‘Polemik işsiz güçsüz adamın işidir!’
Balçiçek İlter'in bu haftaki konuğu Venedik'teki sergisi ile çok konuşulan sanatçı Ahmet Güneştekin...
Balçiçek İLTER / HT GAZETE
Yazıya başlamadan sanatın haşmetmeplarından yüksek izinlerini istiyorum... Venedik Bienali’nin açılışına sadece iki gece, o da dostum Ahmet Güneştekin’in sergisinin açılışına gittim. Pişman değilim... Kasıma kadar bir kez daha, bu sefer ikizlerimi alarak gitmeyi düşünüyorum, açılış koşuşturması ve partilerden nefes alıp daha rahat sindire sindire gezebilmek için... Sanatın haşmetmeapları beni ve ailemi çok iyi bilirler. Orhan Peker, Abidin Dino, Avni Arbaş, Burhan Doğançay, Turan Erol, Komet, Fikret Otyam, Ferruh Başağa ilk aklıma gelenler, büyükbaba dostuydu... Büyükbabam edebiyatçı ama sanat meraklısıydı. Bugün resme biraz bulaşmış birileri varsa o dönemlerde hep bizim evden geçerdi. Öyle sofralar kurulur öyle buluşmalar, tanışmalar gerçekleşirdi. Edebiyatçılar, düşünürler, şairler, ressamlar... Büyükbabam Şahap Sıtkı, Orhan Peker üzerine kitap bile yazdı. Bir eve taşındığımızda önce partiyle resimler asılırdı, öylesine müthiş günlerdi... Şimdi baktığımda keşke o sofralarda bu yaşımda bulunsaydım diyorum. Özdemir Asaf’la keşke o kadar küçük yaşta tanışmasaydım, Cemal Süreya ile daha çok sohbet edebilseydim, Orhan Veli’ye keşke yetişebilseydim.. (Orhan Veli’nin kara kalemle çizdiği tek portresine sahip olsam da...) Abidin Dino annemle babamın nikâh davetiyesini çizmişti. Davetiye benim duvarımı süslüyor şimdi... Kısacası çok uzak değilim sanata, resme... Neden mi bunları yazdım? Anlatayım...
BİR SANATÇIYA NİYE DAHA ÇOK TANITIM YAPIYOR DİYE SORULUR MU?
Ahmet Güneştekin’in eserlerine bayılıyorum. Tanışmadan da bayılıyorum, dostum olduktan sonra da... Çok özür diliyorum, buna da pişman değilim. Çünkü birileri seviyoruz diye eleştiriyor. Üstelik değişimini, gelişimini, dünya resim piyasasına zorla, ısrarla girişini, hayata karşı duruşunu, tavrını, istikrarını ve en çok da inadını seviyorum. “Niye bu serzeniş?’’ diye soranlara selam olsun, son bir haftadır Ahmet hakkında yazılanları okuyorum da, “Yok efendim niye sadece o sergi gezilmiş, diğerleri ne olmuş? Yok pazarlama dehasıymış, yok Türkiye pavyonunda yer almamış da bağımsız girmiş, yok devlet desteği almış...’’ Komik olmayın, biraz silkinin ve kendinize gelin... Bir sanatçıya niye daha çok tanıtım yapıyor diye sorulur mu yahu? Zaten dünya sanat piyasası kurt sofrası, kolay mı yer edinmek? Üstelik bu eleştiriyi yapanların medyayı kullanma gurusu olduğu, yıllarca peşimizden “Haber de haber!” diye koştuğu da aşikâr...
Helali hoş olsun az bile yapmışız, daha da çok haber olmaları lazım kanımca... Ama bana var da sana yok zihniyeti canımı sıkıyor. “Bu kadar gazeteciyi oraya götürmesinin dünya pazarındaki yerine ne kattığını bilemem ama...’’ diye yazan meslektaşlarıma kahkahalarla gülesim geldi kusura bakmasınlar, yahu yazdığınız kendi değerinizi düşürüyor, bir daha dönüp okuyun... Ayrıca Güneştekin sergisinin dünyada nasıl yankı bulduğunu görmek için bir zahmet yabancı basına göz atabilirsiniz, Marlborough Gallery’nin Başkanı Pierre Levai, 80 yaşında adam kendi sanatçısı için kalkıp New York’tan Venedik’e gelmişti, her sanatçıya böyle ihtimam var mı bilemiyorum...
SERGİ VIVALDI'NIN EVİNDE LA PİETA'DA
Gelelim sergiye... Ahmet Güneştekin’in sergisi Venedik Bienali’ne paralel sergilerden biri olarak açıldı. Vivaldi’nin evinde üstelik, La Pieta’daki serginin mimari konsepti Emre Arolat’a ait. Arolat’ın en çok “Umarım insanlar oraya girdiğinde mimarla değil, Ahmet Güneştekin’le baş başa kalırlar” cümlesini sevdim. Arolat yaptığı çalışmayı basın toplantısında kısaca anlattı: “La Pieta çok ayrıcalıklı bir yapıdır hatta biraz kendini beğenmiştir dışardan... Onunla savaşamazsınız onu ancak bir süre unutturabilirsiniz. Ki uzunca bir süre sanatçılar bu şekilde kullandılar bu yapıyı; bir kılıfa aldılar kendilerini ve yüzleşmediler bu yapıyla. Bunu da yapabilirdik ama onun omurgasını kullanmayı tercih ettik. La Pieta çok aksiyel, çok güçlü, hafızası olan bir mekân diğer yandan Ahmet’in işleri nesne olarak kapsadıkları alandan bağlam olarak daha geniş yer tutuyor. Dolayısıyla bahsettiğimiz tansiyonlu ilişki ortaya çıkıyor. İşte biz bu tansiyonlu ilişkiden istifade eden, onu tam kızdıracak iken geri çekilen bir tasarım kurguladık.’’
‘MERKEZİNE KADINI VE İSTANBUL’U KOYDUM’
Serginin küratörü Amerikalı Matthew Drutt. Serginin merkezinde, Güneştekin’in Sultanahmet Meydanı’nda duran Roma döneminden kalma Milyon Taşı’ndan esinlenerek yaptığı dört metrelik taş heykel var. Kanımca çok etkileyici... Milyon Taşı’nın anlamı ne? Dünyanın merkezi kuşkusuz... Güneştekin’e göre ise eril gücün sembolü.. Ve heykelin hemen karşısında Lilith... Erkek egemen kültürü, baskıcılığı maçoluğu eleştiriyor... Serginin bir başka üç boyutlu işi ise “Kostantiniyye’’ adlı heykel. Kentin tarihindeki farklı isim katmanlarını ortaya çıkaran heykel Byzantion, Byzantium, Nova Roma, Constantinople, Constantinopolis, Dersaadet, İslambol, Asitane, Darülhilafe gibi isimleri bir araya getirmiş...
Ahmet Güneştekin her konuşmasında Anadolu’dan beslendiğini, Mezopotamya ve Yunan mitolojisinden etkilendiğini ve bir nevi sözlü kültür avcısı olduğunu söylüyor; “Merkezine İstanbul’u ve kadını koyduğum bir proje oldu. İstanbul, işlemediğim zaman zaman ilham aldığım bir şehir’’ diye devam ediyor...
SERGİNİN MERKEZİNDE 4 METRELİK HEYKEL BULUNUYOR
Serginin merkezinde, Güneştekin’in Sultanahmet Meydanı’nda duran Roma döneminden kalma Milyon Taşı’ndan esinlenerek yaptığı dört metrelik mermer heykel yer alıyor.
AHMET ÇALIK İMZA ATMIŞ
Gelelim Kültür Bakanlığı desteğine... Bütçenin yüzde onunu ancak karşıladılar ama alkışa değer. Son iki yıldır Nuri Bilge Ceylan ile başlayan destek Ahmet Güneştekin ile devam ediyor. Müthiş! Daha çok sanatçıya el uzatırlar umarım. Ve gelelim özel sektöre, Ahmet Güneştekin’in Venedik’teki “Milyon Taşı’’ sergisine Ahmet Çalık imza atmış. Bütçenin yaklaşık yüzde 25’i Çalık tarafından karşılanmış. Venedik ziyareti boyunca Ahmet Çalık ile detaylı sohbet etme şansı buldum. Türkiyeli sanatçıların çok daha fazla desteklenmesi gerektiğine inanıyor ve desteğinin mütevazı olduğunu söyleyecek kadar da ilginç bir işadamı portresine sahip. “Ahmet Güneştekin bizim gururumuz’’ diye başladı konuşmasına.... Ve devam etti, “Bizim için bir onurdur onun sanatının yanında yer almak’’. Sanatçıların maddi manevi desteğe ihtiyacı olduğu son derece açık. Ahmet Çalık iyi bir örnek, umarım arkası gelir, sayı fazlalaşır.
‘İTİBARSIZLAŞTIRMA ÇABASI KENDİMİ DAHA GÜÇLÜ HİSSETMEMİ SAĞLIYOR’
-Türkiye’de sanat çevresinin bir bölümünün görmezden gelmesi canını sıkıyor mu? Nereye kadar görmeyecekler?
İnsan geceyi gündüzü kabul ettiği gibi bazı şeylerin varlığını da kabul etmeli.
Bazıları, evet, varlığımı kabul etmiyor. Onlara kızmak yerine acıyorum. İnsanların işini gücünü bırakıp başka bir insanı suçlaması, onunla alay etmesi, küçü k düşü rmeye çalışması, kinini, nefretini kusması büyük zaman kaybı. Herkese zarar veriyor. Bir kesimin içinde çok yalnız bir adamım, ama o çevrenin dışında destekleniyorum. Dünyada şimdiye kadar gidebildiğim her yerde bir kalabalığın içindeyim. Ben bunu görüyorum ve hissediyorum. Ve Türkiye’de bir kesimin beni yalnızlaştırma ve itibarsızlaştırma çabası kendimi daha güç lü hissetmemi sağlıyor.
‘YAŞAR KEMAL MANEVİ BABAMDIR, BARİ O DÖNEM YAPMASALARDI’
-Peki ya eleştiriler? AKM sergisinden bu yana hakkında yapılmadık yorum kalmadı.
İnsanlar önce şaşırdılar ama itiraz etmediler. Çok yakın durmadılar, bir şaş- kınlık vardı. Kimileri hiçbir şey anlamadı, kimileri aşağıladı, kimileri çok mesafeli durdu, kimileri gerçekten yürekten hayran oldu. Bu anlamda sanat tarihçileri de, galericiler de, koleksiyonerler de işin içine çekildi. Bir heyecan yarattı. Israr ettim, devam ettim. Aslında tepkiler de devam ediyor, sen de biliyorsun... Ben devam ettim, mücadele ettim. Bana ve işlerime gösterilen tepkiler ise hâlâ karışık. Evet bugün durduğum yerden bakınca doğrusunu yaptım diyebiliyorum. Sahici, samimi, bana ait bir şey yaptım ben. Bunun ödülleriyle yaşıyorum. 20-30 yıl önce hayal ettiklerimi bugün yaşıyorum. Tabii ki beni itibarsızlaştırmak, küçü k düşü rmek için yazılıp çiziliyor. Ben prensip olarak kimseyi kötülemem, arkasından konuşmaya zaman ayırmam. Zamanımı işime veriyorum. Ama Yaşar Kemal öldüğü nde yine o eski talihsiz yazıyı servis ettiler mesela. Sırf beni küçü k düşü rmek için. Artık biliniyor ki Yaşar Kemal benim manevi babamdır, üzüntüm var; bari o dönem yapmasalardı. Bence başarılı insanlar eleştirilir. Yanlış bir şey yapmıyorum. Polemik işsiz güçsüz adamın işidir! Benim vaktim yok bunlara.
AHMET GÜNEŞTEKİN KİMDİR?
Ahmet Güneştekin için sanat, çocukluğundan itibaren onu etkisi altına alan bir tutkudur. Sanatçı İstanbul’a gitmek üzere 1991 yılında Batman’dan ayrılmış ancak 2000’lerin başında kendi tarzını yakalayana dek bir süre beklemesi gerekmiştir. Marlborough Gallery ile 2013 yılında imzaladığı anlaşma ve 55. Venedik Bienali ile eşzamanlı düzenlediği ‘Bellek İvmesi’ adlı kişisel sergisi sayesinde Ahmet Güneştekin uluslararası sanat çevrelerinde tanınmaya başladı.
2013 Kasım ayında Marlborough Gallery New York, ‘Ahmet Güneştekin: Son Dönem Resimler’ adlı sergi ile kapılarını Güneştekin’e açtı. Marlborough Gallery daha sonra sanatçının sergilerini Arco Madrid, New York Armory Show, Art Breda ve Art Basel Hong Kong’a taşıdı. Güneştekin’in eserleri son olarak Marlborough Monaco’da izleyici karşısına çıkmıştır ve şu anda da Barcelona, Madrid, Monako ve New York’ta yer alan Marlborough Gallery’lerinde kalıcı olarak sergilenmektedir. Ahmet Güneştekin’i Hollanda ve Belçika’da Mark Peet Visser Gallery temsil etmektedir.