulunmak, Kate Blanchet'in Galadriel rolündeki dinginliği, Sarumon'u canladıran Christopher Lee'nin beyazperdeden taşan karizmasına bir kez daha tanık olmak çok keyifli.

        Ama bence filmin en önemli ve en başarılı sahnesi Gollum ile tekrar buluştuğumuz sahneler.

        Bu kez filmin ikinci yönetmenliğini de üstlenmiş olan Andy Serkis, teknolojinin de gelişimiyle teknik olarak daha iyi tasarlanmış Gollum'umuza bir kez daha unutulmayacak bir performansla hayat veriyor.

        Hele yüzüğün göründüğü anda Howard Shore'un Yüzüklerin Efendisi'nde tüylerimizi diken diken eden yüzük teması bir kez daha diken diken eyliyor tüyleri.

        HAYRANIYSANIZ KAÇIRMAYIN

        Filmde hafiften bir çocuk filmi havası hâkim olsa da ikinci yarı yükselen aksiyon ve özellikle Goblin'lerin dünyası keyfi artırıyor.

        Eğer serinin hayranıysanız sakın kaçırmayın ve imkânınız varsa IMAX'te 3B izlerseniz iyi olur.

        Bu arada film yapılırken ön izleme yapan eleştirmenlerin nefret ettiği saniyede 48 kare teknolojisi ne yazık ki ülkemizdeki sinemalarda teknik altyapı henüz olmadığı için bizdeki kopyalarda yok.

        Bu da bazı savaş sahnelerinde netliğin yitmesi ve kargaşada görüntüleri yakalayamama sorunu yaratıyor.

        Sonuç olarak etkileyici bir görsel şölen. Ama keşke üç bölüm olmasaymış.

        Yani bir Alex değil ama yine de izlemesi çok zevkli.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ