Hamiyet Yüceses mezarı başında anılacak
Türk Sanat Müziği'nin güçlü sesi aramızdan ayrılalı tam 13 yıl oldu.
Yaşı 50 ve üzeri olanların vazgeçemedikleri sanatçıların başında gelir Hamiyet Yüceses. O dönemleri hatırlayanların ilk söyleyecekleri şu kelimeler olur:
Hamiyet Taksim meydanında bulunan Kristal Gazinosu'nda “Bakmıyor Çeşmi Siyah“ şarkısını söylerken dışarıda trafik durur, gazino müşterilerinden daha büyük bir kalabalık meydanda birikir, ancak şarkı bittiğinde her şey normale dönerdi. 1932 yılında İstanbul gazinolarında şarkı söylemeye başlayan Hamiyet, 1946 yılında Hacı Arif Bey’in nihavent şarkısına bir gazel ilave ederek okuduğunda yer yerinden oynamış, o güne kadar erkek ses sanatçılarının tekelinde bulunan gazel kadın ağzından da dinlenir hale gelmişti.
HAMİYET YÜCESES FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN
O dönemde Hamiyet Yüceses Beyoğlu’nda Novotni Gazinosu’nda sahneye çıkıyor, bir yandan da İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Müziği Bölümü’nde İcra Heyeti’nde görev yapıyordu. Her gece gazino programından sonra en az 1-2 özel gecede sahne alıyor, sabaha karşı eve gelip yatıyor, saat 10'da Konservatuar’da olup derslere giriyordu. Yine o dönemde Ankara Radyosu’ndan istifa ederek İstanbul’a gelmiş bulunan udi bestekar Şerif İçli’den ders almaya devam ediyordu. Türk Müziği’nde Hamiyet dönemi başlamıştı. Gazinolar yeni sezonda program yaparken önce Hamiyet’in kapısını çalıyor, eğer Hamiyet başka gazino ile anlaştı ise başka sanatçılara müracaat ediyorlardı. Konser düzenleyecek olan organizatörler Hamiyet’e koşuyor, 20 dakika konser vermesi için büyük paralar teklif ediyorlardı. Hamiyet Yüceses ileri yıllarda yaptığı bir röportajda o dönemde bir gecede 11 konser verdiğini söyleyecekti.
Hamiyet Yüceses kimdir?
Hamiyet Yüceses 1915 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Kadriye Hanım, babası Halil Efendi idi. Babası marpuç ticareti yaptığı için marpuçcu Halil Efendi diye anılırdı. Ablası Hayriye ve erkek kardeşi Emin ile mutlu bir yaşantıları vardı. Annesinin ilk eşinden olan Saime ablası da onlarla otururdu.
Mutlu yıllar uzun sürmedi. Hamiyet’in babasının işleri bozuldu ve iflas etti. Ellerinde ne varsa satıldı ve aile yoksulluğa düştü. 11 yaşında bulunan küçük Hamiyet’in sesinin güzelliği mahallede ün salmıştı. Araya girenlerin ısrarı ile Hamiyet sahneye çıktı. Burhaniye’de başlayan sahne çalışmaları Anadolu’nun birçok şehrinde sürdü. Antep’te çok meşhur oldu. Antep halkı onu kendi kızları gibi sevdi ve yıllarca bırakmadı.
1932 yılı başında İstanbul’a döndü. Şöhreti İstanbul’da duyulmuştu.Şehrin iki büyük saz salonundan biri olan Londra Birahanesi ile 3 yıllık anlaşma yaptı. Aynı gazinocu yaz aylarında Küçük Çiftlik Parkı’nı çalıştırıyordu. Kış aylarında Londra Birahanesi, yaz aylarında Küçük Çiftlik’de 3 yıl boyunca çalıştı. Bu programlarda solisti Safiye Ayla idi.
Ardından plak çalışmaları geldi. İlk anlaşmasını Sahibinin Sesi firması ile yaptı. Sonraları Columbia ve Odeon firmalarına da plaklar doldurdu. Aynı yıllarda Sirkeci’deki Büyük Postane’nin üst katında faaliyet gösteren eski İstanbul Radyosu’nda her hafta program yaptı.
Bu arada Selahattin Pınar, Saadettin Kaynak, Mustafa Nafiz Irmak, Yesari Asım Arsoy ve Artaki Candan’dan dersler aldı. Sadettin Kaynak Hamiyet’in sesine göre şarkılar yaptı. Kirpiklerinin Gölgesi, O Dudaklar, Yasemen…..gibi. Soyadı kanunu çıkınca Sadettin Kaynak ve Selahattin Pınar kendisine “Yüceses “ soyadını alması için ısrar ettiler ve 1934 yılında Hamiyet Yüceses adı böyle doğdu.
Hamiyet Yüceses 1940 yılında deniz astsubayı Fethi Bey ile evlendi. Çok sevdiği eşini Atılay faciasında kaybetti. Eşinin ölümünden sonra Dede Efendi’nin ünlü “ Gitti de Gelmeyiverdi” şarkısını ağlayarak söylediği için çok kimse bu eski uşşak şarkıyı Hamiyet’in eşine yaptığı bir beste zannetti.
İkinci evliliğini işadamı Kemal Mollaoğlu ile yaptı.1944 yılında yapılan bu evlilik 1955 yılı sonlarında ayrılık ile bitti. 1956 yılında Cumhuriyet Gazinosu’nda sahnede şarkı söylerken dinleyiciler arasında bulunan genç tıp fakültesi öğrencisi Osman Sabuncu’nun isteği olan şu şarkıyı okuyarak 40 yıl sürecek bir evliliğin temelini attı :
Dilharab-ı Aşkınım Sensin Sebep Berbadıma
Bir Teselli Ver Gelip Bari Dil-i Naşadıma
Taşmıdır Bağrın ki Gelmezsin Benim İmdadıma
Dini Ayrı Kafir Olsa Rahmeder Feryadıma
Hamiyet Yüceses Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde konser verdikten sonra yurt dışında da konserler verdi: Beyrut, İsrail, Kıbrıs, Londra, New York ve Almanya’da sahneye çıktı. Son gazino çalışmasını 1981 yılında Hilton Oteli’nde yaptı. 1987 yılında Pera Palas Oteli’nde adına düzenlenen gecede sahneye çıktı. 1988 yılında Hürriyet Gazetesi’nin AKM’de düzenlenen Altın Kelebek Ödül Töreni’nde halk önünde son konserini verdi.
Televizyon programları ölümünden bir yıl öncesine kadar sürdü. 1995 yılında Halit Kıvanç’ın hazırlayıp sunduğu bir bayram programında Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Perihan Altındağ Sözeri, Zehra Bilir ile sohbet edip şarkılar söylediler. Coşkun Erdem de kanunu ile onlara eşlik etti. Eski arkadaşları ile yaptığı bu program adeta Hamiyet Yüceses’in bir veda konseri idi. Bir yıl sonra 1996 yılının 12 temmuz günü İstanbul Radyosu önünde düzenlenen törende bütün bu adı geçen arkadaşları hazır bulundu. Erenköy Galip Paşa Camiinde ise Muazzez Abacı, Bülent Ersoy, Muazzez Ersoy, Yüksel Uzel, Alaaddin Yavaşça, Seyfi Dursunoğlu, İnci Çayırlı, Feriha Tunceli, Göksel Arsoy, Fahrettin Aslan O’nu son yolculuğuna uğurlayanlar arasında idi. Hamiyet Yüceses ölümünün 13. yılında Karacaahmet’teki kabri başında akrabaları ve dostları tarafından bir kere daha anılacak ve vasiyeti olan plak “Bir Görüşte Aşık Oldum Gözlerine Ey Peri“ mezarının başında çalınacak. Nur içinde yatsın.
Türkiye’de ilk menajer kullanan sanatçı Hamiyet Yüceses
Hamiyet Yüceses aramızdan ayrılalı 13 yıl oldu. Hala onun muazzam sesi ve benzersiz yorumu herkesin kulaklarında ve gönlünde yerini koruyor. Ara sıra ekranlarda onu görüyor ve dinliyoruz.CD’leri her yerde satılıyor hatta bazı nostaljik CD'lerde onun eski plaklarından alınmış şarkılarını zevkle tekrar tekrar dinliyoruz. Uzun yıllar sürdürdüğü sahne hayatını yeniden gözden geçirirken onun Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiğini gördüm. Türkiye’de ilk menajer kullanan sanatçı Hamiyet Yüceses imiş.
Geçmiş yıllarda bir gazetede yayınlanan hatıralarında bu olayı şöyle anlatıyor sanatçı:
1948 yılında Çamlıca’da bir konsere çağrılmıştım. Gazinodaki programımı bitirdikten sonra saz arkadaşlarım ile arabalarımıza binip yola çıktık. Konser vereceğim bahçeye geldiğimde sahnede başka bir sanatçı programını yapıyordu. Konserin ilgililerini çağırtıp bir an önce sahneye çıkmam gerektiğini söyledim. Zira Çamlıca’dan sonra Salacak Gazinosu’nda da sahne alacaktım. O sezon “ Bakmıyor Çeşmi Siyah“ halkın en tuttuğu şarkı olmuştu. Henüz plak olarak piyasaya çıkmadığından dinleyiciler her konserde benden bu şarkıyı dinlemek istiyordu. Bu yüzden konser teklifleri artmış benim tek başıma altından kalkamayacağım bir hal almıştı. O gece de sahne arkasında bu sıkıntıyı yaşarken yanıma bir bey yaklaştı. Uzun boylu yapılı, saçları dökülmüş güzel konuşan bir beydi.
Hanımefendi adım Mithat Babur. Sizin hayranınızım. Uzun zamandır konserlerinizi takip ediyorum. Sizin artık bu yorucu tempoyu tek başınıza yürütemeyeceğinizi düşünüyorum. Müsaade ederseniz sizin işlerinizi ben takip etmek istiyorum. Mithat Bey ikna edici ses tonu ve konuşması ile beni bu fikre inandırdı. Menajerlik lafını Hollywood artistleri ile yapılan röportajlarda okumuştum. Neden Türkiye’de de uygulanmasın dedim ve o gece anlaştık. Artık sadece ne zaman nerede sahneye çıkacağımı biliyor ve detaylarla uğraşmıyordum. Mithat Babur sadece sahne işlerimi organize etmiyor, günlük yaşantımda da olumlu fikirleri ile ikazlarda bulunuyordu. Gazino haricinde birkaç konser verdiğim dönemler, sabah karşı eve geliyor, ancak öğlene doğru uyanıyordum.Uyanıp salona geldiğimde Mithat Bey’i elinde bir listeyle beni bekler buluyordum. Hocam Şerif İçli ile repertuar çalışmam, terzideki provam, plak şirketleri ile görüşmelerim, gazetecilerle röportajlar. Hepsi ayarlanıyor bana sadece uygulaması kalıyordu. Hayatıma yeni bir düzen gelmişti.
O yıllarda eşim Kemal Mollaoğlu ile Laleli’de oturuyorduk. Menajerim ısrarla köprünün öbür tarafında yerleşmem için ısrar ediyordu. Nihayet 1950 yılının Ocak ayında Şişli’de 4 katlı bir apartman aldım. 90.000 TL ödedim. 1951 de son model bir Cadillac otomobil aldım. 1952 de Suadiye’de eski valilerden Mümtaz Tarhan’ın köşkünü 120.000 TL ye aldım. Bu arada bana çok nadide mücevherler aldırdı. 1955 yılında apartmanıma 2 kat daha inşa ettirdim. Bütün bunları menajerim sayesinde yaptım. Kendisini 1955 yılı mart ayında kısa bir hastalık sonunda kaybettim.
Bu yazıyı okuduktan sonra Türkiye’ye menajerlik sektörünü kazandıran bu yüce sanatçıyı bir kez daha rahmetle andım. Günümüzün bütün menajerlerinin ona çok şey borçlu olduğunu düşünüyorum. Hepimizin ona şükran duygularını iletmemiz gerekir. Buna da en güzel fırsat 10 Temmuz cuma günü saat 17.00'de Karacaahmet’teki kabri başında düzenlenen anma törenine iştirak etmemizdir. Böylece sürdürdüğümüz mesleğin kurucusuna vefa borcumuzu bir parça da olsa ödemiş oluruz.