Ruhun yaşlanmasını durdurmak sağlıklı ve huzurlu yaşlanmanın önemli bir parçası. Ruhumuz bazen 18 yaşında da yaşlanabiliyorken 80 yaşında bedenine direnerek dans pistinin en hareketlisi olmayı da sağlayabilir. Yani önemli olan ruhun ‘ihtiyarlamasını’ önlemek.

Yaşanan tecrübeler her ne kadar ruhu olgunlaştırsa da olaylara bakış açısı, kişilik yapısı, sosyal ilişkiler kişilerin ruh sağlığını korumada önemli etkenler.

Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik hali olarak tanımlıyor. Ülkelerde ise gelişmişlik düzeyi arttıkça ruh sağlığına yapılan vurgu da artıyor. Peki, iyi baktığınızı varsaydığımız bedeninizin yanında ruhunuz ne durumda? Ruhu beslemek için neler yapmalıyız?

MODERN HAYAT İNSANOĞLUNU NASIL DEĞİŞTİRDİ?

Bundan sadece 100 yıl önce atalarımız doğdukları topraklardan mecbur kalmadıkça ayrılmıyor, aynı insanlarla yaşlanıyor ve aynı topraklarda ölüyordu. Pazartesi sendromu, hafta sonu tatili yoktu çünkü hayatın akışını doğanın kanunları belirliyordu. İnsanoğlu doğadan daha üstün olduğu yanılgısına henüz düşmemişti. Toprağa emek veriyor, çalışıyor, bedenen yoruluyordu dolayısıyla günlük kaygıları da yiyecek bulmak ile sınırlıydı ve bizden çok çok daha az stres hormonlarına maruz kalıyorlardı. Aslında belki de bunun 2 önemli nedeni vardı.
Öncelikle kariyer, para kazanmak, bir ev borcu ödemek gibi yoğun yaşamsal stresler yoktu. Yani toplumun bize biçtiği roller ve statü baskıları yoktu. İkincisi ise insan doğa ile uyum içindeydi. Toprakla, güneşle temas etmenin, yeşile, maviye yani kısacası doğaya ve doğal güzelliklere bakmanın insan ruh sağlığı üstünde olumlu etkisi bilimsel olarak da var olan bir gerçek. Ancak şimdi bir tutam yeşil görebilmek için hafta sonları erkenden kalkıp, kilometrelerce yol gidip, belirlenmiş ve sınırlanmış mekanlarda, bir sürü para ödemek zorundayız. Çünkü özellikle de büyük metropollerde doğayı kirlettik.

RUHUMUZ NASIL GENÇ KALACAK?

Gelişmiş ülkelerde özellikle de yaşlılarda intihar oranlarının artması, yalnızlık, arkadaşlık ve akrabalık ilişkilerinin olmayışı ve kopuşu ciddi anlamda tehlike barındırıyor. Japonya ve İskandinav ülkelerinden bazıları bu soruna çözüm arıyor. Bunların nedenlerini bulmak elbette çok kolay ama sorunları çözmek zor. Bizim gibi ülkelerde ise hala bu aile bağlarının güçlü olması sosyal desteği arttırdığı için ayakta kalmak ve ruh sağlığını koruyarak yaşlanmak aslında daha kolay. Ancak bıkkınlık, sosyal anlamda kendini izole etmek, uzaklaşmak hatta bir anlamda ‘ölümü bekleme’ psikolojisi bizde de çok yaygın. Peki, neler yapmalıyız?

1. PSİKOLOJİK OLARAK ESNEK OLUN

Psikolojide ‘resilience’ diye bir kavram var. Kelime Türkçe’de esneklik ve toparlanma anlamına geliyor. Travmatik, zorlayıcı ya da uzun süreli strese neden olan durumlar karşısında ruh sağlığını korumayı başaran ya da daha rahat atlatabilenlerde görülen bir özellik. Bazı insanlar doğuştan olayları kabullenerek birer tecrübe olarak görebiliyor. Her zaman çözüme odaklı yaşıyor ve sorunların geçici olduğuna dair inanç besliyor. İnsan psikolojisi de aslında vücudumuzdan farksızdır. Vücudumuza ne alır, ne yersek onu biçeriz. Psikolojimizde de hangi inancı beslersek o taraf güçlenir ve galip gelir. Dolayısıyla pozitif tarafı beslemek ve yaşananları tecrübe olarak görmek bize olgunluk katar. Ama başımıza gelen her olaya ‘talihsizlik’ olarak bakar ve kendimizi şanssız görürsek buna olan inancımız güçlenir. Resilience dediğimiz psikolojik esneklik de öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir şeydir.

2. AKTİF OLUN VE SİZ DE BAŞKALARINA YARDIM EDİN

Stresle başa çıkabilen, iş ve okul hayatında daha başarılı olan herkeste bulunan ortak bir özellik var. Hepsinin de yapmaktan keyif aldığı bir hobisi ve becerisi var. Herhangi bir becerinizin olmaması imkânsız. Edineceğiniz tüm beceriler masraflı ve çok harcama yapacağınız şeyler olmak zorunda da değil. Yeter ki siz isteyin. Hiçbir şey yapamıyorsanız bir koroya katılın. En azından sosyalleşmiş olursunuz. Bunu kendiniz için yaparken, siz de başkaları için bir şeyler yapmaya devam edebilirsiniz. Torun bakmak, komşulara yardım etmek, ihtiyacı olan çocuklar için örgü örmek de birer seçenek. Diğer insanların faydası için bir şey yapıyor olmak size kendinizi iyi hissettirecektir.

3. BAĞLARINIZI KOPARMAYIN

İlkokul arkadaşıyla hiç kopmadan görüşebilmek 50 yaşında zor olabilir ancak yine de eski arkadaşlarınızla bağlarınızı koparmayın. Bu yeni arkadaşlar edinemeyeceğiniz anlamına gelmiyor ama eski dostlarınız geçmiş tecrübelerinizi bildiği için hangi duygular içerisinde olduğunuzu ve sizi anlaması kolaydır. Arkadaşlık bağlarınızı evlilik, iş değiştirme hatta ülke değiştirme durumunda dahi koparmayın. Bu bağlar sizi her zaman duygusal olarak besleyecektir.

4. ÇÖZÜM ODAKLI OLUN

Hayatta başarılı insanlarda belki en sık rastlanan özelliklerden biri çözüm odaklı olmaktır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre 2012 yılında 804 bin insan intihar ederek hayatını kaybetti. Araştırmalara göre intihar eğilimi ile duygusal zekâ arasında yakın bir ilişki var. Ancak duygusal zeka geliştirilebilir bir şeydir. ‘Pozitif düşün, evrene iyi enerji ver’ tavsiyeleri gerçekçi bulduğumuz ve etkili tavsiyeler değil. Kast ettiğimiz şey gerçekçi bir iyimserlik ile çözümü mümkün kılmak için çabalama eğilimi. Bu özellik ruh sağlığını korumada ve yaşlılıkta ruhumuzu ‘diri’ tutacak özelliklerden bir tanesi.