Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

Haziran’dan bu yana 88. Oscar yarışıyla ilgili değerlendirmelerimde süreçleri, olasılıkları, hamleleri, stratejileri, ödülleri ele aldım. Ama törene bir ay kalmışken seçilen sekiz filmin sinemasal değerlerini de inceleme zamanı geldi. “Başlangıç”, “Siyah Kuğu”, “Hayat Ağacı” gibi başyapıt seviyesinde veya “Düşler Diyarı”, “Aşk”, “Milyoner”, “Aklı Havada”, “Avatar” gibi belirleyici filmlerin olmaması hayal kırıklığı. Ama bu seneki toplamın burun farkıyla en iyisi “Mad Max: Fury Road”… 88. Oscar adayları için genel kriterlerin dışına fazla çıkılmazken, iki bilimkurgu filminin birden başını içeriye sokması, kadın hikayelerinin görmezden gelinmemesi, sevilen yönetmenlerin dışarıda kalması ve siyasi eğilimin ABD’de yaşanan güncel olaylara kayması dikkat çekiciydi.

Akademi’nin değerlendirme metotlarını iyi çözmenin film analizleriyle de ilintisi var. Oscar’a aday olan sekiz filmi bu doğrultuda konumlandırmak mümkün. Seçim bildiğimiz genel kriterlere göre yapılmış gibi. Sevilen ‘tarihi arka plan’, ‘gerçek hikaye’, ‘abartılı (ve genelde makyajla dönüşüm geçirmiş) oyunculuklar’, ‘irade-başarı öyküsü’, ‘milliyetçi/liberal politik görüş’, ‘yoğun diyalog kullanımı’ ve ‘saklı melodramatik-insancıl damar’ı filmlerde görmek mümkün.

KADIN HİKAYELERİNİN SENESİ DEĞERLENDİRİLDİ Mİ?

Bu sene kadınların yılı olmaya yakındı. “Joy”dan “Carol”a, “Danimarkalı Kız”dan (“The Danish Girl”) “Diren!”e (“Suffragette”) uzanan bambaşka seçenekler de vardı. Ama Akademi net olarak o yöne kaymaktansa araya kendi politik görüşüne uygun filmler de yerleştirdi. ‘Feminist’ eğilimlerde “Brooklyn” ve “Gizli Dünya”ya (“Room”) daha fazla bağlanmak bu durumu doğurdu. Bunlardan ilkinde Saoirse Ronan’ın (Ellis) kendi yüz hatlarından çıkıp dozunda bir makyajla 50’lerden İrlandalı bir karakteri sırtlayıp götürmesi başlı başına bir sahicilik demekti. İkincisinde ise Larson’ın (Jack) anne karakterindeki inatçılığı, çaresiz ve sarsıcı yüz ifadesi bir yana Jacob Tremblay’nin erkek olduğunu bile anlayamayacağınız uzun saçlı hali gözden kaçırılmamalı.

Akademi de aslında Jack ve Ellis karakterlerini çok sevdi. Bunların arkasına ‘gerçek’ ve ‘gerçek olduğu düşünülen’ olayların yerleştirilmesi, bunun üzerine ise gözyaşı döktürebilen saklı bir aile melodramının eklenmesi önemliydi. “Gizli Dünya”da alternatif anne-çocuk ilişkisinin kapalı alanda, bir odada başlayan dirayetin açık alana kayması bir ‘mücadele’ ve ‘yaşamdan kalma’ zorunluluğunu doğuruyordu. 50’lerde göç eden Ellis’in aşk ve iş bulma çabası da o döneme göre hüzünlü. Zorlarsak bunlara kıyamet sonrası atmosferde direnen Charlize Theron’un Furiosa’sını da ekleyebiliriz.

‘İrade hikayesi’ bütün filmlerde önlenemez bir şekilde var. Matt Damon’ın “Marslı”daki (“The Martian”) astronotundan DiCaprio’nun “Diriliş”deki (“The Revenant”) ‘sınırda yaşayan adam’ tipine kadar. “Casuslar Köprüsü”ndeki (“Bridge of Spies”) Hanks’in avukat karakteri dahi bu konuda ihtisas yapabilir. Filmin onun üzerine kurulması da ‘başarıya ulaşma’nın hakkını vermek içindi. Aslında geçen sene “Birdman”de (2014) olduğu gibi ‘ucu açık ama merkezi karakterin ölmediği finaller’ değerliydi.

SİYASETİN ODAĞI ABD’DE YAŞANAN OLAYLARA KAYDI

Peki bu sezonun siyaset modası neydi? “Büyük Açık” (“The Big Short”) ve “Spotlight”, işin o tarafını oluşturdu. NASA propagandası yapan, milliyetçi “Marslı”yı da bu toplama ekleyebiliriz. 11 Eylül sonrası aranan siyasi eğilimin ‘tarihi siyahi karakter öyküsü’ olması bu yıl geçerli değildi, Ortadoğu cephesi de araya sızmadı. Aksine son 20 senede yaşanmış, dış politikayla alakası olmayan iki güncel olayın ilgi çektiğini gördük. Bunun sebebi elbette ‘arayış’…

2003’te The Boston Globe’un Pulitzer ödülü kazanan araştırma başarısı, gazetecilik olayı “Spotlight”ta karşımıza çıkıyor. Aslında meselenin 2001’de açığa çıkıp 11 Eylül sebebiyle ileri atılması, gizlenmesi işe ‘dini’ olduğu kadar ‘siyasi’ boyut da katıyor. Katolik Kilisesi’nin eleştirilmesi ise ‘konuşan kafalar’dan öteye gidemiyor. Meselenin dümdüz, süssüz verilmesi etkilemiş gibiyken, Vatikan’la ilişkideki korkaklık, Akademi’nin liberal tabanının mutlu edecek boyutta. ‘Spotlight ekibi’nin kiliseye karşı el ele verip dirayet göstermesi de bunlara eklenebilir.

“Büyük Açık”ta ise aslında herkesi dolandıran fon yöneticilerinin, bankacıların öyküsü, mizahi aralarla anlatılıyor. Bunun ucu bir içsel hesaplaşma hikayesine de, eleştirel bir taşlama tabanına da kayıyor. Ama 2008 mortgage krizinin arkasındaki ‘anti-kahramanlar’ın, ‘esas suçlular’ın iç dünyasına giriyoruz. Carell, Bale, Gosling ve Pitt’in palyaçomsu bir görünüme bürünmeleri Akademi’nin sevdiği ‘overacted’ (rol kesme) kavramı için. Bu durum da filmin siyasi açıdan sert olmamasını anlamlandırıyor. Her iki olay da ABD’yi son 15 yılda çarpmış, hatırda kalmış olaylar…

YÖNETMENLİK VE İKİ BİLİMKURGU FİLMİ

Aslında son yıllarda ‘yönetmenlik’ de değerli. Zira bu sene Spielberg, Crowley, Scott gibi klasik Amerikan sineması temsilcileri filmleriyle aday olsalar da ‘En İyi Yönetmen’de hayal kırıklığı yaşadılar. ‘Adam McKay’ gibi ara planlarla ve belgesel gerçekçiliğiyle üslup deneyen isimler değer gördü.

George Miller’ın bambaşka bir aksiyon geleneği yarattığı özgün rejisi, Lenny Abrahamson’ın çarpık açılar, bakış açısı planları ve teleobjektifle iç mekanda atmosfer yaratma becerisi ve Iñárritu’nun doğal ışıkla yakaladığı ‘ultra gerçekçi’ üslubu hipnotik/saykodelik öğelerle doldurma arzusu önemsendi. Tom McCarthy ise yönetmenlik yapmadan metinle bu başarıyı ‘Pakula’ ekolüne yakın bulunarak yakalayabildi. Ama ‘minimalist’ten ziyade ‘mini dizi’ kıvamında bir işe imza attığı tartışmasızdı.

İki bilimkurgu filminin; “Avatar” (2009), “Yasak Bölge 9” (“District 9”, 2009), “Başlangıç” (“Inception”, 2010), “Aşk” (“Her”, 2013), “Yerçekimi” (“Gravity”, 2013) gibilerinin yarattığı ivmeyle içeri girdiği kesin. Üstelik bunlar üç boyutlu... Açıkçası 90’larda “Terminatör 2: Mahşer Günü”nün (“Terminator 2: The Judgment Day”, 1991) bu başarıyı elde edemediğini düşününce, bilimkurgu-aksiyon melezi “Mad Max: Fury Road”un böyle bir şeyi yapabilmesi sevindirici. Üstelik ‘kıyamet sonrası bilimkurgu filmi’ de bir ilk yaşadı. Fakat “Marslı”, Akademi’nin çok sevdiği bir alt türde bunu becerdi.

HANGİ ALT TÜRLER VE FORMÜLLER DEVREYE GİRDİ?

Bu sene ‘biyografik film’in en azından 2015 kadar başarılı olmadığı ve en saf haliyle kullanılmadığı kesin, belki bu konuda “Casuslar Köprüsü”, “Büyük Açık” ve “Diriliş” akraba formüllere kayıyor. ‘Hayatta kalma filmi’ daha baskın, “Gizli Dünya” ve “Diriliş” bu alt türün ya da şablonun iki üyesi.

‘Katolik Kilisesi’nin skandallarıyla ilgilenen gazetecilik filmi, ‘mahkeme filmi/casusluk gerilimi/pilot biyografisi’ damarlı biyografik dönem filmi, ‘Wall Street’te geçen gerçek dolandırıcılık filmi, uzay boşluğu filmi, kıyamet sonrası bilimkurgu-aksiyon filmi, hayatta kalma filmi (biri odada geçen, diğeri macera-western damarlı) ve tarihi göçmen filmi öne çıktı. Yani 2016, kadınların yılı olmaya yakınken, güncel siyasi olayların, iç meselelerin, tür açısından bilimkurgunun senesine kaydı.

FİLM KALİTESİ OLARAK EN ZAYIF SENELERDEN

Elbette aralara fazlaca abartılı performans, dönüşüm geçiren oyuncuyu sıkıştıran denemeler anında kabul görürken, “Carol”, “Danimarkalı Kız” gibi LGBT sineması için değerli işler Akademi’nin muhafazakar tabanına takıldı. Açıkçası “Diriliş”in intikam olgusuna kayması, sevilen ‘hayatta kalma filmi’ alt türüne ve ‘western’ arka planına karşın itici gelebilecek bir durum.

Genelde süreyi 125-155 dakikaya çekerek ‘ciddiye alınma oranı’nı arttırma stratejisi ise her zaman olduğu filmlerin çoğunun sarkmasına yol açtı: “Diriliş”, “Büyük Açık”, “Spotlight”, “Casuslar Köprüsü” ve “Marslı”. Film kalitesi olarak ise en zayıf senelerden birini yaşıyoruz.

Kerem Akça’ya göre ‘En İyi Film’ dalındaki Oscar adaylarının kalite sıralaması:

1-Mad Max: Fury Road
2-Diriliş (The Revenant)
3-Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies)
4-Gizli Dünya (Room)
5-Brooklyn
6-Büyük Açık (The Big Short)
7-Marslı (The Martian)
8-Spotlight

Kerem Akça’nın 88. Oscar Ödülleri sürecinde yazdığı yazılar için tıklayın: