En bayat mitik kahraman niye döndü?
Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
25 TEMMUZ FİLMLERİ
Bundan 50 sene önce sinemada markalaşan bayat bir figüre yeniden el atmak nasıl açıklanabilir? İlginçtir “Herkül: Özgürlük Savaşçısı”, bu sene üretilen ikinci B sınıf Herkül filmi ve bileğinin hakkıyla yılın en büyük fiyaskosuna dönüşüyor. Açıkçası Brett Ratner ve Dante Spinotti’nin varlığına karşın seyir süreci sonrası Kevin Sorbo’nun ‘Herkül’ dizisinden iki bölüm seyretme arzusu uyandırıyor.
Mitolojik kahramanlarla ilgili film çekmek ve Yunan mitolojisini kaynak göstermek özellikle 50’li 60’lı yıllarda modaydı. Vücutçu Steve Reeves’in can verdiği yarı-tanrı Herkül, o zamanlar Hollywood’a kafa tutan stüdyolarıyla İtalya’daki üretimlerde öne çıktı. Yaklaşık 20 filmlik bir seriye önayak oldu. Tabiri caizse, cüssesi, vücut ölçüleri ve kaslarıyla kafa kol kıran kahraman/süper kahraman modelinin temellerinden birine dönüştü.
‘HERKÜL’ÜN SİNEMADAKİ TANIMI DEĞİŞTİ
Modern zamanda böylesi bir eğilimin tepe tepe kullanıldığını söylemek zor. 80’li 90’lı yıllardan sonra bu kahraman prototipi rafa kalktı. İtalya’da ‘peplum’ adıyla bilinen ‘kılıç ve sandalet filmi’nin (‘sword-and-sandal film’) bir alt-alt türü ya da yan formülü olarak görülen bu alan, aslında fantastikle çok bağdaştırılmıyordu. Ancak günümüzde artık her şey değişti. Yunan mitolojisi daha ciddiye alınmaya başlandı. Zamanla ‘kılıç ve büyü filmi’nin (‘sword and sorcery film’) içine girdi.
Açıkçası ‘Yüzüklerin Efendisi’ (‘The Lord of the Rings’) ve ‘300’ (‘300’) ile birlikte ‘fantezi-epik’ konusunda devrimlerin, A-tipi zaferlerin ardı arkasının kesilmediği bir milenyumun içindeyiz. “Ölümsüzler: Titanların Savaşı” (“Immortals”, 2011), “Titanların Savaşı” (“Clash of the Titans”, 2010), “Percy Jackson & Olimposlular – Şimşek Hırsızı” (“Percy Jackson & the Olympians: The Lighting Thief”, 2011) gibi ‘kılıç ve büyü filmi’ alanından seriye dönüşen yetkin işler izledik.
Bu perde seyirliklerinde hedef mitolojiyi, demode bir kaynak olmaktan çıkartıp, iktidar mücadelesinin temeline uzanmaktı. ‘Fantastik macera’ kuralları, bu doğrultuda omurgaya yerleştirilip, efektler A sınıflaştırılıyordu. Theseus’dan Poseidon’a, Hermes’ten Medusa’ya uzanan profesyonel bir efsaneler galerisi karşımıza çıkıyordu. Medea’nın altın post hikayesinden daha niceleriyle beslenen titanlar, tanrılar, tanrıçalar etrafımızı sardı.
Ama 1969’da Schwarzenegger’in “Herkül New York’ta”sını (“Hercules in New York”), 90’larda Kevin Sorbo’lu TV dizisini ve “Herkül” (“Hercules”, 1997) adlı el çizimi Disney Animasyonunu bildiğimiz bu fenomen bu sene iki üretimle karşımıza çıktı. Açıkçası 1983’te yine İtalyan kaynaklı ucuz bir seriye dönüşen “Hercules”den (1983) fazla bir farkı yok…
DANTE SPINOTTI DİJİTAL EFEKTLERE SÖZ GEÇİREMİYOR
70 milyon dolarlık “Herkül: Efsane Başlıyor” (“The Legend of Hercules”, 2014) ile 100 milyon dolarlık “Herkül: Özgürlük Savaşçısı”nı teraziye koyunca hangisi ağır basıyor tartışılır. Ama benim oyum her şeye rağmen Kellan Lutz’lu, Renny Harlin’in yönettiği ilkinden yana. En azından orada görkemli savaş sahnelerinde bir “300” ışıltısı görebiliyorduk. Karamsarlık, koyu renkler ve puslu hava ise yönetmenin görsel dünyasını iyi dolduruyordu. Zamansız bir süper kahramanlık anlayışından ziyade ‘kılıç ve sandalet’ meselesinin ayak izleri hissediliyordu.
Burada ise Michael Mann ile tanınan Dante Spinotti’nin sinematografisi HD’de, dijital efektlere söz geçiremiyor. Rufus Sewell, John Hurt gibilerinin ‘göze kalem çekmiş’ izlenimi yaratıp ‘Yunanlar biseksüeldir’ gibi bir karton görüşün üzerine gitmesi tuhaf… İster istemez de “Büyük İskender” (“Alexander the Great”, 2004) misali fantastik ve mitolojik tarafı demode duran bir filmle yüzleşiyoruz. “Truva” (“Troy”, 2004) gerçekliğine ve görkemine geçiş yapamıyoruz.
80’LERİN SÜPER KAHRAMAN ALGISI
‘Conan’ serisindeki ‘süper kahraman’ algısını, 2008’de Steve Moore’un imzasıyla çıkan Radikal Comics’in çizgi romanıyla bu tatta, 80’ler ruhuyla deneyimlemeye mahkum bırakılıyoruz. Ratner, 100 milyon doların üzerine çıktığı iki filmde afallamadan (bkz. “Bitirim İkili 3”, “X-Men: Son Direniş”) işini yapsa da burada mitolojik günlere adapte olamıyor. Belki de ona ‘modern zamanda geçen aksiyon’ dışında bir şey yaramıyor.
Kevin Sorbo ile Dwayne Johnson arasındaki beş farkı bulmak ise kolay değil. Uzun saçlarıyla The Rock lakaplı, güreşçi arka planlı oyuncu, Hera ile Zeus’un oğluna can verirken, karşı cinsten ‘ucuz’a bulunmuş bir mankenle yüzleşiyor. Kas gücüyle, vücut yapmasıyla öne çıkıp Stallone, Schwazenegger’cilik oynuyor. Aslında ‘Cehennem Melekleri’nin (‘The Expendables’) tuttuğu, ‘Titanların Savaşı’nın seriye dönüştüğü bir devrede bu tercih doğal.
B SINIF VE ÇÖP ÜRETİMİNE ‘HERKÜL’ KATKISI
Ancak bu hantal kahraman 2000’lerde sinema perdesinde, sadece kendini ciddiye almadığında tutturabilmişken, burada uzun saçlarla ne yaptığını çözmek zor. Köşeye sıkışmak bu durumda ana pozisyona dönüşüyor sanki. Makyajlarından, vinç ile alınan görkem sözü veren savaş sahnelerine kadar her şey ‘kuşbakışı’yla bir genel görüntünün üzerine kurulmamış gibi. Özelde olup biten mitik hikayeyi dolduruyor.
Milat öncesi bir dönemde hiçbir sıyrık, kir olmadan, tertemiz dişlerle sanki bir plajda güneşlenip bronz ten peşinde koşan karakterler izliyoruz. ‘Gülünçlük’e yol açan diyaloglar da elbette bu duruma eşlik ediyor. Her anlamda boş ve anlamsız bilgisayar oyunu uyarlamalarına benzeyen “Herkül: Özgürlük Savaşçısı”, kötü oynanmış, kötü yazılmış, kötü çekilmiş bir film. B sınıf ve çöp üretimine katkı verecek bir Hollywood ürünü…
Böylece günümüz fantastik sinemasında bu dip noktayı görmeyi alışkanlık haline getiren filmlerin arasına katılmakta zorlanmıyor. Ama ilginçtir mitik arka planlı eserlerden ziyade güvenilir durmayan kaynaklardan medet uman ürünler, tür içinde daha alt seviyeye kayıyordu. Ratner’ın eseri bu konuda becerikli ve ‘Herkül’ efsanesinin demodeliğinden çekiyor. Filmin, 12 sene sonra üretilmek dışında The Rock’lı çağdışı ‘Mumya’ (‘The Mummy’) yan bölümü “Akrep Kral”dan (“The Scorpion King”, 2002) ne farkı var? diye sorunca ise boşlukta kalıyoruz.
FİLMİN NOTU: 2
Künye:
Herkül: Özgürlük Savaşçısı (Hercules)
Yönetmen: Brett Ratner
Oyuncular: Dwayne Johnson, Ian McShane, John Hurt, Rufus Sewell, Ingrid Bolsø Berdal, Peter Mullan, Rebecca Ferguson
Süre: 97 dk.
Yapım yılı: 2014
DE SICA, ‘JUNO’YU ÇEKMİŞ GİBİ…
“Vecide”, Suudi Arabistan sineması için birçok ilki başarıyor belki. Bu ‘etiket’ten beslenen irade öyküsü de İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin umut yüklü De Sica damarı ile güncel Amerikan bağımsız gençlik filmlerinin ‘asi anti-kahraman’ alışkanlığını iç içe geçiriyor. Ama film, seyirciyi ‘11 yaşındaki masum ve yasaklı kızı şefkatle kucaklama’ya şartlayıp yetkin durmayan sinemasının zaaflarından uzaklaştırınca irtifa kaybediyor.
‘Suudi Arabistan’da çekilen ilk film’ ibaresiyle ilgiyi üzerine çekmeye çalışan “Vecide” (“Wadjda”, 2012), 11 yaşındaki ‘Vecide’nin toplumsal rolüne dikkat çekiyor. Aşağılanan, ebeveynlerinin desteğini göremeyen bu ‘yasaklı’ kız, bir türlü ‘bisiklet’ sahibi olamaz. Sonunda 270 dolar ödüllü bir Kur’an yarışmasına katılır. Bunun sonucunda ise Riyad’ın banliyölerinde start alan, Amerikan halkının çok seveceği bir başarı hikayesi filizlenir.
BATI MEDENİYETLERİ İÇİN PARLATILMIŞ
Haifaa Al-Mansour, 2005’teki “Women Without Shadows” adlı orta metrajlı belgeselinde ülkedeki kadın haklarını ele almıştı. Ülkede kadın bir yönetmenin çektiği ilk uzun metrajlı eserde, izinsiz çekimlerden de destek görürken, başörtüsü tabusunun bir sahnede yıkıldığı bir yapıyı tercih ediyor. Markasıyla parlatılmış, Batı medeniyetleri için çekici hale getirilmiş bir toplumsal yolculuk bu…
“Vecide”, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin Vittorio De Sica filmlerine (bkz. “Çocuklar Bize Bakıyor”, “Bisiklet Hırsızları”) uğradıktan sonra, Amerikan bağımsız sinemasının güncel gençlik filmlerinin asi karakterlerinden besleniyor. Ayakları üzerinde durmak isteyen küçük yaştaki kızlardan birinin dirayetine, engelleri aşma çabasına odaklanıyor. Umut dolu, dokunaklı bir öykü çıkarmak için çabalıyor. Gerçekçi sinemasıyla bunu ‘sosyolojik’ açıdan beceriyor belki. Ama öyle tavizsiz bir rejiyle hakimiyet kuramıyor. Meseleyi yedinci sanat yönüne çeviremiyor.
ETİKET ÇEKİCİ, ARKASI BOŞ
Aksine karakterle samimi, duygusal, özdeşleşme yüklü bir ilişki kurmamız isteniyor. Bunun formül olarak uzandığı nokta, “Çılgın Liseliler”in (“Rushmore”, 1998) Max Fischer’i, “Napoleon Dynamite”ın (2004) Napoleon’u, “Juno”nun (2007) Juno’su gibi dışlanan anti-kahramanlardan birinin yarışma albenisine tutunmasıyla canlanıyor. Böylece aslında doğal renklerin sallanan kameradan aldığı, hiçbir karesine dokunulmadan karşımıza çıkarılıyor.
Bu da sanki Amerikalı bir sinemacının desteğini görmüş oryantalist bir bakış getiriyor. Belki bu ülke sineması yeni. Sansüre karşı gelmesi lazım. Ama “Vecide”, İran’da “Ayna”da (“Ayneh”, 1997) aynı yaşlardaki Mina’nın teokratik rejimin içinde düştüğü karamsar duruma, çaresizliğe, dördüncü duvarı yıkan anlayışa asla yaklaşmıyor. Orada Jafar Panahi’nin kaydırmalı uzun plan becerisini göstermek ne kelime, hiçbir plan üzerine kafa yormuyor bile. Sadece etiketiyle akılda kalıyor. Tabiri caizse “Bisikletli Çocuk”un (“Le Gamin Au Vélo”, 2011), samimiyet yüklemesi yapıp yolunu kaybetmiş ‘kız kardeşi’ne dönüşüyor.
FİLMİN NOTU: 4
Künye:
Vecide (Wadjda)
Yönetmen: Haifaa Al-Mansour
Oyuncular: Waad Mohammed, Reem Abdullah, Abdullrahman Al Gohani
Süre: 98 dk.
Yapım yılı: 2012
NOELDE ELFLERLE ZAMAN YOLCULUĞU
Bir elfin zaman yolculuğu yaparak noel babayı kurtarmasını ele alan “Zamanda Yolculuk”, bu bilimkurgu motifin en basmakalıp kullanımının peşine takılıyor. Elimizdeki ürün ise ancak yapım aşaması periyodunda karşımıza çıkabilecek, 90’lardan fırlayan demode bir bilgisayar oyunu demosu sanki.
1988’den bu yana uzun metrajlı animasyonlarda ve live-action animasyon filmlerde çalışan Leon Joosen, Hollywood görmüş bir isim. Onun kimi beşinci sınıf animasyonların kurgu departmanında çalışan Aaron Selman’la birlikteliğinin sonucu, üç aşağı beş yukarı belli… Ancak TV başında, mutfakta hamur yoğururken, yemek yaparken gözlemleyebileceğimiz bir süreçle yüzleşiyoruz burada. Bunun tanımları ise aslında son derece ‘Z sınıf’ noktalara açılıyor.
ANCAK ZAPLARKEN GÖZÜNÜZE TAKILABİLİR
Kelimenin tam anlamıyla bir bilgisayar oyununun demosunun yapım aşaması ya da bir bilgisayar animasyonunun taslak videosu kıvamında bir işle yüzleşiyoruz. Bir elfin zamanda yolculuk yapma hikayesi, hiç de ‘bağlayıcı’ olamıyor. Jon Favreau’nun tatmin etmeyen “Elf”ini (2003) bile mumla aratıyor. Orada başrolü üstlenen Will Ferrell’ın ise adını geçirmek garip…
Zira tamamen yapım aşamasında kalan bu iş, bizi ne mizahına, ne karakterlerine, ne de tekniğine çekebiliyor. Adeta can çekişen boyutsuz parçalar etrafımızı donatıyor. Oradan bir şeyler çıkarmak istediğimizde ‘bilimkurgu’ motifleriyle oluşan bütünle tatmin olmak istiyoruz. Zaman yolculuğu komedisi animasyonu “Zamanda Yolculuk”un (“Saving Santa”, 2013) ismini, bir kademe yukarıdaki “Kahraman İkili”nin (“Free Birds”, 2013) altına not ediyoruz. O zaman da en fazla zaplarken yakaladığımız görüntülerle tatmin olmak zorunda kalıyoruz. Uyarımızı yapalım…