Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Yaşam HDP'ye yönelik saldırılar nasıl okunmalı?

        Ümran AVCI / AHT

        Halkların Demokratik Partisi (HDP), yerel seçim çalışması için gittiği bazı şehirlerde saldırıya uğruyor. Urla, Aksaray, Giresun ve Ordu'dan sonra Fethiye ve Zonguldak'ta da benzer manzaralar yaşandı. En son Fethiye'de HDP ilçe örgütünün açılışı sırasında bir grup binanın camlarını kırdı. Zonguldak'ta yaklaşık 50 kişilik grup, aday tanıtım toplantısının yapıldığı binaya kadar slogan atarak yürüdü. Polisin binaya yaklaştırmadığı grup İstiklal Marşı'nı okuduktan sonra dağıldı. HDP'ye yönelik saldırıları nasıl okumalı? Yaşananlar, ötekileştirmenin sonucu mu? Bu sorunun yanıtını uzmanlar verdi.

        "Çözüm sürecine olan şüphe bölünme korkusuyla birlikte artıyor"

        Siyaset Bilimci Prof. Dr. Fuat Keyman:

        Endişe verici bir nokta. Çözüm sürecinde özellikle akil insanlar olarak Ege'yi de gezerken orada bu sürecin güçlü bir irade gerektirdiğini gözlemlemiştik. Çözüm sürecine Türk milliyetçiliğinin güçlü olduğu destek, esasında Ak Parti'nin ve Başbakan Erdoğan'ın gücünden geliyordu. Eleştirilse bile bu göç olduğu süre içinde memleket bölünmez gibi bir hava vardı. Fakat bu saldırılar şunu gösteriyor, son dönemde yaşanan yolsuzluk ve paralel devlet eksenindeki iktidar kavgası bu alanda da ciddi bir boşluk yaratıyor. Bir taraftan çözüm süreci gidiyor fakat öbür taraftan yerel yönetim seçiminden sonra Türkiye'nin ne olacağı üzerine büyük bir soru işareti var. Bu soru işaretlerin olduğu noktalarda milliyetçilik güçleniyor. Ve çözüm sürecine olan şüphe bölünme korkusuyla birlikte artıyor. Bugünü bunun bir sonucu olarak görmek gerekiyor. Buradan da şu dersi almak lazım, - özellikle hem hükümet hem muhalefet – seçim dönemleri de devam edeceği için eğer bu kavga devam ederse bu bağlamda provakasyonlar da oluşabilir. Hiç istemediğimiz noktalara gelebiliriz.

        "Liderler hedef gösteriyor"

        Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı:

        Türkiye'de mevcut siyasi kutuplaşma derinleşti ve çeşitlendi. Ayrıca birçok partinin siyasi lideri bu kutuplaşma ortamında söylemlerini giderek sertleştirerek sürekli bazı grupları düşman olarak hedef gösteriyor. Böyle bir ortamda kimin kime düşman olduğunu anlamakta da zorluk çekiyoruz. Bu düşman algısı son derece hızlı bir şekilde değişiyor. Düşman olarak adlandırılan grup artık öyle dinamik hale geldi ki sürekli olarak değişiyor. Siyasi kutuplaşmanın böylesine derinleştiği, düşman algısının çoğaltıldığı bir ortamda HDP hedef olabilir. HDP hem düşman hem de BDP'ye göre daha zayıf bir siyasi grup olarak da düşünülüyor olabilir. Ama şu var, şu anda elimizde yeterli bilgi yok. HDP'ye saldıranlarla da konuşmak niye düşman olarak gördüğünü de ayrıca araştırmamız gerekir.

        "17 Aralık operasyonuyla bağlantılı"

        Sosyolog Prof. Dr. Mazhar Bağlı:

        Bence siyasetten ziyade toplumsal birlikteliğe yönelik bir operasyon olduğuna düşünüyorum. Asla tasvip edilmemesi gerekiyor. Türkiye'nin arzu ettiği, farklılıkların siyaset ve meşruiyet alanındaki birlikteliğidir. Ötekinin tek tipleştirilmesi değildir. Yaşananların, 17 Aralık'la, bir ayağının da orayla bağlantısı olduğunu tahmin ediyorum. Genel anlamda yürütülen operasyonun doğal sonucu olarak olduğunu düşünüyorum. Gerek bu paralel yapılanmanın içindeki birtakım istihbarat ajanlar ve gazeteciler, muhabir ajanlar diyelim. Bu muhabir ajanların büyük bir kısmı uzun süreden biri hükümetin, devletin bütünlüğüne yönelik politikalar izlediğini, memleketi teröre peşkeş çektiğini, ülkeyi sattığı falan haberlerini yapıyorlardır. Toplumu bu yöne doğru kışkırtıyorlar. Mesela paralel yapının bir terör örgütü bir çete olduğunu söylediğimizde hemen bir refleksle ‘Aynı şeyi PKK için de söylüyor musunuz?' diyorlar. Bunun üzerinden bir propaganda yaparak halkı bir hassasiyete doğru kışkırttıklarını biliyorum. Bu dedikodu değil.

        "Ötekileştirdiklerimize ‘çekip gidin' diyoruz"

        Sosyolog ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil:

        Beni kaygılandırıyor ve hüzünlendiriyor. Adamlara, ‘Biz sizi içimizde istemiyoruz kardeşim. Çekin gidin, sizinle yaşamak istemiyoruz' diyoruz. Ama bunu yapanlar, yani kaslarıyla düşünenler, şunu anlamıyorlar ki çekin gidin dediğiniz insanlar çekip gitmeye kalktıklarında ülkenin bir bölüme de gidecek. Başlattıkları bu nefret söylemi ve nefret davranışının sonucu o kadar önemsedikleri ama sadece lafla önemsedikleri Türkiye'nin bütünlüğünü bozacak. Birlikte yaşama kültürü ve duygusunu geliştirememiş olmak bana çok hüzün veriyor. Malatya katliamında vahşice boğaz keserek öldürenler serbest kaldılar. Hrant'ı öldürenler bayrak önünde resmi görevlilerle şeref pozu veriyorlar. Bunların sembolik etkisi ne demek biliyor musunuz? Biz ötekilerle, ya da ötekileştirdiklerimizle yaşamak istemiyoruz. Yaşadıkları yeri de alıp gitmeye kalktıklarında bunun bedelini ödemeye hazır mıyız? Buna hazırsak ‘buyur kardeşim git' diyelim. Biz birbirimizle yaşayalım eğer mutlu olacaksak.

        "Biz"den olmayana duyulan öfke ve tahammülsüzlük

        İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Banu Kavaklı Birdal:

        Bu saldırıları en yalın haliyle ırkçılık olarak değerlendirebiliriz. "Biz" ve "onlar" olarak kutuplaştırılan bir toplumda "biz"den olmayana duyulan öfke ve tahammülsüzlük şiddet yüklü olarak sahneye çıkıyor. Bu öyle bir tahammülsüzlük hali ki, meşru zeminde siyaset yapmakta olan yasal bir partinin binalarına, seçim otobüslerine, tabelasına dahi yöneliyor, var olmasına ve sesini duyurmasına engel olmaya çalışıyor. Tabii bu son olaylarda gerginliğin tırmanmasında ve saldırılara müdahale edilmekte geç kalınmasında kimi kamu görevlilerinin de dahlinin olduğu iddiaları bunu galeyana gelen sıradan vatandaş tepkisi olmaktan çıkarıyor, ırkçılığın, nefret söyleminin sistematik bir uygulaması haline getiriyor.

        "Görüntüler Madımak'ı hatırlattı"

        Sosyolog Prof. Dr. Ferhat Kentel

        Fethiye'deki o saldırıya dair görüntüler Sivas Madımak Oteli'ni hatırlatan görüntülerdi. Madımak çok iyi biliyoruz ki organize bir işti. Alevi-Sünni çatışmasını körüklemek için arkasından Başbağlar katliamı ile bayağı bir tezgah idi. Benzer bir şey bu günlerde HDP'yi vurarak sağlanmaya çalışılıyor. Türk-Kürt gerilimi, çatışması gibi şeyler tezgahlanmak isteniyor. Gergin ve sinirli birtakım insanların BDP'ye, HDP'ye olan öfkeleri değil. Bu basbayağı organize bir şey. İkinci bir tarafı da işin bütün bu organizasyonun ötesinde bütün bu insanlar bütün oraya insan öldürmek için, linç etmek için katılan insanların duygu hali... Bu ruh haline nasıl geldi bu toplum, onun da ayrıca düşünülmesi gerekiyor. Yaşanan bütün gerilmeler yok cemaat Ak Parti çatışması, yok ihanetler, yok İsrail savaşları; herkes kendine göre galiba bir İstiklal Savaşı'nın içine giriyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ