Gölgeleri avlamadan gelme!
Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi
“Alacarakaranlık”ın izini süren eserlerden biri olan “Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri”, altı kitaplık bir fantastik roman serisinin ilk ayağını perdede canlandırıyor. Bunu yaparken de gölge avcısı gibi bir ırkı, ‘sinemanın avcı karakterleri’ arasına yazdırmayı planlarken, falcı, vampir, kurt adam ve şeytan gibi motiflere de kendi bildiği şekli veriyor. Kendi kuralları olan farklı bir evren yaratma arzusuyla takdire değer olsa da bu tabana son noktayı koyma konusunda zayıf oyunculuklar ve mini dizi düşüncesi yaratan kurguyla yüzleşiyor. Her şeye rağmen bu dünyadan kopmak isteyenlere ilaç gibi gelecek bir film karşımızdaki.
Modern fantastik sinemanın bir ‘Yüzüklerin Efendisi’ (‘The Lord of the Rings’) dokunuşuyla kalıp değiştirdiği kesin. Bu hayat öpücüğü de bizi buralara kadar getirdi. Onun etkisiyle ortaya çıkan açık alan, destansı anlatı, ufuk açan evren tanımı ve özgün karakterler ise etrafı genişlemeye elverişli bir yol açmıştı. 2008’de ise “Alacakaranlık” (“Twilight”), ‘gençlik vampir fantezisi’ adı altında anılabilecek bir harmanla yedinci sanatı onurlandırdı. Onun devamında da vampir filmlerinin üretiminin artması bir tarafa melez fantastik edebiyat uyarlamaları da devreye girdi. Böylece fantastiğin Hollywood alışkanlığı, çocuk kitleyi hedefleyen peri masalı filmlerinin ötesine taşındı.
“Alacakaranlık” sonrası dönemin ‘fantastik sinema’ temsilcilerinden
“Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri” (“Mortal Instruments: City of Bones”, 2013) da “Alacakaranlık” etkisinin ikinci ayağına dahil oluyor. Bana kalırsa “Muhteşem Yaratıklar” (“Beautiful Creatures”, 2013), “Beastly” (2011) gibi fantastik gençlik filmleriyle benzer yolu izliyor. Böylece büyük oranda ergen bir kızın büyüme hikayesinin etrafını ‘gerçekçi ötekiler’le sarmak ana hedefe dönüşüyor. Bunun devamında korku motifleri, aşk, inandırıcı görsel efektler ve aksiyon geliyor.
Nasıl 90’larda “Bıçağın İki Yüzü” (“Blade”, 1998), alt türün kalıplarını aksiyonun içine çizgi romansı dokunuşla soktuysa, “Alacakaranlık” da onun dehlizlerinde gençlik filmlerine uygun bir şablon bulmuştu. Vampir mitini yenilemişti. Cassandra Clare’ın altı kitaplık serisi ise burada başka bir evren tasviri için uğraşıyor. Modern dünyada katmanlı ve yaratıklar arası bir yolculuk tasarlıyor. Vampirlerin de kurt adamların da dahil olduğu süreçte ‘merkezi karakter’i farklı bir ırktan seçiyor.
“Açlık” ve “Blade”e gönderme amaçlı iki sekans
Açılıştaki disko sahnesinin lezbiyen vampir filmi klasiği “Açlık”ın (“The Hunger”, 1983) açılışını akla getirmesi şaşırtıcı değil. Bu durumun Clary’nin gerçekleri öğrenmesi öncesine yerleştirilmesi ise aslında Scott’ın başyapıtıyla dönemsel farkları ortaya koyuyor. Zira 80’lerin alt kültürünün yaşayışında gece kulübünde dans edip eğlenmek bir olmazsa olmaza dönüşmüşken, burada öyle bir canlılık olmayınca bu sekans sadece ‘motivasyon ayarlama’ aracı olarak kullanılabiliyor.
Bunun yanında ortalardaki bir kapalı mekan çatışmasının da “Bıçağın İki Yüzü”nün açılış sekansındaki kan gölüne dönen meşhur ‘vampir avcısı-vampirler’ yüzleşmesinin koreografisine uydurulduğu çok açık. Bu somut görsel alıntılar ister istemez “Alacakaranlık”la kurulan bağı saklamamak adına canlanıyor. Ama bu eser büyük oranda vampirlerin, kurt adamların, falcıların ve şeytanların var olduğu bir evrende bambaşka bir gelenek oluşturmayı planlıyor.
Yaratıkların yeraltında ikamet etmesi ışığında, gölgeleri ya da şeytanları öldüren, karaltıların düşmanı bir ‘gölge avcısı’ ırkı yaratmak hedefleniyor. Bunların da büyük bir küre ile ışınlanabilme, goth kültürüyle yetişmiş gibi durma, Alman dışavurumculuğuna uygun bir mekana sahip olma gibi özellikleri var.
Mağaramsı evren sinematografinin zeki renkleriyle anlam kazanıyor
Ana karakterin böylesi bir düşünce yapısıyla sarılıp masumane tiplemeden annesinin kaybolmasıyla bir ‘grup stratejisi’ne geçiş yapması da manidar. Bunun devamında ise ekipleşerek diğer ırkları alt etmek ve yaşamak gibi dünyevi şeyler devreye giriyor. Clary’nin ötekiye duyduğu egzotik yakınlık ile normal insan sevgilisi arasında da ‘macera mı, garanticilik mi?’ sorusu ışığında bir büyüme hikayesi canlanıyor.
Kuzey Avrupalı görüntü yönetmeni Geir Hartly Andreassen’in gece sahnelerinde mavi, sarı ve turuncu gibi renkleri öne çıkarırken, gündüz sahnelerinde ışığı fazlaca yalıtmış. Bu sayede canlanan kültürel doku, bizi ‘mağaramsı’ bir ortama sokuyor. Dışavurumcu mimari ve gotik öğeler böylece göze batmıyor. Gerçekliğin dışına çıkmak anlamlı hale geliyor. Sadece 130 dakikanın zararıyla yer yer tökezleyen senaryo, kurgudan darbe yiyor. Bazı bölümlerde erkek oyuncuların zayıflığından çeken eserin, ‘mini dizi’ izlenimi bırakması da gözlerden kaçmıyor. Yönetmen Zwart’ın önceki memuriyetlerinde yaşadıklarını akla getiriyor.
Fantastiğin melezlik hassasiyetine hayran oluyoruz
Ancak nihayetinde, Walter B. Gibson’ın 1930’lardan itibaren çizgi roman, karikatür, dizi ve sinema görmüş karakteri ‘Gölge’nin (‘The Shadow’) bir etkisi var ‘Ölümcül Oyuncaklar’ın dünyasında. Esas canlandırılan da, bu aristokrat karakterin gölgeye dönüşerek güç kazanmasının antitezi hesabı bir ırk sanki. Bunun fazlaca saldırgan olması 80’ler ruhunu akla getirirken, ‘vampirlik’ algısına yakın durulmuyor. Kurt adamların kurtlaşma sürecinin üzerine gidilmezken, vampirlerin sarımsak korkusu dışındaki defoları fazla öne çıkmıyor.
Memur yönetmen daha ziyade dünyanın varlığına izleyicisini inandırmak istiyor. New York’ta, modern zamanlı bir serüven yaratıp buna odaklanırken, gençlik, aşk, aksiyon ve fantastiği araya sokuyor. Böylece “Alacakaranlık” kadar güçlü, devrimci bir iş karşımıza çıkmıyor. Ama onun ekolünden canlanan yapıtlardan biriyle daha yüzleşip fantastiğin melezlik hassasiyetine hayran oluyoruz. İnsanlara konulan ‘sıradan’ (‘mandane’) ismi veya yeraltının ‘aşağı dünya’ (‘downworld’) adını alması derken bambaşka motiflerle, lakaplarla ve motivasyonlarla yüzleşmek bir tatmin hissi yaratıyor. Bu dünyadan kopmak isteyenlere ilaç gibi geliyor.
FİLMİN NOTU: 5
Künye:
Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri (The Mortal Instruments: City of BOnes)
Yönetmen: Harald Zwart
Oyuncular: Lily Collins, Jamie Campbell Bower, Lena Headey, Robert Sheehan, Kevin Zegers, Robert Maillet
Süre: 130 dk.
Yapım yılı: 2013
KÖPEKBALIĞI TANIMI DEĞİŞELİ ÇOK OLUYOR
Avustralya korku sinemasının doğa ile ilişki kurma geleneğini yansıtan eser, ülke kültürüne uygun bir katil köpekbalığı filmi sunuyor. Bunu yaparken “Jaws: Denizin Dişleri”nin ‘gündüz diliminde korkutma’ düşüncesini kullanmak istemesi ise fazlasıyla ‘günümüze uyum sağlayamama’ sıkıntısını açığa çıkarıyor. Böylece “Yem”, metalik-ucuz duran görsel efektleri, yapay oyunculukları, yürümeyen entrikası, kırılgan kurgu geçişleri ve klişe diyaloglarıyla da çöp üretimine katkı vermekten kurtulamıyor.
Spielberg’in “Jaws: Denizin Dişleri” (“Jaws”, 1975) ile A sınıf bir yolculuğa giren katil köpekbalığı filmi, aslında bu haşmetini fazla sürdüremedi. Yönetmenin filmi daha ziyade ‘denizden gelen dehşet’ özelinde ilgi gördü. Önemli bir canavar figürü olarak kabul edildi. “Orca Denizin Aslanı” (“Orca”, 1977), “Piranha” (1978) gibi filmlerin üretilmesine yol açtıktan kısa süre sonra izini kaybetti.
Köpekbalığı motifi piyasadan çekileli yıllar oluyor
2000’lerde ise denizle ilgili olarak Greg McLean’in “Timsah: Nehrin Dişleri”si (“Rogue”, 2007) ile Avustralya tabanından bir ‘korku-komedi’ elbisesi giydi. Bu konuda da kısmen başarılı oldu. Ancak 2011 tarihli yine üç boyutlu “Katil Köpekbalığı”nı (“Shark Night”) saymazsak genelde ‘köpekbalığı’ motifi video raflarına transfer oldu. Korkutuculuk vasfını çoktan kaybetmesiyle çabucak piyasadan çekildi.
Burada da katil yaban domuzu filmi “Razorback” (1984) ile ülkesinde ozploitation alanında etkin bir iş veren Russell Mulcahy’nin ortak senaristliği katkı yapıyor. Oradaki atmosfer duygusu, kültür-doğa çatışmasının teneffüs edilmesi gibi öğelerle dikkat çeken konsept buraya da taşınıyor. Ancak yönetmen Kimble Rendall’ın Avustralya’nın korku geleneğindeki doğa ile ilişkiyi iyi kullanabildiğini söylemek zor.
Meraklısına “Katil Köpekbalığı”nı öneririm
Eğer Avustralya istismar filmi tamlamasının bir kısaltması olan ‘ozploitation filmleri’ 70’lerde önem kazanıp 90’lara kadar etkisini sürdürdüyse, 2000’lerde de “Korku Kapanı” (“Wolf Creek”, 2005) bu eğilimi geri getirmişti. Ancak “Dehşetin Dişleri” (“The Reef”, 2010) ve “Yem” (“Bait”, 2012) gibi eserlerin ‘köpekbalığı’nı köklerinden çıkarma arzusu çok da tutmuyor. Burada da yapay oyuncular, çiğ bir entrika, kırılgan yakın/orta plan geçişleri ve mumla aranan genel plan tutarlılıkları derken mesele daha da uzuyor.
Filmin bir süpermarketin çökmesiyle canlanan ‘kapalı alan gerilimi’ mizanseni ise ‘denizin ortasında’ya benzer bir korku motifi anlamına geliyor. Gündüz diliminde ortaya çıkan büyük beyaz köpekbalığı, korkutmaktan ziyade güldürmeye yarıyor. Üç boyutlu “Katil Köpekbalığı”nın zekice yaptığı ‘küçük-yavru köpekbalığı’ da kullanırken, bütün korkuyu geceye taşıma zekası burada eski alışkanlıklarla yer değiştiriyor. Böylece filmin gelenekçi tabanı törpülenemezken, tempolu duruşu da yapma hale geliyor. Büyük oranda da “Piranha”nın yeniden çevrimi misali bir ‘korku-komedi’ harmanını arıyor.
FİLMİN NOTU: 1.6
Künye:
Yem (Bait)
Yönetmen: Kimble Rendall
Oyuncular: Richard Brancatisano, Xavier Samuel, Chris Betts
Süre: 93 dk.
Yapım yılı: 2012
ARJANTİN’DEN GELEN ‘INSOMNIA’ NOSTALJİSİ
Ricardo Darin’li bir Arjantin polisiyesi dersek herhalde gözünüzde az çok bir şey canlanacaktır. “Cinayet Tezi”, bu tanımın “Insomnia” modelli versiyonu. Araştırmacı polis karakterinin zihninde dolaşarak fluluğu, flashbackleri, yakın planları ve bakış açısı planlarını bolca kullanıyor. Yer yer şık duran, ama anlatıyı yıkmayan bir görsel kıvraklıkla da becerisini kanıtlayan bir yönetmenin dokunuşunu taşıyor.
Arjantin’de bir tür sineması geleneği olduğundan emin olabiliriz. Hatta genelde bunu hakkıyla uygulayan, Hollywood algısına uygun yönetmenler de ortaya çıkıyor. Bu konuda ‘şucu bucu’ gibi ayrımlar yapmak çok kolay değil. Ama suç çerçevesinde çeşitli türlerde ve alt türlerde üretim yapıldığını söylemek mümkün. Ülke özelinde yeni milenyum söz konusu olduğunda “Dokuz Kraliçe” (“Nueve Reinas”, 2000) gibi Hollywood’a yeniden çevrim veren bir dolandırıcılık filmi örneği de aklımıza geliyor ilk bakışta.
Darin’in karizmasıyla ve başarılı sinematografi ile yürüyen bir zihinsel evren
“Cinayet Tezi” (“Tesis Sobre Un Homicido”, 2013) de bir polisiye tabanıyla hareket ediyor. Bir cinayetin ardından polis karakterinin yaşadıklarını devreye sokuyor. Polisin bilinçaltında dolaşıp, ‘psycho-noir’ ile akrabalık kuran eserin, görüntü yönetmeninin becerisiyle de lezzetli, çekici sahneler ürettiği görülüyor.
Goldfrid, Darin’in katkısıyla ‘özdeşleşme’ye açık bir ‘karizma’yı arkasına alıp onun yakın planları, bakış açısı planları ve daha fazlası yoluyla Arjantin toplumunu incelemeye alıyor. Yozlaşmaları bir zihinsel sorgulamayla karşımıza çıkarıyor. Cinselliğin, tecavüzün ve daha fazlasının devreye girişi şık duruyor. Altının doldurulmasıyla da perdede bir takip edilirlik aşılıyor.
Örgüsü ve gizemi ‘daha önce görmüştük’ izlenimi yaratıyor
Müziğin katkısı derken ‘motif’ odaklı flashback sahnelerinin fluluğunu kullanma becerisi de gözlerden kaçmıyor. Ama nihayetinde “Cinayet Tezi”, ABD yeniden çevrimi de gören “Insomnia”da (1997) yetkin bir şekilde uygulandığını gördüğümüz bir polisiye alt türüne ait. O da ana polis karakterin bilinçaltında dolaşıp yaşananların hayal ile gerçek arasında kalıp kalmadığını incelemek.
Bu durum da toplumsallığa psikolojiyi karıştırıyor. Ancak gizem duygusunu biraz basitleştiriyor. Böylece iyi çekilmiş ama tanıdık bir tür örneği ile yüzleşmek zor olmuyor. Böylece Arjantin’in Hollywood duygusu “Gözlerindeki Sır”dan (“El Secreto de Sus Ojos”, 2009) dört yıl sonra ikinci kez büyük oranda hakkıyla canlanıyor.
FİLMİN NOTU: 5.3
Künye:
Cinayet Tezi (Tesis Sobre Un Homicido / Thesis on a Homicide)
Yönetmen: Hernán Goldfrid
Oyuncular: Ricardo Darin, Natalia Santiago, Alberto Ammann, Calu Rivero
Süre: 106 dk.
Yapım yılı: 2013
GENÇ GRUBA ERKEN BELGESEL
İki albümle popülerleşen İngiliz pop/rock grubu One Direction, burada ödüllü belgesel yönetmeni Morgan Spurlock’ın yörüngesinden geçiyor. Ancak konserleri ve yaşam biçimlerini faydalı bilgilerin katkısıyla mercek altına alan müzik belgeseli “One Direction: This is Us”, elinde fazla malzeme olmamasından çekiyor. Böylece araştırma sürecindeki profesyonel belgeselci ruhunu, üç boyutlu eğlenceyi tüketip salondan ayrılınca ‘sadece hayranlara hitap ediyor’a çeviriyor.
2011’den bu yana çıkardıkları iki albümle gençlerin sevgilisi olan One Direction, pop müzikle içli dışlı bir ekip. Onların hayran kitlesi de çabucak Justin Bieber’ınkiler hesabı bir yoğunluğa ulaşmış durumda. Ödüllü ve sevilen belgesel yönetmeni Morgan Spurlock, onların çıkış hikayesini odağına alıyor burada. Röportajlar, konser görüntüleri ve hayat parçaları bir anlamda perdeyi kontrol altına alıyor.
Niye 10 sene sonra çekilmedi?
Yönetmenin tecrübesinin katkısıyla bu yaş ortalaması 20’yi geçmeyen beş kişilik İngiliz grup bir üç boyutlu gösterinin malzemesi oluyorlar. Pop ve rock sevenleri de tatmin edecek süreç, müzik belgeseline dönüşüyor. Konserlerdeki konuşma baloncukları ve dijital yansıtmalarla canlanan genç ruh, büyük oranda hayran kitlesini doyurmak için yeterli gibi.
“One Direction: This is Us”, bir kültürün, bir yaşayışın öyküsü esasen. Bunu incelerken de Morgan Spurlock’un araştırma yeteneğinden güç alıyor. Ama iki-üç senelik periyodu odağına aldığı için ‘niye 10 sene sonra çekilmedi?’ sorusunu da sordurtuyor. Zira genelde bir müzik grubunun veya bir müzisyenin hikayesini ele almak veya geleceğe kalıcı bir eser bırakmak için, sözü geçenlerin hayatının bütün süreçlerini tüketmesi beklenir. Hatta bu malzeme, emeklilik veya ölümden sonra perdeye aktarılır.
FİLMİN NOTU: 4
Künye:
One Direction: This is Us
Yönetmen: Morgan Spurlock
Süre: 92 dk.
Yapım yılı: 2013
‘KORKU SEANSI’NI DÜN YAZMIŞTIM
Perili ev filmlerinin gelenekçi, gotik mimarili ve ce yapma yanlısı hareket edip, ‘bayat’ durduğu bir dönemde üreyen “Korku Seansı”, Wan’ın 2000’lerin Amerikan korku sinemasına hınzır bir ‘safkan korku!’ uyarısı yapmasını sağlıyor. Şablonun alışkanlığındaki ‘cani katil hayaletlerdir’ algısını değiştirirken, paranormal olaylar araştırmacısı motifini neredeyse merkeze yerleştirmesiyle 70’ler ruhlu retro dokusunu çokça doyuruyor. 2000’ler Amerikan korku sinemasında “Testere” ve “Ruhlar Bölgesi” ile çığır açan Wan, burada da bunlardan ikincisinden beslenen safkan ve tekinsiz bir korku filmiyle çıkageliyor. “Korku Seansı”, korkutmayı, şaşırtmayı, sinema tarihinden parçaları kullanmayı ve bildik kalıplarla oynamayı bilen bir eser. İnsanoğlunun içine girmeyi adet edinen ‘iblis’ ile ilgili söyledikleri ve şeytan çıkarmanın ideolojik duruşuna getirdiği eleştirel bakışla da dikkat çekiyor.
“Korku Seansı” ile ilgili dün yazdığım eleştiriye şu linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.haberturk.com/yazarlar/kerem-akca/873292-amerikan-korku-sinemasina-safkan-korku-uyarisi
FİLMİN NOTU: 6.5
Künye:
Korku Seansı (The Conjuring)
Yönetmen: James Wan
Oyuncular: Vera Farmiga, Patrick Wilson, Lili Taylor, Ron Livingston
Süre: 112 dk.
Yapım yılı: 2013
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU
Acil Arama (The Call): 6
Ailem İçin (At Any Price): 4.7
Aşk Taktikleri (La Stratégie de la Poussette): 2
Ateşli Aynasızlar (The Heat): 2.5
Babadan Oğula (The Place Beyond the Pines): 7.8
Baldan Acı (More Than Honey): 4.7
Beyaz Saray Düştü (White House Down): 5.3
Bir Kadının Gözyaşı (Thérèse Desqueyroux): 3
Bu Aşk Fazla Sürmez (I Give it a Year): 5.5
Büyükler 2 (Grown Ups 2): 1.9
Camille Claudel, 1915: 7.1
Ceset (El Cuerpo / The Body): 3
Cinnet (Modus Anomali): 5
D@abbe: Cin Çarpması: 1.4
Dehşet Kaseti (V/H/S/2): 3.5
Dünya Savaşı Z (World War Z): 3.2
Dünya – Yeni Bir Başlangıç (After Earth): 5.5
Elysium: Yeni Cennet (Elysium): 7.6
Evdeki Yabancılar: 1.8
Geceyarısından Önce (Before Midnight): 3.5
Geçmişin Sırları (The Company You Keep): 5.5
Genç Çıraklar (The Intership): 3.9
Göster Gününü (Kick-Ass 2): 6.5
Hayalet Öğrenciler (Promocion Fantasma / Ghost Graduation): 6.3
Hayallerin Ötesinde (Imagine): 6.8
İnşallah (Inch’Allah): 3
Jobs: 3
Kahraman Uzaylılar (Escape from Planet Earth): 5
Karanlık Cinayetler (The Frozen Ground): 2.9
Kayıp Umutlar (Promised Land): 3.5
Kirli Oyun (Freelancers): 2.8
Kutsal Motorlar (Holy Motors): 9.6
Man of Steel: 6.8
Manyak (Maniac): 6
Maskeli Süvari (The Lone Ranger): 3.9
Ölüm Kapanı (Mi-Hwak-In-Dong-Yeong-Sang / Don’t Click): 4
Pasifik Savaşı (Pacific Rim): 4
Percy Jackson: Canavarlar Denizi (Percy Jackson: Sea of Monsters): 6
Red 2: 3.8
Rüzgarlar: 5.3
Sadece Tanrı Affeder (Only God Forgives): 6.3
Sanal Hayatlar (Disconnect): 6.5
Savaşın Gölgesinde (Lore): 7.5
Sen Gitmeden Önce (Not Fade Away): 5.2
Sessiz Ev (Silent House): 5.4
Sevimli Canavarlar Üniversitesi (Monsters University): 6.5
Son Konser (A Late Quartet): 5.5
Süperstar (Superstar): 4.5
Şeytan Tohumu (The Possession): 3.5
Şirinler (The Smurfs 2): 3
Trans (Trance): 6.5
Uçaklar (Planes): 4.5
Wolverine (The Wolverine): 1.9
Zor Kazanç (Pain & Gain): 6.2
Zorlu İkili (2 Guns): 5.9
Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com