Yolsuzluk, güç ve politika: Futbolun patronu FIFA’nın yarım asırlık kirli oyunu
Dünyanın en çok takip edilen, insanlık için ağırlığı ve anlamı 'spor' çerçevesini aşan futbolun küresel patronu FIFA, son yıllarda sıklıkla politik dengelerle, rüşvet skandallarıyla, çıkar çatışmalarıyla ve yıpranan kurumsallığıyla anılıyor. Ancak kurumun içine sürüklendiği bu sarmalın kökleri 50 yıl öncesine dayanıyor. Yolsuzluk, güç ve politik savaşlar içinde savrulan FIFA'nın son 50 yılına mercek tutuyoruz
ABD, Kanada ve Meksika ortaklığında düzenlenen 2026 Dünya Kupası, skandallar ve futbol dünyasının ilk kez şahit olduğu oyunu değiştiren kurallarla sona erdi. Geriye İspanya'nın rakiplerini süpürerek kazandığı tarihi zafer, Arjantin ve Paraguay'ın etik tartışmalarına yol açan sert oyunu, Norveç ve Yeşil Burun Adaları'nın peri masalı, Almanya'nın kupaya erken vedası ve Türkiye milli takımının ülkeye yaşattığı derin hayal kırıklığı kaldı.
Ancak geriye bir şey daha kaldı, FIFA'nın her noktasını kaplayan bir siyaset ağı.
ABD Başkanı Trump'ın katı göçmenlik politikasının gölgesinde başlayan dünya kupası, tarihte hiç yaşanmamış bir şekilde, Trump'ın kırmızı kart gören bir Amerikan futbolcunun cezasını FIFA Başkanı Infantino'yu arayarak askıya aldırmasıyla devam etti.
Finalde İspanya'ya kaybeden Arjantin'in hiçbir maçında Arjantin'in aleyhine VAR devreye girmedi. İsrail ve ABD tarafından açıkça desteklenen Arjantin'in FIFA tarafından diğer takımlardan farklı bir yere konulduğu ve hakemlerin de buna göre maçları yönettiği iddiaları 2026 Dünya Kupası'ndan hatırlanacak en keskin başlıklardan.
Ancak FIFA ve siyaset ilişkisi Donald Trump'tan ve günlük siyasetten çok daha büyük ve köklü. Bu belgeselde, FIFA ve siyaset ağının ne ölçüde derin olduğunu inceleyeceğiz.
Öncelikle FIFA'nın yapısıyla başlayalım.
FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği), İsviçre Medeni Kanunu'nun 60. maddesine göre dernek statüsünde kurulmuş, kar amacı gütmeyen küresel bir kuruluştur. 211 üye ülke federasyonundan oluşan bu yapının yönetimi; yasama, strateji, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrıldığı kurumsal bir şemaya sahiptir.
FIFA Kongresi, yani yasama organı, FIFA'nın en yüksek organıdır. 211 üye federasyonun tamamı birer oyla temsil edilir. Yılda bir kez olağan toplanır. Tüzük değişiklikleri, yeni üyelerin kabulü, Dünya Kupası ev sahiplerinin seçimi ve FIFA Başkanı'nın seçilmesi Kongre’nin yetkisindedir.
FIFA Konseyi, yani stratejik ve gözetim organı, Kongreler arası dönemde ana kararları alan organdır. İcra komitesinin yerine kurulan bu organ 37 üyeden oluşur: Kongre tarafından seçilen 1 Başkan, 6 konfederasyon tarafından kendi içlerinde seçilen 8 Başkan Yardımcısı ve 28 Konsey Üyesi bu organı oluşturur.
Ve yürütme ve idari organ, Genel Sekreterlik. FIFA'nın günlük işlerini, operasyonlarını ve ticari faaliyetlerini yürüten bürokratik yapıdır. Konsey tarafından atanan Genel Sekreter liderliğindeki profesyonel çalışanlardan oluşur.
FIFA ne kadar büyük bir parayı kontrol ediyor?
FIFA, muhasebe süreçlerini 4 yıllık "Dünya Kupası Döngüleri" üzerinden yönetir. Gelirlerin neredeyse %80-85'i Dünya Kupası'nın düzenlendiği son yılda gelir.
FIFA'nın 2023–2026 döngüsü içinde toplam gelir bütçesi tam 13 milyar dolar. Bu gelirler içinde televizyon yayın hakları, yüzde 45 ila yüzde 50 arasında bir payı kaplıyor. Televizyon hakları, FIFA'nın en büyük gelir kalemi. FIFA, Dünya Kupası yayın haklarının küresel satışı belirleyicidir.
Gelirlerin yüzde yüzde 25 ila yüzde 30'u pazarlama ve sponsorluk haklarına aittir. FIFA Ortakları ve turnuva bazlı sponsorluk sözleşmelerinden sağlanır.
Lisans hakları, gelirlerin yüzde 10, yüzde 15 civarını oluşturur. Bilgisayar, konsol oyunları, markalı ürünler bu gelir kaleminin çoğunu sağlar.
Ve son olarak bilet satışları, yüzde 5-10 arası bir hacimle tüm gelirde en düşük payı kaplar. Doğrudan stadyum gişe ve lüks ağırlama paketi satışları bu gelir kaleminin tamamını oluşturur.
FIFA'nın İsviçre merkezli 'kar odağı gütmeyen organizasyon' sıfatı, FIFA'ya birçok kapıyı da aralıyor. Bunlardan en öne çıkanı vergi yükümlülüğü. FIFA'nın yıllık toplam geliri 2014 yılında 2 milyar 96 milyon dolara çıkarken, kuruluş 2011-2014 dört yıllık döneminde sadece 75 milyon dolar vergi ödedi.
Peki FIFA'da seçimler nasıl oluyor?
FIFA içindeki tüm demokratik süreçler "Tek Ülke, Tek Oy" ilkesine dayanır.
Ülkelerin nüfusları, özgül ağırlıkları bu ülkelere fazladan oy hakkı kazandırmaz. Örneğin dünyanın en kalabalık ülkesi Hindistan ve Yeşil Burun Adaları eşit oy hakkına sahiptir. Ya da bir futbol ülkesi olan Brezilya da Çin'le eşit oy hakkına sahiptir.
Resmi olarak bakıldığında Konfederasyonların (UEFA, CAF vb.) blok oy kullanma yetkisi yoktur, oylar federasyon bazlıdır. Tabii fiilen bu pek böyle değil.
Başkanlık adaylığı şartı için adayın, seçimden önceki 5 yılın en az 2'sinde aktif olarak futbolda görev yapmış olması gerekir.
En az 5 üye federasyonun adayı resmi olarak desteklediğini beyan etmesi şarttır.
Aday, Bağımsız Yönetişim, Denetim ve Uyum Komitesi tarafından yapılan sıkı bir "Dürüstlük ve Uygunluk Testi"nden (Eligibility/Integrity Check) geçmek zorundadır.
Dürüstlük ve Uygunluk Testi, adayların etik, hukuki ve profesyonel açıdan bu pozisyona uygun olup olmadığını denetleyen zorunlu bir geçmiş ve karakter taraması mekanizmasıdır. Bağımsız denetim masası, adli sicil ve hukuki geçmişi, etik ve disiplin geçmişi, çıkar çatışması ve itibar risk analizi konularında incelemelerde bulunur.
Bu kural, 2015 yılında patlak veren yolsuzluk operasyonlarınına ardından 2016 yılında tüzüğe eklendi.
FIFA Başkanı, Kongre tarafından 4 yıllığına seçiliyor. İlk turda oyların 3'te 2'sini alan aday seçilir. İlk turda bu çoğunluk sağlanamazsa, sonraki turlarda salt çoğunluğunu alan aday başkan olur. Bir başkan en fazla 3 dönem yani toplam 12 yıl görev yapabilir.
FIFA, elde ettiği gelirlerin bir bölümünü FIFA Forward programı vasıtasıyla küresel futbolu büyütmek için dağıtır. Mevcut FIFA Forward 3.0 (2023–2026) programında ayrılan toplam bütçe yaklaşık 2,3 milyar dolardır.
211 ülkenin fedarasyonuna günlük operasyonel giderler, yönetim, ulusal liglerin organizasyonu ve seyahat maliyetleri amacıyla 5'er milyon dolar dağıtılır.
Altyapı, tesisleşme, akademiler, futbol sahası inşası gibi somut ve onaylanmış projeler geliştiren her federasyona 3 milyon dolar verilir.
Finansal durumu yetersiz ülkelerin milli takım ekipman ve seyahat harcamaları için ek fona ihtiyaç duyması durumunda 1,2 milyon dolar verilir.
Yaş grupları, kadınlar ve erkekler için alt bölgesel turnuvaların organize eden her bölgesel futbol grubuna 5 milyon dolar verilir.
Kıtasal turnuvaların düzenlenmesi ve konfederasyon düzeyinde futbolun geliştirilmesi amacı taşıyan 6 bölgesel konfederasyona ki bu konfederasyonlar Avrupa kıtasını temsil eden UEFA, Okyanusya'yı temsil eden OFC, Güney Amerika Futbol Konfederasyonu CONMEBOL, Tüm Kuzey Amerika, Orta Amerika kıtası ülkelerini ve Karayipler'i temsil eden CONCACAF, Afrika ülkelerini temsil eden CAF ve Asya ülkelerini temsil eden AFC, 60'ar milyon dolar yardım alır.
FIFA, üye federasyonlar üzerinde mutlak bir yasal üstünlüğe ve yaptırım gücüne sahiptir.
Üye federasyonlar, kendi işlerini dışarıdan (özellikle hükümetler, bakanlıklar veya mahkemeler tarafından) herhangi bir üçüncü taraf müdahalesi olmaksızın bağımsız olarak yürütmek zorundadır. Hükümetlerin federasyon yönetimlerini görevden alması veya seçimlere müdahale etmesi durumunda FIFA, o ülkenin üyeliğini askıya alır. Geçmişte Nijer, Kuveyt ve Endonezya'da bu madde uygulandı.
Askıya alınan bir ülkenin milli takımları ve kulüpleri hiçbir uluslararası maça (Şampiyonlar Ligi, Dünya Kupası Elemeleri vb.) katılamaz. Federasyon, FIFA'dan gelen finansal yardımları alamaz. Hakemleri uluslararası görev alamaz. Yani ülke tamamen izole edilir.
Bir üye federasyonun yönetim krizi yaşaması, şaibeli seçimler yapması veya tüzük ihlallerinde bulunması durumunda FIFA, yerel yönetimi tamamen feshederek doğrudan kendi atadığı geçici bir yerel kayyum kurma gücüne sahiptir. Bu komite federasyonu yeni ve adil bir seçime götürene kadar yönetir.
Ve CAS (Spor Tahkim Mahkemesi): FIFA tüzüğü gereğince, üye federasyonlar ve kulüpler futbolla ilgili uyuşmazlıkları yerel sivil mahkemelere taşıyamazlar. Tüm nihai uyuşmazlıkların çözüm mercii, Lozan'daki bağımsız Spor Tahkim Mahkemesi'dir. Sivil mahkemeye giden kulüpler veya federasyonlar ağır puan silme, küme düşürme veya men cezalarıyla karşılaşırlar.
50 yıllık yozlaşmış bağlar
FIFA, kurumları ve kurallarıyla bağımsız ve güçlü bir futbol organizasyonu gibi gözükse de, özellikle son 10 yılda ciddi skandallara karıştı. Biraz içine baktığımızda ise çürümenin son 10 yıldan çok daha eski olduğunu görüyoruz. Aslında futbol endüstriyelleşmeye başladığı günden itibaren futbolun bir araca dönüştüğü, çıkar ilişkileri yumağının oluştuğu görülüyor. Bu ağlar, tam yarım asırlık bir derinliğe sahip. Futbol ve siyaset arasında koparılması çok zor olan bağ, FIFA tarafından çok daha zarar verici bir yapıya büründü ve bürünmeye devam ediyor.
FIFA üzerindeki 'mali ve siyasi' bulutlar, Brezilyalı futbol adamı Havelange'ın FIFA Başkanı olduğu 1974 yılından itibaren, kurumsal sponsorlukların artmasıyla başladı; FIFA, Dünya Kupası'na adını verdi ve önde gelen markalar reklam fırsatlarına ilgi duymaya başladı. Adidas, Coca Cola gibi dev firmalar futbol endüstrisinin temeline yerleşti. Havelange'ın 74 seçimlerini kazanmasının en temel sebeplerinden birinin de Adidas'ın mali gücünü arkasına alarak delegelere seçim öncesi rüşvet dağıttığı iddiaları spor kamuoyunda yaygın bir görüş.
Göreve gelir gelmez dev markalarla sponsorluk anlaşmaları yapan, FIFA'da yüksek maaşlı birçok yeni koltuklar yaratan Havelange, FIFA'nın bugünkü 'kurumsallığının' temellerini attı. FIFA, sponsorların önceliklerine göre hareket etme alışkanlığını bu dönemde kazandı.
1982 Dünya Kupası'nın 16 takımdan 24 takıma çıkarılması da Havelange'ın federasyonlar içindeki desteğini artırdı ki bu yöntem, FIFA'nın son 50 yıldaki 3 başkanının da kullandığı bir yöntem.
20 yıllık bir endüstriyelleşme süreci, 1993 yılında bir krizle sarsıldı.
1993 yılına gelindiğinde, dünya futbol tarihini değiştiren isimlerden Brezilyalı Pele, televizyon şirketinin yerel yayın hakları yarışmasında reddedilmesi üzerine öfkelenerek Brezilya Futbol Fedarasyonu Başkanı Teixeira'yı yolsuzlukla suçladı.
Teixeira daha önce futbolla hiçbir alakası bulunmayan, buna rağmen Brezilya futbolunun başına geçmeyi başaran bir isim. Aynı zamanda FIFA Başkanı Havelange'in damadı.
Pele, ve Teixeira'nın hamisi Havelange arasında çıkan husumet yıllarca sürdü. Havelange, Pelé'nin ABD'deki 1994 FIFA Dünya Kupası kura çekimine katılmasını yasakladı. Ancak bu karar Havelange'in dünya futbol federasyonları arasında antipati toplamasına neden oldu. 20 yıldır oturduğu koltuğu bırakmak istemeyen Havelange, tıpkı 1974'te olduğu gibi Afrika Futbol Konfederasyonu (CAF), Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ve Kuzey Amerika, Orta Amerika ve Karayip Futbol Konfederasyonu'ndan (CONCACAF) oy almak amacıyla yoğun bir lobi faaliyetine girişti. İstediğini aldı ve bu ülkeleri Dünya Kupası'nı 24 takımdan 32 takıma genişletmesiyle ödüllendirdi. Bu genişleme, UEFA ve FIFA arasındaki gerilimi artırdı.
Pele ve Havelange arasındaki kriz giderek büyüdü. Brezilya'da siyasete giren ve Spor Bakanı olan Pele, ülkedeki kulüplerin şirketleşerek profesyonelleşmesini öngören bir yasa tasarısı hazırladı. Bu yasayla Havelange'ın damadının başında olduğu Brezilya Futbol Federasyonu'nun yetkileri de kısıtlanacaktı. Havelange, yasa geçerse Brezilya'yı 1998 Dünya Kupası'ndan men etmekle tehdit etti. Pele, Havelange'a 'diktatör' suçlaması yaptı.
Bu sürecin sonunda hem Pele Spor Bakanlığı'nı bırakmak zorunda kaldı, hem de Havelange FIFA Başkanlığı'na aday olmama kararı aldı. 1994 Dünya Şampiyonu Brezilya, Fransa'da düzenlenen 98 Dünya Kupası'nı finalde Fransa'ya kaybetti.
1998'de Havelange, 24 yıl görev yaptıktan sonra FIFA Başkanlığından ayrıldı. Ancak FIFA kurumlarındaki görevlerinin bazılarına devam etti.
Havelange'ın yerini 1975 yılından beri yardımcısı olan Sepp Blatter'e devretmesinden çok kısa bir süre sonra, 1999'da, Havelange'ın Amsterdam'ın 1992 Yaz Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla bağlantılı olarak elmas, bisiklet, spor malzemeleri, porselen, resim ve sanat kitapları hediyelerini kabul ettiği ortaya çıktı. Olimpiyatlar Barselona'da gerçekleştirildi.
Havelange döneminde 1986 Meksika FIFA Dünya Kupası'nın yayın haklarını pazarlamak için Adidas'ın sahibi Horst Dassler'ın iki ortakla beraber International Sport and Leisure adlı bir spor pazarlama şirketi kurması, FIFA ile çok sıkı ilişkiler içine girmesi öne çıkan en kritik konulardan biri oldu. 1989'dan 2001'e kadar ISL, spor yetkililerine ve spor yayın haklarının pazarlanmasında yer alan diğer kişilere o yılların parasıyla tam 230 milyon dolar 'kişisel komisyon' ödedi. Dünya Kupası ve Olimpiyat sözleşmelerinde önemli kazanımlar elde edildi. Şirket, 2001 yılında 300 milyon dolar borçla iflas etti. ISL, 2002 ve 2006 Dünya Kupaları için Avrupa ve ABD televizyon yayın haklarını ve sponsorluk sözleşmelerini de Havelange'ın isteğiyle satın almıştı.
Havelange hakkında rüşvet iddialarının ardı arkası hiç kesilmedi. İngiliz araştırmacı gazeteci Andrew Jennings, Havelange'ın Sicuretta adlı bir paravan şirket aracılığıyla 50 milyon dolar veya daha fazla rüşvet topladığını yazdı. Havelange 2008 yılında İsviçre'de açılan ISL dolandırıcılık davasını kapatmak için rüşvet verenlerden biri olmakla da suçlandı.
Blatter dönemi
Havelange'in ardından FIFA koltuğuna, 1975'te FIFA'ya giren, 1981 yılından beri FIFA Genel Sekreterliği görevinde bulunan, Havelange'a çok yakın bir isim olan İsviçreli işadamı Sepp Blatter oturdu. Seçimlerde dönemin UEFA Başkanı İsveçli Johansson'u 80'e karşı 111 oyla yendi.
Blatter göreve geldikten hemen sonra ülke federasyonlarına kalkındırma amacıyla dağıtmak üzere 2 milyar dolarlık bir fon devreye soktu. Spor çevresinden birçok kişi, bu fonun kalkındırmadan çok, Blatter'in oy ve destek satın alması amacını taşıdığını öne sürdü.
3 Mayıs 2002'de, o yıl Güney Kore ve Japonya'da düzenlenen Dünya Kupası finallerinden önce, FIFA Genel Sekreteri Michel Zen-Ruffinen'in, FIFA Başkanı Sepp Blatter'ı yanıltıcı muhasebe uygulamaları ve çıkar çatışmalarıyla suçlayan, toplamda sekiz suçlamayı içeren 30 sayfalık bir dosyayı medyayla paylaşmasıyla suçlamalar doruk noktasına ulaştı.
Başkan, kendi oluşturduğu bir ekibe iki hafta içinde yazılı olarak yanıt vermeleri talimatını verdi. Blatter aleyhine suç duyurusunda bulunan 11 yürütme kurulu üyesi daha sonra şikayetlerini geri çekti ve Zen-Ruffinen 4 Temmuz'da görevden alındı.
ABD'nin tabuları yıkan soruşturması
Aralık 2010'a gelindiğinde ise New York'taki Federal Soruşturma Bürosu, dolandırıcılık, kara para aklama ve vergi kaçakçılığından şüphelenilen kritik bir ismi, CONCACAF Genel Sekreteri Chuck Blazer'ı gözaltına aldı. O zamana kadar CONCACAF'taki görevinden istifa etmiş olan Blazer, olası bir hapis cezasından kaçınmak için suçunu kabul etti ve diğer yolsuz FIFA yetkilileri hakkında bilgi veren bir köstebek olarak hareket etti. Bu kabul, 2015 yılında FIFA tarihinin en büyük yolsuzluk skandalının ortaya çıkışının başlangıç adımı oldu.
Bir diğer itiraf da, Brezilya'dan geldi. Brezilya'nın en büyük spor pazarlama şirketinin sahibi José Hawilla, Aralık 2014'te yolsuzluk suçlamalarını kabul etti ve iki şirketinin de bu yolsuzluğun içinde olduğunu söyledi.
27 Mayıs 2015'te ABD Adalet Bakanlığı, vurucu adımını attı ve FIFA'nın yedi yöneticisini yirmi yılı aşkın bir süre boyunca 150 milyon dolar rüşvet almakla suçlayan 47 maddelik, 164 sayfalık bir iddianameyi açıkladı.
Bu yedi kişi, FIFA'nın merkezinin bulunduğu Zürih'teki bir otelde İsviçre polisi tarafından tutuklandı ve hapse atıldı. Bakanlık iddianamesinde 1991 yılına kadar uzanan suçlardan dolayı yedi yetkili ve spor pazarlama görevlisi daha yer aldı. Sanıkların televizyon sözleşmeleri karşılığında pazarlama gruplarından rüşvet aldığı iddia edildi.
Gruba karşı açılan organize suç örgütü suçlamalarının bir parçası olarak, futbol yetkililerinin ve suç ortaklarının FIFA'yı yozlaşmış bir işletmeye dönüştürdüğü iddia edildi.
Suç ağının odağındaki CONCACAF'ın eski başkanı Jack Warner, Trinidad'da polise teslim oldu. Zürih'te gözaltına alınan en yüksek profilli isimlerden ikisi ise FIFA başkan yardımcıları Jeffrey Webb ve Eugenio Figueredo (Euhenyo Figeredo) idi.
Aralık 2015'te ikinci bir iddianame yayınlandı ve FIFA'nın CONMEBOL ve CONCACAF konfederasyonlarından 16 futbol yetkilisi listelendi. Aynı dönemde Zürih'te FIFA'nın iki başkan yardımcısı daha tutuklandı.
Mayıs 2015'teki iddianameden iki gün sonra, cezai soruşturmada adı geçen 14 kişiden biri olmayan Blatter, beşinci dönem için FIFA Başkanlığı seçimlerini 133 ülkenin desteğiyle kazandı. Sadece üç gün sonra FIFA'nın köklü bir revizyona ihtiyacı olduğunu ancak yeni bir başkan seçilene kadar görevde kalacağını belirterek istifa etti. Blatter hiçbir zaman gözetimi sırasında meydana gelen olaylarla ilgili herhangi bir ahlaki veya hukuki sorumluluğu kabul etmedi; bunun yerine, kendisini sırtından bıçaklamaya çalışan itibarsız yetkililerin olduğunu iddia etti ve bu kişileri suçladı.
17 Eylül'de FIFA Genel Sekreteri Jérôme Valcke (Jerom Valk) görevinden alındı. Ardından 8 Ekim'de Blatter, Valcke ve FIFA başkanlığı için güçlü bir aday olarak görülen UEFA Başkanı Michel Platini, FIFA Etik Kurulu tarafından 90 günlük bir uzaklaştırma cezası aldı.
21 Aralık'ta aynı kurul, 2011 yılında Platini'ye yapılan 2 milyon dolarlık "ödeme" nedeniyle hem Blatter hem de Platini'ye sekiz yıl süreyle futboldan men cezası verdi. Platini UEFA'daki görevinden istifa etti. Valcke daha sonra mali suçlardan dolayı 12 yıl boyunca tüm futbol faaliyetlerinden men edildi; FIFA Genel Sekreter Yardımcısı Markus Kattner de benzer nedenlerle görevden alındı. Güney Koreli Chung Mong-Joon (çong mong cun), Rusya'ya verilen 2018 ve Katar'a verilen 2022 Dünya Kupaları ihale sürecine karışması nedeniyle altı yıl men cezası aldı. Blatter ise 2021'de ek bir altı yıllık men cezası daha aldı.
Haziran 2016'da FIFA tarafından görevlendirilen bir Amerikan hukuk firmasının yaptığı soruşturma, Blatter ve yardımcısı Valcke'nin hem 2010 hem de 2014 Dünya Kupaları için birbirlerinin maaş ve primlerini onayladığını ortaya çıkardı. Genel Sekreter Yardımcısı Kattner ile birlikte üçlüye toplamda 80 milyon dolarlık bir prim yattığı açığa çıktı.
Temmuz 2016'da FIFA Yönetim Kurulu, organizasyon komitesi üyesi olarak 2006 Dünya Kupası'nın Almanya'ya ev sahipliği hakkının verilmesiyle ilgili bir rüşvet skandalına karışan Wolfgang Niersbach'ı men etti.
Eski Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) başkanı olup ISL'den rüşvet alan Nicolás Leoz; Brezilya Futbol Federasyonu başkanı olup ISL'den rüşvet alan Ricardo Teixeira ve 1998'de Blatter'ın en büyük destekçisi olan Katarlı Mohamed bin Hammam, yolsuzluk iddiaları nedeniyle futboldan ömür boyu men edildi.
En üst düzeyde tam 40 yıl boyunca FIFA'nın içinde olan Havelange ve Blatter, geriye dev bir yolsuzluk sarmalı içinde çürüyen bir kurum bıraktı.
FIFA'nın son 24 yıldaki Dünya Kupası ev sahipliği süreçlerinde neler yaşandı?
Güney Kore - Japonya ortaklığında gerçekleştirilen 2002 Dünya Kupası, tarihin ilk iki ülkenin ortaklaşa düzenlediği dünya kupası. Bunun sebebi, FIFA ve UEFA arasındaki çatışma.
1990'lı yıllarda arasında siyasi problemler olan Güney Kore ve Japonya, FIFA Başkanı Havelange üstünde dünya kupasına tek başına ev sahipliği yapmak için ciddi bir baskı kurmuştu. Havelange, Japonya'yı uygun görürken, UEFA Başkanı Johansson Güney Kore'ye daha yakındı. Bu güç savaşı, diplomasi kullanılarak ortak ev sahipliği formülüyle çözüme ulaştı.
Ancak FIFA Başkan Yardımcısı Chung Mong-joon'un Güney Koreli olması ve FIFA'nın düzenlediği tüm turnuvalarda ev sahibine 'müsamaha' gösterme geleneği, Güney Kore'nin İtalya ve İspanya'ya karşı oynadığı maçlarda ev sahibinin ciddi şekilde kollanması iddialarıyla sarsıldı.
Sadece bu maçlar değil, başta Türkiye'nin Brezilya'ya 2-1 kaybettiği maç olmak üzere birçok maç hakem skandallarının gölgesinde oynandı.
2006 yılı ev sahipliği için Almanya, Güney Afrika'yı 1 fark oyla yendi. 2015 yılında ise Alman Der Spiegel dergisi, Almanya'nın adaylık komitesinin oylamadan önce Asyalı delegelerin oylarını satın almak amacıyla 6.7 milyon Euro'luk gizli bir fon oluşturduğunu ortaya çıkardı.
Parayı dönemin Adidas CEO'su Robert Louis-Dreyfus'un sağladığı iddia edildi. Paranın izi sürüldüğünde, FIFA'nın o dönemki yolsuzlukla anılan ve daha sonra futboldan ömür boyu men edilecek olan Katarlı yetkilisi Mohamed bin Hammam'ın şirketine gittiği belirlendi.
Soruşturmalar neticesinde Alman Futbol Federasyonu (DFB) başkanı Wolfgang Niersbach istifa etmek zorunda kaldı.
Afrika için önemi hayati olan 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'nın seçim süreci, ABD Başsavcılığı'nın 2015 yılındaki davasının konularından biri oldu. Güney Afrika hükümeti ve adaylık komitesi, Kuzey-Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) Başkanı Jack Warner ve genel sekreter Chuck Blazer'ın oylarını garantilemek için 10 milyon dolar rüşvet verdi.
Bu para, doğrudan Güney Afrika bütçesinden FIFA hesapları aracılığıyla Jack Warner'ın kontrolündeki "Karayipler'deki Afrika Diasporasını Destekleme Programı" adı altında bir paravan hesaba aktarıldı. Chuck Blazer, FBI muhbiri olduktan sonra mahkemede bu rüşveti bizzat kabul ettiğini itiraf etti.
2018 ve 2022 yıllarının ev sahipliğinin belirlenme süreci ise belki de FIFA tarihinin en büyük yolsuz seçimlerinden birine sahne oldu.
2 Aralık 2010'da Zürih'te yapılan ikiz oylamayla 2018 Rusya'ya, 2022 ise Katar'a verildi. İkiz oylama, FIFA tarihinde daha önce yapılmış bir uygulama değil.
Şampiyonlar Ligi'nin ana sponsorlarından Gazprom'un ve daha birçok Rus oligarkın 2018 kararına doğrudan etkisi olduğu iddia edilirken, 2022'yi Katar'ın kazanması ise tam bir şaşkınlık yarattı.
Hiçbir futbol kültürü olmayan, modern bir stadyumu bulunmayan, turnuva tarihinde 50 derece ortalama sıcaklık beklenen bir ülkenin dünya kupası ev sahipliğini kazanması, büyük tartışmalara neden oldu.
Oylamadan 9 gün önce Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Katar Veliaht Prensi ve UEFA Başkanı Michel Platini ile Elysee Sarayı'nda gizli bir yemekte bir araya geldiği ortaya çıktı. Bu yemekten sonra Platini'nin ABD yerine Katar'a oy verdiği, karşılığında Katarlıların PSG kulübünü satın aldığı ve Fransa'dan milyarlarca dolarlık Rafale savaş uçağı aldığı ve doğal gaz anlaşmaları yaptığı belgelendi.
FIFA Yürütme Komitesi'ndeki 24 üyenin yarısından fazlasının Katar'dan rüşvet aldığı ortaya çıktı. Bu isimlerin çoğu futboldan men edildi.
Turnuva hazırlıklarında stadyum inşaatlarında çalışan binlerce göçmen işçinin gayri insani şartlar nedeniyle hayatını kaybetmesi, modern kölelik eleştirileri turnuvaya damga vurdu.
Sahaya yansıyan en büyük skandal ise, Katar'ın yazın kavurucu sıcakları nedeniyle turnuvanın 2022-2023 futbol sezonunun tam ortasında, Kasım 2022'de düzenlenmesi oldu.
2018 ve 2022'deki skandallardan sonra FIFA, 24 kişilik dar Yürütme Komitesi'nin oy kullandığı sistemi değiştirerek ev sahibini 211 üye ülkenin açık oylamasına sundu. 2018'deki oylamada Fas'a karşı yarışan Kuzey Amerika ortaklığı Meksika-ABD-Kanada üçlüsü, seçimi 65 oya karşı 134 oyla kazandı.
Adaylık sürecinde, ilk dönemindeki ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medyadan açıkça bir paylaşım yaparak, "ABD'nin her zaman desteklediği ülkelerin 2026 adaylığında bize karşı lobi yapması bir utançtır. Bizi desteklemeyen ülkelere neden destek vermeye devam edelim?" diyerek üye federasyonları siyasi/ekonomik olarak tehdit etti. Bu durum FIFA'nın "siyasi müdahale yasağı" kuralının açık ihlaliydi ancak FIFA bunu görmezden geldi.
2026 Dünya Kupası'na ise, daha önce görülmemiş skandallar damga vurdu.
Trump ve yönetimi, uyguladıkları vize politikasıyla dünyanın en büyük futbol organizasyonu olan Dünya Kupası'nın önüne geçti.
Somali'den nefret ettiğini ve ABD'deki Somali kökenlilerin ABD'den kovulması gerektiğini her fırsatta söyleyen Trump, Afrika kıtasının en üst düzey hakemi olan Omar Artan'a vize vermedi. Artan, Dünya Kupası'nda görev alamadı.
FIFA, ev sahibi ülkenin vize prosedürlerine karışamayacaklarını söyleyerek konu ile ilgili hiçbir aksiyon almadı. Dünya Kupası'nda görev alacak hakemlerden, meslektaşlarını korumak adına hiçbir açıklama gelmedi.
Irak Milli Futbol Takımı oyuncusu Aymen Hüseyin, Şikago Havalimanı'nda 7 saat boyunca sorgulandı. Cep telefonu incelemeye alındı. FIFA'dan konuyla ilgili hiçbir açıklama yapılmadı.
Takımla birlikte seyahat eden resmi fotoğrafçıya vize verilmedi.
Senegal Milli Takımı futbolcuları ABD'ye iniş yaptıktan sonra saatlerce güvenlik aramalarından geçirildi.
Özbekistan Milli Takımı kafilesi New York'ta Hollanda ile oynayacakları hazırlık karşılaşması öncesi stadyumda polis köpeklerinin de olduğu bir aramadan geçirildi.
Ve tabii ki en büyük zorluğu yaşayan takım, İran Milli Takımı. Trump yönetimi, spor ve siyaseti birbirinden ayırmak istemediğini bu noktada da gösterdi. İran Milli Takımı'nda takımın idari ve teknik kadrosunda bulunan 13 kişinin vize başvuruları onaylanmadı. Ayrıca takvime göre grup maçlarını ABD'de oynaması gereken İran'ın ABD'de konaklamasına izin verilmedi. Meksika'da konaklayan takım, maç günleri ABD'ye seyahat etmek zorunda kaldı. Bunun yanında, İran'a deplasman tribünü de kapandı.
Ayrıca Dünya Kupası'na katılan dört ülkenin vatandaşları — Senegal, Fildişi Sahili, İran ve Haiti — seyahat yasağı nedeniyle ülkelerinin maçlarını tribünde izleyemedi.
FIFA, tüm bu süreçlerde hiçbir aksiyon almadı. Aksine, FIFA Başkanı Infantino, Donald Trump'ın Nobel Barış Ödülü'nü bir takıntı haline getirdiği dönemde kendisine FIFA Barış Ödülü verdi.
FIFA'nın ikiyüzlü tavrı, uzun yıllardır dünya kamuoyunda tepki çekiyor. 24 Şubat 2022'de Ukrayna'ya saldıran Rusya, sadece 4 gün sonra tüm turnuvalardan men edilmişti. Gazze'de insalık dramı yaratan, Orta Doğu'yu kana bulayan İsrail'in men tartışmalarında ise FIFA, "Jeopolitik sorunları çözmek bizim görevimiz değil" diyerek İsrail'e hiçbir yaptırım uygulamadı. Ancak Infantino, son 1 yıl içinde Trump'ın kurduğu Gazze Barış Kurulu etkinliğine katıldığı gibi, FIFA ofisini de Trump Tower'da açarak Trump'ın kiracısı oldu.
Sahaya yansıyan bir skandal var ki, bir daha futbolseverlerin böyle bir kararla karşılaşması pek mümkün değil. ABD-Bosna Hersek maçında rakibine faul yaparak kırmızı kart gören ABD'li forvet Balogun'un cezası, Trump'ın İnfantino'yu aramasıyla 1 yıl ertelendi. Balogun Belçika maçında sahada yer aldı.
Amerikalıların spor müsabakalarında 'quarter' sistemine alışkın oluşu, maçlar 4 parçada izlemeyi sevmeleri nedeniyle FIFA tarihte ilk kez bir 'su molası' uygulaması başlattı. Tribünler tüm su molalarını yuhlasa da FIFA ABD'nin talebini revize etmeyi hiç gündemine almadı.
Tarihte ilk kez bir maçın devre arası uzatıldı ve sahne şovları yapıldı. Futbolseverler hiç alışık olmadıkları bu yenilikleri ne kadar sevmese de siyasetin FIFA üzerindeki gücü, sporun ruhundan önde geldi ve turnuvadan geriye ABD'lilerin isteğine göre şekillenen bir dünya kupası kaldı.
FIFA'nın son 50 yılında sadece 3 FIFA Başkanı yer alıyor: Havelange, Blatter ve Infantino. Dünyanın en çok sevilen sporunun en tepe organizasyonunun önceliğinin spor olduğu günler de yıllar öncesinde kaldı. Siyasetin, lobiciliğin, yayın ihalelerinin, sponsorların ve küresel ilişkilerin şekillendirdiği FIFA organizasyonu; saha içinde fair play'i hakim kılamadığı gibi, saha dışında da fair play'den uzak bir çıkar ağına dönüşmüş durumda.