Mehmet Çalışkan

Nilgün Marmara...
Henüz 29 yaşındayken kendini evinin balkonundan atarak intihar eden kadın şair.
13 Şubat 1958'de İstanbul'da doğan Nilgün Marmara, siyasi nedenlerden dolayı İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden ayrıldıktan sonra  Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazandı.
1985'te Sylvia Plath'in 'Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi' teziyle mezun oldu.
Mezun olduktan sonra Marmaris'te bir tatil köyünde çalışan Nilgün Marmara, ardından farklı şirketlerde sekreterlik, Mısır Konsolosluğu'nda memurluklarda bulunsa da iş hayatı çok uzun süreli olmadı.

13 Ekim 1987'de intihar eden Nilgün Marmara'nın bütün eserleri ölümünden sonra yayımlandı.
Nilgün Marmara'ın intihar etmediği, 5 yıllık eşi Kağan Önal tarafından öldürüldüğü de söylendi. Önal, kendisine yöneltilen suçlamalara yönelik, "Nilgün'ün tedavi olması gerekiyordu ama o doktordan kaçıyordu. Doktor, geldiğinde evde olması gerekirken evde değildi. Doktor beklemişti. Gelince de konuştular... Doktor bana 'İşiniz çok zor, tedavi olması lazım ama çok zeki ve kültürlü. Yani en zor vakalardan' demişti. Tedavi olması, buna ikna olması, tedaviden memnun kalması hepsi ayrı bir dertti. Dolayısıyla tedavi olmadı. Öldüğü gün bana tedaviye tekrar başlayacağına dair söz vermişti" şeklinde bir açıklamada bulundu.

Nilgün Marmara - Kağan Önal

KİTAPLARI
* Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1988)
* Metinler (1990)
* Kırmızı Kahverengi Defter (1993)
* Defterler (2016)
* Kağıtlar (2017)

MANOLYA
O zaman da aynı karanlık aynı yarasaydı,
Manolya delirmezden önce.
Büyükannemizin kocaman bakla bir evi,
Uzun pencereleri vardı, sedirinde ölü doğmuş fareler pembeliği.
Okurduk leziz balgamlı gazetelerini büyükbabamızın,
Okşarken ve korkarken erkek anamızdan,
Babamız bir gılman, pir şefkat,
Acımızın cümbüşünde sarsak bir kukla,
O yokuşta onursuz müezzin kuşları,
Sabaha karşılar, akşama karşılar hep,
Dizleri topunun diplerimiz olmuştu,
Uzun uzadıya bir fener alayı...
Karanlık aynı, yarasa ayna, bu eller bu yüz'den yıkandıktan, Manolya delirdikten sonra.

KUĞU EZGİSİ
Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri.
Ne zamandır ertelediğim her acı,
Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
-bu şiir -
Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
Dost kalmak zorunda bana ve sizlere!
Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, uykusunu bölen derin arzudan.
Büyüsünü bir içtenlikten alırsa
Kendi saf şiddetini yaşar artık,
-bu şiir -
Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,
Sevda ile seslenir sizlere!

KAN ATLASI
Emel'e
"Ben babamın yuvarladığı
çığın altında kaldım."

Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk her gün her gece eğer adasında,
Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar sarmış bedenini çığlıklarken bunu su içinde...

Karada, hançer suratlı abinin rüzgarında uçar adımları.
Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu
İçinden karanlık, tekrar ve ilenç sızdıran hayret taşında.
Soruyor hatırasında, "sırtımda ve sırtında gezinen bu ürperti kim, bir damla süt yerine bu ağu kim?"
Ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara
-boy atmış da salgıları,
cücelmiş sezgileri-
Bir yanılgı rehavetinde debelenenlere...

Ey, yüzleri
Bir babakuş gölgesine
Çakılmış olanlar,
Üzgün adım, ileri marş!

CUMARTESİ: Halide Nusret Zorlutuna 

'KORONA GÜNLERİNDE ŞİİR'İN DİĞER ŞAİRLERİ