Vedat Türkali, Nâzım Hikmet’in gömleğiyle, sağ eli havada gülümseyerek poz vermişti
Vedat Türkali, Kübra Par'la gerçekleştirdiği söyleşi de Nazım Hikmet'in gömleğini giymiş, sağ elini kaldırarak poz vermişti
“95 yaşında. Hâlâ Komünist. Doğduğu 1919 yılından bugüne Cumhuriyet’in her aşamasına şahitlik etti. Samsun’da lise yıllarında tanıdığı üç isim hayatını değiştirdi. Biri Mehmet Anter, yani Komünist Memet... İkincisi Merih, 72 yıllık aşkı, biricik karısı... ve Ermeni arkadaşı Hayk Açıkgöz. İşkence altında adını vermeyip onu hapisten kurtaran kadim dostu...” Bu sözlerle başlamıştım onu anlatmaya, 2 yıl önce son romanı “Bitti Bitti Bitmedi” üzerine yaptığımız röportajda.
ÜZERİNDE NÂZIM HİKMET’İN GÖMLEĞİ...
Soğuk bir aralık gününde Cihangir’deki evinde buluşmuştuk. Görmekte güçlük çekiyordu, kulakları neredeyse işitmiyordu ama zihni pırıl pırıldı. Onu yormadan konuşmaya, sesimi duyurmaya çalışmıştım... Uzun susuşlar girmişti araya... Üzerinde Nâzım Hikmet’in gömleği vardı. Can dostu Dr. Hayk Açıkgöz’ün hediyesi.
Her zaman giymiyordu o gömleği, üzerine titriyordu. “Fotoğrafınızı o gömlek üzerinizdeyken çekelim” deyince ikna oldu ve başladı anlatmaya: “Hayk ve eşi Anjel Doğu Berlin’e taşınmıştı. Gidip onları buldum. Girip çıkmaya yalnız 24 saat izin veriyorlardı. Bir gece onlarda kadım. Giderken baktım ellerinde bir torba. ‘Bu ne?’ dedim. Hayk ‘Bu Nâzım’ın bana verdiği gömlek’ dedi.
Nâzım’la araları çok iyiydi. Nâzım bir gün bu gömleği uzatmış, ‘Al bunu sakla’ demiş. Hayk ve Anjel düşünmüş, gömleği bana vermeye karar vermişler. Aldım gömleği ama giymeye kıyamıyorum. Bir kanun çıkardım, her kitap bitirdiğimde bunu bir iki gün giyme hakkı tanıdım kendime...”
Vedat Türkali’nin hayatı, içinde devrimci anıları, 40’ın üzerinde senaryo, 3 film, 4 tiyatro oyunu, 8 roman barındıran masalsı bir kahramanlık öyküsü... Kendi hayatını anlattığı Komünist adlı kitabında “Ben dünyaya talihli geldim” demişti. “Samsun’un Kürkçüoğlu Mahallesi’nde doğdum.
O mahallede Kürtler, Lazlar, Çerkezler ve Boşnaklar bir aradaydı...” Son nefesine kadar tüm ezilenlerin haklarını savunacak, son romanında hem 1915 Ermeni olaylarını hem de Diyarbakır Cezaevi’nde yapılan işkenceleri anlatacaktı.
‘BENİM HÂLÂ UMUDUM VAR’
Samsun Lisesi’nde 9. sınıfta okurken, TKP ile ilişkisi olan Mehmet Anter, nam-ı diğer Komünist Memet ile tanıştı. Bütün hayatını etkileyecek bir dostluktu bu. Gazi Kitaplığı’nda yaptıkları okumalar ve hararetli sohbetler sonrasında komünist olmaya karar verdi.
Röportajda “Kendinizi hâlâ komünist olarak tanımlıyor musunuz?” diye sordum, cevabı netti: ”Tabii ki komünistim. Komünistim, Marksistim, Leninistim ama Stalinist değilim! Peki devrimciler yenildi mi Vedat Bey? “Tarih hazırlıyor bazı şeyleri. Benim hâlâ umudum var...”
‘ROMANLARIM FİLM GİBİDİR’
“Bu romanı okuyup da sıkılan yok. Su gibi akıyor. Benim romanlarım hep böyledir. Film gibidir. Yazmam gösteririm... Bu romanımın da filme çekilmesini çok istiyorum” demişti son romanı Bitti Bitti Bitmedi’yi anlatırken. 1974’te yazdığı ilk romanı Bir Gün Tek Başına da sinemaya uyarlanıyor. 27 Mayıs 1960 İhtilali’nden önceki 5-6 aylık bir zaman dilimini anlatan ve Türk edebiyatının klasikleri arasında sayılan romanı, Vedat Türkali’nin oğlu Barış Pirhasan beyazperdeye taşıyacak.
YENİ ROMANININ DÖRTTE ÜÇÜNÜ BİTİREBİLDİ...
Yeni bir roman daha yazıyordu. Adını “Bataklıkta Dağ Güneşi” koymuştu. “Eğer daha evvel hoca kapıp da kayığına bindirmezse iki sene içinde bitiririm zannediyorum. En sevdiğim romanım olacak!” demişti. Yardımcısı Sebahat Hanım’ı aradım dün, “Kitabın 4’te 3’ünü bitirmişti, sonunu yazamadan gitti” dedi...
‘DEVRİMCİ POZU’
Sevenleri dün en çok bu fotoğrafını paylaştı. Ece Oğultürk portrelerini çekerken ona dönüp “Öyle bir fotoğraf çek ki tabutuma assınlar” demiş ve sağ yumruğunu havaya kaldırıp gülümseyerek poz vermişti.
KÜBRA PAR/GAZETE HABERTÜRK
FOTOĞRAFLAR: ECE OĞULTÜRK